e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Amasya
Antalya Şel.
Antarktika
Assos
Borçka - Şavşat
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Cezayir
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Ilgaz
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Karaköy
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Özbekistan-Darvaz
Palamutbükü-I
Palamutbükü-II
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Santorini
Sao Paulo
Sarıkamış
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Türkiye Kumsalları
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
Yenice
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Angkor'un Kaderi

 

 

Sanayi öncesi dönemin en geniş yerleşimlerinden biri olan Angkor önemini nasıl kaybetti?

Bugün Kamboçya, Tayland, Laos ve Burma sınırları içerisinde kalan Angkor, Khmer uygarlığı tarafından oluşturulan ve dünyanın en önemli tapınaklarının yer aldığı bölgedir. Her biri ayrı birer mimari şaheser olan bu tapınaklar ve yerleşim merkezleri, UNESCO Dünya Mirası kapsamı içerisinde. Angkor’un M.S. 9. yüzyılda kurulmaya başlandığı biliniyor.

Daha sonra bölge 15. yüzyılın ortalarına doğru kaderine terk edilmeye başlandı ve orman, nerdeyse tüm şehri kaplayarak 400 yıla yakın bir süre gizledi. 1860 yılında Fransız gezgin Henri Mouhot’un bölgeyi yeniden keşfetmesine dek birkaç keşiş ve yerli arasında efsane olarak anlatılan Angkor gün yüzüne çıkmaya başladı.

Angkor’un ana yerleşimi 1000 kilometrekarelik bir alana yayılıyordu ve sanayi dönemi öncesinde kurulan en büyük insan yerleşimiydi. Sonra bu uygarlık birkaç yüzyıl içerisinde tarih sahnesinden silindi. Kâdim krallık büyük bir savaşla mı çökmüştü? Yoksa doğanın sınırlarını zorlamaları sonlarını mı getirmişti?

Cevaplar tam olarak bilinmese de kanallar, tapınaklar ve birbirinden estetik yapılarla süslü Angkor şehri üzerine yapılan bilimsel araştırmalar bizlere bazı ipuçları sunuyor. Önemli bir kısmı hâlâ ormanın içinde saklı olan bu yerleşim hakkında Sidney Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı Büyük Angkor Projesi adını verdikleri bir çalışma yürütüyor. NASA’dan radar ve uydu fotoğraflarının yanı sıra ultrasonik incelemelerin de kullanıldığı çalışma 74’ten fazla tapınak, yüzlerce ev ve diğer yapıyı gün yüzüne çıkardı. Bu çalışma, Angkor’un yaklaşık 600 yıl önce yok oluşunda insanın doğayı düşünmeden tüketmesinin önemli payı olduğunu ortaya koyuyor.

 

Suya Hükmetmek

Angkor’da yaşayanların tek hayat kaynağı tarımdı. Özellikle de pirinç. Bu nedenle su hayati öneme sahipti. Dolayısıyla Angkor bir kanallar şehri olarak tasarlandı. Bugün bile araştırmacıları hayrete düşüren bir mimari anlayışla kurulan kanallar, su taşıma ve depolama sisteminin can damarlarıydı. Su rezervlerini uzun süreliğine sağlamak için hacmi 60 milyon metreküpe kadar varan sarnıçlar yapılmıştı. Bu kanal yapısı ayrıca bölgede kaçınılmaz olan Muson yağmurları sonucunda gelen selleri de engelleyecek kapasiteye sahipti.

Her şey yolundayken bu yapı kusursuz çalışıyordu ve medeniyeti besleyerek büyütüyordu. Fakat sonunda Angkor yerleşimi kritik büyüme sınırına geldi. Altyapıyı geliştirmek için doğa tahrip edilmeye başladı. Ve teoriye göre doğa intikamını almakta gecikmedi…

Columbia Üniversitesi’nden Brendan Buckley ve ekibi, bölgede 1000 yaşına yakın ağaçlar üzerinde bir araştırma yaparken ilginç bir bulguya rastladılar. Ağaçların gövdelerindeki halkalar, 1250-2008 yılları arasındaki iklim şartlarını anlamamıza yardımcı olacak ipuçlarıydı. Ekibin yaptığı çalışma yaklaşık 1330-1360 yılları arasında 30 yıllık bir kuraklık dönemi yaşandığını ortaya koydu. Bu dönem, tam da Khmer medeniyetinin gerilemeye başladığı yıllardı. Ayrıca 1400-1420 arasında birkaç kez gerçekleşen uzun süreli kuraklıklar tespit edildi.

Bu bulgunun sağlaması Angkor ve çevresindeki mimari yapılardı. Önceleri sürekli artan hacimlerde sarnıçlar inşa eden Angkor halkı daha sonra bu sarnıçların hacmini 5 milyon metreküpe kadar küçültmüşlerdi. Yani suyun oranının çok ciddi biçimde azaldığı anlaşılıyordu. Bunun yanı sıra kanal sistemi git gide genişlemiş ve daha farklı alanlara yayılmıştı. Angkor halkı, suya erişmek için kanalları elden geçirmiş ve yapısını değiştirmeye başlamıştı. Barajlar ve köprülerde onarım ve güçlendirme çalışmaları yapıldığına dair işaretler vardı.

Büyümenin Bedeli

Tüm bu bulgular şu tabloyu ortaya koyuyor: Angkor büyüdü, genişledi. Bu süreçte insan doğayı hoyratça kullandı. Ardından gelen büyük kıtlık, şehrin ana sistemi olan kanalların yapısının değişmesine neden oldu. Bu da kanal sisteminin stabilitesini bozdu, bu sistemin aşırı büyümesi suyun kontrolünün kaybedilmesine neden oldu. Sistem aşırı Muson yağışlarında suyu engelleme özelliğini kaybetti ve sel baskınlarının önüne geçilemedi. Yani ilk dönemlerde Angkor’un ve Khmer en değerli varlığı olan su kontrol sistemi bir anlamda onların sonunu hazırladı. Angkor halkı, yaşadıkları sorunların nedenlerini analiz edip çözümler geliştirmektense sorunlu bölgeyi terk edip başka bir bölgede sistemin aynısını bu kez daha büyük ölçekte kurmayı yeğledi.

Yaşanan bu doğal felaketlerin yanı sıra her gelişmekte olan medeniyette olduğu gibi Khmerlerde de sosyoekonomik çözülmeler gerçekleşmeye başlamıştı. Khmer sisteminde merkezi tapınaklar hem dini hem de ekonomik olarak ana merkezlerdi. Gelir sistemi, tarımsal vergilendirmeye dayanıyordu. Zamanla Khmerler de bölgede gelişen ticaretle tanıştılar. Orta kesim ve daha sonra burjuvazi oluştu. Alışılagelmiş vergi sistemi yetersiz kalmaya başladı. Burjuvazi, özel mülk edindikçe güçlendi ve merkezi yönetimin etkisinden çıkmaya başladı. Bu arada bölgede hızla yayılan Budizm de Khmer medeniyetini etkisi altına aldı. Tüm bu sosyal ve ekonomik gelişmeler varlığını merkezi idare üzerine kuran Khmerlerin âdem-i merkeziyetçi bir yapıya geçmelerine ve sistemin çatlamasına neden oldu. Sistemin etkinliğinin azalmasıyla birlikte yaşanan iç karışıklılar, düşmanların baskısı ve yağmalar, halkı büyük merkezi yerleşimlerden daha küçük ve korunaklı alanlara yöneltti.

Angkor bölgesinin insanları su ile var olmuşlar, yüzyıllarca suyu kontrol etmek için inanılmaz mimari sistemler kurmuşlar ve doğanın sunduklarıyla yetinmişlerdi. Ne zaman ki bu sınırları aşmaya başladılar, kendi çöküşlerini de hazırlamış oldular.

 

Angkor Tapınakları/Ömer S. Bakır

Angkor bölgesine ilk kez 2002 yılında gitmiştim. Sadece kitaplardan okuduğumuz ve fotoğraflarını bildiğimiz bu bölgeye ilk ayak basışımdan itibaren o kadar etkilendim ki, döndükten sonra ilk yaptığım iş, tekrar Angkor’a gidebilme planları yapmaktı.

İnsanı kendine hayran bırakan mimari başarısı, mistik havası, tabiatı, sakin insanları, etkileyici törenleri ve efsaneleri ile Angkor, yüzyıllarca kayıp şehir olarak dilden dile anlatıldı. Bu efsane şehir tekrar keşfinden itibaren günümüze kadar, bulunduğu bölgenin ve dünyamızın en önemli kültür miraslarından biri olmaya devam ediyor.

Angkor bölgesinde onlarca irili ufaklı tapınak bulunuyor. İlk başta görmeniz gereken en önemli beş tapınak:  Angkor Wat, Angkor Thom, Bayon, Ta Prohm, Preah Khan’dır.

İkinci derecedeki tapınaklar arasında ise şunları sayabilirim: Banteay Kdei, Prasat Kravan, Pre Rup, Banteay Samre, Ta Som.

 

 

   Kaynakça:
   SkyLife
- Eylül 20
10

 

 

Denizce

29.09.2010