| |
Kaynak : Orhan Erdenen
"Boğaziçi Sahilhaneleri"
Körfez caddesi no: 47. (Ada
66/parsel 12)
Üslubu
: Geçirdiği tamir ve değişikliklerle asli durumu ve
üslubunu kaybetmiş durumda.
Yapı Şekli : Ahşap
İnşa Tarihi : XVII.yüzyıl sonu (Sultan II.Mustafa devri)
(1699)
Yüz ölçümü : Divanhane 115m2.

1992
Çok harap ve bir çok olumsuz dış
değişimlere uğramış Amucazade yalılarının kalan Divanhane'si,
XVII. yüzyılda Osmanlı yaşam zenginliği ve zevkinin günümüze
kadar gelen göstergelerindendir. Geçirdiği evreler, eski
resimlerinden ve çeşitli çizimlerden de açık olarak
görülmektedir.
Yalının Tarihçesi
Yalı ve köşk, Nazım Divanı'nda bulunan bir tarih beytine göre
1699 senesinde inşa edilmiştir. Hüseyin Paşa, Sadrazam Köprülü
Fazıl Ahmed Paşa'nın amcasının oğlu olduğu için "Amucazade"
lakabıyla anılmıştır.
Yapı Özelliği
Bugün tek bir odası kalmış olan yalı köşkünün eskiden arkasında
bir sofa ve iki odası daha bulunuyor ve bu haliyle bina Köprülü
Yalısı'nın selâmlık dairesini oluşturuyordu. Harem, köşkün 60-70
metre ötesinde ve Hisar tarafında idi. Kargopulo'nun
(19.yüzyılın ikinci yarısında çektiği) fotoğrafında iki bina da
görülmektedir. Haremlik, fotoğraftan çıkarılacak planına göre:
iki katlı, büyük sofalı ve ortalama yirmi kadar odalı idi. Bu
binada da, Hisar'a bakan köşede, on kadar penceresi olan büyük
bir kabul odasının bulunduğu anlaşılıyor. Yalının 93 Harbi
sıralarında yerleştirilen göçmenler yüzünden harap olduğu ve
yıktırıldığından söz ediliyor. Yalı köşkünden yâni selamlık'tan
kalan oda "T" şeklindedir. Burada, Boğaziçi'ndeki benzer
köşklerde olduğu gibi, her şeyden evvel manzaraya üç yönden
açılan bir mekân vücuda getirmek arzusu hakim olmuştur.
Divanhane, üç tarafı manzaralı olduğundan, arka duvarı hariç,
diğer duvarları kamilen pencere yapılmıştır. Bu durumda
pencerelerin normal yükseklikte yapılması, yâni üst kısımlarında
cam duvar (alçı baş penceresi) olması halinde mekânın dayanılmaz
bir ışık fazlalığı içinde kalması tehlikesi doğmaktadır. Bu
sebepten dolayı üst pencereler kaldırılmıştır. Elde edilen
neticenin büyüleyici güzelliği, ancak odanın içinde bulunmakla
değerlendirilebilir.

Rekonstruksiyon tasarısı (Sedat Hakkı Eldem,
Köşkler ve Kasırlar)
Özellikle suyun üstündeki ışınların loş tavan ve duvarlara
hareketli ve canlı yansımaları (akisleri), bu arada tezhipli
satıhlardaki altın kaplamaların yer yer pırıltıları, doyulmasına
imkân olmayan bir güzellik yaratır. Bu köşk odasının üç tarafını
çeviren pencereler mukarnaslı (stalactite'li) bir silme üzerine
oturan bir raf ile örtülmüştür. Raf beş metre kadar olan
yüksekliğin ortasındadır. Rafın üstünde kalan kısım tamamen
sağırdır ve geniş halatlı paşalarla çevrilmiş sular vasıtasıyla
kemerli kitabeler bölünmüştür.
Divanhane'nin üç çıkması şahından şebekeli klasik Bursa
kemerleriyle ayrılmıştır. Ortada bulunan çıkmanın kemeri ise
birbirini izleyen kum saatleriyle bölünmüş ve böylece
diğerlerinden az hissedilir bir şekilde ayırd edilmiştir.

19.yüzyılda İstanbul'a gelmiş bulunan İtalyan
ressam Catannacci'nin resmi (Divanhane)
Reşat Ekrem Koçu
Tavanları birbirinden burmalı paşalarla ayrılmış üç çerçeve ile
çevrilmiş, ortada kalan kısımları orta şahında kubbe, kanatlarda
aynalı teknelerle örtülmüştür. Kubbe ve teknelerin göbekleri
hurda perçin tarzında geometrik taksimat ve mukarnaslı sarkma
topuzlarla süslenmiştir. Orta kubbe ile çerçeveler arasında
kalan üçgenler ince şişlerle birer gül resmiyle süslü karelerle
bölünmüştür. Odanın içi tamamiyle ahşap kaplama ve nakışlıdır.
Yalnız kapı ve dolap cephesi tel ve fildişi kakma ve boyasıdır.
Ortada, kubbe altında, kademeli mermer fıskiye, yanda tekne
kubbeler, bütün duvarlar, tavanlar nakışlı altın yaldızlı. Her
santimi ayrı incelenecek, devrinin motifleriyle süslüdür. Klasik
ölçüler içinde, modern espiriye de uygun olarak bir kesik "T"
planı.
Amucazade Hüseyin Paşa, birçok memuriyetlerde ve Kara Mustafa
Paşa ile U.Viyana kuşatmasında bulunmuş, 1687 senesinde
sadrazamlığa getirilmiştir.
Yalının 300 yıllık hayatı içinde tarihe geçmiş birçok günleri
vardır. 1699 Karlofça Muahedesi'nden sonra, Avusturya'dan sefir
olarak İstanbul'a Virmond gönderilmişti. Nemçe sefirine verilen
ziyafet en parlaklarından biri olmuştu. Sefirler (o zamanki
deyimiyle süfera), arkalarında sayısız kayık olduğu halde, üçyüz
kürekçinin çektiği kadırga ile yalıya gelmişlerdi. Çeşitli,
spor, hokkabazlık gösterileri arasında çok kalabalık bir saz
heyeti de icrayı sanat etmişti.
İstanbul Ansiklopedisi'nin kaydına göre:
Fazıl Divanı'ndaki "Bahr
üzre zıbacâyı Hüseyin Paşa" mısraı
1113 Hicrî (1701) inşa
tarihini göstermektedir.an Erdenen,
AfmıMJMyo:»- ?a-Mifrna fncgmmı, 1%5 yazı)
Pierre Loti, daha 1910 yılında İstanbul'a geldiğinde:
"Boğaziçi
Yalıları'nı özellikle Amucazade Yalısı'nı kurtarın" diye feryad
etmiş, fakat aldıran olmamıştı. Ancak 1950 'li yıllarda bir kaç
dirayetli mimar harabeyi kaldırmışlarsa da bu yeterli
olmamıştır.
Prof.Dr.Süheyl Ünver'in notu:
"Anadoluhisarı'ndaki Köprülü
Yalısı Selamlık Köşkü Boğaz'ın en eski sivil yapısıdır (1699) ve
son klasik üslupta en zengin iç dekor taşıyan, ancak tek odası
kalmış olan yapı, son derece haraptır. Ne var ki, yeniden tamiri
için, bu yolda yapılan teşebbüsler, binanın "meşruta"
(satılmamak şartıyla birine verilmiş mülk) olması yüzünden sonuç
vermemiştir."
Milli Eğitim Bakanlığı'nın gözetiminde, Topkapı Sarayı Müzesi
Müdürlüğü'nce onarım için görevlendirilen Mimar Cahide Tamer'in
yaptığı ayrıntılı incelemelerin sonucundaki değerlendirmeleri de
şöyledir:
-
Binanın dayandığı duvarlar,
belki denizin harçlarını yemesinden, boşaltılmasından, belki
de -daha zayıf bir ihtimalle- başlangıçta kuru olarak işlenmiş
olmalarından, sadece hariçten ince bir harç tabakasının
derzlediği kuru duvar halinde idiler. Böylece, binayı değil,
kendisini bile taşımaktan acizdiler ve pek yakın zamanda
göçmeleri kaçınılmazdı.
-
Denize doğru uzanan kısmı
takviye maksadıyla konmuş servi direkler, alt kısımları çok
incelmiş, çürümüş, bazıları da oturmak suretiyle boşalmış
olduklarından kendilerinden beklenen işi göremez hale
gelmişlerdi.
-
Diğer taraftan bu çıkma kısım,
beden duvarının oturtulmuş olduğu döşeme kirişlerinin hemen
hepsinin kırılması yüzünden sözü geçen direklere yaslanmak
isteyerek denize doğru tehlikeli bir surette sarkmış
bulunuyordu.
-
Beden duvarlarının altındaki
tabanlar ise, bazı yerlerde de zemindeki toprak dolgu
etkisiyle çürümüş ve bunun neticesi olarak tabana dayanan
direkler de oturarak, döşemede, duvarlarda çöküntü ve
yükselmeler meydana gelmiştir. Konsol çalışan ve binanın bütün
köşe yükünü taşımakta olan tabanlardan biri ise önemli şekilde
çatlamıştır. Diğer taraftan beden duvarlarının arkasını teşkil
eden direklerden bilhassa kubbeyi tutan ikisi çürümüş ve bu
yüzden meydana gelen çöküntü etkisiyle müzeyyen (süslü) dolap
kapaklan, lambriler kırılmış ve döşeme de meyletmişti.
-
Döşeme kaplamasının bir kısmı
her ne kadar eski geniş kalaslarını muhafaza etmekte ise de,
büyük satıh sonradan ince, adi tahtalarla kaplanmış. Bunlar
fazla çürük olup, söküldükten sonra tekrar döşemelerine imkân
yoktu.
-
Dış kaplama, yer yer orijinal
örnekler ihtiva etmekle beraber esas itibariyle muhtelif
devirlerde pek itinasızca, kısmen yalı baskısı olarak, kısmen
de lambalı? tahtalarla yapılmıştı. Bunlar da çok çürümüş
olduklarından parçalanmadan sökülmelerine olanak yoktu.
-
Salonun merkezindeki mermer
havuz, eski resimlerinde görülen kapak kubbeyi tamamen
kaybettiği gibi, altındaki duvarın çökmesi yüzünden ufkiyeti
(yatay durumu) de bozulmuş, derzlerinden açılmıştı.
-
Zamanında ufak bir kiremit
aktarılmasının ihmali yüzünden, senelerce içeri akan yağmur
suları yalnız o nefis tavan tezyinatını harap etmekle
kalmamış; aynı zamanda, çatı bağlamalarını, mertek ve kiremit
altı tahtalarını da çürütmüştü.
-
Mevcut pencere çerçevelerinin
hemen hepsi harap, camları kırılmış ve noksandı.
-
Bütün bunlardan başka binanın
ufkiyetini (yatay durumu) kaybettiren şakuli (dikeyliği)
çöküntülerden ayrı olarak bir de ufki açma görülüyordu.
Yukarıda özetlenen çok tehlikeli durum karşısında, maddi
olanaksızlıklar göz önüne alınarak en acil tedbirler olarak
aşağıdaki çalışmalar yapılmıştır:
a) Binayı, deniz etkisine dayanıklı, yük taşıyabilecek güçte
sağlam bir duvara oturtmaya karar verdik. Bunun için de, bu
kısmı askıya alarak, deniz cephesinde boydan boya uzanan
moloz haline gelmiş alt duvarı sağlam temele kadar söküp
yeniden ördük. Zamanla yıkılmış ve yerine tahta perde çekilmiş
kısmı da temelden itibaren yeniden inşa ettik.
b) Yaptığımız araştırmalarda, esas inşaatta eliböğründe tabir
edilen eğri ağaçlar kullanıldığını belirlediğimizden,
direkleri söktük; duvarların yapılışında bıraktığımız
kademeye, beden duvarlarından gelen yükleri alacak noktalarda
eliböğründeleri oturttuk ve bunları deniz etkisine karşı izole
ettik.
c) Pek fena durumdaki tabanlardan ikisi değiştirildi.
Bunlardan biri konsol olarak çalışmakta idi. Fazla çürümüş
olan bir diğeri maalesef maddi sorunlar yüzünden ele
alınamadı."
1974 sonbaharında Amucazade yalısında aldığımız notlar: Divanhane'nin -cadde girişine göre- sağ gerisindeki, iki katlı
ahşap binanın aslı, Divanhane ile birlikte yapılmış; ancak,
yüz yıl kadar önce esaslı tamir ve değişiklik görmüş. Güneyde
basit bir kapı girişine karşılık, kuzeyden (mermer basamaklar
üzerinde, mermer kaideli dört ahşap sütunu bulunan) etkili bir
kapıdan giriliyor. Bu bölümün küçük, metruk bahçesi ortasında,
Divanhane'nin ortasındaki ile aynı üslupta pek zarif bir
mermer havuz var; fakat göbek fıskiyesi kırılmış.
Mimari Biçimi
"Bu Meşruta Yalı, aşıboyalı rengi nedeniyle, Kırmızı Yalı
diye de anılır, Köprülü Yalısı da denilir. Bugüne yalnız
selamlık bölümünün kabul salonu (Divanhane) kalmıştır.
|

Tavan Rölevesi |
|
Şimdiye kadar bu yalının
daha çok süslemeleri üzerinde durulmuştur. Oysa planın
eyvanlı şekli ile ve bunun cephelere intikali ile çok daha
dikkate değer bir mimarisi vardır.
Divanhane'de havuzlu orta mekana açılan üç eyvan, üçlü yonca
yaprağı çizimli bir plan gözlenmektedir. Her biri döşemeden
bir kademe ile yükselen eyvan girintileri üç taraftan
sedirler ve pencerelerle kuşatılmıştır. |
Türk mimarisinde görülen Orta Asya
kaynaklı eyvanlı plan kompozisyonu Anadolu 'dan girip Bursa 'dan
geçerek Boğaziçi'nde de görülen bu düzenleme böylece tarih
içinden ve çok eski bir geçmişten geliyor, bu nedenle de önem
arz ediyor. Salona bir taşlıktan geçilerek, geniş kapıdan
girilmekte idi.
|

Fıskiyenin 1970 yılındaki durumu |
|
Girişin sağ ve solunda
yerli dolapları ve solda baş odaya geçit veren ikinci bir
kapısı vardı. Bu planın esas tüm şekli ile harem ve
müştemilat yapılan restitüsyon durum planında belirtilmiş
bulunuyor.
Fasadlar
ise geleneği aşan bir yeni görüntü arz etmektedir. Bir kere
dikey sıra pencereler yatay şerit pencere şekline
dönüşmüştür ve pencere tepeleri dolu bırakılmıştır. Böylece
hem denize çepe çevre açılmış salon, hem yakıcı öğle
güneşine kapalı tutulmuş olmakladır. Bu aynı zamanda
doluluk-boşluk uygulaması ile cephelerde bir kontrast sanat
uygulaması da olmaktadır, sonra da cephe kaplamasında yalı
baskısının yerini alan lambalı ve dikeypasah arkatürler ile
fasadı tek düzeliğe dikey çizgileri ile zıddına bir güzellik
(kontrast) oluşturuyor. |
Dış mimarinin bu sadeliğe karşın
iç mimaride, birazda fazla yüklü, çiçekli zengin ve rengin
süsleme sanatına yer verilmiştir. Bu da Türk mimarisinin esas
espiri ve ilkesine uygun düşmüştür. Burada G.Fossati (1809-1883)
nin, İstanbul'da iken, yaptığı bir tasarımında yabancılaştırma
ve çizim hataları ile yalı salonunun karakteri değişik bir
biçime sokulmuştur. XVII. yüzyıl sonunun bu fasadındaki pencere
tipini ancak XX.yüzyıl modern batı mimarlarının yapıtlarında
bulabilirsiniz. Klasik Türk sahil mimarisinin bize kalan bu
yadigârı Türk sivil mimarisinin emsalsiz bir örneğidir.
Çevresine ve fonksiyonuna göre malzeme ve form uygulayan bir
mimari; asıl sanat işte budur.
Bu sahil evi Wrigbl'in (Amerikalı mimar) yapıtı Şelale evini
(1936) hatırlatıyor; malzeme ve biçim farklı ama su üstüne çıkış espirisi aynı. Ne yazık
Amucazade Hüseyin Paşa yalısının mimarını bilemiyoruz."
Behçet Ünsal


Evet sevgili dostlar, 6 Kasım 1990 dan bu
yana değişen hala bir şey yok.
Koskoca bir tarih, İstanbul'un en eski
ahşap binası, bir devri belirleyen bir antlaşma ne yazık ki
tarihine sahip çıkan yok.
Denizce

|
|