|
|
 |
Adnan
Saygun, 7 Eylül 1907’de İzmir’de doğdu. Daha ilkokul
yıllarında iken başladığı musiki çalışmalarına, sanat
ağırlıklı bir okul olan İzmir İttihad ve Terakki
İdadisi’ndeki orta öğrenimi sırasında devam etti; piyanoya
da bu okulda başladı. İlk kompozisyon denemelerine o dönemde
yöneldi. 1924 yılından itibaren piyano yanında, elde
edebildiği kitapların yardımıyla ve kendi kendine armoni ve
kontrapuan üzerinde çalıştı. Yine 1924’te ve ondan sonraki
yıllarda İzmir Milli Kütüphanesi’ndeki kitaplardan
faydalanarak musiki konusunda mümkün olduğunca geniş
bilgiler edinmeğe gayret etti. Bu yoldaki çalışmaları
sırasında özellikle otuzbir ciltlik La Grance
Encyclopedie’deki musiki ile ilgili maddeleri Türkçe’ye
çevirerek birkaç ciltlik büyük bir “Musiki Lugatı” meydana
getirdi. Bu sırada henüz 18 yaşında idi. |
1926’da İzmir
Erkek Lisesi’ne musiki öğretmeni olarak tayin edildi. 1928
senesinde devletçe açılmış olan imtihanı kazanarak Paris’e
gidinceye kadar bu göreve devam etti.
Paris’te Vincent d’Indy ile kompozisyon, Eugene Borrel ile
füg ve kompozisyon, Paul Le Flem ile kontrapuan, Madame Eugene
Borrel ile armoni ve kontrapuan, Amedee Gastoue ile chant
gregorien, Edward Souberbielle ile org çalışarak bir kompozitör
olmak için gerekli her bilgiyi edinmeye gayret etti. İlk eseri
olarak kabul edilen Divertimento adlı orkestra yazısını da
öğrenciliği sırasında 1929-1930 arasında yazdı. Saygun’un bu
kompozisyonu 1931’de Paris’te açılmış olan bir kompozisyon
yarışmasında kazanan birkaç eser arasında yer almış ve aynı
tarihte Paris’te bulunabilmek için gerekli maddi imkanlardan
mahrum olduğu için ilk eserini dinlemek fırsatını elde
edememiştir. Aynı eserin 1932 yılında Varşova’daki icrası
sırasında da oraya gitme imkanını bulamamıştır.
Adnan Saygun 1931’de yurda dönerek Ankara Musiki Muallim
Mektebi’nde öğretmenliğe başladı. 1934 yılında öğretmenlik ile
birlikte Cumhurbaşkanlığı Orkestrası’na şef olarak atandı. Yine
aynı tarihte İran Şahı’nın Ankara’yı ziyareti vesilesi ile
Atatürk’ün arzusu üzerine ve çok kısa sürede ilk Türk operası
olan “Özsoy”u yazdı.
1936-39 yılları arasında İstanbul Şehir Konservatuvarı’nda
çalıştı ve 1939 yılında Halkevleri Bürosu Sanat Müşaviri ve
Halkevleri Müfettişi olarak Ankara’ya döndü. Bu görevde 1950
yılına kadar devam etti.
Saygun, 1946 yılında Yunus Emre Oratoryosu’nun ilk icrasından
sonra Ankara Devlet Konservatuvarı’na kompozisyon öğretmeni
olarak atandı ve emekli olduğu 1972 yılına kadar bu görevde
kaldı.
Emekli olduktan sonra 1973 yılında İstanbul’a, şimdi adını
taşıyan caddedeki eve yerleşti. Hayatının son 17 yılının
eserlerini bu apartmanda verdi. Bu arada 1983 yılından itibaren
Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda kompozisyon
ve etnomüzikoloji hocalığı yaptı. Seksenüç yaşında vefat
ettiğinde bu görevi ve bir süreden beri yürüttüğü Bilkent
Üniversitesi’ndeki kompozisyon öğretmenliğine devam ediyordu.
Adnan Saygun, aralarında Milli Eğitim Bakanlığı Talim ve
Terbiye Heyeti ile Türkiye Radyo ve Televizyon Kurumu da olmak
üzere birçok kuruluşta görev yapmıştır; yurt dışında da, 1946
yılından başlayarak yıllarca bazı uluslararası kurumların
yönetim kurulu üyeliklerinde bulunmuştur.
|
 |
1971 yılında Devlet Sanatçılığı Kanunu yürürlüğe girdikten
sonra Devlet Sanatçısı ünvanı ilk olarak Ahmed Adnan
Saygun’a verilmiş, 1983 yılında da Profesörlük ünvanı, yine
kendi alanında ilk olarak kendisine tevcih olunmuştur.
Eserleri New York’taki Southern Music Publishing Co.’nin ve
Hamburg’daki Peer Musicverlag’ın kataloglarındadır.
|
Adnan Saygun, kısa bir hastalığı takiben 6 Ocak 1991
tarihinde İstanbul’da aramızdan ayrılmıştır. Vefatından sonra,
yakın dostu Prof. İhsan Doğramacı’nın girişimleri ile Bilkent
Üniversitesi Kampüsü içinde bir “A.Adnan Saygun Müzik Araştırma
ve Eğitim Merkezi” kurulmuş, kompozitörün eşi Nilüfer Saygun
tarafından aynı zamanda bir Saygun müzesi olan bu Merkez’e
bağışlanan Saygun’un bütün eserleri, kitapları ve kişisel eşyası
bu binada toplanmış, Saygun sevenlerin onu tanımak isteyecek
olanların ziyaretine sunulmuştur.
Atatürk Müzik
Devrimi ve Ahmed Adnan Saygun
Dünya müzik tarihiyle ilgili önemli kaynakları ne zaman
incelesem, daima Ahmed Adnan Saygun adına rastlamışımdır.
Böylece o sayfalara Türkiye de girmiş oluyor. Bundan her zaman
mutluluk ve gurur duyarım. Bize bu gururu yaşatan, her biri bir
“anıt”, yüzlerce eserin yaratıcısı Ahmed Adnan Saygun’un
heykelinin dikilmesini, kadirşinaslık örneği olarak görüyorum.
Öncü olanlara şükranlarımı sunarım.
Ahmed Adnan Saygun hakkındaki görüşlerimi, O’nun Atatürk ile
münasebetleri, Cumhuriyet tarihimizdeki yeri ve katkıları
yönünden sunmak isterim.
Atatürk, on yedinci ve on sekizinci yüzyıllarda özel yapısı
içinde büyük bir gelişme gösterdikten sonra, on dokuzuncu
yüzyılın ikinci yarısından itibaren gelişimini ve gücünü
yitirmiş olan musıkimizi “Türk’ün münkeşif ruh ve hissini
tatmine kafi” bulmuyordu.
O, Türk toplumunu yeni ve çağdaş bir yaşama hazırlıyordu.
Toplumun çağdaşlaşmasında ona eşlik, hatta öncülük edecek
musıkimizin geleceği konusunda yenilikçi görüşler öne sürüyor
“Bizim hakiki musıkimiz Anadolu halkında işitilebilir” deyişiyle
“öz”e değiniyordu. O’na göre hayat musıkiydi. Ancak musıkinin
niteliği “şayan-ı mutalea” idi.
Batı’da yüzyıllardan beri kullanılan nota yazısının ihmal
edildiği, usta çırak ilişkisinin hakim olduğu musıkiciliğimizde,
kulaktan yaratma-yaşatma-aktarma geleneği sonucu, büyük formdaki
eserler yerlerini küçük şarkı türlerine bırakmıştı. Yaratıda
tekseslilik hakimdi.
Bilindiği gibi, çoksesli müziğe yöneliş, 1831’de II. Mahmut
döneminde “Muzıka-i Humayun”un kurulmasıyla başladı. Bu dönemde
nota yazısı da geliştirilmeye başlandı. Ne var ki bütün bu
gelişmeler yüzeyseldi. Batı normlarına uygun eğitim veren tek
bir kurum yoktu. Gelişme kaçınılmazdı. Bunda esas alınacak “öz”
belliydi. Ancak biçimsel içerik, Türk halkının derin düşünce ve
deyişlerini, ince duyuşlarını, iç zenginliklerini içeren bu
özün, çağdaş ve evrensel boyutlarda işlenmesine yetmiyordu.
İleride “Ulusal Türk Müziği”nin kurucuları olacak ve evrensel
müzik dağarcığına nice eserler katacak Ahmed Adnan Saygun ve
“Türk Beşleri”nin diğer üyelerinin 1920’lere doğru aldıkları
miras buydu. Türk müzik devriminin öncüleri olmaları için,
1927’den başlayarak yurt dışında eğitime gönderilmişlerdi.
1907’de İzmir’de doğan Saygun da, büyük ölçüde kendini
yetiştirdikten, ilkokul ve lise müzik öğretmenliği görevlerinden
sonra, 1928’de Maarif Vekaleti’nce açılan sınavı kazanarak,
Paris’e gönderilmişti.
Atatürk, 1934 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni açış
konuşmasında, özünü halktan alan müziğimizin işlenmesinde esas
alınacak biçim-kural konusuna açıklık getirdi: “Bir toplumun
yeni değişikliğine ölçü, musıkide değişikliği alabilmesi,
kavrayabilmesidir. Bunu açıkça bilmeliyiz.
Ulusal ince duyguları, düşünceleri anlatan, yüksek deyişleri,
söyleyişleri toplamak, onları bir an önce son genel musıki
kurallarına göre işlemek gerekir; ancak bu güzeyde Türk Ulusal
Musıkisi yükselebilir, evrensel musıki de yerini alabilir.”
Bu sözler Türk müzik devriminin ilkelerini ortaya koyuyordu.
O tarihte Saygun 27 yaşındaydı. Dört yıl önce yani 1930’da ,
Paris’de Opus I sıra numaralı eserini vermiş, büyük orkestra
için “Divertissement” başlıklı bu eser, kendisinin Türkiye’ye
döndüğü 1931 yılında Paris’te, daha sonra Varşova’da
seslendirilmiştir. Eser böylece, Cemal Reşit Rey’in 1925’te yine
Paris’te seslendirilen iki eserinden başka, yurt dışında
seslendirilen üçüncü Türk orkestra eseri olarak müzik tarihimize
geçmiştir.
Saygun, 1931 yılında Musıki Muallim Mektebi’nde hocadır.
Kontrapunt ve teori dersleri vermektedir. Genç yaşına rağmen,
geleceğin bestecilerinin sorumluluğunu üstlenmiştir.
Besteciliğinin yanında Türk Halk Musıkisi alanında çalışmalar
yapmaktadır. “Türk Halk Bilimleri Kurumu”nun kurulması önerisini
bu dönemde geliştirir. Atatürk tarafından da benimsenen bu
öneri, ne yazık ki çeşitli sebeplerle ileride ilgili kurumlarca
hayata geçirilmez.
Benim, bundan yıllar sonra, üniversitelere bağlanmış olan
Devlet Konsevatuvarlarında “etnomüzikoloji” bölümlerini açmak
gibi, bu yöndeki benzer isteklerini hayata geçirmem, O’nu çok
heyecanlandırmıştı. Türk müziğine benzeri katkılarım için,
iltifat dolu sözlerle, başta Op.72 “Orkestra İçin Çeşitlemeler”
başlıklı eseri ile Op.76 “Piyano Sonatı”nı bana ithaf etmiş
olmasından, her zaman aynı heyecan ve mutluluğu duymaktayım.
|
 |
Karşılaştığı kimi güçlüklere karşın O, halk müziği alanındaki
araştırmalarını sürdürecek ve öte yandan, sahnelenen ilk
Türk Operası “Özsoy”u Türk müzik yaşamına kazandıracaktır.
Eser, İran Şahı’nın ülkemizi ziyareti münasebetiyle
sahnelenmek üzere 1934 yılında Atatürk tarafından istenmiş,
konusu da Atatürk tarafından verilmiştir. Saygun eseri bir
ay içinde tamamlar. Atatürk bu hamleyle Cumhuriyet
devrimlerinin ve çağdaş Türk toplumunun tanıtılmasını
amaçlamıştır. |
Kısıtlı zamana ve devrin güç koşullarına karşın büyük bir
başarı kazanılmıştır. Atatürk bu gelişmeyi “bir inkılap
hareketi” olarak nitelendirir.
Saygun’un ifadesiyle Atatürk artık “İnsan ruhunun
karmaşıklığı karşısında, dimağı, gönlü, seziş, duyuş ve
tefekkürün doruğuna yükseltecek ve Türk ulusunu insanlık ülküsü
yolunda büyük atılımlara götürecek olan” eserleri bekliyordu. Bu
nedenledir ki “Özsoy” Operasının yaratılışını “bir inkılap
hareketi” olarak nitelendirmiştir.
Türk Musıkisi Saygun ve arkadaşlarıyla, yeni bir sanat
anlayışına yönelmişti. Çoksesli biçimiyle “her türlü beşeri
duyguları dile getirebilecek, insan ruhunu göklere ağdırabilecek
bir sanat”ı amaçlamıştır çalışmalarında Saygun. Özünü halktan
alan çoksesli bir musıki... Çağdaş anlamda evrenselliğe
ulaşabilen “Türk Ulusal Musıkisi”nin en önemli
yaratıcılarındandır Saygun.
1934 yılının sonlarında yine Atatürk’ün isteğiyle “Taşbebek”
Operasını besteledi. 1936’da ünlü Macar müzikolog ve besteci
Béla Bartok ile Anadolu’da derlemeler yaptı; bir çok halk
türküsünü notaya aldı. 1942’de en önemli yapıtlarından biri
olan, ilk Türk oratoryosu “Yunus Emre”yi tamamladı. Bu eserle
Saygun’un, ezgisel yönelimli birinci verim döneminden, çizgisel
yazı ve modal bir armoni anlayışının kaynaştığı bütüncül bir
ikinci verim dönemine açıldığı kabul edilir.
Yunus Emre Oratoryosu 1946’da Ankara’da, bir yıl sonra iki
kez Paris’te, 1958 yılında da Birleşmiş Milletlerin kuruluş
yıldönümü münasebetiyle New York’da, ünlü şef Leopold
Stokowski yönetiminde seslendirilir.
Sayın Haluk Bayülken, Yunus Emre Oratoryosu’nun Birleşmiş
Milletler’deki seslendirilişi ardından; Konser’e ayıp olmasın
diye, dudak bükerek gelmiş olan bazı ülkelerin temsilcilerinin,
eserin bitimini takiben nasıl hayranlık içinde kaldıklarını;
Birleşmiş Milletler’in koridorlarında Türk temsilcilerine nasıl
bir başka saygı gösterilmeye başlandığını, bir başka gözle
bakıldığını, başlarının nasıl bir başka dik olduğunu heyecanla
anlatır.
Aynı yıl İkinci Yaylı Çalgılar Dörtlüsü’nün “Julliard
Quartet” tarafından seslendirilmesiyle bestecinin ünü Türkiye
sınırlarını aşarak, dünya çapında önem kazanır. Bu eserle
Saygun’un üçüncü verim dönemi başlar.
Besteci, halk kültürü ve sanatları araştırmacısı,
etnomüzikolog, eğitimci, düşünce adamı ve yazar Saygun, bütün bu
alanlarda 84 yıllık verimli yaşamı boyunca daima üretti,
yetiştirdi. 6 Ocak 1991 tarihinde hayata veda ettiğinde, Atatürk
Devrimlerine bağlılığı, müzik devriminde yaratıcılığı ve inançlı
savunuculuğu ile; 75 Opus sırasında derlediği opera, koral,
senfonik müzik, oda müziği, enstrümantal müzik gibi, müziğin tüm
biçim ve türlerinde nice eser, çok sayıda kitap ve çeviri,
sayısız makale bıraktı.
Dostum Saygun, çok yönlü nitelikleriyle örnek bir yirminci
yüzyıl aydınıdır. Cumhuriyet tarihimizin en önemli kültür ve
sanat temsilcilerinden biridir.
Ünlü Azerbaycanlı orkestra şefi Niyazi Takizade şöyle
tanımlar Saygun’u: “İnanınız şu anda birçok Batı Avrupa
ülkesinde Saygun çapında bir besteci yoktur!”
İnanıyorum ki, arkasında bıraktığı sayısız eserleri,
eserlerinin niteliği, çağa ve geleceğe ışık tutan sağlam
temellere dayandırdığı görüşleri, O’nu gelecek yüzyıllara
taşıyacaktır.
Bilkent Üniversitesi bünyesinde kurulmuş olan Ahmed Adnan
Saygun Müzik Araştırma ve Eğitim Merkezi, Saygun’un 90. Doğum
Yıldönümüne yönelik olarak, 1997 yılını “Ahmed Adnan Saygun
Yılı” ilan etmiştir. 1997 yılı Saygun’un yurt içinde ve yurt
dışında eserleri ve düşünceleriyle; konserler, uluslararası
bilimsel toplantılar, yayınlar, müzik kayıtları ve yarışmalar
yoluyla yoğun bir biçimde yaşatılacağı bir yıl olacaktır.
Adnan Saygun’un
Eserleri
Adnan Saygun’un çalışmaları başlıca musiki kompozisyonu,
folklor, etnomüzikoloji ve eğitim alanlarında olmuştur.
Kompozisyon
Alanında:
Orkestra
Eserleri
Op.1 Divertimento
Op.13 Sihir Raksı
Op. 14 Suit
Op.29 Senfoni No.1
Op.30 Senfoni No.2
Op.39 Senfoni No.3
Op.49 Deyiş (Dictum)
Op.53 Senfoni No.4
Op.57 Ayin Raksı (Ritual Dance)
Op.62 Concerto de Camera
Op.70 Senfoni No..5
Op.72 Orkestra için Çeşitlemeler
Eşlikli Eserler
Op.5 Manastır Türküsü
Op.16 Masal
Op.19 Eski Üslupta Kantat
Op.21 Geçen Dakikalarım
Op.26 Yunus Emre Oratoryosu
Op.34 Piyano Konçertosu No.1
Op.41 Üç Ezgi
Op.44 Keman Konçertosu
Op.48 Dört Ezgi
Op.59 Viyola Konçertosu
Op.60 İnsan Üzerine Deyişler No.1
Op.61 İnsan Üzerine Deyişler No.2
Op.63 İnsan Üzerine Deyişler No.3
Op.67 Atatürk’e ve Anadolu’ya Destan
Op.71 Piyano Konçertosu No.2
Op.74 Çello Konçertosu
Oda Müziği
Eserleri
Op.3 Sezişler
Op.8 Quatuor (Quartet with Percussion)
Op.12 Viyolonsel, Piyano Sonatı
Op.20 Keman, Piyano Sonatı
Op.27 Yaylı Sazlar Kuarteti No.1
Op.31 Çello için Partita
Op.33 Demet (Suite)
Op.35 Yaylı Sazlar Kuarteti No.2
Op.36 Keman için Partita
Op.42 Trio
Op.43 Yaylı Sazlar Kuarteti No..3
Op.46 Nefesli Sazlar Beşgili
Op.50 Üç Prelüd
Op.55 Trio
Op.56 Ballade
Op.68 Üç Ezgi
Op.73 PoemYaylı Sazlar Kuarteti No.4
Sahne Eserleri
Op.9 “Özsoy”, Opera, I Perde
Op.11 “Taşbebek”, Opera, I Perde
Op.17 “Bir Orman Masalı”, Koreografik Süit, 6 Tablo
Op.28 “Kerem”, Opera, 3 Perde
Op.52 “Köroğlu”, Opera, 3 Perde
Op.65 “Gılgameş”, Bale temeline dayanan konuşma, solistler ve
orkestra için destani dram, 3 perde
Op.75 “Bir Kumru Masalı”, Bale, 3 Perde
Ses ve Koro
Eserleri
Op.3 Ağıtlar
Op.7 Çoban Armağanı
Op.18 Dağlardan-Ovalardan
Op.22 Çanakkale Türküsü
Op.23 Üç Türkü
Op.32 Üç Ballad
Op.41 On Türkü
Op.51 Duyuşlar
Op.54 Ağıtlar II (Dirges II)
Piyano Eserleri
Op.2 Süit
;Op.10 İnci’nin Kitabı
Op.15 Sonatine
Op.25 Anadolu’dan
Op.38 Aksak Tartılar Üzerine On Etüd
Op.45 Aksak Tartılar Üzerine Oniki Prelüd
Op.47 Aksak Tartılar Üzerine Onbeş Parça
Op.58 Aksak Tartılar Üzerine On Taslak
Op.76 Sonata
Eğitim
Alanında:
Musiki Temel Bilgisi, 4 Kitap (Milli Eğitim Bakanlığı’nca
birkaç baskısı yapılmıştır)
Toplu Solfej (Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1973)
Töresel Musiki (Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1973)
Halkevlerinde Musiki (Ankara, 1940)
Yalan, Sanat Konuşmaları (Ankara, 1945)
Atatürk ve Musiki (Ankara, 1982)
Değişik dergilerde ve Türkiye ile yurt dışında makaleler,
kongrelerde tebliğler
Folklor ve
Etnomüzikoloji Alanında Kitap ve Diğer Yayınlar:
Rize, Artvin ve Kars Havalisi Türkü, Saz ve Oyunları Hakkında
Bazı Malümat (İstanbul, 1937)
Yedi Karadeniz Türküsü ve Bir Horon (İstanbul, 1938)
Karacaoğlan (Ankara, 1952)
Bela Bartok’s Folk Music Research in Turkey (Budapeşte, 1976)
Mod öncesi Ezgilerin Tasnifi (Basılmamıştır)
Muharrem Ayininin Menşei ve Ağıt (Basılmamıştır)
Muhtelif yurt dışı memleketler meslek dergilerinde yayınlanmış
makaleler
Milletlerarası kongrelere sunulmuş tebliğler
Dış memleketlerde verilmiş konferanslar
Kaynakça:
mssf.bilkent.edu.tr
www.tuluyhanugurlu.com
|