|
HAVA KEŞİF
RAPORU paşaları rahatlattı. Fazıl demiryolu kuzeyinde bir tümen,
Sakarya'nın kolları arasında dört-beş, Sakarya'nın güneyinde üç
tümen saptamıştı. Bu durumda düşmanın ağırlık merkezi ortadaydı.
Kuzeyden gelmeyeceği anlaşılıyordu. Ya merkezden saldıracaktı ya
da merkezde zayıf bir kuvvet bırakıp güneye sarkacaktı.
Askerlik
sanatınca doğru olan güney kanada yönelmesiydi. Ama bunun için
güneye çark etmesi, Sakarya'yı aşması, yayılarak güney kanada
yanaşması gerekiyordu. .
Bu bir hafta
demekti.
Bu amatörce
plan, Türk ordusuna en çok ihtiyacı olduğu şeyi, zamanı
kazandıracaktı. Bir hafta, bu kritik dönemde, büyük bir nimetti.
Hemen iki tümen
güneye kaydırıldı. Ertesi gün bu kanatta inceleme yapmaya karar
verdiler. Güney (sol) kanat büyük önem kazanmıştı. Savaş burada
düğümlenecekti.
YUNAN İKİNCİ
KOLORDUSU ile Türk 2. Grubu, Sakarya'nın
güneyindeki
bölgede, aynı sert koşullar içinde doğuya doğru yürümekteydiler.
Aralarında bir yürüyüş günü fark vardı.
Türk komutan
daha deneyimli olduğu için birliklerini küçük gruplar halinde ve
daha çok geceleri yürütüyordu. Buna rağmen yalnız bu gün 322
asker hastalanmıştı. Bu zahmete katlanamayıp kaçanlar da
olmuştu.
Yunanlıların
durumu doğal olarak çok daha ağırdı. Çünkü bu bölgeyi hiç
tanımadıkları için güvenlik kaygısıyla gündüzleri yürüyüp
sıcaktan kavruluyor, gece yatıp soğuktan titriyorlardı.
Albay Kalinski
sinir içindeydi:
"Hani bu yürüyüş
askeri bir gezinti olacaktı ?"
TÜRK ARTÇI
BİRLİKLERİ Yunan birlikleriyle ya dövüşerek, ya göz temasını
koruyarak geri çekiliyorlardı.
Mihalıççık'taki
1. Piyade Tümeni, geride Süvari Tümenini bırakarak, akşam
Sakarya doğusuna geçti.
Güneydeki Süvari
Grubu da akşam, yaklaşan düşman tümeni yüzünden, halkın
gözyaşları içinde Emirdağ'ı boşalttı. Bu insanları düşmanın
insafına bırakarak çıkıp gitmek subayları da askerleri de
kahretmekteydi. Acı sahneyi uzatmamak için atları mahmuzlayıp
kaçar gibi uzaklaştılar.
……
M. KEMAL PAŞA,
Fevzi, İsmet ve Kazım Paşalar, Binbaşı Tevfik Bey, Yarbay Salih
Omurtak, öğleden önce Albay Deli Halit Bey'in komutasındaki 12.
Grubu ziyaret için iki arabayla grup karargahının bulunduğu
Toydemir köyüne geldiler.
Bu grup Sakarya
boyunda, demiryolundan güneydeki Yıldıztepe'ye kadarki kesimde
mevzilenmişti.
Albay Halit Bey
ve emrindeki tümen komutanları paşaları bekliyorlardı.
Komutanlar eksikliklerin az da olsa sürekli giderilmesinden çok
memnundular. Asker neşeliydi. Bunu duymak paşaları sevindirdi.
Kaçak sayısı da çok azalmıştı.
Başkomutan, "Şu
andaki asker sayımız istediğimiz düzeyde değil.:' dedi, "..ama
güneye yöneleceği anlaşılan düşman bize zaman kazandırıyor.
Askerlik şubelerinde, eğitim alaylarında birçok gencimiz ve
askerimiz var. İşlemleri bitenler eğitim alaylarına, eğitimleri
sona erenler orduya katılıyor. Millet, çocuklarını saklamadan
askere yolladığı için bu akış artık durmaz, savaş boyunca devam
eder. İçiniz rahat olsun."
Yeni savaş
yöntemini (Lütfen bu yöntem için bir sonraki “Açıklamalar”
bölümündeki “Yepyeni bir savaş stratejisi” isimli bölümü
okuyunuz.) genişçe anlattı ve bir cümleyle özetledi: "Yurdumuzu
karış karış koruyacağız !”
Nice savaş
görmüş komutanları bile heyecan bastı. Gerçek bir ölüm-kalım
savaşı olacaktı.
Toydemir'den
Yıldıztepe'ye çıkıldı. Bu şirin tepeden geniş Sakarya vadisi
bütün görkemi ile görünüyordu. Yıldıztepe'nin sarışın yamaçları
Sakarya'ya doğru yavaşça, usulca, küçük dalgalar halinde
inmekteydi. Ne güzel bir vatandı bu. Bu sarhoş edici güzellikten
bir süre gözlerini alamadılar. Yazık ki birkaç gün sonra savaş
burasını cehenneme döndürecekti. Bu kesimdeki bazı mevzileri
gezip askerlerle bayramlaştıktan sonra, daha güneye
indiler.
İnlerkatrancı
Köyü'ne geldiler. Bu köyün güneybatısında, üstü düz bir tepe
vardı. Sakarya'ya karışan Ilıca Deresi vadisinin bu tepeden iyi
incelenebileceği anlaşılıyordu. Ilıca vadisi Türk cephesinin
güney çizgisini oluşturacaktı.
Otomobilleri
tepenin eteğinde bıraktılar, en yakındaki alaydan yollanan
atlara binip ağır ağır tepeye çıktılar.
Alay Komutanı
Başkomutan'a kendi seçkin atını ikram etmişti.
…….
ÇIKTIKLARI
TEPEDEN, doğu-batı doğrultusunda uzanan Ilıca vadisi gerçekten
iyi görünüyordu. Vadinin kuzeyi güneye egemendi. Bu durum
savunmaya kolaylık ve üstünlük sağlayacaktı. Esas savunma
hattının bu vadinin kuzeyinde oluşturulması, 4. Grubun Yıldız
Tepe ile Ilıca vadisi arasındaki kesime kaydırılması
kararlaştırıldı. 4. Grubun soluna 2. Grup gelecekti.
Doğuya doğru
iyice ilerde, çevreye egemen, heybetli bir dağ vardı. Güçlü bir
dürbünle çevreyi inceleyen Başkomutan sordu:
"Şu koyu renkli
güzel dağın adı ne ?"
"Mangal Dağı!“
Dürbünü gözünden indirdi. Yere serili olan haritaya baktı, dağı
buldu, işaretledi:
"Sol kanadımızı bu güzel dağa dayayalım. Düşmanın daha doğuya
doğru ilerleme olasılığı belirirse, bu dağı esas savunma hattına
katarız !”
Öğle yemeğini
Toydemir'de komutanlarla yiyeceklerdi. İsmet Paşa haritasını
toplarken, bir at kişnemesi ve bir erin korku çığlığını duyup
başını kaldırdı.
M. Kemal Paşa
tam ata binerken, bir şeyden ürken at parlayınca, ayağı
üzengiden kayıp yere düşmüş, sol böğrünü büyükçe bir taşa
çarpmıştı.
Fevzi Paşa
uzatılan mataradan avucuna boşalttığı su ile M. Kemal Paşa'nın
yüzünü yıkadı. M. Kemal Paşa gözlerini araladı, başucunda diz
çökmüş İsmet Paşa'nın korku ile terleyen yüzünü görünce
gülümsemeye çalıştı:
"Merak etme,
önemli değil !”
Zorlukla
doğrulup oturdu. İsmet Paşa'ya tutunarak ayağa kalktı.
Yüzünden canının
yandığı belli oluyordu. Atı tutan seyise seslendi:
"Çocuk, getir onu buraya !”
Beyaz, güzel,
uzun bacaklı, örme yeleli bir attı bu. Yanlış bir şey
yaptığının
farkındaymış gibi suçlu suçlu duruyordu. Seyis atı yaklaştırdı.
M. Kemal Paşa, "Gel çocuğum.:' dedi, atın yüzünü okşadı,
"..senin bir kusurun yok:' Gözlerinin arasından öptü.
Yavaş yavaş
tepeden indiler.
……
2. GRUP öğleyin
Gökpınar'a ulaşmıştı. Burası Sakarya'ya karışan gür Gökpınar
deresinin kaynağıydı. Dik kayaların dibinden buz gibi duru su
fışkırıyordu. Su bol, çevre zehir yeşili çimen, kaynağın ve
derenin kıyıları koyu gölge
döken sık ağaçlarla doluydu.
Disiplin içinde sıralarını bekleyen birliklere soğuk kaynak
gölünden kırba, tulum ve testilerle su taşınıyor, sırası gelen
askerler, derede zevk çığlıkları ata ata yıkanıyor, daha ilerde
de hayvanlar sulanıyordu.
Askerler beş sıska koyununu otlatan küçük çoban Musa'yı
sevdiler, aralarına alıp karavanaya ortak ettiler.
Cehennem yürüyüşü bitmişti.
Cephe Komutanlığı Grubun öbür gün akşam Mangal Dağı'na
ulaşmasını istiyordu. Selahattin Adil Bey, ''Allaha şükür, çorak
bölgeyi aştık.:' dedi, "..bundan sonrası kolay. Kapağı cepheye
atınca daha da
rahatlarız. Düşman düşünsün !“
Doğru söylüyordu.
Düşman daha günlerce Anadolu'nun sıcağıyla, tozuyla, gölgesiz
ve
susuz bozkırıyla boğuşacaktı.
…….
OTOMOBİLLERLE çok yavaş olarak Polatlı'ya gelmişler, M. Kemal
Paşa vagonuna çekilmişti. Yanında Cephe Sağlık Müdürü Dr. Murat
Cankat vardı. Paşalar ve karargahın önde gelen subayları, derin
bir kaygı ve sessizlik içinde, yandaki vagonda, muayene sonucunu
bekliyorlardı.
Doktor yarım saat sonra bekleyenlerin yanına geldi. Terini
sildi. Ürkmüş görünüyordu :
"Bir ya da iki kaburga kemiğinin kırıldığını sanıyorum. Biri
ciğerini tahriş ediyor. Sesi kısılmaya başladı. Röntgen
çekilmesi gerek !“ Yalnız Ankara Hastanesi'nde röntgen vardı.
"Öyleyse Ankara'ya gitmek zorunda !“
"Evet, hemen !“
İsmet Paşa, yaverine, "Treni hazırlatın.." dedi, topluluğa
döndü, "..olayı gizli tutacağız !“
Refet Paşa'ya ve Cebeci Hastanesi'ne gizlice bilgi uçuruldu.
…….
REFET PAŞA, Kazım Paşa, Müsteşar Albay Ali Hikmet Ayerdem, Salih
Bozok ile Muzaffer Kılıç başhekimin odasında sonucu
bekliyorlardı.
Doktorlar Başkomutan'ı, röntgeninin çekilmesi ve muayene
edilmesi için alıp götürmüşlerdi.
Sol
kaburgalarından birinin kırık olduğu anlaşıldı. Kırık kaburganın
ucu akciğeri örseliyordu. Kaburga alçıya alınamadığı için Dr.
Mim Kemal Öke, belden yukarısını kalınca bir band ile sıkıca
sardı. Kırık kaburganın zamanla kaynayıp iyileşmesi
beklenecekti.
Dr.
Adnan Adıvar, Dr. Refik Saydam, Dr. Şemsettin Bey, Dr. Murat
Cankat ayaktaydılar. Arkalarında Nesrin Hemşire duruyordu.
Mim
Kemal Bey, "Paşam..“ dedi saygıyla, "..yatarak, az hareket
ederek dinlenmeniz gerekiyor. Aksi takdirde kaburgadaki kırık,
ciğerdeki tahriş, başımıza çok iş açar. Velhasıl cepheye
dönmeniz mümkün değiL. Yoksa..“
Sözünü tamamlamak için yumuşak bir sözcük aradı, bulamadı:
"..ölürsünüz !“
Öteki doktorlar başlarını sallayarak Dr. Mim Kemal Bey'i
onayladılar.
Mustafa Kemal Paşa Çankaya'ya döndü.
……
PAŞASININ kaza geçirdiğini öğrenen Fikriye Hanım az kalsın
bayılacaktı. Kendini zorlukla toparladı, Paşa'yı büyük bir
şefkatle yukarıya, yatak odasına çıkardı.
Salih Bozok, Dr. Murat Cankat, yaver Muzaffer Kılıç alt kattaki
salona geçtiler. Az sonra Abdurrahim de aşağıya indi. Gözleri
dolu dolu Salih Bozok'a sokuldu. hiç konuşmadan oturdular. Olayı
duyup telaşlanan birkaç Bakan geldi. Fikriye Hanım misafirleri
Paşa'nın yanına çıkardı. Az sonra hızla aşağıya indi. Dr. Murat
Bey'e, gözleri korku içinde, "Bakanlara yarın cepheye döneceğini
söylüyor..“ dedi, "..dönebilir mi ?"
Dr.
Murat Bey hüzünle gülümsedi:
"Bakanların maneviyatı bozulmasın diye öyle söylüyordur. Çünkü
dönmesi mümkün değil. En azından iki hafta yatması gerek !“
……
2 NUMARALı
koğuşta sadece iki yatak doluydu. Birinde Faruk yatıyordu,
ötekinde ateşten inleyen bir yaralı. Kalan yirmi küsur yatak boş
ve dağınıktı.
Faruk, küçük
idare lambasının zayıf ışığında, sırt üstü, gözleri kapalı, bu
akşam nöbetçi olan Nesrin'in gelmesini bekliyordu. Nöbetçi
hemşirelerin koğuşları denetleme saatiydi.
Çok iyi tanıdığı
zarif ayak sesleri duyuldu, yaklaştı, yaklaştı, yaklaştı, koğuşa
girdi. Faruk bir çığlık bekliyordu. Beklediği oldu. Nesrin
çığlığı bastı:
"Aaaaaaaaaa! Bu
yaralılara ne oldu Faruk Bey? Nerede bunlar ?"
Faruk oturdu :
"Galiba
Beyoğlu'na çıktılar..”
Ayaklarını
karyoladan yere sarkıttı
:
"..Pinti felekten bir gece çalacaklar:'
"Şaka yapmayın ne olur !”
"Peki. Kaçtılar
Nesrin Hanım
!”
Nesrin isyan etti :
"Neden ama ?"
"Cepheye dönmek istiyorlardı. Doktorlar izin vermeyince,
kaçtılar !“
"Hiçbiri daha iyileşmemişti ki …“
"Zararı yok. Cephenin havası, karavanası insanı hastaneden daha
çabuk iyi eder !“
Nesrin kapıya yürüdü :
"Ben olayı nöbetçi doktora bildirmek zorundayım…“
Faruk uzanıp kızın elini yakaladı :
"Hayır, durun lütfen. Dün kaçacaklardı. Bu akşam kaçmalarını ben
tavsiye ettim. Çünkü sizin nöbetçi olacağınızı biliyordum,
ricamı dikkate alacağınıza güveniyordum. Kaçakların istasyona
ulaşıp cephe trenine binmeleri için bir yarım saate daha
ihtiyaçları var. Sonra hastaneyi ayağa kaldırabilirsiniz. Şimdi
lütfen şuraya oturun. Bir yarım saatçik dinlenmenizi rica
ediyorum !“
Nesrin'i yanındaki yatağa oturttu. Kızın küçük eli hala kocaman
avucunun içindeydi. Fark edince utandı :
"Ah
affedersiniz…“
Telaşla elini çekti.
……
NESRİN koğuşta, kaçakların cephe trenine binmesi için gerekli
zamanın dolmasını bekliyor ve alçak sesle Faruk'a bugün tanık
olduğu büyük sahneyi anlatıyordu:
"Doktor Mim Kemal Bey, kırık kaburga oynayıp da ciğeri tahriş
etmesin diye geniş bir bandla Paşa'nın göğsünü sıkı sıkı sardı
ve cepheye dönemeyeceğini söyledi. Paşa hiç sesini çıkarmadı.“
"İtiraz etmedi mi ?"
"Hayır.“
Faruk hemen teşhisini koydu :
"Öyleyse kafasına koymuş, o da kaçacak !“
……
SALİH, Muzaffer ve Muhafız Taburu Komutanı Yüzbaşı İsmail Hakkı
Bey, belki Paşa'nın bir emri olur diye erkenden gelmişler,
yernek salonunda oturuyorladı.
Bir
ayak sesi duyuldu. Salih ayağa kalkmaya davranınca, İsmail Hakkı
elini tuttu :
"Telaşlanma, Fikriye Hanım'dır…“
Merdivenden Fikriye Hanım değil, M. Kemal Paşa indi. Tıraş
olmuş, giyinmişti. Üçü de ayağa fırladılar. Salih ağlamaklı,
'Aman Paşam..“ dedi, "..niye kalktınız ?"
"Böyle günde yatılır mı çocuk ?"
Sesi iyice kısılmıştı :
"İsmail Hakkı, taburunu topla, yarın cepheye hareket et !“
"Başüstüne !“
Salih Bozok'a döndü:
"Trenlerde arkalığı öne arkaya hareket ettirilebilir koltuklar
olurdu. Bana arkalığı öyle olan bir koltuk bulun. Belki
demiryolu ambarında vardır. Kazım Paşa'ya haber verin. Bir saat
sonra cepheye hareket edeceğiz. Albay Asım Bey'i de bulun. O da
bizimle gelsin. Siz de hazırlanın !“
"Ama Paşam, doktor…“
"Dediğimi yapın !“
"Peki !“
İki
yaver ve Yüzbaşı İsmail Hakkı azap içinde çıkarlarken Fikriye
Hanım Paşa'nın yanına gelip durdu, sitemle baktı. Paşa, Fikriye
Hanım'a tutunarak yavaşça oturdu. Elinden çekerek Fikriye
Hanım'ı da oturttu.
"Bu
kazayı anneme yazma !“
"Yazmam.“
"Teşekkür ederim. Zavallı kadın, benden yana hep acı içinde
yaşadı. Ya hapisteyim, ya sürgünde, ya savaşta. İdama mahkum
olduğumu bile duydu…“
Genç kadının
elini okşadı :
"..Sen de
üzülme. Allah bana yardım edecektir.”
……
KARARGAH TRENİ
Ankara'dan sessizce hareket etti. Malıköy'de durdu. İki otomobil
istasyonda bekliyordu. Başkomutanlık, Genelkurmay ve Cephe
Komutanlığı karargahları Malıköy yakınındaki Alagöz'e
alınmışlardı.
Yeni karargaha
hareket ettiler.
Küçük Alagöz
çiftliği büyük bir ordugah olmuştu. Her yanı subaylar, askerler,
çeşit çeşit çadırlar, arabalar, atlar, telsiz antenleri, telefon
ve telgraf direkleri kaplamıştı. Büyük Savaş'tan kalma birkaç da
demir tekerlekli kamyon vardı.
Türk ordusunun
çok uzun yıllardır bu kadar canlı bir başkomutanlık karargahı
olmamıştı.
Otomobiller
Türkoğlu Ali Ağa'nın iki katlı, büyükçe evinin önünde durdular.
Ev Başkomutan için hazırlanmış, telefon ve telgraf bağlanmıştı.
Orduda bulunan tek asetilen (karpit) lambası da, çok ışık
verdiği için Başkomutan'a ayrılmıştı.
Fevzi ve İsmet
Paşalar ile Başkomutanlık Sekreterliği görevlileri evin önünde
bekliyorlardı. Paşalar kucaklaştılar. Üst kata çıkıldı. Bu katta
Başkomutan'ın çalışma ve yatak odası ile yemek ve yaverlik odası
bulunuyordu. Demiryolu ambarında bulunan arkalığı hareketli
koltuğu birlikte getirmişlerdi. Muzaffer Kılıç ile Ali Metin
Çavuş koltuğu çalışma odasındaki küçük masanın yanına
yerleştirdiler.
Odada birkaç
iskemle, yerde küçük bir halı vardı. Neşeyle kahve içtiler. M.
Kemal Paşa iyi görünmeye çalışıyordu ama kımıldadıkça acıdan
yüzü terlemekteydi.
Paşaları neşelendiren bir haber verdi:
"Halide Edip Hanım cephede bir görev istiyor !”
İsmet Paşa
Halide Hanım'ı sayardı, bu isteğinden dolayı daha da saygı
duydu. Türkiye bir savaş kahramanından daha cesur bu öncü
kadınlar sayesinde, ilkel bir toplum olmaktan kurtulacaktı.
"Kaydını gönüllü
er olarak yaparım. Karargahta çalışır !” Kazım Paşa İsmet
Paşa'nın omuzuna dokundu :
"Dünyada, ünlü
bir kadın yazarın er olarak görev aldığı ilk ordu karargahı
seninki olacak !”
Paşa gururla
baktı :
"Evet !”
Sohbet iyiydi
ama iş yoğundu. İsmet Paşa Albay Asım Gündüz'le birlikte
karargahına döndü. Yeni Kurmay Başkanı Albay Asım Gündüz
saygıyla karşılandı.
……
YATAK ODASINA
portatif bir asker yatağı konmuştu. Ama Paşa geceyi çalışma
odasındaki arkalığı yatırılan koltukta geçirdi. Zaten az uyurdu.
Burada daha da az uyur olmuştu. Herkes yatmaya gidince ya
düşünüyor, ya kitap okuyordu. Gelirken İslam tarihiyle ilgili
birkaç önemli kitap almıştı yanına.
Uyanır uyanmaz
Ali Çavuş kahvesini verdi. Karargah berberi bekliyordu. Tıraş
oldu. Gecelik entarisini çıkarıp giyindi. Arkalığı yatıkça
koltuğa yarı uzanmış durumda oturdu, böylece doktorların
tavsiyesine az da olsa uymuş oldu.
Albay Asım Bey
telefon etti, Merkez Ordusu'nun yolladığı 16. Tümen'in iki alayı
yola çıkmıştı: 2.250 subay ve er. Alaylar savaşa yetişebilirse
savaşçı sayısı 58.750 olacak, altmış bine yaklaşılacaktı.
Doktor sigara
içmesini yasak etmişti ama dayanamadı, bir sigara yaktı.
……
HALİDE EDİP HANIM
kendisini geçirmeye gelen bazı bakanlara, Y. Kadri ve R.
Eşref'e veda ederek cephe trenine bindi.
Cephe için
diktirdiği giysiyi giymişti: Lacivert baş ortüsü, aynı renk uzun
ceket, bol pantolon, yumuşak çizme. Cepheye giden bir yüzbaşı
bavulunu rafa yerleştirdi.
Her istasyonda
trene yeni askerler doluşuyor, toprak rengi kadınlar ağlaşarak
bir zaman trenle birlikte koşuyorlardı. Malıköy'e vardıklarında
ay çıkmıştı.
İstasyonda derin
bir sessizlik içinde dağıtım bekleyen birçok yeni asker vardı.
İsmet Paşa yaverini ve otomobilini yollamıştı.
Otomobil Batı
Cephesi Karargahı önünde durdu. Halide Hanım'ı Tevfik
Bıyıklıoğlu karşıladı. Karargahın alt katındaki toprak zeminli
iki odada subaylar çalışıyordu. Yukarı kattaki iki odadan birine
götürdü. Odada büyükçe bir masa ile üstü asker battaniyesi ile
örtülü portatif bir yatak vardı. Burası Batı Cephesi Komutanı
İsmet Paşa'nın makam ve yatak odasıydı. Öbür oda Cephe Kurmay
Başkanı'nındı.
İsmet Paşa elini
sıktı, oturması için bir tahta iskemle gösterdi ama Halide Hanım
komutanına saygı gösterip oturmadı.
"Artık ordumda
bir ersiniz. Sizi Birinci Şubeye atadım. Küçük bir eviniz, bir
de hizmet eriniz olacak !”
Halide Hanım
teşekkür etti.
"Başkomutan'ı
ziyaret ettiniz mi ?"
"Hayır Paşam.
Şimdi geldim.”
"Hemen gidin.
Sizi bekliyor !”
Yüzbaşı Hasan
Atakan Halide Hanım'ı M. Kemal Paşa'nın karargahına götürdü.
Halide Hanım bu
sahneyi anılarında şöyle anlatacaktı:
“M. Kemal
Paşa oturduğu koltuktan güçlükle kalkmaya çalıştı. Çünkü kaburga
kemikleri hala ağrılar içindeydi... M. Kemal Paşa'ya doğru,
kalbimde gerçek bir saygı ile gittim.
O kendi halindeki odada bütün gençliğin bir millet yaşasın
diye ölmeyi göze alan kararını temsil ediyordu. Ne saray, ne
şöhret, ne herhangi bir kudret, onun bu odadaki büyüklüğüne
yaklaşamaz.
Gittim, elini öptüm.“
Bundan böyle
akşam yemeklerini, İsmet Paşa, Kazım Paşa, AIbay Arif Bey ile
birlikte Başkomutan'ın sofrasında yiyecek, bu müthiş savaşın
kulisinde yaşayacaktı.
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

06.09.2005
Şu Çılgın Türkler - 1
Şu Çılgın Türkler - 2
Şu Çılgın Türkler - 3
Şu Çılgın Türkler
- 4
|