|
Yaz tatilimizi
Marmaris Hisarönü Körfezinde yapabilmek için teknemizi önceden
götürüp, tatilimize Marmaris'te başlamaya karar vermiştik.
Ayvalık-Çeşme arasında yaşadığımız olay ise bizi son derece
tedirgin etti.
Geçen sene
yaptığımız Fenerbahçe-Çanakkale-Bozcaada-Ayvalık seyahatinden
sonra teknemiz Yaren’i kışı geçirmek üzere Ayvalık Setur
Marinada bırakmaya karar vermiştik.
Söz açılmışken marinalar hakkında birkaç şey söylemek istiyorum.
Koç firmasının İstanbul Marinaları için uyguladığı fiyat
politikaları ve gerek Kalamış gerekse Fenerbahçe marinalarının
herkesçe malum son derece kötü şartlara sahip olması, son
senelerde birçok tekne sahibinin İstanbul'dan ayrılmalarına
sebep olmaktadır. Maalesef firma yetkilileri ise, mevcut
motoryatların kendileri için yeterli olduklarını düşünüyorlar
ki, bu konu hakkında en ufak bir çaba bile göstermemekte
ısrarlarını sürdürüyorlar. Fakat aynı firma, Ayvalık marinası
için farklı politika uygulamaktadır. Öncelikle bağlama fiyatları
(eğer değişmediyse) İstanbul marinalarının yarısı ve marina
imkanları ise İstanbul ile kıyaslanamayacak kadar güzel. Temiz
tuvaletler, duşlar, çamaşırhane ve marina içerisinde hizmet
veren son derece şirin café-restaurant bizler için bulunmaz
nimetler. Umarım, Koç firması nasıl olsa talep var, fiyatları
İstanbul seviyesine çekeyim diye düşünmez.
Teknemiz Yaren, 9.40m boyu ve 3.20m eninde Sn.Atila Algon’un
yapmış olduğu bir Rainbow 940.

Yaren Teknesi Mürettebatı
Berke - Gülnaz - Altan |
Bizim
mürettebatımız, 7 yaşında miçomuz Berke, eşim ve ikinci
kaptan Gülnaz ile benden oluşuyor. Gerekli durumlarda 2
kişilik bir aileyi de hiç rahatsızlık duymadan
ağırlayabiliyoruz.
Bu seneki tatilimizi Hisarönü Körfezi
Marmaris civarında geçirmeye karar verdikten sonra tekneyi
Marmaris'e nasıl götüreceğimiz konusu gündeme geldi. Tabii
en mantıklısı tatil başında tüm mürettebat Ayvalık'a giderek
teknemizi alıp, Marmaris'e doğru yola çıkmak gibi
gözüküyordu. Ama eşimin ve benim kısıtlı tatil imkanları,
tatilimizi, uzun ve yorucu yolculuklar yerine, tamamını
Marmaris civarında dolaşarak yapmanın daha uygun olacağını
göstermekteydi. Çünkü bu sene için Haziran ayında 10 gün ve
Ağustos ayında da 1 hafta tatil yapmayı planlıyorduk.
Bunun yanında, 2 kere
de hafta sonlarında gidebilirsek bizim için ideal olacağını
düşünmekteydik. Hal böyle olunca, izinleri harcamadan
tekneyi Marmaris’e götürmemiz gerekiyordu ve bunun için
gerekli planları yaptık. |
Tatil öncesi 2 ayrı
hafta sonu toplam iki etapta Marmaris'e gidecektik. Birinci
haftasonu Ayvalık-Çeşme-Kuşadası, ikinci haftasonu
Kuşadası-Bodrum-Orhaniye.
Okulların açık
olması ve de eşimin otobüs yolculuklarına pek sıcak bakmaması
neticesinde, benim bir mürettebat oluşturarak transfer yapmam
kararına varıldı. Neyse ki bu durumlarda mürettebat kurmak hiç
zor olmadığı gibi müracaatlardan seçme şansına bile sahip
olabiliyorsunuz. Sonunda işyeri arkadaşlarımızdan kaptanlar
Haldun ve Dilek ile 3 kişilik bir ekip kurarak ilk etabı yapmaya
karar verdik.
İLK ETAP : AYVALIK – ÇEŞME - KUŞADASI
Ayvalık - Çeşme : 11 Mayıs 2002
İlk etap için 11-12 Mayıs 2002 tarihlerini kararlaştırdık.
Amacımız cumartesi sabah erken çıkıp o gece Çeşme'de kalmak ve
pazar günü de Kuşadasına ulaşıp tekneyi 1 haftalığına Kuşadası
Setur marinaya bırakmaktı. Bir aksilikle karşılaşmamayı ve
havanın elverişli olmasını ümit ederek hazırlıkları yaptık.
Ayvalık'tan ayrılmadan önce zaten tekneyi yola çıkacak hale
getirmiştim. Tekne her şeyi ile yola çıkmak için hazırdı ama
tabii ki hiçbir zaman evdeki hesap çarşıya uymamaktaydı.
Yola çıkmadan önceki hafta içinde, mürettebat ile de konuşarak
rotamızı saptadık, ben rotayı haritalara geçirdim, waypointleri
GPS'e aktardım ve bir yol haritası oluşturdum. Haritadan
koyduğum mevkilere göre yapmamız gereken mesafeleri, tahmini
varış sürelerini hepsini işledikten sonra artık yol için
hazırdık.
10 Mayıs 2002 cuma akşamı Bandırma’ya hızlı feribot ve
sonrasında 3 saatlik bir otobüs yolculuğuyla saat 24:00
civarında Ayvalık Setur marinaya vardık. Aldığımız hava
raporları 3 ila 5 kuvvetinde, yıldız-poyraz bir havanın bizi
beklediğini göstermekteydi. Arkamızdan alacağımız bu rüzgarla
iyi bir seyir yapmayı düşünerek 01:00 civarında yattık. Sabah
05:00'te kalkarak kahvaltı sonrasında planladığımız gibi
06:00'da vira bismillah dedik. İlk gün, 75 millik bir yolculukla
yaklaşık 12 saatte Çeşme'ye varmayı hedefliyorduk. Ayvalık
kanalından çıktıktan sonra, meteoroloji tahminlerine göre
beklediğimiz 3-5 hava yerine 0 hava ile karşılaşınca, yelken
açma gayretleri maalesef sonuçsuz kaldı ve biz motor seyriyle
Midilli adasının ucunu tutarak adaya yakın bir seyirle yolumuza
devam etmek zorunda kaldık. Bu arada her yarım saatte bir
mevkimizi koyarak önceden yaptığımız yol planına ne kadar sadık
kaldığımızı kontrol ediyorduk.
Yolculuk
Sürprizi Mülteciler
Saat 08:00 civarında iskele baş
omuzluk açıklarında bir bot gördük. Dürbünle baktığımda ise ufak
bir bot içinde (büyük marketlerde satılan çocuk botlarının
benzeri) 3 kişinin bize kürek salladıklarını farkettim. İlk
aklıma gelen şey, bir kazazede olasılığı oldu. Durumu anlamak
için dümeni onların üstüne doğru kırdık. Yanlarına
yaklaştığımızda ise olayın bizim tahminlerimizden çok farklı
olduğunu gördük.

Ufukta Güneşin Batışı
Yaşlarını 17-20 olarak tahmin
ettiğimiz 3 genç, üstlerine bir can yeleği giydirilerek denizin
ortasına bırakılmışlar ve akıntıyla sürüklenerek
Midilli ile
Altınova arasında bir yerde karşımıza çıkmışlardı. Kendilerine
kim olduklarını ve nasıl buraya geldiklerini sorduğumuzda,
içlerinden bir tanesi, bozuk bir Türkçeyle balığa çıktıklarını
ve botlarının söndüğünü söyledi. Ama botta herhangi bir balık
avlama aleti gözükmüyordu. Bir ara, bizim yaklaşmamızı fırsat
bilen bir tanesi elindeki ufak bir torba ile tekneye gelmeye
kalktı. Durumu anladıktan sonra, arkadaşlarla hemen Sahil
Güvenlik'e haber vermemiz gerektiğini kararlaştırdık. Seyir
defterine mevkimizi ve saati not edip hemen Sahil Güvenlik'e
çağrıda bulundum. Fakat yaptığım çağrılara cevap alamayınca,
telefonla Ayvalık Setur marinayı arayarak durumu anlattım ve
mevkimizi verdim. Benim Sahil Güvenlik'e ulaşamadığımı,
kendilerinin arayarak durumu bildirmelerini rica ettim.
Daha sonra bottakilere gerekli yerlere haber verdiğimizi ve kısa
bir süre içinde kendilerini almak için Sahil Güvenlik ekibinin
geleceğini anlatmaya çalıştım. Arkadaşlarla birlikte bir durum
değerlendirmesi yaparak yolumuza devam etmeye karar verdik.
Yaklaşık 1 saat sonra Sahil Güvenlik telefonla beni aradı ve bir
ihbarımızın olduğunu hatırlattı. Verdiğimiz mevkileri kontrol
ettikten sonra bottakilerle ilgili bazı sorular sordular ve şu
anda bizim verdiğimiz koordinatlarda olduklarını ama kimseyi
göremediklerini ifade ettiler. Bu konuşmadan sonra Yunan
kanallarından bizim teknemizin adının da geçtiği bazı anonslar
duyduk. Bu bizi biraz tedirgin ettiği için rotamızı değiştirerek
Midilli adasına fazla yaklaşmadan yola devam ettik. İstanbul'a
döndükten sonra öğrendiğimize göre bu 3 mülteci daha sonra
yakalanmış ve o gece televizyonlarda gösterilmiş ama bizim
bunlardan haberimiz olmadı.
Bu olay bize bir
hayli zaman kaybettirmişti ve hava hala 0 kuvvet olarak devam
etmekteydi. Motor seyriyle devam ettiğimiz yolculuğumuza,
Midilli adasını bordoladıktan sonra direk Karaburun'u tutarak,
Çandarlı ve İzmir körfezinin açıklarından yolumuza devam etmeye
karar verdik. Burada biraz rüzgar bulmayı da ümit ediyorduk ama
maalesef bugün bu bakımdan pek şansımız yok gibi gözüküyordu.
Güneş altında oldukça yorucu bir yolculuktan sonra Karaburun'u
dönüp, Sakız adasını sancağımızda bırakarak Çeşme belediye
marinaya doğru yolumuza devam ettik. Çeşmeye girerken herkesin
çok dikkat etmesi gereken ve bana da tekrar tekrar söylenen Alev
adalarına, mümkün olduğu kadar uzak durarak, tahmin ettiğimiz
gibi saat 18:45 civarında belediye marinaya bağlandık.
Belediye marina çok büyük ve güzel yapılmış. Elektrik
alabiliyorsunuz ama su henüz temin edemiyorsunuz. Marinanın
güvenliğini jandarma sağlıyor. Duş imkanı yok, tuvaletler ise
yetersiz. Umarım yakın bir gelecekte böyle bir tesis iyi
işletmecilerin eline geçerek gerçek değerini bulur. Bu arada bu
marinaya gireceklerin tonozlara çok dikkat etmesi gerekiyor.
Yorucu bir yolculuk sonrası biraz dinlenip, akşam biralarımızı
içtikten sonra yemek için çarşıya indik ve tabii ki çöp şiş
kebaplardan doyasıya götürdük. Akşam saat 22:00'de hiçbirimizin
itirazı olmadan uyku durumlarını çoktan almıştık bile.
Çeşme – Kuşadası :
12 Mayıs 2002
Zorlu yolculuğun
ikinci gününde, Kuşadası'na kadar 62 millik bir yolumuz vardı ve
bu yolu 10 saat civarında almayı umuyorduk. Bir önceki güne göre
daha az yorucu olacağını tahmin ettiğimiz yol için, sabah
hareket saatini 07:00 olarak belirlemiştik. Alaçatı açıklarında
kolayımıza bir rüzgar da bulacağımızı düşünerek vira bismillah
dedik. Yaklaşık 1.5 saat sonra, Sakız adasını sancakta bırakıp
Teke Burnu'na rotamızı çevirmiştik. Fakat rüzgardan hala bir
kıpırtı alamıyor ve motor seyrine devam ediyorduk.

Dilek Boğazı, Sancağımızda Kalan
Bayrak Adası
Bu arada farşların arasından
suların yukarı doğru çıktığını görünce bir anda neye
uğradığımızı anlayamadık. Aceleyle farşları sökmeye başladım.
Orta iki bölmede su seviyesi farşların üstüne kadar çıkmıştı ve
sular yan bölmelere doğru geçmeye başlamıştı. Tabii ilk
yapılması gerekeni yaptım ve suyu tattım. Su tatlı suydu ama
emin olmak için mürettebatın da suyu tatmasını rica ettim.
Haldun suyun tuzlu, Dilek ise tatlı olduğunu söylüyordu. Sonunda
Haldun'a deniz suyuyla mukayese imkanı sağlayınca suyun tatlı
olduğu belirlendi. İlk panik atlatılmıştı ve belli ki bu su,
tanklarından gelmekteydi, ama nereden ?
Öncelikle tanklardaki suyu
yarısına kadar boşalttım ve farşların altındaki
bütün suları temizledim. Kuşadası'na kadar da farşları yerine
koymayarak sürekli takip ettim. Neyse ki bir daha su gelmedi.
Anlaşıldı ki su kaçağı tankların üst seviyesinden bir yerlerde
idi ama şimdilik yapacak birşey yoktu ve biz yolumuza devam
etmekteydik. 4.5 saat sonra Teke Burnu fenerini iskelemizde
bıraktıktan sonra Doğanbey Burnunu tutarak Sığacık Körfezi
açıklarında seyrimize devam ettik. Yaptığımız mevki ve zaman
kontrollerine göre saat 17:00 gibi Kuşadası'na varmayı
hedefliyorduk. Yaklaşık 2.5 saatlik bir yolculuktan sonra
Doğanbey Burnu'nu iskelemizde bıraktık. Son waypoint Kuşadası
idi ve önümüzde 3.5 saatlik bir yolumuz kalmıştı. Yol boyunca
tamamen motor seyri yapmak zorunda kalmıştık. Son umut Sığacık
Körfezi de bize rüzgarını vermedi ve biz yelken seyri yapamadan
beklediğimiz gibi saat 17:00 de Kuşadası Setur marinaya giriş
yaptık. Mazot ikmali yaptıktan sonra bize gösterilen yere
kıçtankara bağlandık.
Türkiye'nin ilk marinası olan Kuşadası marina, gayet güzel ve
temiz imkanlarıyla bizim gibi uzun yolculuklardan gelenlere
bütün cömertliğini sergiliyor. Ufak bir temizlik yaptıktan sonra
duşumuzu aldık ve marina ön büroya uğrayarak, 1 veya 2 hafta
teknemizi burada bırakacağımızı bildirdik. Güzel bir akşam
yemeğinden sonra, yolculuğumuzun ilk etabını başarıyla
tamamlamanın verdiği zevkle, biz bekleyen otobüsümüze binerek
İstanbul'a doğru dönüş yolculuğuna başladık. Pazartesi sabahı
direkt işe gitmek her ne kadar yorucu olacaksa da dümen
suyumuzda bıraktığımız 137 mil bize büyük bir keyif vermekteydi.
İKİNCİ ETAP : KUŞADASI – BODRUM - ORHANİYE
Kuşadası - Bodrum : 01 Haziran 2002
İkinci etap yolculuğumuzu,
birtakım nedenlerden dolayı düşündüğümüz gibi ertesi hafta değil
ancak 3 hafta sonra gerçekleştirme fırsatı bulduk. Bu sefer
mürettebatta biraz değişiklik olmuştu. Bir geceyi Bodrum'da
geçirecek oluşumuz taleplerin artmasına neden oldu. Sonunda
Haldun kaptan, genç arkadaşımız Erdinç, Irak'tan gelerek son
anda aramıza katılan Erhan ve ben 4 kişilik bir ekip oluşturduk.
Haldun, Erhan ve ben ODTÜ'ten arkadaştık, Erdinç te bize
katılınca ekip oldukça neşeli bir hal aldı. Erdinç, yapacağı ilk
deniz yolculuğunun heyecanı ile bizim abartılı bir şekilde
anlattığımız fırtına maceralarını dinleyerek, gelmekle doğru mu
yaptığını düşünüyordu. Ama bu abartıların pek fazla olmadığını
önümüzdeki saatlerde görecekti. Bu sefer Poseidon bize
sürprizlerini hazırlamaktaydı.
31 Mayıs 2002 akşamı bizi
Kuşadası'na götürecek otobüste buluştuk. Kuşadası'na varışımız
erken olamayacağından dolayı, sabah en erken saat 10:00 da yola
çıkabilecektik. Bu da beni biraz rahatsız ediyordu, çünkü hava
kararmadan Bodrum'a varmak istiyordum. Eğer varamazsak geceyi
Gümüşlük'te geçirmeyi hedefledik. Bu sularda ilk defa dümen
tutacaktık ve hiçbir risk almak istemiyordum. Son kararımızı
seyir sırasında vermek üzere gerekli takviyeleri yaparak (30
şişe bira, 3 şişe şarap, fındık, fıstık ve Erhan'ın bilumum
magazin dergileri) saat 09:30 civarında vira bismillah dedik.
Marinadan ayrılırken uğradığım ön büro yetkililerinin, benden
dolar kurunun artmasından dolayı talep ettikleri 500.000 TL (beşyüzbin
TL) su parası ise, geleneksel Koç firması politikalarının en
güzel örneğini teşkil ediyordu. Ben, tekneyi Kuşadası'na
getirdiğim zaman kullandığım suyu kapattırarak bedelini
marinadan ayrılmadan ödemiştim ve firma bu ödemenin faturasını
bana İstanbul'a yollamıştı. Marina, benim ödediğim ve faturasını
aldığım su parasının farkını benden talep ediyordu.
Kuşadası – Bodrum arası tüm seyahatimizin en zorlu etabı
olacaktı. 80 millik bir yol bizi bekliyordu, yola erken
çıkamamıştık ve temiz su tankındaki kaçak benim aklımın bir
yerinde sürekli duruyordu. 13 saat sürmesini beklediğimiz
yolculuğumuz gayet neşeli bir ortamda böylece başladı.
İstanbul'da hazırladığım rotalar, waypointler, yol planımız,
herşey hazır ve harita masamızın üstünde yerini almıştı. Her
zamanki gibi yarım saatte bir mevki koyup seyir defterine
notlarımızı alıyordum. Doğrusunu söylemek gerekirse bu etap beni
biraz heyecanlandırıyordu. Aldığımız hava raporları önümüzdeki 2
gün için yine 3 ila 5 yer yer 6 kuvvetinde kuzey rüzgarları
veriyordu ve bu sefer raporlar doğru söylüyordu. Kıç omuzluktan
almayı düşündüğümüz bu rüzgarlarla ortalama hızımızı 6.5 milin
üzerine çıkarabilirsek belki Bodrum'a 13 saatten daha az bir
zamanda varabiliriz diye düşünüyordum. En iyi ihtimal yine de
saat 22:00 yi göstermekteydi. Kos adası ile Hüseyin Burnu
arasını (Bodrum boğazı) karanlık basmadan geçersek ondan sonra
gece seyri yaparak Karada marinaya ulaşmak daha kolay olacaktı.
Kuşadası Setur marinadan çıktıktan sonra aldığımız frişka bir
rüzgarla cenoayı da açarak motor yelken Sisam Adasının Ak Gatos
fenerine doğru dümen tutmaya başladık. Tahminen 2 saat sonra
Dilek Boğazına girmeyi planlıyoruz. Bu arada Yunan karasularını
da kullanacağımız için, Yunan bayrağını da toka ettik. Su
tanklarını da yarı dolu tuttuğum için herhangi bir kaçak
olmuyor, sürekli kontrol ediyorum. Herşey normal ve keyifler
yerinde. Bu arada Erhan'ın sesinin çok güzel olduğunu ve biraz
da Türk sanat müziği eğitimi aldığını da belirtmek isterim. Hep
beraber nefis şarkılar eşliğinde keyifli bir yolculuk
sürdürüyoruz.
Dilek boğazını geçiş sırasında
karadaki jandarma karakolundan bir çağrı alıyorum. Kendimizi
tanıtmamızı ve nereye gittiğimizi soruyor. Cevap veriyorum, bir
müddet beklememizi daha sonra da devam edebileceğimizi söylüyor.
Bir anlam veremeden yolumuza devam ediyoruz. Bayrak Adasını
sancağımızda bırakarak Dilek Boğazından çıkıyoruz ve Dipburnunu
iskelemizde bırakarak rotamızı Tekağaç Burnuna çeviriyoruz.
Tekağaç burnuna kadar arada
koyduğum
waypointlerle sürekli mevki
kontrolu yapıyoruz.

Sabah Erken Bodrum Limanından
Çıkış
Dipburnu ile Tekağaç arasında
gitmemiz gereken 25 millik bir yol var ama hava durumuna göre
Tekağaç burnundan önce Farmakonisi adasını sancakta bırakarak
belki rotamızı direkt Kardak kayalıkları yönüne çevirebiliriz.
Hava 15-16 knot civarında kıç omuzluktan geliyor ve biz full
arma motor yelken yolumuza devam ediyoruz. Motoru durdurmayı hiç
düşünmüyorum çünkü mümkün olan en yüksek hızı yakalamak
istiyoruz. Saat 16:00 ya doğru Tekağaç burnuna yaklaşmaktayız.
Haldun ile beraber ne yapmamız gerektiğini konuşuyoruz. Güllük
körfezine girmeden geceyi nerde geçirmemize karar vermemiz
lazım, hava artık 20 knottan aşağıda esmiyor. Sonunda karanlık
olmadan Bodrum Boğazına ulaşabileceğimizi hesaplayarak rotamızı
Kardak kayalıklarına çevirerek Güllük körfezi açıklarında
seyrimize başlıyoruz.
Yaklaşık 7 saattir yoldayız ve
dümeni Haldun ile nöbetleşerek tutuyoruz. Havanın sert olması
diğer arkadaşların dümene geçmesine engel oluyor. Güllük körfezi
geçişinde hava artık kendini iyice gösteriyor. Ana yelkeni
kapatıyoruz cenoa ve motor devam ediyoruz. Dalga tepelerinde
hızımız yer yer 11 mile çıkıyor. Hava 25 knot civarında
sağnaklarla bazen 30 knot oluyor. Cenoaya da camadan vuruyoruz.
İçerden tangırtılar şıngırtılar gelmeye başladı, artık
fırtınanın içindeyiz. Erdinç ve Erhan içeriye giriyorlar. Haldun
ve ben dışarıda nöbetleşe dümen başındayız. Anlaşılan o ki
Bodrum Boğazına kadar bu havayı yiyeceğiz sonra havanın bir
nebze düşmesini bekliyoruz.
Saat 19:30 civarında Kardak
kayalıklarını geçiyoruz. Çatal adasına fazla yaklaşmadan ve
Yassıada kenarındaki haritada da işaretli olan batığa da dikkat
ederek yolumuza devam ediyoruz. Haritada işaretli bile olsa
batığın etrafındaki şamandıraları ve su sathındaki yeşilliği son
anda fark ediyoruz. Buraları bilmeyen kişiler için gece seyrinin
ne kadar zor ve tehlikeli olduğunu bilmem belirtmeme gerek var
mı? Hava hala aynı, hiçbir azalma yok hatta üstüne daha da
ekliyor.
Saat 20:30'a
yaklaşırken Bodrum Boğazına giriyoruz. Karanlık basmadan buraya
kadar ulaştığımız için şanslıyız. Kargı adasını iskelede bırakıp
Karaada fenerini tutarak Bodrum Karada marinaya ulaşmayı
hedefliyoruz. Önümüzde yaklaşık 2 saatlik bir yolumuz kaldı.
Fakat hava hala 30 knot civarında esiyor ve sağnak yapıyor. Bir
ara rüzgar göstergesinden bakıyorum, maksimum 37 knot esmiş.
Erdinç ve Erhan içerde ıslanmadan oturuyorlar.

En Keyifli Anlar |
Erdinç'in yorumlarını
artık yarın alacağız. Bodrum Boğazını döndükten sonra havayı
iskele baş omuzluktan almaya başladık, dalgalar üstümüze
doğru geliyor. Karada marinaya yaklaşırken son saatlerimiz
oldukça yorucu geçiyor ve marinanın içine girene kadar da
havada en ufak bir azalma olmuyor. Saatler 22:30'a
yaklaşırken Karada marinaya ulaşıyoruz ve mazot takviyesi
yaparak bize gösterilen yere bağlanıyoruz.
11 saatlik
İstanbul-Kuşadası otobüs yolculuğunun üzerine 13 saatlik
zorlu bir seyir bizi kelimenin tam anlamıyla perişan etti.
Hemen duş alıp Bodrum'un merkezine gidiyoruz ama akşam
yemeği için bile pek fazla direncimizin kalmadığını
farkediyoruz.
Ben yemekten hemen sonra
tekneye dönerek yatıyorum. Erdinç ve Erhan da, benden yarım
saat sonra tekneye geliyorlar. Haldun ise biraz daha iddialı
bir şekilde ancak 1 saat dayanabiliyor ve o da tekneye
teşrif ediyor. Böylece hareketli Bodrum gecelerinden mahrum
bir şekilde herkes yorgunluktan sızıp kalıyor. |
Bodrum –
Orhaniye : 02 Haziran 2002
Son günkü yolculuğumuz için 07:00
de hareket etmeyi kararlaştırmıştık. 63 millik bir yolumuz vardı
ve 10 saat civarında gitmeyi planlıyorduk. Sabah tam 07:00 de
vira bismillah dedik. Haldun kalktı, tonoz halatını attı ve
hemen gidip tekrar yattı. Datça yarımadasını dönene kadar da hiç
uyanmadı. Hava oldukça sakin olduğundan motor seyriyle, Kos
adasını sancağımızda bırakarak Deveboynu burnununa rotamızı
çevirdik. Dümende Erdinç duruyor, ara sıra Erhan da geçiyor. Ben
uyuklamakla karışık havuzlukta pinekliyorum. Yaklaşık 3.5 saat
sonra Datça yarımadasını dönmeyi hedefliyoruz.
Havanın güzelliği ve
yorgunlukların biraz olsun azalması bize son derece keyifli bir
seyir olanağı sağlıyor.
|

Deveboynu Burnunu Dönüş |
Erhan nefis şarkılar söylüyor ve fasıl yapıyor, biz de
elimizden geldiğince ona eşlik ediyoruz. Buz gibi sabah
biralarımız, purolar eşliğinde bize doyumsuz anlar
yaşatıyor.
Dün heyecan ve korkuyu bize yaşatan deniz, bugün bize
elindeki tüm imkanları kullanarak, tabiatın bütün
güzelliklerini cömertçe önümüze seriyor. |
23 millik
mesafedeki Deveboynu burnunu saat 11:00 civarında dönerken,
denizci adetlerine uyarak ekmek parçalarımızı denize atıyoruz.
Erhan, artık Haldun'u uyandırmak gerektiğini söyleyerek gayet
müşfik davranışlarıyla onu havuzluğa davet ediyor. Rotamız
Arslanlı burun, Divan burnu ve sonra da İnce burun. Kıyıya yakın
seyir yapıyoruz. Bulabildiğimiz rüzgarla da full arma yelken ve
motor devam ediyoruz, hızımız 7 mil civarında. 3 saat sonra İnce
burnu geçerek daha sonra da Simi adasını sancağımızda bırakıp
Hisarönü körfezine giriyoruz. Mavi yeşil tonlarının içinde büyük
bir keyifle seyir devam ediyor. Fakat fazla oyalanmamamız
gerekiyor çünkü akşam otobüse yetişeceğiz. Daha önceden haber
verdiğim Orhaniye Martı marina yetkilileri, bizim dönüş
biletlerini aldırarak örnek bir davranış gösteriyorlar. Bu
arada, Martı marina ön büro şefi Sn. Cevriye Hanım'ın bize karşı
göstermiş olduğu yakın ilgi ve alakadan son derece memnun
olduğumuzu da belirtmek istiyorum.
Saat 16:30'a doğru Martı marinaya ulaşarak bize ayrılan yere
kıçtankara bağlanıyoruz. Beraberce tekneyi toplayıp, temizlik
yaptıktan sonra güzel bir deniz sefasının ardından marina cafede
veda biralarını yudumluyoruz. Saat 19:00'daki marinanın
servisiyle Marmaris'e giderek saat 21:00 de bizi İstanbul'a
götürecek otobüse biniyoruz.
Yaz boyunca kalacağımız Orhaniye Martı marinaya, teknemiz
Yaren'i getirmeme yardımcı olan, beraberce yaşadığımız
maceraları ve keyifli seyirleri paylaştığımız mürettebattaki tüm
arkadaşlarıma burada bir kez daha teşekkür ediyorum. Aynı
keyifli seyirleri tekrar yapabilmek ümidiyle, bütün
denizseverlerin pruvalarının neta, rüzgarlarının kolaylarına
gelmesini diliyorum.
Hoşçakalın
İletişim için :
akatikci@enka.com
Altan Katıkçı'ya teşekkürlerimizle
Denizce

19.09.2002
|