|
12.04.2005
Denizlerin
kullanımı ve ülkelerin deniz alanlarındaki hakimiyeti meselesi
tarih boyunca hukukçuları, siyasetçileri ve diplomatları meşgul
etmiştir. Bugün de bu konulardaki tartışmalar durulmuş değildir.
Her nekadar 1958 Cenevre Deniz Hukuku Sözleşmeleri ve 1982
Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku sözleşmesinin yapılması ile tüm
deniz alanlarında olduğu gibi boğazlar konusunda da ayrıntılı
hukuk kuralları oluşturulmuş olmasına rağmen, boğazı kullananlar
ile boğaz devletleri arasındaki çıkar çatışmaları
dengelenebilmiş değildir. Boğaz devletleri daha fazla güvenlik
ve boğaz geçişleri üzerinde düzenleme ve denetim yetkisi
isterken; boğazı kullananlar ise daha fazla gemiyi ve yükü daha
az kurala bağlı olarak boğazlardan geçirmek isterler.
Türk Boğazları
(İstanbul ve Çanakkale) deniz geçişleri içinde dünyadaki diğer
boğazlara nispeten çok farklı özellikleri olan geçişlerdir.
Dolayısıyla de sürekli olarak denizcilik camiasının gündeminden
eksik olmamaktadır.
Bu kısa bilgi
notumuzda boğazlarımızda yaşanan muhtelif olayların içinden bize
göre en çok dikkat çekilmesi gereken emniyetli ve güvenlikli
geçişleri etkileyen hususları göz önüne getirmeye çalışacağız.
Emniyet ve
güvenlik hem can ve mal için, hem de çevre (deniz, hava vs.)
için sağlanması gereken can alıcı iki unsurdur.
Emniyet ve
Güvenliğinin sağlanması boğazlardan geçen gemilerin bizatihi
sahip olacağı vasıfların belirlenmesi ile başlayıp bu geçişlerde
yardımcı ve önleyici unsurların kullanımı ile devam eden kombine
çalışmaları gerektirmektedir.
Sahip olması
gereken vasıflar BM Örgütüne bağlı uluslararası denizcilik
örgütü IMO başta olmak üzere klas kuruluşları, Sahil Güvenlik –
Coast Guard- birimlerinin oluşturduğu kuralların titizlikle
takibi önemlidir.
Yardımcı
unsurlar dediğimiz zaman ise boğaz devletlerinin, bizim
konumumuzda Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, sağlayacağı denetim
ve seyir emniyetini sağlayacak kolaylıklar, hizmetler vb. ilk
akla gelen hususlar olmaktadır.
Boğazlarımız
gibi gerçekten deniz trafiğini son derece zorlayan şartlar
içeren geçişlerde bütün paydaşların (gemi, devlet denetimi,
servisler vb.) azami dikkati göstermesi elzemdir. Bu hassasiyeti
her zaman göz önünde tutan Türk Devleti 90’lı yıllarda
başlattığı TÜR-BO (TÜRK BOĞAZLARI PROJESİ) çalışmaları ile
boğazlardan geçiş yapan gemilerin tip ve tonajlarına göre uygun
olabilecek yardımcı gemilerin (eskort ve/veya manevra
römorkörleri, kurtarma ve acil durum tekneleri vb.) optimum
özelliklerini belirlemek üzere ciddî araştırmalar yapmıştır. Bu
çalışmalar neticesi oluşturulan tip gemiler belirlenmesine
rağmen uygulamada değişik siyaset anlayışları nedeniyle TÜR-BO
Projesi tam anlamıyla hayata geçirilememiştir. Bu entegre
projenin sadece VTS (Gemi Trafik Yönetim Sistemi) kısmı
geçtiğimiz yıl devreye alınabilmiştir. Ancak bu sistemin
tanımlayıcısı deniz vasıtaları, yine ya yanlış seçim ve/veya
değişik kurum taassupları sonunda, işlevsel özellikleri tam
oturmayan projeler tercih edilerek tedarik edilmiş ve de hala
ısrarla ayni politika yürütülmeye çalışılmaktadır. Bu sıkıntıya
ilâve olarak yardımcı vasıtaları kullanacak yeterli sayı ve
donanımlı personel eksikliği de ihmal edilmemelidir. Yukarıda
sözü edilen yanlış seçimler mevcut personelin daha verimli
kullanılmasına imkân vermemektedir. Başka bir ifadeyle geçiş
yapan gemilere kılavuz yetiştirmek için zaman tasarrufu
sağlayacak güvenli ve hızlı ulaşım imkanlarının sağlanması
şarttır.
İstanbul ve
Çanakkale örneğimizde olduğu gibi geçişlerinde deniz,
meteoroloji, akıntı, fiziki yapı vb. gibi kritik ve riskli
hususlar bulunan geçişlerde ayrıca uluslararası örgütlerin de
kooperasyonu ihmal edilemez. Bu örgütlerden en etkilisi olan
IALA-International Association of Marine Aids to Navigation and
Lighthouse Authorities – Uluslararası Seyir ve Fenerler
Otoritesi, Denizde Yardım Birliği; GNNS-Global Navigation
Satellite System – Küresel Uydu Seyir Sistemi, vb. yapılaşmalar
bütün deniz seyr-ü sefer faaliyetlerinin emniyetli yapılmasına
yardımcı olmaktadır.
Bu mülahazaların
dışında, özellikle Türk Boğazları dediğimiz İstanbul ve
Çanakkale Boğazlarımızda çapraz geçiş de diyebileceğimiz
karşılıklı geçiş yapan muhtelif tip yolcu motoru, yük gemisi,
gezinti teknesi vb. vasıtaların pek çoğunun herhangi bir klas
kural ve kaidesine tabi olmadan inşa edilmiş olmaları; ulusal ve
uluslar arası kurallara (SOLAS, MARPOL v.b) aykırı
donatılmaları, seyir ve kurtarma teçhizatlarındaki
kifayetsizlikler ayrı bir sorun kaynağıdır. 01 Temmuz 2005 den
itibaren yürürlüğe girecek Teknik Yönetmelik bu risklerin bir
kısmını bertaraf etmeye yönelik kurallar ve denetim
mekanizmalarını gündeme getirecek olsa da uygulamanın ciddi bir
şekilde gerçekleştirilmesi ve devamlılık arzetmesi çok
önemlidir.
Türk Loydu
olarak bu tip teknelerin plan-proje onayında, mevcut teknelerin
gözden geçirilip gerekli ilave/tadilatın önerilmesinde
işletmecilerimize her türlü danışma hizmetini vermeye hazırız.
Bu tip gemiler için oluşturduğumuz yeni
kural kitabımız ilgililere çok büyük kolaylıklar
sağlayacaktır. Arzumuz ve misyonumuz gözbebeğimiz boğazlarımızın
istenmeyen deniz kazalarına hiçbir zaman sahne olmamasıdır.
Ancak bu dileğimizin sadece iyi niyetli düşüncelerle yerine
gelmeyeceğini de hatırımızdan çıkarmamalı, ulusal ve
uluslararası denizcilik kurallarına azami derecede riayet
etmeliyiz.
Ali Eser

20.09.2005
|