| |
Sanıyorum, başlıklarındaki tüyler gibi rengarenk ve
totemlerindeki kabartmaların anlattığı kadar çeşitli ve mistik
Kızılderili efsanelerinden esinlenmiş bir öyküydü Gökyüzü
Süvarileri. Hatta sonraları Country şeklinde bir de güzel
şarkısı yapılmıştı : “Raiders in (veya of) the Sky”. Ara sıra
tesadüfen bir yerlerde çalınır, bendeki eski “Long Play” lerden
birinde de vardır.
Amerika’nın Afacanlık Yılları’nda kıtanın güvenli ve uygar
doğusundan, ilk 13 eyaleti gerilerde sisli anılar olarak bırakıp
macera aramaya ve yeni bir hayat kurmaya batıya göçenler ve
çocukları, yasa tanınmayan, uçsuz bucaksız topraklara
yerleşmişlerdi. Temel geçim toprağı ekmek ve özellikle büyük baş
hayvan yetiştiriciliği idi. Bölge genç ve çok büyük ülkenin
besin kaynağı idi. Hızlı silah çekip iyi nişanlanmış atış
yapmanın bölgesel yasa önünde kişiyi haklı kıldığı düzen,
özellikle bu hayvan yetiştiricileri tarafından benimsenmişti.
Arazide dolaşıp işleri gören sığır çobanları “Cow-Boy” adını
taşıyorlardı.
Daha az sayıdaki geçim yolları madencilik, ormancılık ve
koyun yetiştirme gibi temelde hammadde sağlayan işlerdi. Kurulan
demiryolu ağları, ülkenin doğu ve batı kıyıları gibi, pek çok
bölgeyi de birbirine bağlayarak insanların, hayvanların ve
hammaddelerin iletimini sağlıyor ve kolaylaştırıyordu. Ülkenin
eski ve gerçek sahipleri, Orta-Batı tabir edilen bir kısmı
dağlık bir kısmı çöllük arazilere sıkıştırılmıştı. Bunlar sık
sık isyan ediyor ve savaşlar çıkarıyordu.
Hatta, kölelik yüzünden çıkan Kuzey-Güney eyaletleri
arasındaki iç savaş kadar büyük ve etkili olmasa da, önemli bir
küçük savaş ta, Tonto Vadisi havzasında Koyun’cularla
Sığır’cılar arasında çıkmış ve çok kanla sulanmıştı.
Böyle savaşlar veya başka çatışmalarda ölen süvarilerin gök
yüzünde beyaz bulutlar şeklinde dolaştıkları öyküsü yaratılmış
ve isimlerine “Gökyüzü Süvarileri” denilmişti. Kızılderililerin
öbür dünya kavramı olarak benimseyip yaydıkları “Ebedi Çayırlar”
beyazlarda bu şekli almıştı. Efsaneye göre, birisi ölüp göğe
çıkacağı zaman, diğer gökyüzü süvarileri gelir ve onu karşılayıp
aralarına alırlardı.
Bu hoş efsane, bana “Gökyüzü Yelkencileri” de olabileceğini
ve bembeyaz bulutlar şeklinde çok sevdikleri rüzgarla başka bir
engin mavilikte süzülebileceklerini hatırlattı. Öyle ya, bir
yelkenci yani bir denizcinin yeri, göklerin sonsuzluğudur (kimi
inançlara göre yer altında, öbür dünya girişinde geniş bir su
olsa da, burada seyir için usta denizcilere ihtiyaç olsa da,
bence bu böyledir). Zaten “Uçan Hollandalı” öyküsü ile
simgelenen, ebediyete kadar dolaşacak denizciler, lanetlenmiş
olsalar da olmasalar da, uçmaya mahkum değiller midir ?
Şöyle bir düşündüm de, tanıdığım ve tanımadığım ne çok
yelkenci olması lazım, gökyüzünde usulca süzülen. Sanki onları
sisler arkasından görüyor ve özlenmiş seslerini duyuyor gibiyim.
Sanki kulübün 1960 lardaki bahçesine geri döndüm. Bombeli ahşap,
mavi renkli bahçe sandalyelerini, çiçekli desenli minderlerini
altımda hissediyorum. Ağaçlar yine aynı ağaçlar. Yalnız denizle
aramızda bir ara set var. Ucunda işaret direği ve yarı kaygan
tahtalarla kaplı paslı demir basamakları ve üstündeki üçerli
gruplar halindeki tahta kaplı lodos delikleri ile beton iskele,
Moda yönünde uzanıyor. İskelenin yanları ise arada taşlar
bulunan kumluk. İskelenin başında solda pek sevilen güneşlenme
yeri, kayalar, güneşin altında öylece duruyor. Sağda, uzakta ise
birkaç yıl sonra “Optimist İskelesi” denecek kısım, denize doğru
uzanmış. Limanda eski ve yeni kayıkhanelerin çatıları ile sarıya
boyanmış yeni çelik bumba bir parmak gibi havaya dikilmiş
görülüyor. Sanki beyaz duvarları ile tarihi Belvü bile
gözükecek.
Bahçenin ortasında bir yanda kır saçlı, keskin hatlı Taci
Erce ebedi ve acımasız rakibi İbrahim Horoz ile her zamanki gibi
bitmeyen bir tartışma içinde. İbrahim Ağabey, kıvıramadığı sakat
bacağını teknede yaptığı gibi uzatmış, yeni yapacağı bir tekne
ile onu nasıl geçeceğini, güneşin altın ışıklarında Ray-Ban
gözlükleri parlayan Taci Ağabey’e tatlı bir sesle ama çok emin
anlatıyor. Hemen yanlarında Cafer Seyfioğlu, Harun Ülman, Athar
Beşpınar yan yana, Turgud Cevad Abbas Gürer’e nasıl bir yeni
tekne tasarlaması gerekeceğini söylüyorlar. Cafer Ağabey’in iri
göbeği hopluyor, Athar Ağabey çok zaman yaptığı gibi başını
geriye atmış, Harun Ağabey ise her zamanki gibi şık giyinmiş ve
heyecanla konuşuyor. Papyonu oynayıp duruyor. Turgud Ağabey ise
yarım sigarasını içerken bir yandan dinliyor, bir yandan da
Behzat Baydar’ı süzüyor. Behzat Ağabey ise eski dostu ve tekne
arkadaşı Harun Ağabey’i başıyla evetliyor.
Yanı başlarında “Milli Damat” Erdoğan Arsal, beraber oturduğu
kadim dostu ve FD yarışlarında da, Optimist Antrenörlüğünde de
rakibi Vural Suveren, Samatya Demir Spor’dan Hakkı Bey, bizim
Hakkı Baba, İzmit’ten Sabri Yalım ve arkaları dönük daha birkaç
kişiye heyecanla bir şeyler anlatıyor. Duyamıyorum ama çok
dinlediğim için tahmin ediyorum : Ya bir masada oturan Kurtuluş
Savaşçısı-Saltanat Yanlısı-Tarikat Şeyhi üçlüsü hikayesi ; ya
yakın dostu süvari Fethi Gürcan’ın hikayesi (ihtilale
teşebbüsten 1963 te idam edilmişti) ; ya Gazi’nin mirasından
gelen para ile nasıl Rakı içtiği; ya da böyle bir anı.
Biraz ileride eski yelkenci ve sonranın idarecileri başka bir
grup kurmuşlar. Rauf Korol, bir fasulye-pilav hikayesi
anlatıyor. Babam Safvan Serim ve ondan kısa bir süre önce giden
Rıdvan İnceoğlu konuşma sırası bekliyorlar. Biliyorum, babam
Mısır dönüşü gemide isteyip yaptırdıkları kuru fasulye yemeğini
anlatacak, Rıdvan Ağabey de Heybeli Ada’da, Deniz Harp Okulunda
yediği son yemeği. Eski yelken ajanlarından Serdar Pehlivanoğlu,
oğlu ve benim can dostum Nuri Pehlivanoğlu da sessizce
dinliyorlar. Dinleyenlerden biri de yine eski ajanlardan Münir
Atakan. Münir Ağabey yanına kardeşi Niyazi Atakan’ı da almış
öyle gelmiş.
Yakınlarında bir başka grup ta yılların ünlü yelken hakemi
Mıçık Beri, yakın zamanda kaybettiğimiz Ayhan Atmaca,
Bahriye’den emekli olunca TAYK’a tansfer Atalay Açmaz, renkli
kalemleriyle bir zamanların değişmez yarış sekreteri Vildan
Güzaltan. Eski yarışları anıp duruyorlar.
Beride iki konuşan grup daha var. İlki saygı ve sevgi dolu
bir dikkatle, önce Kulüp Başkanı daha sonra Federasyon Başkanı
olarak çok önemli işlere imza atmış, elinden düşürmediği
purosunu dişleyen Dr. Ziya Demirdöken’i dinliyorlar. Kimler yok
ki: Faruk Birgen, kardeşi Şeref Birgen, Dr. Zerrin Ün, Abbas
Vlora, Sinyor Pari, Kamil Ulus, Semih Arıcan, Namık Tegül, Naci
Ark, Tevfik Taşçı, Ruhi Sarıalp, gençlerden Ahmet Baydar, Keçi
Mehmet, Kefal ve arkaları dönük olduğundan yüzlerini göremediğim
birkaç kişi… Sanki yine bir federasyon veya kulüp yönetim kurulu
toplantısı yapılıyor. Bir karar defteri eksik.
İkinci grup ta da sanki bir Optimist Birliği toplantısı
yapıyor. Dr. Rıza Acar bir şeyler anlatıyor. Kaptan İbrahim
Yıldan, çocuklar denizdeyken fırtına kopunca kalpten giden
Samsunlu kulüp yöneticisi Alp Doğan Dağcı, ilk Optimist
eğitimlerine ve bölge yarışlarından birine çok yardımcı olmuş
Samsun’un ilk yatçılarından Fernand Madzar, Muzaffer
Karacehennem (şu ismini kısaltamadı gitti), Celal Kaplan hep bir
aradalar. İleride sislere karışan bir grup İzmir’li dost var:
Federasyon eski başkanlarından Dr. Fethi Alpdoğan, Altuğ
Duransoy, Serdar Zenger ve daha arkaları dönük birkaç kişi.
İskeleden doğru kulübün ve yelkenin emektarları geliyorlar. En
önde, karaya alışamamış yürüyüşüyle Hayrettin Reis. Hemen
arkasında Zeki ve kardeşi. Her halde çekek yerine gidiyorlar.
Ömer Kaptan başkanlığında Mustafa Kaptan, Dursun Ali Kaptan
teknelerini iskeleye bağlamışlar. Sanırım kulüp binasının
yanındaki boşlukta bulunan tek odalık Navigasyon Odasına
gidecekler.
Moda Deniz Kulübünden, her yıl adına yarış yaptıran ve ilginç
ödüller veren Ahmet Reis bembeyaz resmi giysileri içinde el
sallıyor. Sanki uçup geliverecek buraya. Bir rüya gibi izliyorum
bu sevgili Ağabey’leri, emektarları. Daha uzak zirvelerde
toplaşmış başkaları da var, ama mesafe çok uzak ve hava puslu,
iyi göremiyorum. Derken birden ayağa kalkıyor hepsi. Uzaklaşmaya
başlıyorlar. Görüntü yavaşça hareketli bulutlar gibi siliniyor.
Anlıyorum ki, bir dostlarını daha karşılamaya, yalnız
bırakmamaya, gidiyorlar.
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

25.08.2004
|
|