|

Sanayi öncesi dönemin en geniş yerleşimlerinden biri olan
Angkor önemini nasıl kaybetti?
Bugün Kamboçya, Tayland, Laos ve Burma sınırları içerisinde
kalan Angkor, Khmer uygarlığı tarafından oluşturulan ve dünyanın
en önemli tapınaklarının yer aldığı bölgedir. Her biri ayrı
birer mimari şaheser olan bu tapınaklar ve yerleşim merkezleri,
UNESCO Dünya Mirası kapsamı içerisinde. Angkor’un M.S. 9.
yüzyılda kurulmaya başlandığı biliniyor.

Daha sonra bölge 15. yüzyılın ortalarına doğru kaderine terk
edilmeye başlandı ve orman, nerdeyse tüm şehri kaplayarak 400
yıla yakın bir süre gizledi. 1860 yılında Fransız gezgin Henri
Mouhot’un bölgeyi yeniden keşfetmesine dek birkaç keşiş ve yerli
arasında efsane olarak anlatılan Angkor gün yüzüne çıkmaya
başladı.
Angkor’un ana yerleşimi 1000 kilometrekarelik bir alana
yayılıyordu ve sanayi dönemi öncesinde kurulan en büyük insan
yerleşimiydi. Sonra bu uygarlık birkaç yüzyıl içerisinde tarih
sahnesinden silindi. Kâdim krallık büyük bir savaşla mı
çökmüştü? Yoksa doğanın sınırlarını zorlamaları sonlarını mı
getirmişti?

Cevaplar tam olarak bilinmese de kanallar, tapınaklar ve
birbirinden estetik yapılarla süslü Angkor şehri üzerine yapılan
bilimsel araştırmalar bizlere bazı ipuçları sunuyor. Önemli bir
kısmı hâlâ ormanın içinde saklı olan bu yerleşim hakkında Sidney
Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı Büyük Angkor Projesi
adını verdikleri bir çalışma yürütüyor. NASA’dan radar ve uydu
fotoğraflarının yanı sıra ultrasonik incelemelerin de
kullanıldığı çalışma 74’ten fazla tapınak, yüzlerce ev ve diğer
yapıyı gün yüzüne çıkardı. Bu çalışma, Angkor’un yaklaşık 600
yıl önce yok oluşunda insanın doğayı düşünmeden tüketmesinin
önemli payı olduğunu ortaya koyuyor.
Suya Hükmetmek
Angkor’da yaşayanların tek hayat kaynağı tarımdı. Özellikle
de pirinç. Bu nedenle su hayati öneme sahipti. Dolayısıyla
Angkor bir kanallar şehri olarak tasarlandı. Bugün bile
araştırmacıları hayrete düşüren bir mimari anlayışla kurulan
kanallar, su taşıma ve depolama sisteminin can damarlarıydı. Su
rezervlerini uzun süreliğine sağlamak için hacmi 60 milyon
metreküpe kadar varan sarnıçlar yapılmıştı. Bu kanal yapısı
ayrıca bölgede kaçınılmaz olan Muson yağmurları sonucunda gelen
selleri de engelleyecek kapasiteye sahipti.
Her şey yolundayken bu yapı kusursuz çalışıyordu ve
medeniyeti besleyerek büyütüyordu. Fakat sonunda Angkor
yerleşimi kritik büyüme sınırına geldi. Altyapıyı geliştirmek
için doğa tahrip edilmeye başladı. Ve teoriye göre doğa
intikamını almakta gecikmedi…

Columbia Üniversitesi’nden Brendan Buckley ve ekibi, bölgede
1000 yaşına yakın ağaçlar üzerinde bir araştırma yaparken ilginç
bir bulguya rastladılar. Ağaçların gövdelerindeki halkalar,
1250-2008 yılları arasındaki iklim şartlarını anlamamıza
yardımcı olacak ipuçlarıydı. Ekibin yaptığı çalışma yaklaşık
1330-1360 yılları arasında 30 yıllık bir kuraklık dönemi
yaşandığını ortaya koydu. Bu dönem, tam da Khmer medeniyetinin
gerilemeye başladığı yıllardı. Ayrıca 1400-1420 arasında birkaç
kez gerçekleşen uzun süreli kuraklıklar tespit edildi.

Bu bulgunun sağlaması Angkor ve çevresindeki mimari
yapılardı. Önceleri sürekli artan hacimlerde sarnıçlar inşa eden
Angkor halkı daha sonra bu sarnıçların hacmini 5 milyon
metreküpe kadar küçültmüşlerdi. Yani suyun oranının çok ciddi
biçimde azaldığı anlaşılıyordu. Bunun yanı sıra kanal sistemi
git gide genişlemiş ve daha farklı alanlara yayılmıştı. Angkor
halkı, suya erişmek için kanalları elden geçirmiş ve yapısını
değiştirmeye başlamıştı. Barajlar ve köprülerde onarım ve
güçlendirme çalışmaları yapıldığına dair işaretler vardı.

Büyümenin Bedeli
Tüm bu bulgular şu tabloyu ortaya koyuyor: Angkor büyüdü,
genişledi. Bu süreçte insan doğayı hoyratça kullandı. Ardından
gelen büyük kıtlık, şehrin ana sistemi olan kanalların yapısının
değişmesine neden oldu. Bu da kanal sisteminin stabilitesini
bozdu, bu sistemin aşırı büyümesi suyun kontrolünün
kaybedilmesine neden oldu. Sistem aşırı Muson yağışlarında suyu
engelleme özelliğini kaybetti ve sel baskınlarının önüne
geçilemedi. Yani ilk dönemlerde Angkor’un ve Khmer en değerli
varlığı olan su kontrol sistemi bir anlamda onların sonunu
hazırladı. Angkor halkı, yaşadıkları sorunların nedenlerini
analiz edip çözümler geliştirmektense sorunlu bölgeyi terk edip
başka bir bölgede sistemin aynısını bu kez daha büyük ölçekte
kurmayı yeğledi.

Yaşanan bu doğal felaketlerin yanı sıra her gelişmekte olan
medeniyette olduğu gibi Khmerlerde de sosyoekonomik çözülmeler
gerçekleşmeye başlamıştı. Khmer sisteminde merkezi tapınaklar
hem dini hem de ekonomik olarak ana merkezlerdi. Gelir sistemi,
tarımsal vergilendirmeye dayanıyordu. Zamanla Khmerler de
bölgede gelişen ticaretle tanıştılar. Orta kesim ve daha sonra
burjuvazi oluştu. Alışılagelmiş vergi sistemi yetersiz kalmaya
başladı. Burjuvazi, özel mülk edindikçe güçlendi ve merkezi
yönetimin etkisinden çıkmaya başladı. Bu arada bölgede hızla
yayılan Budizm de Khmer medeniyetini etkisi altına aldı. Tüm bu
sosyal ve ekonomik gelişmeler varlığını merkezi idare üzerine
kuran Khmerlerin âdem-i merkeziyetçi bir yapıya geçmelerine ve
sistemin çatlamasına neden oldu. Sistemin etkinliğinin
azalmasıyla birlikte yaşanan iç karışıklılar, düşmanların
baskısı ve yağmalar, halkı büyük merkezi yerleşimlerden daha
küçük ve korunaklı alanlara yöneltti.

Angkor bölgesinin insanları su ile var olmuşlar, yüzyıllarca
suyu kontrol etmek için inanılmaz mimari sistemler kurmuşlar ve
doğanın sunduklarıyla yetinmişlerdi. Ne zaman ki bu sınırları
aşmaya başladılar, kendi çöküşlerini de hazırlamış oldular.
Angkor
Tapınakları/Ömer S. Bakır
Angkor bölgesine ilk kez 2002 yılında gitmiştim. Sadece
kitaplardan okuduğumuz ve fotoğraflarını bildiğimiz bu bölgeye
ilk ayak basışımdan itibaren o kadar etkilendim ki, döndükten
sonra ilk yaptığım iş, tekrar Angkor’a gidebilme planları
yapmaktı.
İnsanı kendine hayran bırakan mimari başarısı, mistik havası,
tabiatı, sakin insanları, etkileyici törenleri ve efsaneleri ile
Angkor, yüzyıllarca kayıp şehir olarak dilden dile anlatıldı. Bu
efsane şehir tekrar keşfinden itibaren günümüze kadar, bulunduğu
bölgenin ve dünyamızın en önemli kültür miraslarından biri
olmaya devam ediyor.

Angkor bölgesinde onlarca irili ufaklı tapınak bulunuyor. İlk
başta görmeniz gereken en önemli beş tapınak: Angkor Wat,
Angkor Thom, Bayon, Ta Prohm, Preah Khan’dır.
İkinci derecedeki tapınaklar arasında ise şunları
sayabilirim: Banteay Kdei, Prasat Kravan, Pre Rup, Banteay Samre,
Ta Som.
Kaynakça:
SkyLife - Eylül 2010
Denizce

29.09.2010
|