|
Bu gün sizlere,
hem günlük gazeteden hem de eskiden gelmiş ve saklanmaya değer
bulunmuş yazılardan bir demet sunmak istiyorum.
Kızılderili
Bilgeliği
Metin Münir,
Gazete Vatan, 05.12.2004
Geçenlerde bir
şeyleri ararken önüme Kızılderili atasözleri çıktı. Belki
biliyorsunuzdur, Amerika'da şimdilerde artık Kızılderili demek
doğru veya hoş sayılmıyor. Onu yerine "yerli Amerikalı" deyimi
kullanılıyor. Siyahlara da "Afrikalı Amerikalı" diyorlar artık,
zenci kelimesi hakaret sayıldığı için.
Bizde Dağ
Türkleri "Kürt" olurken Kızılderililerin "yerli Amerikalı”,
zencilerin "Afrikalı Amerikalı" olması bir ilerleme mi sayılıyor
ve kimin için, bilemiyorum doğrusu.
Tarih batılılar
tarafından yazıldı, onun için Kızılderililerin "vahşi" oldukları
kafamıza kazılmış. Oysa, sadece onları esir etmek için
okyanusları aşan Hıristiyan Avrupalılar kadar "ileri"
değillerdi. Ama masumiyetlerini kaybetmemişlerdi. "Mal mülke
sahip olma"nın esiri olmamışlardı. "Sahip olmak" yerine "olmak"
la meşguldüler.
Vahşi olan,
gelenlerdi. Yerliler "ileri" değillerdi ama bilgeydiler. İşte
kanıtları:
|
Ø
Uyuyor
taklidi yapan bir adamı uyandırmak imkânsızdır. |
Navajo |
Ø
Arkamda
yürüme, yol gösteremeyebilirim. Önümde yürüme,
izleyemeyebilirim. Yanımda yürü ki yek vücut
olalım. |
Ute |
|
Ø
Yoksul
olmak dürüst olmamaktan daha küçük bir sorundur. |
Anishinabe |
|
Ø
Soruların yürekten sorarsan, cevaplarını da yürekten
alırsın. |
Omaha |
|
Ø
Yağmur
adil olanın da olmayanın da üstüne eşit miktarda yağar. |
Hopi |
|
Ø
Kimin
bir ayağı kanoda diğer ayağı kayıkta ise o ırmağa düşer. |
Tuucarora |
|
Ø
Konuşmayan adamdan ve havlamayan köpekten kork. |
Cheyenne |
|
Ø
Cesur
kişi bir kere, korkak birçok kere ölür. |
Iowa |
|
Ø
Bir
yağmurla ürün olmaz. |
Creole |
|
Ø
Taşlı bağın
duaya ihtiyacı yoktur. Kazılmaya ihtiyacı vardır. |
Navajo |
|
Ø
Herkesin
yargıcı kendisidir. |
Shawnee |
|
Ø
Karanlık
olduktan sonra bütün kediler leopardır. |
Zuni |
|
Ø
İlkbaharda
sakınarak yere bas; Tabiat Ana hamiledir. |
Kiowa |
|
Ø
Her şeyle ve
her şeyde akrabayız. |
Sioux |
|
Ø
Bütün hayvanlar
senden daha çok şey bilir. |
Nez Perce |
|
Ø
İnsan dediğinin
sorumluluğu vardır, kudreti değil. |
Tuscarora |
|
Ø
Hayat ölümden
ayrı değildir. Sadece öyle görünür. |
Blackfoot |
|
Ø
Kurbağa içinde
yaşadığı havuzu içip bitirmez. |
Sioux |
|
Ø
Tok kuş aç
kuşla uçamaz. |
Omaha |
|
Ø
Bütün ölmüş
olanlar eşittir. |
Comanche |
|
Ø
Karnı aç olanın
duası kısa olur. |
Paiute |
|
Ø
İyi bir reis
almaz, verir. |
Mohawk |
Bir başka
“Yerli Amerikalı”nın, bir kent ve bir bölgeyi bu gün adıyla
andığımız bir reisin sözlerini aktarayım :
Aşağıdaki
metin, Kızılderili reisi
Seattle'ın 1854 yılında
kendisinden toprak satın almak isteyen ABD cumhurbaşkanına
yazdığı mektuptan bir parçadır.
Beyaz saraydaki
Büyük Beyaz Reis!
Gökyüzünü,
toprağın sıcaklığını nasıl satın alabilirsiniz ya da
satabilirsiniz? Bunu anlamak, bizler için çok güç. Bu
toprakların her parçası halkım için kutsaldır. Çam ağaçlarının
pırıldayan iğneleri, vızıldayan böcekler, ak kumsallı kıyılar,
karanlık ormanlar ve sabahları çayırları örten buğu, halkının
anılarının ve geçirdiği yüzlerce yıllık deneylerinin bir
parçasıdır.Ormanların, ağaçların damarlarında dolaşan su,
atalarımın anılarını taşır. Biz buna inanırız. Beyazlar için
durum böyle değildir.Bir beyaz ölüp, yıldızlar evrenine göçtüğü
zaman, doğduğu toprakları unutur. Bizim ölülerimizse, doğduğu
toprakları unutmaz. Çünkü Kızılderili, gerçek anasının toprak
olduğunu bilir.
Washington'daki
Büyük Beyaz Reis bizden toprak almak istediğini yazıyor. Bu
bizim için çok büyük bir özveri olur. Büyük Beyaz Reis, bize,
rahat yaşayacağımız bir yerin ayrılacağını, bize babalık
edeceğini, biz Kızılderililerinse, O'nun çocukları olacağımızı
söylüyor. Bu önerinizi düşüneceğiz ama; yine de önerinizi kabul
etmemizin kolay olmayacağını itiraf etmek zorundayım.
Çünkü,
topraklar bizler için kutsaldır. Derelerin ve ırmakların suyu,
bizim için, yalnızca akıp giden su değildir ; atalarımızın
kanıdır aynı zamanda. Bu toprakları size satarsak; bu suların ve
toprakların kutsal olduğunu çocuklarımıza öğretmeniz gerekecek.
Biz, dereleri ve ırmakları, kardeşimiz gibi severiz. Siz de aynı
sevgiyi gösterebilecek misiniz kardeşlerimize ?
Biliyorum;
beyazlar bizim gibi düşünmezler. Beyazlar için bir parça
toprağın, ötekinden ayrımı yoktur. Beyaz adam, topraktan almak
istediğini almaya bakar ve sonra yoluna devam eder. Çünkü
toprak, beyaz adamın dostu değil, düşmanıdır. Beyaz adam
topraktan, istediğini alınca, başka serüvenlere atılır. Beyaz
adam, anası olan toprağa, ve kardeşi olan gökyüzüne, alınıp
satılacak işlenecek, yağmalanacak bir şey gözüyle bakar. Onun bu
ihtirasıdır ki; toprakları çölleştirecek ve her şeyi yiyip
bitirecektir.
Beyaz adamın
kurduğu kentleri de anlayamayız biz Kızılderililer. Bu kentlerde
huzur ve barış yoktur. Beyaz adamın kurduğu kentlerde bir
çiçeğin taç yapraklarının açarken çıkardığı sesler, bir
kelebeğin uçarken çıkardığı kanat sesleri duyulmaz. Belki vahşi
olduğum için anlayamıyorum ; ben ve halkım için önemli olan
şeyler oldukça başka. İnsan; bir su birikintisinin çevresinde
toplanmış kurbağaların, ağaçlardaki kuşların ve doğanın
seslerini duymadıkça, yaşamın ne anlamı, ne değeri olur?
Biz
Kızılderiliyiz ve anlamıyoruz. Biz Kızılderililer, bir su
birikintisinin yüzünü yalayan rüzgarın sesini ve kokusunu
severiz. Çam ormanlarının kokusunu taşıyan ve yağmurlarla
yıkanıp gelmiş meltemleri severiz. Hava önemlidir bizler için.
Ağaçlar, hayvanlar ve insanlar aynı havayı solur. Beyaz adam
için, bunun da önemi yoktur. Ancak size bu toprakları satacak
olursak; havanın temizliğine önem vermeyi de öğrenmeniz
gerekecek. Çocuklarınıza havanın kutsal bir şey olduğunu,
havanın temizliğine önem vermek gerektiğini öğretmelisiniz.
Hem nasıl
kutsal olmasın hava?
Atalarımız
doğdukları gün ilk soluklarını; ölürken de son soluklarını bu
havayla solumuşlardır.
Toprak satmamız
için yaptığınız öneriyi inceleyeceğim. Eğer önerinizi kabul
edecek olursak; bizim de bir koşulumuz olacak. Beyaz adam bu
topraklar üstünde yaşayan tüm canlılara saygı göstersin. Ben bir
vahşiyim ve başka düşünemiyorum...
Yaylalarda
cesetleri kokan binlerce buffalo gördüm. Beyaz adam trenle
geçerken vurup vurup öldürüyordu. Dumanlar püskürten demir atın
bir buffalodan daha değerli olduğuna aklım ermiyor. Biz
Kızılderililer, yalnızca yaşayabilmek için öldürürüz
hayvanları... Tüm hayvanları öldürecek olursanız, nasıl
yaşayabilirsiniz? Canlıların yok edildiği bir dünyada, insan
ruhu, yalnızlık duygusundan ölür gibi geliyor bize. Unutmayın;
bugün canlıların başına gelen, yarın insanın başına gelecektir.
Çünkü, bunlar arasında bir bağ vardır.
Şu gerçeği iyi
biliyorum: Toprak insana değil, insan toprağa aittir. Ve bu
dünyadaki her şey; bir ailenin bireylerini birbirine bağlayan
kan gibi ortaktır ve birbirine bağlıdır. Bu nedenle de; dünyanın
başına gelen her felaket, insanoğlunun da başına gelmiş
demektir.
Bildiğimiz bir
gerçek daha var: Sizin Tanrınız, bizimkinden başka bir Tanrı
değil. Aynı Tanrı'nın yaratıklarıyız. Beyaz adam, bir gün belki
bu gerçeği anlayacak ve kardeş olduğumuzun ayrımına varacaktır.
Siz, Tanrımızın başka olduğunu düşünmekte özgürsünüz.
Ama Tanrı,
hepimizi yaratan tanrı için, Kızılderili ile Beyazın arasında
fark yoktur. Ve Kızılderililer gibi Tanrı da, toprağa değer
verir. Toprağa saygısızlık, Tanrı'nın kendine saygısızlıktır.
Beyaz adamı bu
topraklara getiren ve ona, Kızılderiliyi boyunduruk altına alma
gücü veren Tanrı'nın kaderini anlamıyorum. Tıpkı buffaloların
öldürülüşünü, ormanların yakılışını, toprağın kirletilişini
anlamadığım gibi...
Bir gün
bakacaksınız; gökteki kartallar, dağları örten ormanlar yok
olmuş; yaban atları evcilleştirilmiş ve her yer, insanoğlunun
kokusuyla dolmuş. İşte o gün, insanoğlu için, yaşamın sonu ve
varlığını sürdürebilme savaşının başlangıcı gelip çatmış
olacak...
Mektuptan
alıntı bu kadar, gönderen sadece bu kadarını göndermiş.
Yaşlı Bilge
Öykümüz ünlü
Çin düşünürü Lao Tzu'nun zamanında geçer.. Lao Tzu bu öyküyü çok
sever, sık sık anlatırmış hatta...
Efendim köyde
bir yaşlı adam varmış... Çok fakir... Ama kral bile onu
kıskanırmış.. Öyle dillere destan bir beyaz atı varmış ki.. Kral
at için ihtiyara nerdeyse hazinesinin tamamını teklif etmiş ama
adam satmaya yanaşmamış.. “Bu at, bir at değil benim için.. Bir
dost.. İnsan dostunu satar mı” dermiş hep..
Bir sabah
kalkmışlar ki, at yok.. Köylü ihtiyarın başına toplanmış.. “Seni
ihtiyar bunak... Bu atı sana bırakmayacakları, çalacakları
belliydi. Krala satsaydın, ömrünün sonuna kadar beyler gibi
yaşardın. Şimdi ne paran var, ne de atın” demişler.. İhtiyar
“Karar vermek için acele etmeyin” demiş.. Sadece “At kayıp”
deyin. Çünkü gerçek bu.. Ondan ötesi sizin yorumunuz ve
verdiğiniz karar. Atımın kaybolması, bir talihsizlik mi, yoksa
bir şans mı, bunu henüz bilmiyoruz. Çünkü bu olay henüz bir
başlangıç. Arkasının nasıl geleceğini kimse bilemez... Köylüler
ihtiyar bunağa kahkahalarla gülmüşler.
Ama aradan 15
gün geçmeden, at bir gece ansızın dönmüş.. Meğer çalınmamış,
dağlara gitmiş kendi kendine.. Dönerken de, vadideki 12 vahşi
atı peşine takıp getirmiş. Köylüler, ihtiyar adamın etrafına
toplanıp özür dilemişler.. 'Babalık' demişler.. 'Sen haklı
çıktın.. Atının kaybolması bir talihsizlik değil adeta bir
devlet kuşu oldu senin için.. Şimdi bir at sürün var..' 'Karar
vermek için gene acele ediyorsunuz' demiş ihtiyar.. Sadece atın
geri döndüğünü söyleyin. Bilinen gerçek sadece bu. Ondan
ötesinin ne getireceğini henüz bilmiyoruz. Bu daha başlangıç..
Birinci cümlenin birinci kelimesini okur okumaz kitap hakkında
nasıl fikir yürütebilirsiniz?..' Köylüler bu defa ihtiyarla
dalga geçmemişler açıktan ama, içlerinden 'Bu herif sahiden
gerzek' diye geçirmişler..
Bir hafta
geçmeden, vahşi atları terbiye etmeye çalışan ihtiyarın tek oğlu
attan düşmüş ve ayağını kırmış. Evin geçimini temin eden oğul
şimdi uzun zaman yatakta kalacakmış. Köylüler gene gelmişler
ihtiyara.. 'Bir kez daha haklı çıktın' demişler. 'Bu atlar
yüzünden tek oğlun bacağını uzun süre kullanamayacak. Oysa sana
bakacak başkası da yok.. Şimdi eskisinden daha fakir, daha
zavallı olacaksın' demişler.. İhtiyar 'Siz erken karar verme
hastalığına tutulmuşsunuz' diye cevap vermiş. 'O kadar acele
etmeyin. Oğlum bacağını kırdı. Gerçek bu.. Ötesi sizin
verdiğiniz karar.. Ama acaba ne kadar doğru.. Hayat böyle küçük
parçalar halinde gelir ve ondan sonra neler olacağı size asla
bildirilmez..'
Birkaç hafta
sonra, düşmanlar kat kat büyük bir ordu ile saldırmış. Kral son
bir ümitle eli silah tutan bütün gençleri askere çağırmış. Köye
gelen görevliler, ihtiyarın kırık bacaklı oğlu dışında bütün
gençleri askere almışlar. Köyü matem sarmış. Çünkü savaşın
kazanılmasına imkan yokmuş, giden gençlerin ya öleceğini ya esir
düşüp köle diye satılacağını herkes biliyormuş. Köylüler, gene
ihtiyara gelmişler.. 'Gene haklı olduğun kanıtlandı' demişler.
'Oğlunun bacağı kırık, ama hiç değilse yanında. Oysa bizimkiler
belki asla köye dönemeyecekler. Oğlunun bacağının kırılması,
talihsizlik değil, şansmış meğer..' 'Siz erken karar vermeye
devam edin' demiş, ihtiyar.. Oysa ne olacağını kimseler bilemez.
Bilinen bir tek gerçek var. Benim oğlum yanımda, sizinkiler
askerde.. Ama bunların hangisinin talih, hangisinin şanssızlık
olduğunu sadece Allah biliyor.'
Lao Tzu,
öyküsünü şu nasihatle tamamlarmış, etrafına anlattığında: Acele
karar vermeyin. O zaman sizin de herkesten farkınız kalmaz.
Hayatın küçük bir parçasına bakıp tamamı hakkında karar
vermekten kaçının. Karar aklın durması halidir. Karar verdiniz
mi, akıl düşünmeyi, dolayısı ile gelişmeyi durdurur. Buna rağmen
akıl insanı daima karara zorlar. Çünkü gelişme halinde olmak
tehlikelidir ve insanı huzursuz yapar. Oysa gezi asla sona
ermez. Bir yol biterken yenisi başlar. Bir kapı kapanırken,
başkası açılır.
Bir başka
bilgelik ve yalın felsefe :
Çinli
Çing-Çang-Çung’a sormuşlar :
“Köyünden
Şang-Hay’a kaç günde gelip gidiyorsun ?”
“Bir ayda” diye
cevap vermiş.
Demişler ki :
“Bak şimdi
köyünden tren geçti, Şang-Hay’a bir günde gideceksin.”
Çinli sormuş :
“Peki ben ayın
kalan 29 günü ne yapacağım ?”
Ağacın İlk
Meyvesi
Okay
Gönensin, Vatan, 05.12.2004
Zengin bir
adam, atını dörtnala kaldırmış, çorak topraklarda alabildiğince
süratle gidiyordu. At hızlandıkça adam iktidarını biraz daha
fazla hissediyor, daha bir keyifleniyordu.
Adam, nerede
olduğunun, nereye koştuğunun farkında değildi, sadece atını
çatlatırcasına koşturup gücünü ve zenginliğini tam manasıyla
algılama peşindeydi.
At sınırlarını
zorlarken, adam eyerin üzerinde keyifleniyor, çevresiyle ilgisi
tamamen kopuyordu. Atını koşturduğu alan, hakimi olduğu
toprakların hemen yanı başında, bölgedeki en fakir insanlarının
yaşadığı en çorak topraklardı.
Adam için
bunların hiçbir önemi yoktu. Onun için önemli olan, eyerin
üzerinde ulaştığı hızdı.
Bir ara
soluklanmak ve hayvanı biraz dinlendirmek için küçük bir su
birikintisinin yanında durdu. Atından iner inmez de az ilerideki
yaşlı adamı fark etti.
Yaşının tahmin
edilmesi bile zor olan bir adam, elleri titreye titreye ağaç
dikmekteydi.
Gördüğü bu
manzara, zengin adamın ilgisini çekti. Neredeyse bin yaşında
olan yaşlı adam, büyük bir ciddiyet içerisinde fidanları
dikiyor, küçük birikintiden su taşıyıp diplerine dökerek
geleceğin ağaçlarına ilk besinlerini veriyordu.
Zengin adam
yaklaştı, ihtiyara "merhaba" dedikten sonra lafı uzatmadan
kafasındaki soruyu sordu:
"Ey ihtiyar,
sen ki bu yaşına gelmişsin, hiçbir zaman meyvelerini
göremeyeceğin ve yiyemeyeceğin ağaçları dikmek için neden bu
kadar çaba gösteriyorsun?"
Yaşlı adam
istifini bozmadan cevap verdi:
"Benim bugün
meyvelerini yediğim, kokularıyla keyiflendiğim ağaçları benden
önce yaşamış olan insanlar diktiler. Ben onların diktiği
ağaçların meyvelerini yiyorum, benden sonra gelecek insanlar da
benim diktiğim ağaçların meyvelerini yiyecekler... Anladın mı
neden böyle çalışıp çabaladığımı..."
Zengin adam
ihtiyarın cevabından çok etkilendi ve ona bir armağan vermek
istedi. Cebinden bir kese altın çıkardı, ihtiyarın önüne
bıraktı.
İhtiyar önce
keseye baktı, sonra zengin adama döndü; "Gördün mü, bazen bir
ağacın meyvesini daha diktiğin anda yiyebilirsin" dedi ve keseyi
cebine koyduktan sonra işine devam etti.
En sonda,
yelkenciler için de bir şey var :
Sailing is ..
.. the fine art
of getting wet and becoming ill
while slowly
going nowhere at great expence !
Türkçe meali :
Yelken…
… büyük
masraflar karşılığı yavaşça meçhule giderken, sırılsıklam olup
hastalanmanın kibar bir yoludur!
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

28.12.2004
|