|
Bilim yaklaşımlı kurgulamalar ve bilim nerelerde başlıyor ya
da bitiyor? İleri seviyedeki insan akıllarının ürünü olan
bilim-kurgu’nun da, bilimin de, bilimin uygulaması sayılması
gereken tekniklerin de çok eskilere, binyıllara dayandığı kesin.
İkaros efsanesinden ay yolculuğuna, kurgu ve bilim arasında
aşılmaz engeller ve farklar yoktur.
İşin ilginci, süren ve yenilenen araştırmaların ortaya
koyduğu ilişkiler vardır. Düşünülebilen veya gerek duyulan hemen
her şey önce kuramsal, sonra uygulama yoluyla ortaya
konulmaktadır. 1800’lerin sonunda ünlü Jules Verne, bazı
kitaplarında Suni Elmas Yapımı, Kütlenin İçinde Gizli Büyük
Enerji, Ay Yolculuğu, Nükleer Denizaltı, Televizyon, Ada
Boyutlarında Gemi, Havadan Ağır Uçan Cisimler (Helikopter
tekniği ile), Değişik Yolculuklar (Mesela kutupların keşfi,
dünya turları) gibi çok değişik temaları zamanın bilimi ve yeni
varsayımlar ile destekleyerek anlatmıştı.
Bilim-Kurgu dünyasının çağımızdaki iki dev yazarı, müteveffa
Isaac Asimov ile Sir Arthur Charmichael Clarke (Üçüncüsü Robert
A.[nson] Heinlein kabul edilir) yine inanması zor bazı
kavramları kitaplarında dile getirmiş hatta seri kitaplara konu
yapmıştı. Her ikisi de sadece işlek bir hayal değil, bilimsel
verilere dayanıyorlardı.
Asimov, kimya, sonradan da biyokimya eğitimleri almış,
üniversitede Profesörlüğe kadar yükselmişti. Başka konularda da
araştırma ve incelemeleri vardı. Ünlü robotik kurallarını ilk
kez 1941 de bir robot öyküsünde (Yalancı !) ortaya koymuş, çok
sevilen bu öyküleri 1950 de “Ben, Robot” adlı kitabında
toplamış, 1954 te ünlü insan benzeri robotu R.(obot) Daneel
Olivaw’ı yaratmıştır.
Böyle bir
gelişmeyi ömrüm süresince göremeyeceğim düşüncesi, şu gazete ve
TV haberi ve resmi ile kayboldu:
"En
sorunsuz resepsiyonist !
|
 |
Bu robot genç kız, World Expo 2005 Dünya Fuarı'na gelen
ziyaretçileri karşılayacak. İşten kaytarmayan, her denileni
yapan Actroid çok zeki. 4 dil biliyor ve 40 bin kelimeyi
anlıyor.
Hızla
gelişen teknoloji sayesinde robot ve insanlar arasındaki
fark çok yakında kapanacak gibi görünüyor. Robot
teknolojisinde çok ileri olan Japon bilim adamları, artık
insansı robot geliştirme peşinde koşuyor. |
Bunun en
önemli örneği ise 25 Mart'ta Japonya'da açılacak olan World Expo
2005 Dünya Fuarı'nda danışmada görev yapacak Actroid.
Kokoro ve Advanced Media adındaki 2 Japon firmasının
geliştirdiği 20'li yaşlardaki Japon genç kız görünümlü robot, 40
bin kelimeyi anlayabiliyor. Japonca, Çince, Korece ve İngilizce
konuşabilen Actroid, fuar alanında yolunu şaşıranlara ya da
bilgi edinmek isteyenlere yardımcı olacak. 2 bin farklı mimiği
olan Actroid, 10 yaşındaki bir çocuğun iletişim yeteneğine
sahip. Hemen her konuda sohbet edebiliyor. Fuarda, danışmada
görev yapacak Actoid dışında, temizlik, güvenlik, rehberlik
hatta bebek bakıcılığı görevlerini de robotlar üstlenecek.
Striptiz de yapacaklar
Uzmanlara göre hayatımıza hızla girmeye başlayan bu insansı
robotlar, çok yakında ofislerin vazgeçilmez elemanı olacak.
Zira, diğer çalışanlar gibi işini aksatmayan, gereksiz
konuşmayan ve her denileni yapan Actroid benzeri robotlar,
patronların gözdesi haline gelecek (fabrikalardaki montaj ve
üretim robotlarını hatırlayın). Hatta robotlar, gelecekte
striptiz kulüplerinde bile görev yapacak. Flört etmeyi
öğrenecek, seksi danslar yapacak ve yalnız erkeklerin gönlünü
çalacaklar ! – Gazete Vatan – 20.03.2005 (Gazetenin on-line
arşivinde, bu tarih ve en kolaylıkla adı olan Actroid kelimesi
aranarak haberin aslı bulunabilir.) “
Aynı veya
benzer konuda bir haber de, 29 Temmuz 2005 günü Internet
haberlerinde, Super-on-line’ın Skytürk On Line bölümünde
resmiyle çıktı:

“Japonlar insana en çok benzeyen
androidi yaptı...
(Haberin
Tarihi 29-07-2005 Saati 10:03 )
Japon bilim
adamları, insana en çok benzeyen bir dişi android yapmayı
başardılar.
Osaka Üniversitesi’nden bilim insanlarının eseri olan ve
Repliee Q1 adı verilen dişi robotun sert plastik yerine esnek
silikondan derisi ve insan gibi hareketler yapmasını sağlayan
çok sayıda motor ve duyargası bulunuyor.
Göz kapaklarını açıp kapayabilen, ellerini hareket
ettirebilen dişi robot Repliee Q1, nefes bile alabiliyor.
İnsana benzemesi için tasarlanan Japon kadın görünümlü robot
üst kısmındaki 31 ayrı hareket sağlayıcısı sayesinde tam bir
insan gibi hareket ederek, insanlara tepki verebiliyor.
Daha önce Repliee R1 isimli 5 yaşındaki bir Japon kız
çocuğuna benzeyen robotu yapan Profesör Hiroşi İşiguro, bir gün
robotların bizi insan olduklarına inandırarak şaşkına
çevireceklerini söyledi.”
1970 lere, 1950 lerde başlayıp 60 larda devamı gelen ve sonra
ülkemizde de basılan seri kitaplara uzandı aklım. Isaac Asimov,
çok küçük yaşlarda ailesiyle birlikte Amerika’ya göçen bu bilim
adamı ve yazar, kurduğu hayal dünyasında zaman içinde robotları
geliştirip zeka ve bir kısmına da insan görünümü vermişti.
Kaderin, daha doğrusu tarihin bir oyunu, bilimsel
gerçeklerden yola çıkan usta bilim-kurgu yazarlarının (ki
bunların başında ünlü klasik yazar Fransız Jules Verne’nin
yanında Amerikalı-Rus Isaac Asimov ve İngiliz Arthur C. Clarke
gelirler) öngördükleri, varsaydıkları zamanlardan 25-50-100 yıl
önceleri ve daha fazla önce gerçekleşme yoluna girmektedir. En
inanılmaz gözüken, ama bilimsel ve teknik dayanağı olan
kurgular, birer birer gerçekleşmektedir.
İlk haberdeki robotun atası, ülkemize de getirilen “ASİMO”
fikir babasının ismine benzer bir adı taşımaktadır. Actroid ise
20li yaşlardaki genç kız görünümü, anlayabildiği (ve her halde
kullanabildiği 40.000 kelime (ünlü Shakespeare eserlerinde
75.000 kelime kullanmış ve İngiliz dilini en iyi kullanan kişi
olmuştu !) , konuşabildiği (şimdilik) 4 dil, yapabildiği 2.000
mimik, ve gösterebildiği 10 yaşındaki çocuk iletişim
yeteneğiyle, hemen her konuda sohbet edebilmesiyle, başka
görevler için programlanabilecek benzerleriyle tam bir devrim !
Bu niteliklerine göre, sıradan hatta daha üstün bir insandan,
hele bizim kendi dilinden bile ürken ve sıkılan insanlarımızdan,
günlük yaşamı 300-400 kelime ile geçiştirenlerden, çok daha
ileri.
Yıllar ilerleyip bilim ve teknoloji katlandıkça, bu
yeteneklerin artacağı ve zeka yaşının gelişeceği kuşkusuz.
Aramıza karışacakları, haklar kazanacakları, uygarlıklar
çatışmasının bazı dinler arasında olmaktan çıkıp, güç birliğine
girecek dinlere meydan okunması ve yine bilim-kurgu yazarlarınca
C/Fe çatışması olarak nitelenen Karbon (C) ana maddesinden
yapılı insanla ana iskeleti Demir (Fe) kökenli robotlar arasına
sıçraması yakın ve kaçınılmaz gözüküyor. Dünyanın gündemleri ne,
bizimkiler ne!
Asimov Usta, yıllar önce kahramanı Hari Seldon ve bir bayan
insansı robotu evlendirmişti. Birbirini çok seven ve iki çocuk
evlat edinen çift, hiç yaşlanmayan kadının kendini sevgili eşi
için feda etmesiyle ayrılmıştı. Striptiz ne kelime, evliliklere
hazır olun, bu da tahminlerde yer aldı. Tahminler ise varsayılan
tarihten 50 veya 100 sene önce gerçekleşiyor!
Sir Arthur Clarke da (ülkemizde en çok “2001 Uzay Yolculuğu”
eserinin yazarı olarak bilinir (bu eksiktir, çok ünlenen filmin
senaryosu Clarke ve filmin yönetmeni Stanley Kubrick tarafından
yazılmıştır), benzer şekilde daha 50-100 sene hayal bile
edilmesi zor bir konuyu anlatmıştır.
1956 dan sonra Sri Lanka’da yaşamayı tercih eden yazar,
İkinci Dünya Savaşı sırasında radar konusundaki çalışmaları ve
ilk kez 1954 yayınladığı ‘Dünya Dışı Röleler’ isimli eserinde
bahsettiği ‘iletişim uyduları’ teknolojisini geliştirmesi ile
daha geniş tanınır. 2001 Uzay Macerası önsözünde (1968) ise
yaşayan her insanın gerisinde 30 hayalet bulunduğunu, dünyaya
başlangıçtan bu yana gelmiş her insan için Samanyolu’nda bir
yıldız bulunduğundan söz eder.
Babasını 14 yaşında yitiren yazar, çocukluğunda fantastik
hikayeler okurdu ve 13 yaşında kendi teleskopunu yapmıştı.
Herbert George Wells ve Jules Verne sevdiği yazarlardı.
Sonraları Londra’daki apartmanı İngiliz Gezegenlerarası
Derneğinin merkezi oldu. 1941-46 arası Kraliyet Hava
Kuvvetlerinde görev yaptı ve radar üzerinde çalıştı. 1945 te
yazdığı bir teknik yazıda iletişim uyduları kavramından
bahsetti. 1982 de iletişim konusundaki hizmetleri için Marconi
ödülü aldı. Deniz ve denizin altı için resim ve film çalışmaları
yaptı. 1962 de felç geçirdi ve sonra iyileşti.
Başka ilginç eserleri de olan Clarke’ın dünyayı hedeflemiş
bir asteroiti anlatan ‘Tanrının Çekici’ (1993) adlı eseri, 1998
de çevrilen ‘Derin Darbe’ ve ‘Armageddon’ filmlerine de tema
oldu. Bu, astronomi ölçülerinde kısa bir süre olan, uzun yıllar
(yaklaşık 800 yıl) sonra gerçekleşmesi muhtemel olan bir konu.
Gerçek yaşamda çalışmalar yapılmakla beraber HAL-9000 gibi
düşünebilen bir computer veya asrın sonunda orta ve uzak
gezegenlere insanlı yolculuk gerçekleşmedi. Ancak tamamen fizik
bilimi ve ileri teknolojiye dayanan bir gelişme, kitaplarında
yazdığı sonuçlara doğru, ama farklı bir teknikle yakında
ulaşacak.
Kurgusunda bazı hata ve eksikler taşımasına
rağmen aşağıdaki haber ilginç bir konu hakkındadır:
“Türk
asansörcüsü Uzay'a çıkmaya hazır
Haber
: Ece SÜMER,
Vatan Gazetesi, 10 Nisan 2005
İlk açıklandığında dünyayı heyecanlandıran uzay asansörü
projesini geliştiren takımın başında bir Türk bilim adamı
bulunuyor. Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği
Başkanı Ercüment Hızal ise uzay asansörü projesinin
uygulanabilir olduğunu belirtip ‘Türk asansör sanayiinin
tecrübesi bu projeyi üstlenmeye hazır. Bütün mesele maliyet’
dedi
İlk ortaya atıldığında bütün dünyada merak uyandıran 'Uzay
Asansörü' projesine Türk asansör sanayicileri talip oldu.
Asansör ve Yürüyen Merdiven Sanayicileri Derneği (AYSAD) Başkanı
Ercüment Hızal "İlk telaffuz edildiğinde 'Olur mu öyle şey'
dedirten ve mucize gibi görülen proje hiç de ütopik değil. Biz
Türk asansör sanayicileri olarak böyle bir projeye destek
vermek, bu projede yer almak isteriz. Türk asansör sanayiisinin
teknolojisi ve bilgi birikimi böyle bir projeyi üstlenecek
düzeyde" dedi. Böyle bir projenin önümüzdeki 20 yıl içinde
gerçekleşme şansı olduğunu ifade eden Hızal bu projeyi yürüten
ekibin başında bir Türk olduğunu da hatırlatarak şöyle devam
etti:
Mikrodalga fırın
da hayal değil miydi?
"Bu proje bana göre son derece akılcı. Neticede asansörün
mantığı belirlenmiş bir hat üzerinde aşağı yukarı gidip
gelmektir. Binalarda bu işi raylar görüyor. Rayı uzaydaki sabit
bir noktaya mesela bir meteora ya da uyduya bağlayıp dünyaya
sarkıtabiliriz. Bana göre bu sadece maliyet hesabı ile ilgili
bir proje. Yoksa yapılabilirliği ile ilgili bir şüphem yok. Ben
mikrodalga fırınların yapılacağını ilkokul sıralarındayken
duymuştum. O zamanlar o da uzay asansörü gibi bir şeydi. Şimdi
işportadan alabileceğiniz bir ürün haline geldi."
Türkiye'de asansör sanayiinin 1990 yılından sonra çok hızlı
bir gelişim gösterdiğini ve teknolojik açıdan Avrupalı
rakiplerini dahi geri bıraktığını ifade eden Hızal, sektörün
gözünü Rusya ve Avrupa pazarına diktiğini belirtti. Rusya'da en
az 1 milyon adetlik bir pazar olduğunu, bu pazara girmek
istediklerim söyleyen Hızal, Avrupa nüfusunun yaşlanması ile
birlikte bu bölgede de asansöre olan talebin hızla arttığına
işaret etti.
Ercüment Hızal, depremden sonra durma noktasına gelen inşaat
sektöründe yeni bir ivme sağlandığını, mortgage sistemi işlemeye
başladıktan sonra sektörün daha da canlanacağını asansöre olan
talebin artacağını söyledi.
Dünyada 7 milyon asansör kullanılıyor 110 bini Türkiye'de
Dünyada toplam 7 milyon adet asansör olduğu tahmin ediliyor.
Avrupa, 3.5 milyon adet asansör ile en yüksek orana sahip.
Almanya, Hollanda, İngiltere, İtalya ve İspanya asansör
kullanımının en yoğun olduğu ülkelerin başında geliyor. ABD'de
büyük şehirlerin dışında genellikle iki ya da üç katlı müstakil
evler olduğu için tahminlerin aksine asansör sayısı düşük.
ABD'de 800 bin adet asansör bulunuyor. Türkiye'deki asansör
sayısı ise 110 bin. Genelde 50-60 yaşındaki bu asansörlerin
güvenli hale getirilmesi için Sanayi Bakanlığı tarafından bir
komite oluşturuldu. Komite, eski asansörlerin risk derecesini EN
81-80 Avrupa Standartlarına göre belirleyecek ve çok riskli
bulunanların ruhsatı iptal edilecek.”
Sayın Ece Sümer, kuşkusuz iyi niyet ve gayretle, ancak çok
eksik ve yetersiz bilgilerle haberini hazırlamış :
Yıllar önce bilim adamı ve ünlü bilimkurgu yazarı (Filmi de
çevrilen ünlü Space Odyssey 2001, veya Rama Serisi) Arthur C.
Clarke tarafından ortaya atılan Uzay Asansörü ve türevi
uygulamalar, sabit konumlu uydular tekniğine dayanır. O kadar
uzun (Yaklaşık 30-35 kilometre) olup kendi ağırlığını
taşıyabilecek cisim olmadığından, o zamanlar sadece hayaldi. Ama
3 sene kadar önce Hindistan kökenli bilim adamları, yeni bir tür
karbon elyaf geliştirip tekniği olası şekle soktular.
İlk ve ciddi ilgi NASA’dan geldi. Yörüngeye bir faydalı yük
göndermenin ve geri getirmenin karmaşık teknolojisi ve aşırı
olan giderlerini azaltabilecek bir çare olarak düşündüler.
Yaklaşık 10 yıl sonra gerçekleşmesini planlıyorlar. Gerçekten
bazı Türk kökenli bilim adamları da projeye dahil görevliler.
Ancak adının ASANSÖR (LIFT) kelimesi kapsamasına rağmen,
bildiğimiz klasik asansörlerle fazla bir ilgisi yok. Sadece bir
kılavuz kablo veya ray asansöre benzer bir olgu olacak (o da
yeni bir malzeme). Muhtemelen iletişim için gene uzay güdümleri
(bir tür roket) ve uzay şartlarına dayanıklı ve kenetlenebilir
teknolojiye sahip araçlar (asansör kabini yerine) çalışacak ve
geri gelerek yeniden kullanılacak.
Bu gibi nedenlerle bizim asansör şirketleri konuya biraz uzak
kalacaklar. Zaten bu konuda çalışan ve her gün ilerleyen bir
şirket NASA tarafından 3 yıl önce kuruldu ve halen çalışıyor.
Bizim şirketler biraz uzak kalacaklar, çünkü gereğinde insan
taşıyabilen uzay araç teknolojisi temelde gerekli.
Ama yine de katkımız olabileceği hoş bir heves. Bunun gerçek
yanı, projede yer alan Türk kökenli görevliler.
Ayrıca, ilk
kez İnternet sitelerinde verilen bu haber, yine kısmen daha
doğru bir gazete haberiyle tekrarlandı:

“Uzay
asansörüyle insan da taşınacak – Gazete Vatan –
26.09.2005
Bilim kurgu romanları gerçek oluyor. 10 yıl içinde hayata
geçmesi planlanan uzay asansörü 20 tona kadar araç gereç
taşıyacak, üstelik uzay üssüne turistik geziler düzenlenmesini
de sağlayacak. Projeye göre uzay asansörünün dünyada bir
temeli, bağlantı istasyonu ve güneş enerjisiyle çalışan bir
taşıyıcı kablosu olacak. Bu kablo 600 tonluk ağırlıkla
dengelenecek. Bugüne kadar bu kadar uzun ve farklı sıcaklıklara
dayanıklı kablo yapacak bir madde bulunmuyordu. Ancak şimdi
karbon nanotüp adlı yeni bir madde sayesinde projenin hayata
geçirilebileceği düşünülüyor. Proje sayesinde uzaya 1 kilo eşya
taşımanın maliyeti 40 bin dolardan 800 dolara inecek.”
Projenin sağlayacağı tasarruf olağanüstü: 1 kilo faydalı yük
için 800 / 40.000 = 0,02 oluyor, yani masraflar yeni sistemle
yüzde ikiye düşecek. Bu ise faydalı yükün artması ve
çeşitlenmesi demek. Yani daha iyi ve yararlı uydular, küçücük
mesafelere indirgenmiş hassas ölçümler (GPS sisteminin daha da
gelişmesi), inanılmaz niteliklerde iletişim, daha hassas
teleskoplar, daha büyük istasyonlar, bunlardan yola çıkacak uzay
araç ve sondaları, daha verimli ve nitelikli uzay güdümleri gibi
yan etkilerin yolu. NASA nın çok ilgi göstermesi doğal.
Çağımızın bir tür kahinleri, peygamberleri, filozofları
sayılacak bu yazarların öngördükleri bekledikleri zamanlardan
çok önce gerçekleşiyor. Bizler bir kısmını göremesek bile,
çocuklarımız veya torunlarımız onların anlattığı şu gelişimleri
yaşayıp belki de yararlanacaklar
Avuç içine sığacak boyutlarda ve temiz nükleer güç, başka
konularda da inanılamayacak bir küçültme (daha 1980lerde Amerika
ve Japonya’da aynı sıralarda yapılan deneylerde, bir anda sadece
bir elektronun geçebildiği iletkenler yapılmıştı, IBM teknik
dergisinde okumuştum), yüzyıllarla ölçülecek kadar uzayan insan
yaşamı, hemen tüm hastalıkların tedavisi ve engellenmesi,
yüzlerce belki de binlerce katlı bina-kentler, tamamen otomatik
araçlar, yan kısmı duran ve ortası hızla akan kent içi yaya
yolları, uzaydan gelebilecek tehlikelere karşı savunma, ışık
hızında veya daha hızlı uzay yolculuğu, yaşamın hemen her
alanına girmiş, bir kısmı insan biçiminde robotlar… ve tabii
daha niceleri.
Dünyaya, romantik çağları ıskalayacak kadar geç veya muhtemel
gelişmeleri göremeyecek kadar erken geldiğimiz kanısındayım !
Bu yazıyı
göndermeye hazırlanırken, 2 Ekim 2005 günü Vatan gazetesinin
arka sayfasında şu resim ve haber çıktı:

"Bu
da e-kağıt
FUJİTSU'NUN ilk prototipini geliştirdiği "elektronik kağıt"
geleneksel A4 sayfasının 8 katı kalınlığında. İnce LCD
ekranında internetten indirilen sayfalarca dokümanı
görüntüleyebilen e-kağıt, birkaç yıl içinde resim görüntüleme
özelliğine de kavuşacak.
Böylece gelecekte kitap ve gazeteler tek bir sayfada
okunabilecek.“
Sevgili medya mensupları, daha önce de çıkmış bulunan bu yenilik
haberini yine dolgu malzemesi olarak ve önemsemeden
kullanmışlar, hatta bir çok benzer haberde olduğu gibi zahmet
edip İnternet Gazetesine bile almamışlar. Her halde bilgi ve
görüşleri yetmediği için muhtemel etkilerini de belirtmemişler.
Arkadaşlar, bu devrimci yenilik, her yıl milyonlarca ağacın
kesilmesine gerek bırakmayarak giderek bozulan ekolojik dengeye
yararlı olacak (Hulki Toprak’ın ve Toprak Dede’nin kulakları
çınlasın). Sadece hammadde olarak biraz kömür, ham petrol ve
silikon için kum bazlı malzemeler kullanılacak. Elbette fosil
malzemeler tükenince yerlerine başka maddeler geçecek.
Gazete ve dergi tipi yayınlar, atılan geleneksel kağıt üzerine
mürekkeple değil, elektronik olarak bu yeni malzemeye
depolanacak. Her sabah eldeki sayfaya gazete yüklenecek. Tıpkı
benzin alır gibi. Atılacak kağıda para verir gibi, yükleme
ücreti ödenecek. Hem de istenen. Veya abone olunan. Okunamayan
yerler büyütülerek kolaylık sağlanacak. Olanaklar hemen hemen
sınırsız.
2001 Space Odyssey filmini gören veya kitabını okuyanlar,
astronot David Bowman’ın okuduğu gazete olan „World Times“ı
anımsarlar: Hani yemeğini yerken okuduğu resimli gazete,
izlediği televizyon. Bu, anılan e-kağıdın bir bilim kurgu
eserdeki ilk şekliydi. Yazıldığı ve filme alındığı tarih ise
1968. Yani o da Clarke’ın bir öngörüsüydü.
Gelecek yazımda (şimdiden hazırlamaktayım, muhtemelen o da bir
hafta sonra önünüzde olacak) bilgisayar dünyasına girip; biraz
dedikodu, az tarih baharatı, bir tutam açıklayıcı bilgiler
harmanı yapacağız.
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

06.10.2005
|