|
Düşmanı dahi olsa insanca ve şefkatli yaklaşım, en sıradan
askerimizde bile, ayrıca sonraki başlık altında göreceğiniz gibi
savaşmayan ama acılardan payını almış insanlarımızda da sıkça
görülmektedir.
II. Antalya
Örneği:
Şimdi bambaşka bir kaynağı ele alacağız: Mustafa Aydemir
amatör bir balıkadam. Ancak bizde alışılmadık kadar tarihe
meraklı, rastladığı bir gemi batığından kendinden maddi-manevi
bir çok şey katarak izler sürüp bir tarih destanını ortaya
çıkartmış, “Ben Bir Türk Zabitiyim” adını verdiği bir belgesel
eser hazırlamış ve Topçu Yüzbaşısı Mustafa Ertuğrul’un
gerçeklerini tarihimize hediye etmiş.
Olayda bazı şanslı yönler var: Önce, Yüzbaşı bizde çok ender
rastlanan bir şekilde yaşadıklarını kağıda dökmüş, ayrıca dakika
dakika kronoloji, mufassal haritalar ve şemalar eklemiş. Bunun
yanı sıra Aydemir, tuttuğunu bırakmayan ısrarcı ve araştırmacı
bir yapıda.
Yüzbaşı’nın ailesi, evrakları hemen hemen mükemmelen
korumuşlar. Ayrıca yaşananlar dış dünyada da yankı bulmuş ve
kayıtlara geçmiş. Nihayet
Denizler Kitabevi, yabancı kardeşlerini kıskandıracak bir
yayın hazırlamış. Mükemmel diyeceğim bu çalışma, hazırlayan ve
yayımlayanlara şapkamızı çıkartmamızı sağlıyor. Ellerine sağlık,
bu mükemmel kaynak, deniz dostlarının kitaplıklarında bir örnek,
bir aşama göstergesi olarak yer almalı.
Eserdeki savaş kısımlarına değinmeyeceğim. Nihayet başarılı
bir topçu subayı, küçük kara topları ile denizdeki düşman
gemilerini batırıyor. Ancak bu olaydan sonraki, yabancılarca da
teyit edilen bazı yaşananlar konumuz. Kitapta şöyle anlatılıyor:
….
Bu suretle yakasını kurtaran Aleksandra’ya (ikinci kruvazör)
artık kolumuz yetişemiyordu. İş bitmişti. Batan kruvazörden
denize dökülen düşman efradını kurtarmak lazımdı. Saat 16'ya
kadar deniz üzerinde kalanlar, Aleksandra’nın gelip kendilerini
kurtaracağını ümit ederek teslim olmak istemiyorlardı.
Bataryam efradı arasında yüzücü bulunmaması ve batanların
sahile biraz uzakça bulunması kurtarma işini imkansız
bırakıyordu. Yalnız Ava köyünde halen bekçilik eden siyah derili
Veysel ağa isminde sakat bir adamcağız çok fedakarlık göstererek
bir iki Fransız bahriyelisini kurtarmağa muvaffak oldu.
(Kurtaranın siyah derili olmasından korkarak uzaklaşanlar ve
boğulanlar çok idi.)
Sahile çıkan yaralı ve çıplak Fransız neferlerinin
işaretlerine bağırmalarına emniyet gösteren yirmi kişi daha
sahile gelerek teslim olmuşlardı ki bunların içinde gemi
süvarisi bahriye erkanı harp yüzbaşısı ve Fransanın tanınmış
muharrirlerinden Rolen ve çok sevdiği köpeği Mastik de vardı.
Sahile çıkan esirler bitkin bir halde olup on üçü yaralı idi.
Yaralıların ihtimamla yaraları sarılarak köye nakledildi. Azami
şefkat ve merhamet karşısında şaşıran bu zavallılar yüzlerimize
tuhaf tuhaf bakıyorlar içinde bulundukları sıcak muhite
inanamıyorlardı.
Yaralarını sarmak için malzememiz ve bilhassa sargı
paketlerimiz yok gibi idi. Çeneleri kısılan bu bedbahtların
yarasını sarmak için bataryam kahramanlarından bazıları (sanki
kendilerine öğretilmiş gibi) üst gömleklerini çıkarıp
parçaladılar. Onların yaralarını sardılar. Bazıları kaputlarını
bazıları ceketlerini çıkarıp çıplak olan Fransız neferlerine
giydirdiler. Onlara masaj yaptılar. Kucaklarına ve sırtlarına
alarak köye taşıdılar. Büyük Türk neferinin gösterdiği bu
ulüvvü cenap karşısında mütehassıs olan esirler ağlayarak
neferlerimizin boynuna sarılıyor, yüzlerini gözlerini
öpüyorlardı. Ava köyü sakinlerinin bu bapta gösterdikleri
heyecan ve alakayı hürmetle anmak isterim
Gece oldu, zaferden mütevellit neşemizi, muzdarip yaralı
esirlerimize hürmeten izhar etmedik. Bütün gayretimiz hassas
düşmanın ızdırabına manen olsun iştirak etmek elemlerini
azaltmak için elimizden geleni yapmak oldu. Köy odası ocağının
karşısında baş başa kaldığımız zeki ve hassas süvari Rolen’in
dizkapağındaki yara ızdırabını unutarak gösterdiğimiz bu şerefli
vekar ve candan samimiyetin tesiri altında gözleri doluyor ve
boğuk bir sesle:
- Dünyanın en asil ve mert milleti, evet, Piyer Loti daima
bana söylerdi. Gıyaben sevdiğim bu asil milletle şimdi tam
karşı karşıyayım. Sizlere nasıl teşekkür edeceğimi bilemiyorum.
Ben - Biz Türkler Fransızları ötedenberi severiz. Çok eski
hukukumuz vardır. Geminizi ve bilhassa üç renkli bayrağınızı
gördüğüm zaman gayri ihtiyari kalbim sızladı. Bu bayrak bana, o
derin rabıtayı ve şerefli tarihimi hatırlattı. Gönül istiyordu
ki küçücük toplarımla batırmağa muvaffak olduğum bu geminin
bayrağı bir türlü düşman olarak telakkiye gönlümün razı olmadığı
Fransız bayrağı olmasın. Fakat ne çare ki bugün için yapılacak
başka bir şey yoktu.
- Beni çok bahtiyar ettiniz dostum. Bu temiz ve asil
duygularınız karşısında duyduğum heyecan çok büyüktür.
Izdırabımı unutuyorum. Büyük Türk milleti ölmeyecek
yaşayacaktır.
...
14/12/1917 sabah erkenden Ava' yi terkettik. Bir cennet kadar
güzel olan bu yeşil sahil yolile kiremithaneye ve ertesi günü
saat 15' de Antalya’ya geldik. Uzun ve sarp olan bu yolda on üçü
yaralı olan esirleri yaya yürütmeyi insafsız bir hareket buldum.
Boşalan cephane sandıklarını yelkenli ile Antalyaya göndererek
boş kalan hayvanlara esir neferleri, kendi bineğime de süvariyi
bindirdim. Bu feragatımızdan esirler çok minnettardılar.
15/12/1917 saat 15'de şehre girdik. Halkın ve 57.nci fırka
kıt'asının bataryama karşı gösterdiği çok samimi ve candan
alakayı saygı ile anarım.
Yaralı esirler derhal hastaneye yatırıldı. Çok büyük
ihtimamla bakıldıklarından şüphesiz ki çok memnun idiler. Gerek
bataryamdan ve gerek Antalya askeri hastanesinde gördükleri
şefkat ve muhabbetten dolayı çok derin intibalarla ayrılan
kıymetli muharrir Fransa’ya avdetinde gerek memleketimiz, gerek
ordumuz hakkında sitayişli yazılar yazmış ve hatta Sevr
muahedesinin imzası arefesinde Piyer Loti’nin hakkımızda
yazdığı heyecanlı makalenin son fıkralarını bu vefakar zabitin
gönderdiği mektubun ilhamile yazmıştır. (*)
Binaenaleyh; bu zaferin bence maddi kıymet ve şerefinden
ziyade Fransız efkarı umumiyesi üzerinde yaptığı manevi tesir
itibarile de ayrı bir ehemmiyeti haiz bulunuyordu.
Bu temiz hesabı da böylece kapattık.
(*) Nitekim zaten Türklere bir dostluk besleyen bu ünlü
Fransız Akademisi üyesi yazar, 18 Mart 1919 da ünlü Le Figaro
gazetesine bir makale yazmıştır. Bu makalenin tercümesi,
İzmir’de yayınlanan Anadolu Gazetesinin 13 Nisan 1335 günlü ve
2275 – 2276 numaralı sayılarında çıkmıştır. (Kitaptan alınan
bilgiler)
Bu detayları buraya alıyorum, çünkü güncel bir konuda, bu
yazı tarihi bir belgedir. Dış İşleri Bakanlığı’nın ve diğer
ilgililerin yok edilmeden edinmesinde büyük yarar vardır.
Makale tercümesinden bir kaç bölümü aktarınca, demek
istediklerim daha iyi anlaşılacaktır:
…
Mütemadiyen onları tahkire devam etmekten başka ne yaptık?
Bütün bunlara rağmen mazinin bu kahraman müttefiklerine, ta
birinci Fransuva zamanından beri bize sadık kalan fakat bugün
Rus çarlığı tarafından asırlardan beri maruz kaldığı ezilmek,
mahvedilmek tehdidinden kurtulmak için Almanya’nın ağuşuna
[kucağına] atılmasını fırsat addederek bize ait muhabbetleri
inkar olunan Türklere kızmak, hiddetlenmek saflığını
gösteriyoruz. Rica ederim bize ne yaptılar? Her şeyden mes'ul
olan İttihat ve Terakki Cemiyetinin Türkiye’de son derece
ehemmiyetsiz ve tamamile Alman pençesinde zebun [güçsüz] bir
ekalliyeti [azınlığı] temsil ettiğini, yirmi dört azasından
ancak beşi hakiki Türk bulunduğu, diğerlerinin şurdan burdan
gelme bir takım yabancılardan, Rumlardan, Yahudilerden,
Ermenilerden... mürekkep olduğunu hatırlamak pek lazım bir
harekettir.
…
Şimdi garpta, hatta Fransa’da kanaat getirildi ki Türkler
kanun haricinde bir takım edna [en alt düzeyde] mahluklardır.
Sulh konferansında yalnız onların düşmanları dinlendi. Bedbaht
memleketlerin de son derece kesif bir ekseriyetleri ve
vahdetleri yok mu? Vatanlarında karışıklık çıkarmak için
uğraşan kötü casusların tesirile Türkleri ümitsiz bir harekete
sevketmekten korkmamalı mıyız? Muharebe esnasında bizim
askerlerimize müstesna muamele etmediler mi? Bunu inkar edecek
kimse var mı? İşte bizim şimdi onlara karşı şükranımız...
Perişanlıkları içinde her cihetten felaketler arasında yine
bana hitabediyorlar. Fakat heyhat ben ne yapabilirim? Sesimi
işittirmek için, kendilerini hakikaten tanıyan birçok
Fransızların seslerini işittirmek için ne yapmalı? Paris’in
bütün gazete idarehaneleri onların düşmanları olan Ermeniler,
Rumlar ve her renkten Levantenlerle dolmuştur. Bu Türk
düşmanları onları tamamile mahvolmuş görüyorlar. Ve aralarında
paylaşmak için birbirlerile didişiyorlar.
…
Maamafih mağluplar hakkında bu kadar merhametsiz hareket
etmek Fransızlar’a yaraşmaz. Oh biliyorum, onlara küfredenler
ayağını asla şarka basmıyanlardır. Türklere küfredenler o
adamlardır ki eski batıl fikirler kendilerini kör etmiştir.
Azgın bir propagandanın faal memurları onları kandırmışlardır.
Bunda şüphe yok. Bu propagandacıların ekserisi halis
Ermenilerdir, o halde onların sözleri Türkler hakkında ne kadar
doğru olabilir. Hem de bu propaganda kendisini müdafaa etmek
zemanına ve azmine malik olmıyan bir halk hakkında yapılırsa...
Elimde harbin daha başlangıcında Ermenilerin nasıl katliam
teşviklerinde bulunduklarını ispat edecek gayet mühim resmi,
hakiki birçok vesikalar var. O vakit Ermeniler Osmanlı
tebaasından idiler. Müsterih idiler. Bununla beraber onlar
memleketi istila eden Rus ordularına kılavuzluk ve casusluk için
koşmaktan geri durmadılar. Şehirlerde kasabalarda memleketi
istila eden orduya yalnız Türk evlerini göstermiyorlar, bizzat
ve birinci olarak onları kendileri yakıyorlar. Türkleri,
işkencelere katliamlara maruz bırakıyorlardı. Muharebe
esnasında kendi memleketi içinde yapılan bu gibi hiyanetleri
şiddetle ezmiyecek dünyada hangi millet vardır?
…
Levantenlerden nefretle bahsediyorlar. Yalnız kahraman
Türkler için o kadar muhabbetkar bir lisan kullanıyorlar ki
içlerinden bana ızdırabım içinde haz veren bir tanesini aynen
buraya nakledeceğim. "Oh Türk vahşetleri Ermeni kitalleri
(vuruşma, birbirini öldürme, savaş] ile kafalar öyle dolduruldu
ki... Sonra Türklerin bizim mecruhlarımız [yaralılarımız] ve
esirlerimiz hakkında gösterdikleri ihtimamdan bahsederek (bize
hatlar arasında düşen mecruhlarımızı kaldırmamız için müsaade
ediyorlardı. Bu hareketi muhariplerden hepsi göstermemiştir.
Çanakkalede seyyar hastanemiz bulunan bir müstahkem mevkii
bombardıman edecekleri zaman, orayı tahliye etmemiz için haber
veriyorlardı. Bu mektupların hepsi imzalıdır. Adresleri
bildirilmiştir. Ve hepsi de kendilerini şahadet [şahitlik] için
çağırmakta tereddüt göstermememi rica ediyorlar.
Oh! Kahraman bahriye zabitlerinden birinin gönderdiği uzun
mektubu ne büyük heyecanla okudum. Şanlı sefine baştan başa
delinir. Ve büyük Fransız bayrağını daima yüksekte tutarak
batar. Kahraman zabit ve birçok yaralı neferlerle beraber
geminin enkazına tutunarak ölü denecek bir halde sahile doğru
yüzmeğe başlarlar. Türkler, Almanlar gibi mitralyozlarla
karşılıyacak yerde çıkabilecekleri yeri gösterirler. Gönderecek
sandalları bulunmadığından kurtarmak, yardım etmek için bizzat
denize atılırlar. Müfrezeye kumanda eden Türk Zabiti selam
verdikten sonra dostane bir tavırla elini uzatır, tayfalara
varıncaya kadar merasimi askeriyeyi ifa eder. Sonra Fransız
lisanile; üç renkli bayrağa karşı silah atmak mecburiyetinde
kaldığından beyanı teessür eder [üzüntü bildirmek]. Soğuktan
yorgunluktan bitap bulunan askerlerimizi ısıtırlar, giydirirler,
yaralarını müşfikane [şefkatle] sararlar. Temini istirahatları
için ne yapmak lazımsa yaparlar. Biraz sonra civar kasabadaki
hastaneye sevkolunurlar. Yolda bir sürü halk etraflarını alır,
sövüp saymağa başlarlar, bahriye zabiti yeni Türk dostuna
şikayet eder. O da, bir gırbaç ile halkı dağıtarak "Oh !”
demiştir “Fakat bakınız, bunlar Türk değil hep Rumdur !"
Bu satırlar üzerinde konuşmaya gerek yok. Adını bir semte
verdiğimiz eski dost, 86 yıl öncesinde gazete satırlarında
ebedileştirdiği adalet anıtını bize hediye etmiş.
Lütfen Denizler Kitabevinin yayınladığı Mustafa Aydemir
belgeseli “Ben Bir Türk Zabitiyim”i alın, bilhassa
98-101.sayfalarında bu makaleyi (tabii Fransızca bilenler,
muhtemelen büyüteçle) ve Osmanlıca’ya tercümesini okuyun ve
okutun. Hatta yabancı dostlarınıza, tercüme ederek hediye edin.
Bu da bir vatan hizmetidir.
İçimizdeki azınlıklarla eski kapanmış hesapları yeniden
canlandırmak amacında değilim. Ancak bazı düşünce ve talepler
için bu satırlar sanırım önemli bir tarihsel gerçek. Taleplerin
ve alınan bazı kararların yersizlik ve gereksizliklerini
gösteren bir başka belge. Bilhassa kendi vatandaşlarının (gemi
süvarisi yazar Rolen ve Akademi Üyesi Pierre Loti) sözlerini
kandırılmaya devam edilen Fransızlar okumalı ve anlamalılardır.
Hele yabancılardan ödül edinmek hülyasıyla, tarihsel
gerçekleri bir yana atıp, afaki sözlerle ülkeyi ve alicenap
insanlarını karalamayı marifet sayanlar için bu her halde
şiddetli bir darbedir. Öyle ya, adını anmamaya ve hiç bir
satırını okumamaya kararlı olduğum kişi, bu belgeyi görünce
artık kekeleyip susmalı. Söylediklerinin tevillik tarafı
kalmadı.
İçimizdeki azınlıklar ve komşular da müsterih olsunlar,
gerçeklerin açığa çıkıp bilinmelerinden başka isteğimiz yok.
Tahrik etmeye çalışanlar da etmekten vaz geçip rahat uyusunlar.
Uzun yıllar önce de bize dokunmayana zarar vermedik, şimdi de
vermek aklımızdan geçmez.
Ahmet Serim'e teşekkürlerimizle
Denizce

29.10.2005
Asalet ve İnsanlık - I
Asalet ve İnsanlık - II
Asalet ve İnsanlık - III
|