|
Bu gün
bilgisayar veya en azından yonga (çip, chip) veya mikro yonga
olmayan bir dünya düşünebiliyor musunuz. Hele yeni kuşaklar,
buna ben de dahilim, farklı bir dünya görmediler. Giderek artan
bir şekilde, elimizde mobil telefonlar, hesap makineleri ile
dolaşıyor, sayısal çalışan cihazlardan birkaç santim farkla
yerimizi buluyor, yine sayısal aletlerden müzik dinliyor ve tüm
dünyadan görüntü izleyebiliyoruz. Otomobilimiz kendini
ayarlıyor, arızasını belirliyor.
Evimizde
otururken dünyanın öbür ucundaki bir arşive girebiliyor, kopya
edebiliyoruz. İstersek sohbetlere katılıp ışık hızıyla
yazışabiliyoruz. Yine evimizden veya işyerimizden bir çok resmi
işi görebiliyoruz. Fiziksel ve akıl sınırları pek kalmadı.
İlk
Emeklemeler
Esas karşılığı
“Computer (=hesaplayıcı)” olan bilgisayarlar, çok basit
mekanizmalara dayansalar da, çok eski zamanlardan bu yana
varlardır.
Burada özetin
özeti bir tarih verip nasıl ortaya çıktıklarına değineceğiz.
Daha geniş bir bilgisayar tarihini, ilginç şeylerle okunur hale
getirip ileride ayrı olarak sunacağım.
Çoğumuzun ilk
okullarda kullandığımız “abaküs (mihsap)”, çok eski zamanlardan
bu yana kullanılmaktadır. Çeşitli taş yapılar, önemli tarihleri
hesaplamak, yani uygulamalı astronomi için kullanılırdı. Ülke
için hayati önem taşıyan, Nil’in taşkın zamanını belirleyen
piramitler ve başka yapılar, İngiltere’deki Stonehenge anıtı
böyle yapılardır.
Üstelik bu
yapılar yer ve zaman ayrımı tanımıyorlardı. Binlerce yıl önce
Mezopotamya’da Sümer’lerde görüldüğü gibi, çok daha sonra Orta
Amerika’da Maya ve Aztek’ler gibi uygarlıklarda da izleniyordu.
Ben orta
okuldayken yaygın olan toplama cetvelleri, çarpma ve bölmeyi
logaritmik cetvellerle toplama çıkartma gibi işlemlere
indirgeyen ve üniversitede kullandığım hesap cetvelleri, çeşitli
mekanik hesap makineleri birer basit hesaplama yardımcısıdır.
Alışkın birinin elinde abaküs, hesap cetveli, mekanik hesap
makineleri hızlı ve mucizevi işlemlere yarar.
Tarih boyunca,
çoğu matematikçi olan uzman kişiler hesaplama işlerini
kolaylaştırmaya çalıştılar. Çoğu astronomi ve uygulamaları
amaçlı yardımcı cihazlar yaptılar. Düğümlü ipler, saz ve
dallardan örme navigasyon yardımcıları, usturlap, sextant bu
gibi cihazlardandır.
1200lerin
sonunda Raimundus Lullus, 17. asırda Wilhelm Schiackard gibi az
ünlenmiş isimler bilgisayarların öncüsü çalışmalar yaptılar.
Ünlü Leibnitz ve Pascal da bu kervana katıldılar. 19. asra
gelindiğinde ünlü İngiliz Charles Babbage ünlü “farklar
makinesini” planlamıştı. Bunu tasarlarken çok daha genel bir
fikre gelmişti : programlanabilir hesaplayıcı ve program.
Programlama
fikrine Jacquard, dokuma tezgahlarında delikli kartlar
kullanarak büyük aşama sağladı. Babbage bu fikri hesaplayıcısı
ile birleştirdi ve “analitik makine” adını verdiği bilgisayar
kavramını ortaya koydu. Bunun bir bilgi işleyen makinede olan
kısımları vardı : Giriş cihazları, çıkış cihazları ve depolama
hafızası. Makine üretilirken başta finans kaynakları olmak üzere
çeşitli sorunlar yaşadı ve analitik makine bitirilemedi.
Planlanan çalışma sistemi ondalık sistemdi.
|

İlk bilgisayarlardan Howard Aiken’in Harvard Mark I’i |
Bilgisayarın
kavramı daha 19. yüzyılda oluşmuştu ama uygulama zorlukları
vardı. Babbage’ın mekanik yaklaşımları bir süre önemini
korudu. Mesela 1890 Amerikan Nüfus Sayımı, Herman
Hollerith’in otomatik makineleri yardımıyla sadece 6 haftada
(!) sonuçlandırıldı. Sağlanan veriler Hollerith’in
geliştirdiği makinelerle delikli kartlara işlendi ve yine
onun geliştirdiği makinelerde toplandı. Hollerith bu
çabalarına iş makineleri yaparak devam etti. International
Business Machines (IBM) 1896 da kuruldu. |
Zaman
ilerlemiş ve elektrik yan etkileriyle birlikte, bilhassa gelişen
elektronik dalıyla kullanılmaya başlanmıştı. Elektromanyetik
esasla çalışan Röleler kullanılıyordu. Bunlar da kısmen mekanik
ve yavaş idiler, ama ilk öncülere bu da yetmişti.
İlk
Bilgisayarlar
Bu gün kabul
edildiği gibi, ilk modern, elektrikli bilgisayar denebilecek
alet John Vincent Atanasoff’un 1939 da öğrenci Clifford
Berry’nin yardımlarıyla yaptığı “Atanasoff Berry Computer (ABC)”
isimli bilgisayardır. Teorik fizikçi, matematikçi ve iş adamı
olan Atanasoff, döneminin ünlü hesaplayıcıları olan Monroe ve
IBM makinelerini iyice inceledi. Bu cihazların yavaş ve hatalara
açık olduğuna karar verdi.
Analog
cihazların sınırlayıcı ve istediği kadar hassas olmadıklarını
düşünüyordu. Elektronik ve sayısal bir bilgisayar yapmaya karar
verdi. Bunun için 4 temel prensip belirledi :
-
Çalışma ortamı
elektrik ve elektronik olacaktı.
-
Çalışma tabanı
ikili sayı sistemi (binary system) olacaktı.
-
Hafıza için
kondansatörler kullanacak ve enerji kesilmelerine karşı tedbir
alacaktı. Bu iş için yeniden yükleme öngörüyordu.
-
İşlemler için
direkt mantıksal adımlar kullanılacaktı.
1939 Aralık
ayında, ilk prototip tamamlanmıştı, üniversite hayran kaldı.
1940 ta makineyi incelemek izni alan Dr. John W. Mauchly daha
sonra gördüklerini ve Atanasoff’un fikirlerini kullanarak, Dr.
Eckert’in yardımıyla, uzun süre dünyanın ilk bilgisayarı olarak
bilinen ENIAC’ı yapacaktı. Bunun davası uzun süre sürdü. Nihayet
1972 de Atanasoff hak ettiği ünvana
kavuştu.
|
 |
|
 |
|
Atanasoff genç iken ve ödül almış yaşlılığı |
Dr. John Vincent
Atanasoff 15 Haziran 1995 te 91 yaşında öldü. Ancak 1990 yılında
Başkan Bush (Baba Gerge Bush) tarafından ödüllendirildi. Zaten
bir çok ve önemli ödülün sahibiydi. ABC için patent alamamıştı
ama, öncü olduğu diğer konularda 32 patent sahibiydi. Bilgisayar
çağını açarken, olacak baş döndürücü gelişmeleri elbette bütün
dehasına rağmen düşünemezdi.
İkinci Dünya
Savaşı’nın bulanık suları durulunca, Almanya’da daha 1941
yılında, Z3 adı verilen bir program kontrollü bilgisayar yapılıp
kullanıldığı ortaya çıktı. Bu, Howard Aiken’in Harvard Mark I
inden öncedir.
Bunun mimarı
Konrad Zuse, ilk makinesi olan Z1’i, 1938 yılında Berlin’de,
ana-babasının oturma odalarında yapmıştı. Z3 ise, röle temelli
olmasına rağmen zamanından çok ileri idi : Mesela ikili sayı
sistemi ve kayan nokta aritmetiği
Kullanabiliyordu. Önce radyo lambaları kullanmayı düşünen Zuse,
daha güvenli olduklarını düşünerek daha çok ve kolay bulunan
rölelere karar vermişti.
Zuse, 1943 te
genel amaçlı ve röleli bir bilgisayar üzerinde çalışmaya
başladı. Ne yazık ki orijinal Z3 1944 teki bombardımanlarda
tahrip oldu. 1960 larda yeniden yapıldı. Ancak Z4 Bavyera
Alpleri’ndeki bir mağarada korundu. Bu sayede 1950 yılında bir
Zürih bankasında çalışıyordu.
Savaş sırasında
Almanya’da kağıt ve ürünleri kıtlığı vardı. Delikli kağıt şerit
veya delikli kart kullanmak yerine, Zuse eski sinema filmlerine
delikler delerek programları ve bilgileri saklamak durumundaydı.
Acaba mesela Marlene Dietrich’in klasikler listesindeki
filmlerinin ilk ve esas kopyaları var mıydı ?
Dietrich, 1930
ların başlarında Amerika’ya göç ettiği için Hitler yönetiminin
gözünden düşmüştü. Fakat filmlerinin kopyaları savaş sırasında
bile hala etrafta bulunabiliyordu.
Zuse ilginç ve
değişik açılardan zamanının çok ilerisinde bir adamdı. Mesela
1958 yılında paralel işlemlerin iyice anlaşılmasından yıllarca
önce, paralel çalışan bir işlemci önermişti. Mesela hiç devreye
almamasına rağmen, “Pkankalkül” adında ilk üst düzeyli
programlama dilleri arasında yer alan bir dil yazmıştı.
İnşaat
mühendisi kökenli Zuse ileri tarihlere kadar gerek Almanya’daki,
gerek te başka ülkelerdeki bilgisayar konulu gelişmelerden
haberdar olmadı.
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

20.10.2005
Bilgisayar Dünyasından - I
Bilgisayar Dünyasından - II
Bilgisayar
Dünyasından - III
|