| |
19 Mayıs, senin bayramın genç arkadaşım. Dün, benim bayramımdı
oysa. Gencecik ve umutlu bir öğrenci olduğum günlere geri
döndüğümde, öncelikle, orta öğrenimimi sürdürdüğüm, küçük bir
taşra kentindeki okulum aklıma düşüyor. Öğretmenlerimizin tümü
Atatürk’ ün ilke ve devrimlerine içten bağlı ve özveriliydiler.
Bize kalıplar biçiminde öğretmediler Atatürk’ü, ezberletmeden
anlatmaya çalıştılar. Herşey bir yana, yalnızca bunun için,
şimdi adlarını bile anımsamadığım ve sanırım çoğu artık
yaşamayan öğretmenlerime, o küçücük kentin büyük insanlarına
saygım sonsuz. Öylesine önemserlerdi ki bizi, onların bu duygusu
giderek sıcacık bir özgüvene dönüşürdü.. Biz de kendimizi
önemser ve geleceğe, aracılığımızla uzanacak olan ülkemiz adına
her zorluğu aşacak kadar güçlü bulurduk kendimizi.. Ülkemizin
gelişmesine, kendi gelişimimizce katılabileceğimize öylesine
inançlıydık...
Her bayram gerçek bir şölendi o
günlerde. Aylar önceden coşkuyla bayram törenlerine
hazırlandığımızı anımsıyorum. Geceler boyu, yatağımda, soluk
lamba ışığında, törende okuyacağım şiiri özümlemeye çalışırken,
içimi doldurup gözlerimden akmaya hazır yaşlar şu an gene göz
pınarlarımdan indi inecek.... O günlerin coşku dolu yaşları, bu
gün içimi acıtan, buruk gözyaşları oysa.
Yansız olarak geçmişe baktığımda,
gözlediklerim, asla savunamayacağım onca olumsuzlukla dolu ki
... Üstümüze düşen görevleri yapabilseydik, sizin bayramınız
gerçek bayram olurdu genç arkadaşım. Biz yaşlılar, gençleri
yetersiz buluruz çoğunlukla. Sorumluluk bilincinizin
gelişmediğini, giderek bozulduğunuzu düşünür, kendinize bile
yararınız olmadıkça ülkeniz adına da iyi şeyler yapacağınıza
inanmayız, dahası küçümseriz sizi. Oysa büyük düşünür
Montesquieu “Bir ulusun gençleri bozulmaz, o ancak yetişkinleri
bozulduğu zaman bozulur” diyor. Bu düşünceye içtenlikle
katıldığımı üzülerek söylemeliyim. Sizi yeterince
önemsemememizin kökeninde özgüvenimizin yok olması yatar
aslında. Sizden önce, bize armağan edilen bayramı hak
edemediğimizi ne denli görmezden gelsek de, biz sürekli bu
gerçekle yaşıyoruz ...
Ülkemizde yaşanan olumsuzlukların
tümünde, -bilerek ya da bilmeyerek- hepimizin payı var. Ülkeye
sahip çıkma adına kırk yöne dağıldık öncelikle. Her yol diğerine
kapandı. Birbirimizi düşman saydık. Sinsice değil, açıkça ve
çabucacık değiştirip, giderek yok ediverdik etik (ahlak)
değerlerimizi. Gelişimi, varlıklı olma sanıp ve saygıyı bu tür
kazanmayı yeğledik. Etek ucuna, beş emekçinin günlerce döktüğü
alın teri arma olmuş bir el giysisine sarınmak oldu ayrıcalığın
adı. “Borç yiyen kesesinden yer” sandık önceleri. Oysa, her
tükettiğimizle aslında sizi borçlandırdık. Bu bizim ve ülkemizin
yaşam biçimi oldu giderek. Yönetemedik, yönetilemedik ve bu
günlere geldik. Kısaca, biz, geleceğimize sahip çıkamadık genç
arkadaşım.
Aslında, geçmişten bu güne neler
taşıdığımızı en iyi siz biliyorsunuz. Onarılması belki de en zor
olan, size taşıdığımız umutsuzluk ve geleceğe güvensizlik
duygusu. Çoğunuz istediğiniz koşulda eğitim yapamıyorsunuz. Bunu
bir şekilde becerseniz de yaptığınız eğitim size yaşamınızı
sürdürme olanağı sağlamıyor artık ülkemizde. Birçoğunuz başka
ülkelere kaçıp yaşamınızı güvenceye almak istiyorsunuz. Sizi
kınamıyorum, haksız da değilsiniz üstüne üstlük. Ama başka
yaşamlarda ne denli rahat etseniz de, içiniz kendi gün
ışığınızda uyanmayı isteyecek. Zamanı geldiğinde, bildiğiniz ay
ışığınızda ve geçmişte yaşadığınız evin yeni bahçesinde sizi
umutla bekleyen çam ağacınızın kokusunu içinize çekerek, ninni
söylemek isteyeceksiniz bebeğinize. Ve en önemlisi kendi
bayrağınızın dalgalanmadığı bir gökyüzü, size hep soluk gelecek
genç arkadaşım.
Söylemesi zor ama, siz pes
ederseniz, biz temelli beceriksiz olacağız. Bizim geçmişimizi
iyi gözleyin ve yaptıklarımızı, yapamadıklarımızı bir bir
saptayın. Belki, yalnız bozduklarımızı onarmak bile uzun bir
süreç alacak genç arkadaşım, ama; geleceğinize sahip çıkıp çağı
yakaladığınızca,üretebildiğinizce ve ürettiğinizi
paylaştığınızca, çocuklarınız 19 Mayıs’larda gerçekten bayram
edecek.. O zaman, kıvançla, onurla ve göğsünüzü gere gere
ardında duracaksınız onların. Bu duyguyu, özellikle bu gün
yaşamak için neler vermezdim ki...
Tunca Tünay'a
teşekkürlerimizle
Denizce
 |
|