| |
|

Albay Seyfeddin Acar,
gündelik üniforma ile |
|
Seyfeddin Bey’i 1960 ların ikinci yarısında tanıdım. Hem sevdim
hem saydım. Ortadan kısa boyu, tıknaz yapısı, kır saçları
altında pırıl pırıl ve ve capcanlı bir çift mavi gözü vardı.
Hareketleri Almanların “zackig” dedikleri bir eski asker
hareketleriydi. Yani sert, biraz köşeli, başı hep dik, vücut
duruşu ise gergin ve dimdik, hatta otururken bile dik. El sıkışı
sert, karşısındakinin gözünün ta içine bakan karakterli bir
adam, ama yumuşak ve sevecen bir sesle, sakin konuşmalar,
gereğinde zeka yüklü esprilerle süslenmiş bir sohbet.
Babamın yeni dostları (bu gün hemen hepsi rahmetli olan)
Mühendis Çeler Alabay, kız kardeşi Leyla Alabay, İktisat
doktoru ve iş idarecisi Dr. Rıza Acar (Seyfettin Bey’in
biricik oğlu), emekli subay Ekrem Akömer, üretici Yılmaz Aygün, Kuleli Askeri Lisesi spor
öğretmenlerinden Muvahhit Baymur, Kaptan Süreyya Eta ve daha bir
çok idealist, bir araya gelerek iki ayrı dernek kuruyorlardı:
Türk Can Kurtarma Cemiyeti ve Aktif Balıkadamlar Kulübü. |
Can Kurtarma Cemiyeti’nin Başkanı yıllardır bu atılımı
düşleyen Ekrem Bey idi, Balıkadamlar kulübünün de geçici ve
kurucu Başkanı Babamdı. Asıl fikir ve öncülük, Çeler
Ağabey’indi, ama kendisi o sırada Vatani Görevini yaptığı için
kurulan dernekte yer ve görev alamıyordu, ilk Genel Kurul’da
yerini bulacaktı. Bu kişilerden Süreyya Kaptan, Çeler Ağabey, Rıza Ağabey,
hatta babam ve ben, dönemin tek deniz konulu yayın organı olan
“Yacht” dergisine ismimizle yazılar yazar veya haberler verir,
tercümeler yapardık. Süreyya kaptan’ın çok esprili bir dille
hazırladığı bilhassa Navigasyon konulu yazıları, Çeler Ağabey’in
çok bilgi veren Balıkadamlık konulu yazıları çok sevilerek
izlenirdi.
Seyfeddin Bey ise zamanının çoğunu “Emekli Muharipler”
Derneğinde görevlerle geçiren bir eski Gazi idi. Eski bir
Kadıköy’lüydü. Kendi işleri ve dernekleri yanında bu çalışmalara
da yardımcı oluyor, o zamanlar çok kısıtlı olan yazı ve
haberleşmeler için katkıda bulunuyordu. Hayat hikayesinin
kısımlarını parça parça, aile dostu olarak görüşmelerimizde
öğrendim. Saygı ve sevgim giderek arttı. Her Cumhuriyet
Bayramında, ziyaretine gider, bayramını tebrik ederdim. Asla el
öptürmez, tipik Türk geleneğini devam ettirirdi. Bu geleneğe
göre anne, baba, dede gibi en yakın aile büyükleri dışında el
öpülmez, bu bir bağımlılık, hürriyetsizlik işaretidir.
|

Seyfeddin Bey’in
biricik oğlu
Dr. Rıza Acar. |
|
Eğitimi ve doktorasını
Almanya’da tamamlayan Rıza Bey, burada Balıkadam ve Can
Kurtarma Eğiticilikleri bröveleri almıştı. 1963-64
yıllarında yedeksubaylığını yaparken. Kıbrıs’a çıkacak
olsaydık en önde gidecek ekibin liderlerindendi, yeri Amiral
gemisindeydi. Kıbrıs suları yakınından geri dönmüş
olduklarını
biliyorum.
Vefat edene kadar uzun yıllar
TYF Optimist Sekreteri olarak görev yaptı. 1960 ların
ortasında kurulup 1970 lerin sonunda kapanan Türk Can
Kurtarma Cemiyeti kurucularındandır.
Rahmetlinin oğlu ve Seyfeddin
Bey’in torunu Bora, halen DAK Gönüllülerindendir. Yani 3
kuşak denize emek vermiş
gerçek
denizseverlerdir. |
Seyfeddin Bey, 1919-1920 yıllarında Heybeliada’da Deniz Harp
Okulu öğrencisi imiş (sanırım 3. sınıf). Sınıflarında Osmanlı
Veliahtları varmış. Hatta bu sayede, pek çok kere, ceza almaktan
kurtulmuşlar. Hoca veya komutan tam ceza verecekken, bir öğrenci
kalkar ve “Padişahım Çok Yaşa” diye bağırırmış. Tabii ceza falan
kalırmış.
|

Genç Türkiye
Cumhuriyeti’nin Deniz Subayı üniforması. Göğüs cebinde
beyaz mendil, eldivenler eksik değil. Beyaz pantalon
kıyafeti
“Blazer” şekline getiriyor. Yani örnek bir denizci
kıyafeti. |
|

Seyfeddin Albay,
salon için kullanılan gece kıyafeti mess-dress (mesdres)
ile. Yine sağında İstiklal Madalyası görülüyor.
Vefatından sonra
madalyası oğlu Dr. Rıza Acar’a, onun zamansız vefatı ile
de
torunu Bora Acar’a kaldı. |
Bu öğrencilerin bir kısmı, muhtelif yollardan Anadolu’ya
kaçmış ve Kurtuluş Savaşı’mıza bir şekilde katılmış. Seyfeddin
bey de, yaşının küçük olmasına rağmen, sandalla ulaştığı Yalova
ve Bursa üzerinden Ankara’ya ulaşmış. Oradan Karadeniz’e geçmiş
ve yeni kurulan Türk Devleti’nin donanmasını oluşturan toplama
sivil gemilerden “Gazal” romorkörüne “Topçu Subayı” tayin
edilmiş.

1950 lerdeki, Türkiye Seyr-i Sefain
idaresine devredilmiş Gazal Romorkörü.
1910 da sipariş edilen gemi yapılıp 1910 Aralığında denize
indirilmiş.
1921 de Kurtuluş Savaşı güçlerine katılan gemi, 1954 te hizmet
dışı kalıp sökülmek üzere satılmış.
182 Grostonluk gemi, H. Vuijk & Zonen, Capelle a/d Ysel yapımı,
boyu: 30.1 metre, eni: 6,7 metre, çektiği su: 3,1 metre. Çelik
olan gövdeyi düşey 2 silindirli 750 beygirlik G. T. Gray
makinası tek uskurla 12 knots sürate çıkarıyormuş.
Romorkörün topu ne olur demeyin. Bacanın arkasında ve makine
dairesinin üzerinde yer alan kasara üstüne yerleştirilen ve
bağlanan bir sahra topu, geminin silahı imiş. Ancak bir kusuru
varmış: Kaması olduğu halde bu kama bozukmuş ve top ateş
edemiyormuş. Ne gam, düşmanı korkutuyor ya. Boruları top namlusu
olarak düşmana gösteren, yokluk içindeki deha eserlerinden
birisi.

Kurtuluş Savaşımız sırasında, Karadeniz’de Harekatlar yapan ve
bir Yunan Gemisini ele geçiren Gazal Romorkörü. Suluboya bu
resim, olayın geçtiği 8 Eylül 1922 den 50 yıl sonra, Geminin
topçu subayı olarak görev yapan, o dönemde DHO üçüncü sınıf
öğrencisi olan E. Deniz Albay Seyfettin ACAR tarafından
yapılmıştır. Topçu subayı deyince deyince, gemide bir gemi topu
olduğu düşünülmesin. Olan top, kıç güverte üzerine
yerleştirilmiş 37 mm lik bir kara topu idi ve topun kaması da
arızalıydı. Aşağıda, yine Seyfettin Bey tarafından eliyle ve
kurşun kalemle yazılmış geminin Eskitürkçe harflerle ismi olan
“Gazal” yazısı görülüyor.

Soyadı Kanunu çıktığı zaman, Seyfettin Bey, bir anı olarak
“Gazal” soyadını almak ister.
İstiklal Madalyası sahibi olduğu için, talep ettiği soyadı, onay
için Atatürk’ün önüne getirilir.
Gazi, bir av hayvanı türü odan Gazal soyadını Seyfettin Bey’e
uygun görmez. Seyfettin Bey, Yunan Oriana gemisini teslim olmaya
zorlamak için, güvertede duran ve kaması arızalı sahra topuna
mermi sürmüş, atışa hazırlanıyor gibi davranmış ve gemiyi
teslime zorlayan en büyük etken olmuştur. Atatürk,
çevresindekilere : “Bu çocuk acarca hareket etmişti, soyadı Acar
olsun” demiş ve soyadını bizzat tayin etmişti.
Hepsinin ruhları şad, mekanları cennet olsun. Bu güzel vatanı
onlara borçluyuz.
Asker ve malzeme taşıyan Yunan Urania gemisi ile karşılaşıp
durdurmak istediklerinde de Seyfeddin Bey, ani bir hamle ile bir
mermi alıp düşmana göstere göstere namluya sürmüş ve topu ateşe
hazırlar gibi yapmış. Bunun üzerine koca gemi teslim olmuş ve
Urania “Samsun” olarak Türk Donanmasına dahil edilmiş. Bu olay
ve Seyfeddin Bey’in davranışı Ankara’ya Gazi’ye kadar ulaşmış.
Yıllar geçip Soyadı Kanunu çıkınca, Seyfeddin Bey Gazal
soyadını almak istemiş. İstiklal Madalyası sahibi olduğu için,
istediği soyadı onay için Gazi’nin önüne gitmiş. Gazi bu
soyadına itiraz etmiş: “Gazal, geminin adı olmakla beraber bir
av hayvanıdır” demiş “Seyfeddin Bey, orada acarca davranmış,
soyadı Acar olsun !”
Seyfeddin Bey’in anlattıkları arasında, ender olmakla beraber
çok gerilerde kaldığına ve umarız artık tekrarlanmayacağına
şükrettiğimiz, savaşın ve kıyımın vahşetini ve acımasız yüzünü
ortaya koyan şeyler de vardı. Karadeniz bölgesinde, çetecilik
yapıp kıyıdaki veya kıyıya yakın köyleri dehşete düşürenlerin,
katliamlar, tecavüzler yapıp duran ve halkı perişan eden,
hakkında defalarca idam cezası verilmiş olan acımasız katillerin
ele geçirilip cezalandırılmaları bu öykülerdendir.
|

Genç Deniz Harp
Okulu öğrencisi Seyfeddin Bey, Anadolu’ya geçmeden önce
dayısının hanımı ile resim çektiriyor. Öğrenci
üniformasında bu gün de bulunan kordonlara ve o dönemde
papyon kravata
dikkat ediniz.
Şapka, Osmanlı dönemi denizci şapkasıdır. Resim 1918-1919
gibi yıllarda
çekilmiştir. Müslüman bir Türk Kadını olan dayısının
hanımının baş örtüsünden taşan saçlara, açık yüzüne, bir
gerdanlıkla süslü açık boynuna dikkat ediniz. O yıllarda
bile Arap veya Vahhabi tarikatı heveslileri gibi “sıkma
baş” kullanılmıyor. Zaten annesi Firuze Hanım da
benzer şekilde şık ve düzgün giyinen bir hanımmış. |
|

Türkiye Cumhuriyeti
Deniz Albayı Seyfeddin Acar tören üniforması içinde.
Ceketinin sağ yanında (tüm sahipleri gibi) şeref ve
gururla taşıdığı İstiklal Madalyasıdır. |
Gazal Romorkörüyle Kurtuluş Savaşı’nın sonuna kadar
Karadeniz’de görev yapan ve sonradan soyadını bizzat Atatürk’ün
verdiği Deniz Subayı Seyfeddin Acar, savaştan sonra okula dönüp
eğitimini tamamlamış ve Albaylığa kadar yükselen bir yaşam
geçirmiş. Çeşitli görevler yapmış, uzun süre Gölcük’te bulunmuş.
Defalarca anlattığı ilginç görevlerinden biri, Yavuz içinde,
eski Cumhurbaşkanlarımızdan Amiral Fahri Sabit Korutürk
maiyetindeki göreviymiş. Korutürk (onun soyadını da Atatürk
vermiştir) çok dakik ve sistematik bir insan, bir komutanmış,
ilginç anıları vardı.
Ben Acar Ailesini tanıdığımda ilk torunu doğmak üzereydi. Bu
eski ve sert asker, çok müşfik bir dede oldu. Saatlerce
torunuyla oynar, yaramazlıklarına aldırmazdı. 1970 lerde ikinci
ve erkek torunu doğdu.
1980 lerde Seyfeddin Bey’i yitirdik. Kadirşinas Silahlı
Kuvvetlerimiz, Kurtuluş Savaşı Gazisi bu eski ferdi için anlamlı
bir tören yaptı, anısına saygı gösterdi.
Bizlere bu günleri ve bu Vatanı hazırlayan ve bırakan tüm
fedakar gazilerimiz, başta büyük önder Atatürk, rahat uyusunlar.
Unutulmadılar ve unutulmayacaklar. İçlerinden çok azının
destanlaşan hizmetleri kitaplaştı veya öyküler halinde
aktarıldı.

Kurtuluş Savaşımız sırasında, Karadeniz’de harekatlar yapan
Alemdar Romorkörü’nün öyküsünü birinci el hatıralardan anlatan
kitap. Geminin üssü olan Karadeniz-Ereğlisi kentimiz halkı
gemiyi çok iyi bilir ve saygılı bir sevgi besler.
Bizlere düşen görev de, bildiğimiz ve dilimizin döndüğü
kadar, bu destanları ve kahramanları yaşatmaktır. Bunu söylerken
demek istediğim de şu: Şu anda, Türk Deniz Kuvvetlerinde TCG
GAZAL (A-587) isimli bir açık deniz
romorkörü
|
Denize inişi |
1942 |
|
Donanmamıza Transferi |
1973 |
|
Sınıfı |
Cherokke |
|
Boyutlar (Boy-En-Draft) |
62,5 x 11,7 x 5,2 mt. |
|
Deplasman Tonaj |
Tam yük: 1675 t. |
|
Ana Tahrik |
Dizel-Elektrik 4xGM 12-278 Dizel / 4400 HP / 1 Pervane |
|
Sürati |
16 kts |
|
Personel |
9 Subay, 76 Astsubay/er |
olmasına rağmen, Internette (bu günün gençlerinin ve araştırmacılarının bir
numaralı kaynağı) eski Gazal Romorkörü ve Personeli hakkında
sadece 1-2 yazı bulunuyor. Bunlardan biri Radikal Gazetesinde
Evrim Altuğ imzasıyla 2 Aralık 2003 te çıkan ve Internette
sadece 113 kişinin okumuş olduğu resim sergisi hakkındaki yazı:
Ne Fiyakalı Gemiler Vardı
Karikatür sanatçısı Haslet Soyöz, yıllar sonra fırçasını
eline aldı ve gemi ressamlığına soyundu. Soyöz'ün portresini
yaptığı gemiler, Türkiye sularında istim salmış efsaneler
İSTANBUL - Milliyet gazetesi çizeri ve ressam Haslet
Soyöz'ün, tarihin derinliklerinden çıkardığı 'Cennetin
Gemileri', Koç Holding ve Aydın Doğan Vakfı'nın katkılarıyla 3
Aralık'ta Rahmi M. Koç Sanayi Müzesi'nden 'denize indiriliyor'.
Gazetedeki 'Çizgiyle', 'Gezi Notları' köşeleri ve pek çok
kişinin tanıdığı çizgi bant dizisi 'Küçümen'le bilinen Soyöz, 13
Aralık'a kadar, portrelerini ürettiği Türkiye gemileriyle
Hasköy'deki müzenin misafiri olacak.
Yıllardır dünyayı düşündüren, eleştiren ve güldüren çizgiler
üreten sanatçı, Milliyet gazetesinden önce sırasıyla Politika,
Vatan, Çivi, Dünya, Cumhuriyet ve Demokrat gibi yayın
organlarında çalışmış, uluslararası bir fırça. Karikatür
dünyasındaki imzasıyla tanınan Soyöz, sanat tarihindeki
Diyarbakırlı Tahsin veya Ivan Ayvazovski gibi üstatlara selam
ederken; bu kez bir 'Gemi Portrecisi' olarak karşımızda.
Sanatçı, sergisinde bugün denizlerde olmayan, irili ufaklı yüzen
demir efsanelerin bir albümünü sanatseverlerin ilgisine sunuyor.
Sergi, beraberinde Bedri Rahmi Eyüboğlu, Hasan Pulur ve Orhan
Duru'nun düşünceleriyle zenginleşen, arşivsel nitelikte bir de
kitap-kataloğu da getiriyor.
Denizin
Çekim Gücü
Sergisi için
birçok müze, arşiv ve kitapçıyı uğrak yerine çeviren Soyöz'ün
Rahmi Koç Müzesi'ndeki 'cennet tersanesi'nde, birçok kaynağı
tarayarak izini sürdüğü 30'u aşkın geminin portresi yer alacak.
Karşı koyamadığı, yapıtlarındaki çekim gücünü 'deniz' ve
'gökyüzü'nün değişkenliğiyle özetleyen Soyöz, "Deniz ve gökyüzü
beni gemilere itti" derken, her bir geminin tarihi ve kimliğinin
Türkiye'nin tarihindeki rolüne şu sözlerle dikkat çekiyor: "Bu
gemilerden de geriye çok fazla bir şey kalmadığı için bunları
yapmaya başladım. Bir geminin tarihi bellidir. Kimliği bellidir.
Ben burada, bir tarihten bir tarihe yöneliyorum. Osmanlı'nın son
döneminde örneğin, örnekleri Ertuğrul Firkateyni'nden aldım; 600
kişinin öldüğü bu faciadan 1. Dünya Savaşı'na uzandım; sonra
Nusrat var, Hamidiye, Yavuz var... Bunlar önemli gemiler..."
Yapıtlarını ortaya koyabilmek için titiz bir belgesel
araştırmaya girişen Soyöz'ün, açılacak sergisi kapsamında
önemsediği bir diğer unsur ise, resimlenen gemilerin
tuvallerdeki 'yorumları' şeklinde kendisini gösteriyor.
Gemilerin, birer demir yığını olmadığını söyleyen sanatçı, "Bir
sürü hikâye var gemilerde. Ayrılıklar, aşklar, kavgalar,
savaşlar var..." diyerek tarihe ve yaşayanların anılarına mal
olmuş deniz fatihlerinin 'insancıl' yüzlerine vurguda bulunuyor.

Bu eski, rengini
kaybetmiş resimde Seyfeddin Bey (ön sırada
soldan veya sağdan
dördüncü) Yavuz’umuzun güvertesinde,
mesai arkadaşları ile. 28 cm.lik dev top namluların ağızlarına
ve 186 metre boyundaki,
23000 ton su taşıran devin iskele yanında görülen demir
zincirlerine dikkat
ediniz.
Tek başına Türkiye'nin kaderini tayin edebilmiş küçük
römorkör Gazal'dan döneminin açık deniz kuğusu addedilecek yolcu
gemilerinden olan -Pearl Harbor baskını gazisi- yolcu vapuru
Ankara'ya, yandan çarklı güzel Neveser buharlısından alımlı
Cumhuriyet yolcu gemisine veya heybetli İskenderun ya da Romen
asıllı mülteci meleği Sakarya'ya kadar tüm gemiler serginin tek
bir ortak paydasında buluşuyor. O da tüm bu hayalet gemileri,
'geçerlerken', demir atmışlarken son bir kez gördüğünüz
duygusu...
Kurtuluş Savaşımızda DHO Öğrencileri ve Donanma
19 Mayıs 1919
da, Mustafa Kemal Paşa, aklına koyduklarını yapmak, yani ülkeyi
düşmanlardan temizlemek ve yepyeni, çağdaş bir yeni Türkiye
kurmak için Samsun’a çıktığında, Osmanlı Donanması bir hayalet
idi. II. Abdülhamit’in kuşku içindeki baskıcı yönetiminde,
modern gemiler ve eğitimli personel olarak teslim aldığı
Donanma, yine kuşkular yüzünden, ihtilal yaparlar korkusuyla,
Haliç’e hapsedilmiş ve çürümeye terk edilmişti. Subaylar ve
erler, hiçbir eğitim yapamıyor, hiçbir bakım ve yenileme
yapılamıyordu.
Abdülhamit’in
tahttan indirilmesinden sonra da dertler devam etti ve hiçbir
şey yapılamadı. Birinci Dünya Savaşı da böyle geçti ve 19 Mayıs,
hayalet bir donanma ile karşılaştı. Yine de Ankara Hükümeti bir
Bahriye Dairesi kurdu ve Kurmay Yüzbaşı Şevket (Doruker)
başkanlığını yaparak Deniz Cephesini yürüttü. Sonradan Samsun,
Trabzon ve Kdz-Ereğlisinde, genç ve enerjik Binbaşılar
komutanlığında çeşitli Komutanlıklar kuruldu. Yavaş yavaş,
Anadolu’ya geçenler eksik personeli tamamladılar.
19 Mayıs’ta
Anadolu Donanmasına katılabilecek sadece iki gemi vardı: İki
ahşap ganbot Aydın Reis ve Preveze, onlar da onarım gerektiği ve
baştan başa elden geçmeleri gerektiğinden Rusya’ya
gönderilmişlerdi. Gerek el konulan, gerekse işgalden kaçan bazı
gemi ve deniz araçları bunlara eklenerek, şu tarihi donanma
meydana getirildi:
|
Adı |
Tonajı [Dwt] |
Sürati [mil] |
Silahları |
| Aydın
Reis |
435 |
7 |
2
adet 47 mm top |
|
Preveze |
435 |
6 |
2
adet 47 mm top |
| Şahin |
850 |
7 |
|
|
Alemdar |
150 |
10 |
1
adet 47 mm top |
| Gazal |
30 |
8 |
1
adet 37 mm top |
| Batum |
80 |
5 |
|
|
Rüsumat No.4 |
60 |
6 |
|
|
Mebruke |
75 |
4 |
|
|
Ayyıldız |
95 |
6 |
|
|
Amasra |
150 |
7 |
50
adet mayın |
|
Ereğli |
150 |
6 |
50
adet mayın |
|
Zonguldak |
35 |
5 |
|
| Dânâ |
400 |
Yelkenli |
|
| Şile |
200 |
Yelkenli |
|
|
Kahraman |
100 |
Mavna |
|
|
Filyos |
300 |
8 |
|
| İnönü |
30 |
5 |
|
| Aslan
Takası |
10 |
4 |
|
Bunlardan başka, Ruslardan alınan iki adet 140 tonluk Avcıbot,
Yunanlılardan esir edilen iki adet gemi (Enosis-Trabzon ve
Urania-Samsun) vardır.
Listeden
görüleceği üzere, aslında savaş gemisi olan sadece Aydın Reis ve
Preveze gambotlarıdır. Alemdar ve Gazal, üzerlerine birer kara
topu konmuş iki romorkördür. Kalanları irili ufaklı ticari
gemiler ve motorlardır. Hele bir kısmının makine gücü dahi
yoktur.

Bir gemi sınıfına adını veren
Aydın Reis ganbotu. Sınıfın diğer gemileri Preveze, Sakız ve
Burak Reis’tir. 1911 de sipariş edilip 1912 de denize inen bu
gemiler 1914 te hizmete girmiş ve sırasıyla 1949, 1926, 1935 ve
1955 yıllarında hizmet dışı bırakılmış ve satılmışlardır. Üst
yapıları ahşap olan 503 tonluk gemilerin tekneleri çelikti ve
iki uskurla en fazla 10 knot sürat yapabiliyorlardı. 1914 teki
durumlarında başta ve kıçta taretler içinde 2 şer adet 100
mm.lik seri atışlı topları, 2 şer adet 47 mm.lik seri atışlı
topları (yanlarda) ve ikişer adet 7,6 mm.lik makineli tüfekleri
vardı. Sonradan bu silahların bazıları söküldü.
İşte bu derleme
gemilere, işi kısmen de olsa bilen subay ve mürettebat
gerekiyordu. Burada, Anadolu’ya geçen deniz subaylarının
yanında, DHO öğrencilerini de görüyoruz.
Dünya savaşının
yokluklar ve kıtlıklar döneminde, göreceli olarak iyi bir hayat
sürdüren DHO öğrencileri, yine de gelişmelerden huzursuzdular.
Bu öğrenciler, hemen hepsi cin gibi zeki ve ailelerini merakta
bırakacak kadar cesurdular. O yılların giderek aksileşen
öğretmenlerine karşı bir sistem kurmuşlardı. Azar işetecek veya
daha önemlisi falaka türü bir cezaya çarptırılacak öğrencileri
kurtarmak için, bir kaçı hemen ayağa fırlıyor ve “Padişahım çok
yaşa !” şeklinde bir tezahürata başlıyorlardı. Hemen her sınıfta
saray hafiyeleri mevcuttu. Hele bazı sınıflarda bizzat
veliahtlar veya saray erkanı çocukları vardı. Bu tezahürat
varken ceza vermek olmadığından, ilgili öğrenci o defalık
kurtuluyordu (Anlatan: müteveffa E. Deniz Albay, İstiklal
Madalyası sahibi Seyfettin Acar, Gazal Romorkörü Topçu Subayı
görevini sürdüren dönemin DHO 3. sınıf öğrencisi).
Bu zeki ve
cesur öğrenciler, Anadolu’ya geçmek için türlü yollar buldular.
Kimi sandal ve motorlarla Yalova kıyılarına, oradan da Bursa
üzerinden Ankara’ya geçtiler. Kimi izinli olarak Istanbul’a
geldikten sonra, Dudullu ve İzmit veya Kandıra üzerinden Ankara
veya Karadeniz’e geçtiler. Hepsi Bahriye Dairesi vasıtasıyla
birer görev aldılar ve Kurtuluş Savaşımıza unutulmaz katkılarda
bulundular. Anadolu’ya insan gücü, cephane ve her türlü malzeme
taşıdılar ve taşıma yapanları korudular. Çetecilerle ve
Pontus’çularla mücadele ettiler. Halkın canını, namusunu ve
malını korudular. Bunlara zarar verenleri cezalandırdılar.
Bu gençlerin
büyük çoğunluğu, Büyük Zaferden sonra eğitimlerine devam ettiler
ve Deniz Harp Okulunu başarıyla bitirdiler. Birer subay olarak
yeni kurulan Cumhuriyet Donanmasına katıldılar. Geride
fedakarlık ve kahramanlık anıları ile birkaç kitapta belgeleri
kaldı (Emrullah Nutku-Denizden Sesler Geliyordu, Nurettin
Peker-Öl, Esir Olma ve daha başkaları gibi).
Gönül isterdi ki, diğer kardeşleri gibi bu şanlı gemi ve
kahraman personeli hakkında da Türk web sayfalarında daha fazla
bilgiye rastlansın.
Denizce’nin bu eksiği tamamlayacağına inanıyorum. Tıpkı
Savarona’yı arayınca,
Denizce içindeki Batu Göker imzasıyla
verilen derleme ve
Savarona’nın tam öyküsü gibi.
2004 yılı Cumhuriyet Bayramınız (81. yıl) Kutlu olsun !
Saygılarımla,
Kaynaklar
1) Kurtuluş Savaşı Gazisi, İstiklal Madalyası sahibi,
Emekli Deniz Albay Seyfeddin Acar’ın bizzat anlattıkları ve
çizdikleri.
2) Bernd Langensiepen & Ahmet Güleryüz’ün 1828-1923
Osmanlı Donanması adlı kitabı.
3) Emrullah Nutku’nun Denizden Sesler Geliyordu isimli kitabı.
4) Nurettin Peker’in Öl, Esir Olma isimli kitabı.
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

29.10.2004
|
|