Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Dost Köşesi    

  Kurgu ya da Bilim                                                                            Ahmet Serim

 

 

Bilim yaklaşımlı kurgulamalar ve bilim nerelerde başlıyor ya da bitiyor? İleri seviyedeki insan akıllarının ürünü olan bilim-kurgu’nun da, bilimin de, bilimin uygulaması sayılması gereken tekniklerin de çok eskilere, binyıllara dayandığı kesin. İkaros efsanesinden ay yolculuğuna, kurgu ve bilim arasında aşılmaz engeller ve farklar yoktur.

İşin ilginci, süren ve yenilenen araştırmaların ortaya koyduğu ilişkiler vardır. Düşünülebilen veya gerek duyulan hemen her şey önce kuramsal, sonra uygulama yoluyla ortaya konulmaktadır. 1800’lerin sonunda ünlü Jules Verne, bazı kitaplarında Suni Elmas Yapımı, Kütlenin İçinde Gizli Büyük Enerji, Ay Yolculuğu, Nükleer Denizaltı, Televizyon, Ada Boyutlarında Gemi, Havadan Ağır Uçan Cisimler (Helikopter tekniği ile), Değişik Yolculuklar (Mesela kutupların keşfi, dünya turları) gibi çok değişik temaları zamanın bilimi ve yeni varsayımlar ile destekleyerek anlatmıştı.

Bilim-Kurgu dünyasının çağımızdaki iki dev yazarı, müteveffa Isaac Asimov ile Sir Arthur Charmichael Clarke (Üçüncüsü Robert A.[nson] Heinlein kabul edilir) yine inanması zor bazı kavramları kitaplarında dile getirmiş hatta seri kitaplara konu yapmıştı. Her ikisi de sadece işlek bir hayal değil, bilimsel verilere dayanıyorlardı.

Asimov, kimya, sonradan da biyokimya eğitimleri almış, üniversitede Profesörlüğe kadar yükselmişti. Başka konularda da araştırma ve incelemeleri vardı. Ünlü robotik kurallarını ilk kez 1941 de bir robot öyküsünde (Yalancı !) ortaya koymuş, çok sevilen bu öyküleri 1950 de “Ben, Robot” adlı kitabında toplamış, 1954 te ünlü insan benzeri robotu R.(obot) Daneel Olivaw’ı yaratmıştır.

Böyle bir gelişmeyi ömrüm süresince göremeyeceğim düşüncesi, şu gazete ve TV haberi ve resmi ile kayboldu:

"En sorunsuz resepsiyonist !

Bu robot genç kız, World Expo 2005 Dünya Fuarı'na gelen ziyaretçileri karşılayacak. İşten kaytarmayan, her denileni yapan Actroid çok zeki. 4 dil biliyor ve 40 bin kelimeyi anlıyor.

Hızla gelişen teknoloji sayesinde robot ve insanlar arasındaki fark çok yakında kapanacak gibi görünüyor. Robot teknolojisinde çok ileri olan Japon bilim adamları, artık insansı robot geliştirme peşinde koşuyor.

Bunun en önemli örneği ise 25 Mart'ta Japonya'da açılacak olan World Expo 2005 Dünya Fuarı'nda danışmada görev yapacak Actroid.

Kokoro ve Advanced Media adındaki 2 Japon firmasının geliştirdiği 20'li yaşlardaki Japon genç kız görünümlü robot, 40 bin kelimeyi anlayabiliyor. Japonca, Çince, Korece ve İngilizce konuşabilen Actroid, fuar alanında yolunu şaşıranlara ya da bilgi edinmek isteyenlere yardımcı olacak. 2 bin farklı mimiği olan Actroid, 10 yaşındaki bir çocuğun iletişim yeteneğine sahip. Hemen her konuda sohbet edebiliyor. Fuarda, danışmada görev yapacak Actoid dışında, temizlik, güvenlik, rehberlik hatta bebek bakıcılığı görevlerini de robotlar üstlenecek.

Striptiz de yapacaklar

Uzmanlara göre hayatımıza hızla girmeye başlayan bu insansı robotlar, çok yakında ofislerin vazgeçilmez elemanı olacak. Zira, diğer çalışanlar gibi işini aksatmayan, gereksiz konuşmayan ve her denileni yapan Actroid benzeri robotlar, patronların gözdesi haline gelecek (fabrikalardaki montaj ve üretim robotlarını hatırlayın). Hatta robotlar, gelecekte striptiz kulüplerinde bile görev yapacak. Flört etmeyi öğrenecek, seksi danslar yapacak ve yalnız erkeklerin gönlünü çalacaklar ! – Gazete Vatan – 20.03.2005 (Gazetenin on-line arşivinde, bu tarih ve en kolaylıkla adı olan Actroid kelimesi aranarak haberin aslı bulunabilir.) “

Aynı veya benzer konuda bir haber de, 29 Temmuz 2005 günü Internet haberlerinde, Super-on-line’ın Skytürk On Line bölümünde resmiyle çıktı:

Japonlar insana en çok benzeyen androidi yaptı...  
(
Haberin Tarihi 29-07-2005 Saati 10:03 )

Japon bilim adamları, insana en çok benzeyen bir dişi android yapmayı başardılar.

Osaka Üniversitesi’nden bilim insanlarının eseri olan ve Repliee Q1 adı verilen dişi robotun sert plastik yerine esnek silikondan derisi ve insan gibi hareketler yapmasını sağlayan çok sayıda motor ve duyargası bulunuyor.

Göz kapaklarını açıp kapayabilen, ellerini hareket ettirebilen dişi robot Repliee Q1, nefes bile alabiliyor.

İnsana benzemesi için tasarlanan Japon kadın görünümlü robot üst kısmındaki 31 ayrı hareket sağlayıcısı sayesinde tam bir insan gibi hareket ederek, insanlara tepki verebiliyor.

Daha önce Repliee R1 isimli 5 yaşındaki bir Japon kız çocuğuna benzeyen robotu yapan Profesör Hiroşi İşiguro, bir gün robotların bizi insan olduklarına inandırarak şaşkına çevireceklerini söyledi.”

1970 lere, 1950 lerde başlayıp 60 larda devamı gelen ve sonra ülkemizde de basılan seri kitaplara uzandı aklım. Isaac Asimov, çok küçük yaşlarda ailesiyle birlikte Amerika’ya göçen bu bilim adamı ve yazar, kurduğu hayal dünyasında zaman içinde robotları geliştirip zeka ve bir kısmına da insan görünümü vermişti.

Kaderin, daha doğrusu tarihin bir oyunu, bilimsel gerçeklerden yola çıkan usta bilim-kurgu yazarlarının (ki bunların başında ünlü klasik yazar Fransız Jules Verne’nin yanında Amerikalı-Rus Isaac Asimov ve İngiliz Arthur C. Clarke gelirler) öngördükleri, varsaydıkları zamanlardan 25-50-100 yıl önceleri ve daha fazla önce gerçekleşme yoluna girmektedir. En inanılmaz gözüken, ama bilimsel ve teknik dayanağı olan kurgular, birer birer gerçekleşmektedir.

İlk haberdeki robotun atası, ülkemize de getirilen “ASİMO” fikir babasının ismine benzer bir adı taşımaktadır. Actroid ise 20li yaşlardaki genç kız görünümü, anlayabildiği (ve her halde kullanabildiği 40.000 kelime (ünlü Shakespeare eserlerinde 75.000 kelime kullanmış ve İngiliz dilini en iyi kullanan kişi olmuştu !) , konuşabildiği (şimdilik) 4 dil, yapabildiği 2.000 mimik, ve gösterebildiği 10 yaşındaki çocuk iletişim yeteneğiyle, hemen her konuda sohbet edebilmesiyle, başka görevler için programlanabilecek benzerleriyle tam bir devrim ! Bu niteliklerine göre, sıradan hatta daha üstün bir insandan, hele bizim kendi dilinden bile ürken ve sıkılan insanlarımızdan, günlük yaşamı 300-400 kelime ile geçiştirenlerden, çok daha ileri.

Yıllar ilerleyip bilim ve teknoloji katlandıkça, bu yeteneklerin artacağı ve zeka yaşının gelişeceği kuşkusuz. Aramıza karışacakları, haklar kazanacakları, uygarlıklar çatışmasının bazı dinler arasında olmaktan çıkıp, güç birliğine girecek dinlere meydan okunması ve yine bilim-kurgu yazarlarınca C/Fe çatışması olarak nitelenen Karbon (C) ana maddesinden yapılı insanla ana iskeleti Demir (Fe) kökenli robotlar arasına sıçraması yakın ve kaçınılmaz gözüküyor. Dünyanın gündemleri ne, bizimkiler ne!

Asimov Usta, yıllar önce kahramanı Hari Seldon ve bir bayan insansı robotu evlendirmişti. Birbirini çok seven ve iki çocuk evlat edinen çift, hiç yaşlanmayan kadının kendini sevgili eşi için feda etmesiyle ayrılmıştı. Striptiz ne kelime, evliliklere hazır olun, bu da tahminlerde yer aldı. Tahminler ise varsayılan tarihten 50 veya 100 sene önce gerçekleşiyor!

Sir Arthur Clarke da (ülkemizde en çok “2001 Uzay Yolculuğu” eserinin yazarı olarak bilinir (bu eksiktir, çok ünlenen filmin senaryosu Clarke ve filmin yönetmeni Stanley Kubrick tarafından yazılmıştır), benzer şekilde daha 50-100 sene hayal bile edilmesi zor bir konuyu anlatmıştır.

1956 dan sonra Sri Lanka’da yaşamayı tercih eden yazar, İkinci Dünya Savaşı sırasında radar konusundaki çalışmaları ve ilk kez 1954 yayınladığı ‘Dünya Dışı Röleler’ isimli eserinde bahsettiği ‘iletişim uyduları’ teknolojisini geliştirmesi ile daha geniş tanınır. 2001 Uzay Macerası önsözünde (1968) ise yaşayan her insanın gerisinde 30 hayalet bulunduğunu, dünyaya başlangıçtan bu yana gelmiş her insan için Samanyolu’nda bir yıldız bulunduğundan söz eder.

Babasını 14 yaşında yitiren yazar, çocukluğunda fantastik hikayeler okurdu ve 13 yaşında kendi teleskopunu yapmıştı. Herbert George Wells ve Jules Verne sevdiği yazarlardı. Sonraları Londra’daki apartmanı İngiliz Gezegenlerarası Derneğinin merkezi oldu. 1941-46 arası Kraliyet Hava Kuvvetlerinde görev yaptı ve radar üzerinde çalıştı. 1945 te yazdığı bir teknik yazıda iletişim uyduları kavramından bahsetti. 1982 de iletişim konusundaki hizmetleri için Marconi ödülü aldı. Deniz ve denizin altı için resim ve film çalışmaları yaptı. 1962 de felç geçirdi ve sonra iyileşti.

Başka  ilginç eserleri de olan Clarke’ın dünyayı hedeflemiş bir asteroiti anlatan ‘Tanrının Çekici’ (1993) adlı eseri, 1998 de çevrilen ‘Derin Darbe’ ve ‘Armageddon’ filmlerine de tema oldu. Bu, astronomi ölçülerinde kısa bir süre olan, uzun yıllar (yaklaşık 800 yıl) sonra gerçekleşmesi muhtemel olan bir konu. Gerçek yaşamda çalışmalar yapılmakla beraber HAL-9000 gibi düşünebilen bir computer veya asrın sonunda orta ve uzak gezegenlere insanlı yolculuk gerçekleşmedi. Ancak tamamen fizik bilimi ve ileri teknolojiye dayanan bir gelişme, kitaplarında yazdığı sonuçlara doğru, ama farklı bir teknikle yakında ulaşacak.

Kurgusunda bazı hata ve eksikler taşımasına rağmen aşağıdaki haber ilginç bir konu hakkındadır:

 Türk asansörcüsü Uzay'a çıkmaya hazır

Haber : Ece SÜMER, Vatan Gazetesi, 10 Nisan 2005

İlk açıklandığında dünyayı heyecanlandıran uzay asansörü projesini geliştiren takımın başında bir Türk bilim adamı bulunuyor. Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği Başkanı Ercüment Hızal ise uzay asansörü projesinin uygulanabilir olduğunu belirtip ‘Türk asansör sanayiinin tecrübesi bu projeyi üstlenmeye hazır. Bütün mesele maliyet’ dedi

İlk ortaya atıldığında bütün dünyada merak uyandıran 'Uzay Asansörü' projesine Türk asansör sanayicileri talip oldu. Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği (AYSAD) Başkanı Ercüment Hızal "İlk telaffuz edildiğinde 'Olur mu öyle şey' dedirten ve mucize gibi görülen proje hiç de ütopik değil. Biz Türk asansör sanayicileri olarak böyle bir projeye destek vermek, bu projede yer almak isteriz. Türk asansör sanayiisinin teknolojisi ve bilgi birikimi böyle bir projeyi üstlenecek düzeyde" dedi. Böyle bir projenin önümüzdeki 20 yıl içinde gerçekleşme şansı olduğunu ifade eden Hızal bu projeyi yürüten ekibin başında bir Türk olduğunu da hatırlatarak şöyle devam etti:

Mikrodalga fırın da hayal değil miydi?

"Bu proje bana göre son derece akılcı. Neticede asansörün mantığı belirlenmiş bir hat üzerinde aşağı yukarı gidip gelmektir. Binalarda bu işi raylar görüyor. Rayı uzaydaki sabit bir noktaya mesela bir meteora ya da uyduya bağlayıp dünyaya sarkıtabiliriz. Bana göre bu sadece maliyet hesabı ile ilgili bir proje. Yoksa yapılabilirliği ile ilgili bir şüphem yok. Ben mikrodalga fırınların yapılacağını ilkokul sıralarındayken duymuştum. O zamanlar o da uzay asansörü gibi bir şeydi. Şimdi işportadan alabileceğiniz bir ürün haline geldi."

Türkiye'de asansör sanayiinin 1990 yılından sonra çok hızlı bir gelişim gösterdiğini ve teknolojik açıdan Avrupalı rakiplerini dahi geri bıraktığını ifade eden Hızal, sektörün gözünü Rusya ve Avrupa pazarına diktiğini belirtti. Rusya'da en az 1 milyon adetlik bir pazar olduğunu, bu pazara girmek istediklerim söyleyen Hızal, Avrupa nüfusunun yaşlanması ile birlikte bu bölgede de asansöre olan talebin hızla arttığına işaret etti.

Ercüment Hızal, depremden sonra durma noktasına gelen inşaat sektöründe yeni bir ivme sağlandığını, mortgage sistemi işlemeye başladıktan sonra sektörün daha da canlanacağını asansöre olan talebin artacağını söyledi.

Dünyada 7 milyon asansör kullanılıyor 110 bini Türkiye'de

Dünyada toplam 7 milyon adet asansör olduğu tahmin ediliyor. Avrupa, 3.5 milyon adet asansör ile en yüksek orana sahip. Almanya, Hollanda, İngiltere, İtalya ve İspanya asansör kullanımının en yoğun olduğu ülkelerin başında geliyor. ABD'de büyük şehirlerin dışında genellikle iki ya da üç katlı müstakil evler olduğu için tahminlerin aksine asansör sayısı düşük. ABD'de 800 bin adet asansör bulunuyor. Türkiye'deki asansör sayısı ise 110 bin. Genelde 50-60 yaşındaki bu asansörlerin güvenli hale getirilmesi için Sanayi Bakanlığı tarafından bir komite oluşturuldu. Komite, eski asansörlerin risk derecesini EN 81-80 Avrupa Standartlarına göre belirleyecek ve çok riskli bulunanların ruhsatı iptal edilecek.”

Sayın Ece Sümer, kuşkusuz iyi niyet ve gayretle, ancak çok eksik ve yetersiz bilgilerle haberini hazırlamış :

Yıllar önce bilim adamı ve ünlü bilimkurgu yazarı (Filmi de çevrilen ünlü Space Odyssey 2001, veya Rama Serisi) Arthur C. Clarke tarafından ortaya atılan Uzay Asansörü ve türevi uygulamalar, sabit konumlu uydular tekniğine dayanır. O kadar uzun (Yaklaşık 30-35 kilometre) olup kendi ağırlığını taşıyabilecek cisim olmadığından, o zamanlar sadece hayaldi. Ama 3 sene kadar önce Hindistan kökenli bilim adamları, yeni bir tür karbon elyaf geliştirip tekniği olası şekle soktular.

İlk ve ciddi ilgi NASA’dan geldi. Yörüngeye bir faydalı yük göndermenin ve geri getirmenin karmaşık teknolojisi ve aşırı olan giderlerini azaltabilecek bir çare olarak düşündüler. Yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleşmesini planlıyorlar. Gerçekten bazı Türk kökenli bilim adamları da projeye dahil görevliler.

Ancak adının ASANSÖR (LIFT) kelimesi kapsamasına rağmen, bildiğimiz klasik asansörlerle fazla bir ilgisi yok. Sadece bir kılavuz kablo veya ray asansöre benzer bir olgu olacak (o da yeni bir malzeme). Muhtemelen iletişim için gene uzay güdümleri (bir tür roket) ve uzay şartlarına dayanıklı ve kenetlenebilir teknolojiye sahip araçlar (asansör kabini yerine) çalışacak ve geri gelerek yeniden kullanılacak.

Bu gibi nedenlerle bizim asansör şirketleri konuya biraz uzak kalacaklar. Zaten bu konuda çalışan ve her gün ilerleyen bir şirket NASA tarafından 3 yıl önce kuruldu ve halen çalışıyor. Bizim şirketler biraz uzak kalacaklar, çünkü gereğinde insan taşıyabilen uzay araç teknolojisi temelde gerekli.

Ama yine de katkımız olabileceği hoş bir heves. Bunun gerçek yanı, projede yer alan Türk kökenli görevliler.

Ayrıca, ilk kez İnternet sitelerinde verilen bu haber, yine kısmen daha doğru bir gazete haberiyle tekrarlandı:

 

Uzay asansörüyle insan da taşınacak – Gazete Vatan – 26.09.2005

Bilim kurgu romanları gerçek oluyor. 10 yıl içinde hayata geçmesi planlanan uzay asan­sörü 20 tona kadar araç gereç taşı­yacak, üstelik uzay üssüne turistik geziler düzenlenmesini de sağlaya­cak. Projeye göre uzay asansörü­nün dünyada bir temeli, bağlantı istasyonu ve güneş enerjisiyle çalı­şan bir taşıyıcı kablosu olacak. Bu kablo 600 tonluk ağırlıkla dengele­necek. Bugüne kadar bu kadar uzun ve farklı sıcaklıklara dayanıklı kablo yapacak bir madde bulun­muyordu. Ancak şimdi karbon na­notüp adlı yeni bir madde sayesin­de projenin hayata geçirilebileceği düşünülüyor. Proje sayesinde uza­ya 1 kilo eşya taşımanın maliyeti 40 bin dolardan 800 dolara inecek.”

Projenin sağlayacağı tasarruf olağanüstü: 1 kilo faydalı yük için 800 / 40.000 = 0,02 oluyor, yani masraflar yeni sistemle yüzde ikiye düşecek. Bu ise faydalı yükün artması ve çeşitlenmesi demek. Yani daha iyi ve yararlı uydular, küçücük mesafelere indirgenmiş hassas ölçümler (GPS sisteminin daha da gelişmesi), inanılmaz niteliklerde iletişim, daha hassas teleskoplar, daha büyük istasyonlar, bunlardan yola çıkacak uzay araç ve sondaları, daha verimli ve nitelikli uzay güdümleri gibi yan etkilerin yolu. NASA nın çok ilgi göstermesi doğal.

Çağımızın bir tür kahinleri, peygamberleri, filozofları sayılacak bu yazarların öngördükleri bekledikleri zamanlardan çok önce gerçekleşiyor. Bizler bir kısmını göremesek bile, çocuklarımız veya torunlarımız onların anlattığı şu gelişimleri yaşayıp belki de yararlanacaklar

Avuç içine sığacak boyutlarda ve temiz nükleer güç, başka konularda da inanılamayacak bir küçültme (daha 1980lerde Amerika ve Japonya’da aynı sıralarda yapılan deneylerde, bir anda sadece bir elektronun geçebildiği iletkenler yapılmıştı, IBM teknik dergisinde okumuştum), yüzyıllarla ölçülecek kadar uzayan insan yaşamı, hemen tüm hastalıkların tedavisi ve engellenmesi, yüzlerce belki de binlerce katlı bina-kentler, tamamen otomatik araçlar, yan kısmı duran ve ortası hızla akan kent içi yaya yolları, uzaydan gelebilecek tehlikelere karşı savunma, ışık hızında veya daha hızlı uzay yolculuğu, yaşamın hemen her alanına girmiş, bir kısmı insan biçiminde robotlar… ve tabii daha niceleri.

Dünyaya, romantik çağları ıskalayacak kadar geç veya muhtemel gelişmeleri göremeyecek kadar erken geldiğimiz kanısındayım !

Bu yazıyı göndermeye hazırlanırken, 2 Ekim 2005 günü Vatan gazetesinin arka sayfasında şu resim ve haber çıktı:

"Bu da e-kağıt

FUJİTSU'NUN ilk prototipini geliş­tirdiği "elektro­nik kağıt" gele­neksel A4 sayfa­sının 8 katı kalın­lığında. İnce LCD ekranında internetten indi­rilen sayfalarca dokümanı görün­tüleyebilen e-kağıt, birkaç yıl içinde resim görüntüleme özelliğine de kavuşacak. Böylece gelecekte ki­tap ve gazeteler tek bir sayfada okunabilecek.“

Sevgili medya mensupları, daha önce de çıkmış bulunan bu yenilik haberini yine dolgu malzemesi olarak ve önemsemeden kullanmışlar, hatta bir çok benzer haberde olduğu gibi zahmet edip İnternet Gazetesine bile almamışlar. Her halde bilgi ve görüşleri yetmediği için muhtemel etkilerini de belirtmemişler.

Arkadaşlar, bu devrimci yenilik, her yıl milyonlarca ağacın kesilmesine gerek bırakmayarak giderek bozulan ekolojik dengeye yararlı olacak (Hulki Toprak’ın ve Toprak Dede’nin kulakları çınlasın). Sadece hammadde olarak biraz kömür, ham petrol ve silikon için kum bazlı malzemeler kullanılacak. Elbette fosil malzemeler tükenince yerlerine başka maddeler geçecek.

Gazete ve dergi tipi yayınlar, atılan geleneksel kağıt üzerine mürekkeple değil, elektronik olarak bu yeni malzemeye depolanacak. Her sabah eldeki sayfaya gazete yüklenecek. Tıpkı benzin alır gibi. Atılacak kağıda para verir gibi, yükleme ücreti ödenecek. Hem de istenen. Veya abone olunan. Okunamayan yerler büyütülerek kolaylık sağlanacak. Olanaklar hemen hemen sınırsız.

2001 Space Odyssey filmini gören veya kitabını okuyanlar, astronot David Bowman’ın okuduğu gazete olan „World Times“ı anımsarlar: Hani yemeğini yerken okuduğu resimli gazete, izlediği televizyon. Bu, anılan e-kağıdın bir bilim kurgu eserdeki ilk şekliydi. Yazıldığı ve filme alındığı tarih ise 1968. Yani o da Clarke’ın bir öngörüsüydü.    

 

Gelecek yazımda (şimdiden hazırlamaktayım, muhtemelen o da bir hafta sonra önünüzde olacak) bilgisayar dünyasına girip; biraz dedikodu, az tarih baharatı, bir tutam açıklayıcı bilgiler harmanı yapacağız.

 

Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle

Denizce

06.10.2005