|

Bu gün bazılarının üyeliğimizi önlemek için içte ve dışta
tartışma konusu yaptıkları Avrupa Birliği konusunu, yine Atatürk
ilk kez ortaya atmıştı. Bu büyük adam, 1930larda, içinde
ülkesinin de yer alacağı bir Avrupa Birliği konusunu açmıştı.
Kaynağımda bir tarih yok, ama bizzat kendi tesbitiyle
“Dünyanın ufuklarında kara bulutlar görünüyor” olduğuna göre,
1932 veya biraz daha sonra, savaş rüzgarlarının ufaktan çıkmaya
başladığı dönem olması gerekir. Gerekir demek zorundayım, çünkü
1932 de ülkemizi ziyaret eden ve kendisiyle 27 Eylül 1932 de
Dolmabahçe Sarayında görüşen Amerika Birleşik Devletleri Genel
Kurmay Başkanı General Douglas McArthur’a, savaş tehlikesinden
bahsetmiş, savaşın muhtemel tarihini de 1940-1945 olarak
verirken, ileri görüşlülüğünü sonradan ispatlayan başka
tahminlerde de bulunmuştu. Bunlar, ayrı bir yazının konusu
olacak kadar geniş ve hayret edilecek kadar isabetlidir.
Bir kaynak kitaptan aynen naklediyorum. O kaynak ta, Atatürk
Ansiklopedisi, May Yayınları, C.1 S.166-167 den almış.
Eski Ankara Belediye Başkanı, Bilecik mebusu ve Atatürk’ün
çocukluk arkadaşı Asaf İlbay, “Atatürk’ün Hususi Hayatı”
başlıklı anılarında şunları yazıyor:
-
Atatürk,
bir gece, her zamanki gibi masa başında, şunları söyledi:
“Bir Balkan Birliği’ne lüzum vardır. Beni bırakınız, partinin
(CHP) lideri olarak Balkanlar’da bir geziye çıkayım. Balkan
devlet adamları ile bir konuşayım ve efkarıumumiyeyi (kamuoyunu)
hazırlıyayım. Bir Balkan Birliği kurmalıyız. Dünyanın
ufuklarında kara bulutlar görüyorum. Balkan Birliği
kurulabilirse, bir Avrupa Birliğine yol açılır. Batı
devletlerinin de ergeç birleşmesine zorunluk doğar.”
(Okuyacağınız bu paragraf derleyenin notu olsa gerekir: ) Bu
sözler açıkça gösteriyor ki, Atatürk, hayatı top sesleri ve
barut kokuları içinde fakat her zaman başarı ile geçmiş olmasına
rağmen harbi, kanı ve bu uğurda insanların ölmesini
istememektedir.
Asaf İlbay’ın anılarına devam ediyoruz:
Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras sordu:
-
Balkan
Birliği esasları hakkında ne düşünüyorsunuz ?
“- Ekonomik, kültürel, politik ve askeri birlik. Hudut
olmayacaktır. Her millet, demokrasi esaslarına göre kendi milli
varlığını muhafaza edecektir. Bir tek devlet, bir tek ordu. Her
milletin mebuslarından kurulu bir Millet Meclisi. Sıra ile iki
veya dört senede bir milletten bir Cumhurbaşkanı seçilir.”
(Bu gelen paragrafı da derleyen yazmış olacak: ) Bu sözleri
söyleyen Atatürk’tür. O Atatürk ki, bu sözleri söylediği zaman,
bütün dünya milletleri onu zaferleri, devrimleri ile övmekle
bitiremiyorlar. O Atatürk ki, çok sevdiği, hatta canından daha
fazla sevdiği milleti, o yıllarda mesut ve hürriyet içindeydi.
Fakat ufukta kara bulutlar vardır. Bu kara bulutlar nereye
giderse gitsin, nerede şimşek çakarsa çaksın, milleti bunun
etkisinden kurtulamayacaktı ve insanlık bundan zarar görecektir.
Atatürk şimdi insanlığı düşünmektedir. Böyle olmasaydı, bu
sözleri söylemezdi.

Asaf İlbay’ın anılarına, Atatürk’ün sofrasında Atatürk’le
şakalaşabilen tek insan, Atatürk’ün çocukluk arkadaşı Nuri
Conker’in, Atatürk’e takılması ile devam edelim:
Atatürk’ün sözleri üzerinde Nuri Conker lafa karıştı:
-
Balkan Birliği kurulunca, tabii, ilk Cumhurbaşkanı zatı
devletleri olacak değil mi ?
Atatürk cevap verdi:
- Bunun
üstünde durmuyorum. Ancak Balkan Birliği Orduları’nın
Başkomutanlığını kimseye vermem.
Anı burada bitiyor. Şaka ile olsa bile, orduları, yani gücü
elinde tutmak istemesine rağmen Atatürk, bu günkü Avrupa Birliği
modelini çizmiş bile ve iki cümleyle özetleyiverecek kadar işe
hakim.
Tek ulus olarak yaşam, her milletin vekillerinden oluşan tek
meclis, tek ordu, tek devlet, sıra ile seçilecek tek
cumhurbaşkanı, demokrasi içinde ulusal varlıkların korunması,
önce Balkanlarda birlik, sonra gerekli olduğu için er geç
birleşen Avrupa ve Avrupa Birliği… Türkiye’nin gelmiş geçmiş en
büyük diplomat ve Dış İşleri Bakanlarından biri, Tevfik Rüştü
Aras, esasları sorunca bu cevapları kısaca alıyor,
anlayabildiğine de emin değilim. Önceki bir yazımda Atatürk için
“Avrupa Birliği’nin Fikir Babası” demekte haksız mıyım? Bu
büyük Deha’nın Avrupa’lılarca yeterince bilinip anlaşılamadığını
söylerken haksız mıyım? Gereksiz yere katı bir milliyetçi, bir
devletçi olarak tanıyorlar. Eminim, avcılıktan bile bahsedilen
1. İzmir İktisat Kongresini de, İş Bankası’nı kurdurduğunu ve
hisse sahibi olduğunu bile bilmiyorlar.
Bu ilginç gerçekleri kendi insanımız bile pek az biliyor,
öğretilmiyor ve tanıtamıyoruz. Örneğin siz yukarıda yazdıklarımı
biliyor muydunuz? Başbakan biliyor mu? Değerini anlayabiliyor
mu? Yeri geldiğinde kullanıyor mu?
Elimizde bitmez tükenmez bir miras, bir servet var; yokluklar
içinde kıvranıyoruz… Tek nedeni var: Tarihimizi bilmiyor, önem
vermiyor ve araştırmıyoruz! Yoksa kim bilir daha nelerle
karşılaşırız?... Hangi değerli mirasları kullanır ve
devredebiliriz?...
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

15.10.2004
|