Denizce
       e-mail
    denizce@denizce.com
 





Adnan Saygun
Avni Anıl
Fazıl Say
Beethoven
Chopin
Mozart
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Besteciler   

  Ahmed Adnan Saygun

 

 

Adnan Saygun, 7 Eylül 1907’de İzmir’de doğdu. Daha ilkokul yıllarında iken başladığı musiki çalışmalarına, sanat ağırlıklı bir okul olan İzmir İttihad ve Terakki İdadisi’ndeki orta öğrenimi sırasında devam etti; piyanoya da bu okulda başladı. İlk kompozisyon denemelerine o dönemde yöneldi. 1924 yılından itibaren piyano yanında, elde edebildiği kitapların yardımıyla ve kendi kendine armoni ve kontrapuan üzerinde çalıştı. Yine 1924’te ve ondan sonraki yıllarda İzmir Milli Kütüphanesi’ndeki kitaplardan faydalanarak musiki konusunda mümkün olduğunca geniş bilgiler edinmeğe gayret etti. Bu yoldaki çalışmaları sırasında özellikle otuzbir ciltlik La Grance Encyclopedie’deki musiki ile ilgili maddeleri Türkçe’ye çevirerek birkaç ciltlik büyük bir “Musiki Lugatı” meydana getirdi. Bu sırada henüz 18 yaşında idi.

1926’da İzmir Erkek Lisesi’ne musiki öğretmeni olarak tayin edildi. 1928 senesinde devletçe açılmış olan imtihanı kazanarak Paris’e gidinceye kadar bu göreve devam etti. Paris’te Vincent d’Indy ile kompozisyon, Eugene Borrel ile füg ve kompozisyon, Paul Le Flem ile kontrapuan, Madame Eugene Borrel ile armoni ve kontrapuan, Amedee Gastoue ile chant gregorien, Edward Souberbielle ile org çalışarak bir kompozitör olmak için gerekli her bilgiyi edinmeye gayret etti. İlk eseri olarak kabul edilen Divertimento adlı orkestra yazısını da öğrenciliği sırasında 1929-1930 arasında yazdı. Saygun’un bu kompozisyonu 1931’de Paris’te açılmış olan bir kompozisyon yarışmasında kazanan birkaç eser arasında yer almış ve aynı tarihte Paris’te bulunabilmek için gerekli maddi imkanlardan mahrum olduğu için ilk eserini dinlemek fırsatını elde edememiştir. Aynı eserin 1932 yılında Varşova’daki icrası sırasında da oraya gitme imkanını bulamamıştır.

Adnan Saygun 1931’de yurda dönerek Ankara Musiki Muallim Mektebi’nde öğretmenliğe başladı. 1934 yılında öğretmenlik ile birlikte Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na şef olarak atandı. Yine aynı tarihte İran Şahı’nın Ankara’yı ziyareti vesilesi ile Atatürk’ün arzusu üzerine ve çok kısa sürede ilk Türk operası olan “Özsoy”u yazdı.

1936-39 yılları arasında İstanbul Şehir Konservatuvarı’nda çalıştı ve 1939 yılında Halkevleri Bürosu Sanat Müşaviri ve Halkevleri Müfettişi olarak Ankara’ya döndü. Bu görevde 1950 yılına kadar devam etti.

Saygun, 1946 yılında Yunus Emre Oratoryosu’nun ilk icrasından sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’na kompozisyon öğretmeni olarak atandı ve emekli olduğu 1972 yılına kadar bu görevde kaldı.

Emekli olduktan sonra 1973 yılında İstanbul’a, şimdi adını taşıyan caddedeki eve yerleşti. Hayatının son 17 yılının eserlerini bu apartmanda verdi. Bu arada 1983 yılından itibaren Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda kompozisyon ve etnomüzikoloji hocalığı yaptı. Seksenüç yaşında vefat ettiğinde bu görevi ve bir süreden beri yürüttüğü Bilkent Üniversitesi’ndeki kompozisyon öğretmenliğine devam ediyordu.

Adnan Saygun, aralarında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Heyeti ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu da olmak üzere birçok kuruluşta görev yapmıştır; yurt dışında da, 1946 yılından başlayarak yıllarca bazı uluslararası kurumların yönetim kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.

1971 yılında Devlet Sanatçılığı Kanunu yürürlüğe girdikten sonra Devlet Sanatçısı ünvanı ilk olarak Ahmed Adnan Saygun’a verilmiş, 1983 yılında da Profesörlük ünvanı, yine kendi alanında ilk olarak kendisine tevcih olunmuştur.

Eserleri New York’taki Southern Music Publishing Co.’nin ve Hamburg’daki Peer Musicverlag’ın kataloglarındadır.

Adnan Saygun, kısa bir hastalığı takiben 6 Ocak 1991 tarihinde İstanbul’da aramızdan ayrılmıştır. Vefatından sonra, yakın dostu Prof. İhsan Doğramacı’nın girişimleri ile Bilkent Üniversitesi Kampüsü içinde bir “A.Adnan Saygun Müzik Araştırma ve Eğitim Merkezi” kurulmuş, kompozitörün eşi Nilüfer Saygun tarafından aynı zamanda bir Saygun müzesi olan bu Merkez’e bağışlanan Saygun’un bütün eserleri, kitapları ve kişisel eşyası bu binada toplanmış, Saygun sevenlerin onu tanımak isteyecek olanların ziyaretine sunulmuştur.

 

Atatürk Müzik Devrimi ve Ahmed Adnan Saygun

Dünya müzik tarihiyle ilgili önemli kaynakları ne zaman incelesem, daima Ahmed Adnan Saygun adına rastlamışımdır. Böylece o sayfalara Türkiye de girmiş oluyor. Bundan her zaman mutluluk ve gurur duyarım. Bize bu gururu yaşatan, her biri bir “anıt”, yüzlerce eserin yaratıcısı Ahmed Adnan Saygun’un heykelinin dikilmesini, kadirşinaslık örneği olarak görüyorum. Öncü olanlara şükranlarımı sunarım.

Ahmed Adnan Saygun hakkındaki görüşlerimi, O’nun Atatürk ile münasebetleri, Cumhuriyet tarihimizdeki yeri ve katkıları yönünden sunmak isterim.

Atatürk, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda özel yapısı içinde büyük bir gelişme gösterdikten sonra, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişimini ve gücünü yitirmiş olan musıkimizi “Türk’ün münkeşif ruh ve hissini tatmine kafi” bulmuyordu.

O, Türk toplumunu yeni ve çağdaş bir yaşama hazırlıyordu. Toplumun çağdaşlaşmasında ona eşlik, hatta öncülük edecek  musıkimizin geleceği konusunda yenilikçi görüşler öne sürüyor “Bizim hakiki musıkimiz Anadolu halkında işitilebilir” deyişiyle “öz”e değiniyordu. O’na göre hayat musıkiydi. Ancak musıkinin niteliği “şayan-ı mutalea” idi.

Batı’da yüzyıllardan beri kullanılan nota yazısının ihmal edildiği, usta çırak ilişkisinin hakim olduğu musıkiciliğimizde, kulaktan yaratma-yaşatma-aktarma geleneği sonucu, büyük formdaki eserler yerlerini küçük şarkı türlerine bırakmıştı. Yaratıda tekseslilik hakimdi.

Bilindiği gibi, çoksesli müziğe yöneliş, 1831’de II. Mahmut döneminde “Muzıka-i Humayun”un kurulmasıyla başladı. Bu dönemde nota yazısı da geliştirilmeye başlandı. Ne var ki bütün bu gelişmeler yüzeyseldi. Batı normlarına uygun eğitim veren tek bir kurum yoktu. Gelişme kaçınılmazdı. Bunda esas alınacak “öz” belliydi. Ancak biçimsel içerik, Türk halkının derin düşünce ve deyişlerini, ince duyuşlarını, iç zenginliklerini içeren bu özün, çağdaş ve evrensel boyutlarda işlenmesine yetmiyordu.

İleride “Ulusal Türk Müziği”nin kurucuları olacak ve evrensel müzik dağarcığına  nice eserler katacak Ahmed Adnan Saygun  ve “Türk Beşleri”nin diğer üyelerinin 1920’lere doğru aldıkları miras buydu. Türk müzik devriminin öncüleri olmaları için, 1927’den başlayarak yurt dışında eğitime gönderilmişlerdi. 1907’de İzmir’de doğan Saygun da, büyük ölçüde kendini yetiştirdikten, ilkokul ve lise müzik öğretmenliği görevlerinden sonra, 1928’de Maarif Vekaleti’nce açılan sınavı kazanarak, Paris’e gönderilmişti.

Atatürk, 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açış konuşmasında, özünü halktan alan müziğimizin işlenmesinde esas alınacak biçim-kural konusuna açıklık getirdi: “Bir toplumun yeni değişikliğine ölçü, musıkide değişikliği alabilmesi, kavrayabilmesidir. Bunu açıkça bilmeliyiz.
Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri, söyleyişleri toplamak, onları bir an önce son genel musıki kurallarına göre işlemek gerekir; ancak bu güzeyde Türk Ulusal Musıkisi yükselebilir, evrensel musıki de yerini alabilir.”

Bu sözler Türk müzik devriminin ilkelerini ortaya koyuyordu. O tarihte Saygun 27 yaşındaydı. Dört yıl önce yani 1930’da , Paris’de Opus I sıra numaralı eserini vermiş, büyük orkestra için “Divertissement” başlıklı bu eser, kendisinin Türkiye’ye döndüğü 1931 yılında Paris’te, daha sonra Varşova’da seslendirilmiştir. Eser böylece, Cemal Reşit Rey’in 1925’te yine Paris’te seslendirilen iki eserinden başka, yurt dışında seslendirilen üçüncü Türk orkestra eseri olarak müzik tarihimize geçmiştir.

Saygun, 1931 yılında  Musıki Muallim Mektebi’nde hocadır. Kontrapunt ve teori dersleri vermektedir. Genç yaşına rağmen, geleceğin bestecilerinin sorumluluğunu üstlenmiştir. Besteciliğinin yanında Türk Halk Musıkisi alanında çalışmalar yapmaktadır. “Türk Halk Bilimleri Kurumu”nun kurulması önerisini bu dönemde geliştirir. Atatürk tarafından da benimsenen bu öneri, ne yazık ki çeşitli sebeplerle ileride ilgili kurumlarca hayata geçirilmez.

Benim, bundan yıllar sonra, üniversitelere bağlanmış olan Devlet Konsevatuvarlarında “etnomüzikoloji” bölümlerini açmak gibi, bu yöndeki benzer isteklerini hayata geçirmem, O’nu çok heyecanlandırmıştı. Türk müziğine benzeri katkılarım için, iltifat dolu sözlerle, başta Op.72 “Orkestra İçin Çeşitlemeler” başlıklı eseri ile Op.76 “Piyano Sonatı”nı bana ithaf etmiş olmasından, her zaman aynı heyecan ve mutluluğu duymaktayım.

Karşılaştığı kimi güçlüklere karşın O, halk müziği alanındaki araştırmalarını sürdürecek ve öte yandan, sahnelenen ilk Türk Operası “Özsoy”u Türk müzik yaşamına kazandıracaktır. Eser, İran Şahı’nın ülkemizi ziyareti münasebetiyle sahnelenmek üzere 1934 yılında Atatürk tarafından istenmiş, konusu da Atatürk tarafından verilmiştir. Saygun eseri bir ay içinde tamamlar. Atatürk bu hamleyle Cumhuriyet devrimlerinin ve çağdaş Türk toplumunun tanıtılmasını amaçlamıştır.

Kısıtlı zamana ve devrin güç koşullarına karşın büyük bir başarı kazanılmıştır. Atatürk bu gelişmeyi “bir inkılap hareketi” olarak nitelendirir.

Saygun’un ifadesiyle Atatürk artık “İnsan ruhunun karmaşıklığı karşısında, dimağı, gönlü, seziş, duyuş ve tefekkürün doruğuna yükseltecek ve Türk ulusunu insanlık ülküsü yolunda büyük atılımlara götürecek olan” eserleri bekliyordu. Bu nedenledir ki “Özsoy” Operasının yaratılışını “bir inkılap hareketi” olarak nitelendirmiştir.

Türk Musıkisi Saygun ve arkadaşlarıyla, yeni bir sanat anlayışına yönelmişti. Çoksesli biçimiyle “her türlü beşeri duyguları dile getirebilecek, insan ruhunu göklere ağdırabilecek bir sanat”ı amaçlamıştır  çalışmalarında Saygun. Özünü halktan alan çoksesli bir musıki... Çağdaş anlamda evrenselliğe ulaşabilen “Türk Ulusal Musıkisi”nin en önemli yaratıcılarındandır Saygun.

1934 yılının sonlarında yine Atatürk’ün isteğiyle “Taşbebek” Operasını besteledi. 1936’da ünlü Macar müzikolog ve besteci Béla Bartok ile Anadolu’da derlemeler yaptı; bir çok halk türküsünü notaya aldı. 1942’de en önemli yapıtlarından biri olan, ilk Türk oratoryosu “Yunus Emre”yi tamamladı. Bu eserle Saygun’un, ezgisel yönelimli  birinci verim döneminden, çizgisel yazı ve modal bir armoni anlayışının kaynaştığı bütüncül bir ikinci verim dönemine açıldığı kabul edilir.

Yunus Emre Oratoryosu 1946’da Ankara’da, bir yıl sonra iki kez Paris’te, 1958 yılında da Birleşmiş Milletlerin kuruluş yıldönümü münasebetiyle New York’da, ünlü şef  Leopold  Stokowski yönetiminde seslendirilir.

Sayın Haluk Bayülken, Yunus Emre Oratoryosu’nun Birleşmiş Milletler’deki seslendirilişi ardından; Konser’e ayıp olmasın diye, dudak bükerek gelmiş olan bazı ülkelerin temsilcilerinin, eserin bitimini takiben nasıl hayranlık içinde kaldıklarını; Birleşmiş Milletler’in koridorlarında Türk temsilcilerine nasıl bir başka saygı gösterilmeye başlandığını, bir başka gözle bakıldığını, başlarının nasıl bir başka dik olduğunu heyecanla anlatır.

Aynı yıl İkinci Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nün “Julliard Quartet” tarafından seslendirilmesiyle bestecinin ünü Türkiye sınırlarını aşarak, dünya çapında önem kazanır. Bu eserle Saygun’un üçüncü verim dönemi başlar.

Besteci, halk kültürü ve sanatları araştırmacısı, etnomüzikolog, eğitimci, düşünce adamı ve yazar Saygun, bütün bu alanlarda 84 yıllık verimli yaşamı boyunca daima üretti, yetiştirdi. 6 Ocak 1991 tarihinde hayata veda ettiğinde, Atatürk Devrimlerine bağlılığı, müzik devriminde yaratıcılığı ve inançlı savunuculuğu ile; 75 Opus sırasında derlediği opera, koral, senfonik müzik, oda müziği, enstrümantal müzik gibi, müziğin tüm biçim ve türlerinde nice eser, çok sayıda kitap ve çeviri, sayısız makale bıraktı.

Dostum Saygun, çok yönlü nitelikleriyle örnek bir yirminci yüzyıl aydınıdır. Cumhuriyet tarihimizin en önemli kültür ve sanat temsilcilerinden biridir.

Ünlü Azerbaycanlı orkestra şefi Niyazi Takizade şöyle tanımlar Saygun’u: “İnanınız şu anda birçok Batı Avrupa ülkesinde Saygun çapında bir besteci yoktur!”

İnanıyorum ki, arkasında bıraktığı sayısız eserleri, eserlerinin niteliği, çağa ve geleceğe ışık tutan sağlam temellere dayandırdığı görüşleri, O’nu gelecek yüzyıllara taşıyacaktır.

Bilkent Üniversitesi bünyesinde kurulmuş olan Ahmed Adnan Saygun Müzik Araştırma ve Eğitim Merkezi, Saygun’un 90. Doğum Yıldönümüne yönelik olarak, 1997 yılını “Ahmed Adnan Saygun Yılı” ilan etmiştir. 1997 yılı Saygun’un yurt içinde ve yurt dışında eserleri ve düşünceleriyle; konserler, uluslararası bilimsel toplantılar, yayınlar, müzik kayıtları ve yarışmalar yoluyla yoğun bir biçimde yaşatılacağı bir yıl olacaktır.  

 

Adnan Saygun’un Eserleri

Adnan Saygun’un çalışmaları başlıca musiki kompozisyonu, folklor, etnomüzikoloji ve eğitim alanlarında olmuştur.

Kompozisyon Alanında:

Orkestra Eserleri

Op.1 Divertimento
Op.13  Sihir Raksı
Op. 14  Suit
Op.29  Senfoni No.1
Op.30  Senfoni No.2
Op.39  Senfoni No.3
Op.49  Deyiş (Dictum)
Op.53  Senfoni No.4
Op.57  Ayin Raksı (Ritual Dance)
Op.62  Concerto de Camera
Op.70  Senfoni No..5
Op.72  Orkestra için Çeşitlemeler

 

Eşlikli Eserler

Op.5 Manastır Türküsü
Op.16  Masal
Op.19  Eski Üslupta Kantat
Op.21  Geçen Dakikalarım
Op.26  Yunus Emre Oratoryosu
Op.34  Piyano Konçertosu No.1
Op.41 Üç Ezgi
Op.44  Keman Konçertosu
Op.48  Dört Ezgi
Op.59  Viyola Konçertosu
Op.60  İnsan Üzerine Deyişler No.1
Op.61  İnsan Üzerine Deyişler No.2
Op.63  İnsan Üzerine Deyişler No.3
Op.67  Atatürk’e ve Anadolu’ya Destan
Op.71  Piyano Konçertosu No.2
Op.74  Çello Konçertosu


Oda Müziği Eserleri

Op.3 Sezişler
Op.8 Quatuor (Quartet with Percussion)
Op.12  Viyolonsel, Piyano Sonatı
Op.20  Keman, Piyano Sonatı
Op.27  Yaylı Sazlar Kuarteti No.1
Op.31  Çello için Partita
Op.33  Demet   (Suite)
Op.35  Yaylı Sazlar Kuarteti No.2
Op.36  Keman için Partita
Op.42  Trio
Op.43  Yaylı Sazlar Kuarteti No..3
Op.46  Nefesli Sazlar Beşgili
Op.50  Üç Prelüd
Op.55  Trio
Op.56  Ballade
Op.68  Üç Ezgi
Op.73  PoemYaylı Sazlar Kuarteti No.4

 

Sahne Eserleri

Op.9 “Özsoy”, Opera, I Perde
Op.11  “Taşbebek”, Opera, I Perde
Op.17  “Bir Orman Masalı”, Koreografik Süit, 6 Tablo
Op.28  “Kerem”, Opera, 3 Perde
Op.52  “Köroğlu”, Opera, 3 Perde
Op.65  “Gılgameş”, Bale temeline dayanan konuşma, solistler ve orkestra için destani dram, 3 perde
Op.75  “Bir Kumru Masalı”, Bale, 3 Perde

 

Ses ve Koro Eserleri

Op.3 Ağıtlar
Op.7 Çoban Armağanı
Op.18  Dağlardan-Ovalardan
Op.22  Çanakkale Türküsü
Op.23  Üç Türkü
Op.32  Üç Ballad
Op.41  On Türkü
Op.51  Duyuşlar
Op.54  Ağıtlar II   (Dirges II)

 

Piyano Eserleri

Op.2 Süit
;Op.10  İnci’nin Kitabı
Op.15  Sonatine
Op.25  Anadolu’dan
Op.38  Aksak Tartılar Üzerine On Etüd
Op.45  Aksak Tartılar Üzerine Oniki Prelüd
Op.47  Aksak Tartılar Üzerine Onbeş Parça
Op.58  Aksak Tartılar Üzerine On Taslak
Op.76  Sonata

 

Eğitim Alanında:

Musiki Temel Bilgisi, 4 Kitap (Milli Eğitim Bakanlığı’nca birkaç baskısı yapılmıştır)
Toplu Solfej (Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1973)
Töresel Musiki (Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1973)
Halkevlerinde Musiki (Ankara, 1940)
Yalan, Sanat Konuşmaları (Ankara, 1945)
Atatürk ve Musiki (Ankara, 1982)
Değişik dergilerde ve Türkiye ile yurt dışında makaleler, kongrelerde tebliğler

 

Folklor ve Etnomüzikoloji Alanında Kitap ve Diğer Yayınlar:

Rize, Artvin ve Kars Havalisi Türkü, Saz ve Oyunları Hakkında Bazı Malümat (İstanbul, 1937)
Yedi Karadeniz Türküsü ve Bir Horon (İstanbul, 1938)
Karacaoğlan (Ankara, 1952)
Bela Bartok’s Folk Music Research in Turkey (Budapeşte, 1976)
Mod öncesi Ezgilerin Tasnifi (Basılmamıştır)
Muharrem Ayininin Menşei ve Ağıt (Basılmamıştır)
Muhtelif yurt dışı memleketler meslek dergilerinde yayınlanmış makaleler
Milletlerarası kongrelere sunulmuş tebliğler
Dış memleketlerde verilmiş konferanslar

 

Kaynakça: mssf.bilkent.edu.tr

                 www.tuluyhanugurlu.com