Türkiye’de Denizcilikle ilgili her türlü tören, açık-kapalı
oturum, panel vb. esnasında sloganlaşan “üç tarafı denizlerle
çevrili” “8600 km sahil uzunluğu” ifadeleri ne yazık ki, bu
özelliğimize hiç yakışmayan uygulamalar nedeniyle yeni gemi
inşaatın da arzulanan neticelere ulaşmamıza yetmemektedir.
(Bugünkü mevcut haliyle kamu + özel tersanelerimizin yıllık
yeni inşa kapasitesi 500~600 bin DWT dur.)
Nitekim yıllar boyu takip ettiğimiz yeni gemi inşaatı
verilerine bakıldığında kapasite kullanma oranının %15-20
lerde patinaj yaptığını gözlemlemekteyiz.
Oysa yine her fırsatta ortaya koyduğumuz bir diğer gerçek ise
Gemi İnşaatı Sanayiinin gelişmekte olan ülkelerde hızlı
kalkınmanın; yani istihdam yaratmanın; yâni teknoloji
üretmenin; yâni yeni yan sanayi sahalarının yaratılıp
geliştirilmesinin; yâni, her türlü olumlu gelişmenin motor
gücü olması yanında ülkemizin savunma sanayiine yaptığı katkı
da çok önemli bir diğer gerçektir.
Gemi İnşa Sanayiimizdeki bu olumsuz gelişmenin ana nedeni ise
denizciliği bir bütün halinde ve planlı bir şekilde,
istikrarlı politikalarla
sahiplenmememizdir.
Nitekim 1983-1993 yıllarını kapsayan ve adına “Ulaştırma
Master Planı” denen plânda öngörülen rasyonel ve uluslararası
kriterlere uygun hedeflerin tamamı ters istikamette gelişmiş
ve meselâ 1983'de yük taşımacılığındaki payı 9% olan deniz
ulaşımı 1993 de 32,2% pay alması öngörülmüşken 1% gibi bir
netice (!) elde edilmiştir.
Buna karşın 1983 deki yük taşıma payı % 72 olan karayolu
taşımacılığının aldığı pay ise 1993'de 88,5% öngörülmüş ancak
deniz ve demiryolu taşımacılığındaki ters gelişmelerin etkisi
ile 92% gibi dünyanın hiçbir ülkesinde görülmeyecek bir paya
sahip olmuştur.
Dünya dış ticaret taşıma hacminin %95 ten fazlasının deniz
yolu ile gerçekleştirildiğini belirtmekte yarar var!
Bu taşımalar sayıları 40.000 civarındaki toplam 750 milyon
dwt.luk muhtelif tip ve tonajdaki gemilerle yapılmaktadır.
Türk Ticaret filomuzun toplam tonajı 9-9,5 milyon dwt.Yukarıda
örneklerini verdiğimiz gelişmeler pek tabiidir ki deniz
taşımcılığının ana unsuru olan gemi üretimini dolaylı olarak
da yeni gemi inşaa tersanelerimizi (kamu+özel sektör) büyük
bir durgunluk içine sürüklemiştir.
Kamu tersanelerinin yıllardır süren özelleştirme serüveni
onları zaten verimsiz bir duruma getirmiştir, üstelik en uygun
gibi görülenler de Deniz Kuvvetleri Komutanlığına
devredilmiştir.(İstanbul-Pendik, İzmir-Alaybey)
Netice olarak bugünkü duruma göz attığımızda Türkiye’de yeni
gemi inşaatı faaliyetleri olması gerekenin çok çok altında
bulunmaktadır.
Batı Avrupa’nın gemi inşacı olarak bilinen pek çok ülkesi
özellikle çevre koruma politikaları ve artan işçilik
maliyetleri nedeniyle tersanelerini ya tamamen kapatmışlar
veya konsolide etmişlerdir. Böylece gemi ihtiyaçlarını orta
Avrupa ülkelerinden ve son birkaç yıldır artan bir taleple
uzakdoğu ülkelerinden (Güney Kore, Çin, Tayvan vb.)
karşılamaktadırlar. Türkiye’nin hem alt yapı seviyesi ve hem
de coğrafi konumu bu taleplerin pek çoğunu karşılayacak
durumdadır ve de tercih nedenidir. Nitekim 1998 Ağustos
ayından itibaren, ki bu tarihte gemi inşaatına yönelik teşvik
sistemi iyice zayıflamıştır, ileri Batı ülkelerinin Türk
Tersanelerindeki siparişleri artarak devam etmektedir. Yapılan
gemilerin hemen hemen hepsi ileri teknoloji gerektiren
projelerdir; IMO 2,3 tipi kimyasal tankerler, tankları
paslanmaz çelik malzemeden imal edilmiş tankerler, modern
konteyner gemileri verilebilecek örneklerdir.
Türk Tersaneleri gemi siparişinde çok dikkat edilen
zamanında teslim olgusuna iyice alışmışlar ve başarılı
örnekler vermişlerdir. Vermeye de devam etmektedirler.
Bilgisayar ortamını projede ve tatbikatta giderek artan bir
oranda kullanmaktadırlar vs. Öyleyse yeniden bu çok avantajlı
sektörümüze lâyık olduğu seviyede destek verilmesi, sahip
çıkılması ve önerilen çıkış yollarına da kulak verilmesi
gereklidir.
Önlemler ilgili mercilere pek çok kez iletilmiş olmakla
beraber burada özet olarak yeniden sıralamakta fayda görürüz
:
1.
Genel Gereksinimler :
1.1.
En son VIII BYKP’nda (Beş Yıllık Kalkınma Planı) da
kullanılan özel ihtisas komisyon raporuna dikkatle bakılmalı,
1.2.
Ulaşım Master Plânı’nı hazırlayıp bu programı
hükümetler değil devlet politikası olarak özümsemeliyiz.2023,
Cumhuriyetimizin 100. Kuruluş yılını, hedeflediğimiz
neticelere ulaşmak için vazgeçilmez bir mihenk taşı
yapmalıyız.
1.3.
Son gelişmelerle enerji köprüsü haline gelen
Türkiye’nin taşıma alanında da köprü olması şarttır. Doğu Türk
devletleri ile su yolu balantısına uygun gemiler
projelendirilip, derhal uygulamaya konulmalıdır.
2.
Tersaneler :
2.1.
Muhakkak ekonomik boyutta düşünülmeli ve mevcut yapı
olabildiğince revize edilmeli.Uygun yapılaşmayı müteakip
efektif bir bölümü Serbest Bölge Statüsüne
kavuşturulmalıdır.
2.2.
Eğitim ve teknolojik yatırımlar teşvik edilmeli -
Mühendis - işçi arası teknisyen formen vasıflarında eleman
yetiştirecek gemi yapı okullu süratle devreye sokulmalı. Türk
Loydu Vakfı’nın bu konudaki işbirliği sağlanmalıdır.
2.3.
AB’ne entegrasyon sürecinin sonuna gelindiği bugünlerde
rekabetin ancak kalite ile beraber
sağlanabileceği unutulmamalı. Tersanelerimize kalite ve
standart bilinci yerleştirilmeli, tersanelerimiz ISO-9000 ve
benzeri kalite güvence-yönetim sistemlerine
kavuşturulmalıdır.
Yer darlığı nedeniyle daha fazla detaya girme imkânımız yok.
Ancak iki-üç yılı aşkın bir süredir sebebi de henüz
anlaşılamayan ekonomik sıkıntılar içindeki Türkiye’ye uzun
vadede çok yararlı faydalar ve rekabet alışkanlığı getirecek
Gemi İnşaa Sanayii’mizin bugünkü durumu hiç de iç açıcı
değil, Kötümser olmak istemeyiz ama açık gerçeklerin bu kadar
göz ardı edildiği bir yönetim sürecinde yine fırsatları
kaçıracağımızdan korkarız. Çünkü mevcut
filo çok
yaşlanmıştır.