e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Anne Babalık İçin Çok Çalışmak Gerekiyor

Prof. Dr. Yankı Yazgan    

 

 

http://www.yankiyazgan.com    

Çocukların birçoğunun otokontrollerini sağlamakta güçlük çektiklerini, dışarıdan kontrol beklediklerini görüyoruz. Onların otokontrollerini sağlamak adına verebileceğiniz tavsiyeler neler?

Birincisi; her aile çocuğunu özgür, bağımsız, kendi ayakları üzerinde duran, kendi işini kendi gören, ödevini ve sorumluluğunu bilen birisi olarak yetişmesini istiyor. Sadece bunu nasıl gerçekleştireceği konusunda kafaları karışık. Öncelikle bilimsel olarak bazı gerçekleri sıralayalım: Çocukların kendi sınırlarını öğrenmeleri, otokontrol gelişiminin bir numaralı basamağıdır. Çocuklar ancak büyüklerin eğitimi ölçüsünde sınırları öğrenir. Örneğin bir uyku saati olması, yemek saati olması, yemeklerin sofrada yenmesi, televizyon ya da başka eğlendirici faaliyetlerin sınırsız olmaması gibi çok temel yaşam kuralları ülkemizdeki ailelerin çoğu tarafından uygulanmıyor. Benim ailelere özellikle tavsiye ettiğim bir şey var. Özellikle küçük çocukta onu özgür bırakma ya da rahat bırakma dediğimiz her eylemde kendilerine “Acaba bunu çocuğun rahatı için mi yapıyorum, yoksa kendi rahatım için mi?” diye sorsunlar.

 

Bundan sonra aileler çocuk merkezli olmaya başlıyor. Çocuk ne derse onu yapmaya başlıyorlar...

Aslında çocuk merkezlilik, çocuğun her istediğini yapmak demek değildir. Çocuğun çıkarını gözetmektir. Çocuğun çıkarı, günde 12 saat televizyon seyretmek, günde üç öğün fast-food ya da şekerleme yemek, girdiğiniz dükkândan o ne isterse onu almak değildir. Çocuğun çıkarı bazen, onun canını sıkacak bazı şeylerin yapılması, bazen hoşuna gitmeyen uygulamaların yapılmasıdır. İşin ilginci, çocuklarımızı özgür bırakıyoruz diyen aileler, çocukların giyim kuşam tarzı konusunda ya da ağızlarının kenarındaki salça sürüntüsü konusunda son derece titizdirler. Aileler, doğru diye yaptıklarının çoğunun yanlış olabileceğini de akla getirebilmeliler.

 

Bağımlı yetişen çocuklar da daha sonra, örneğin okulda arkadaşıyla bir sorun yaşadığında, bunu kendisi çözmeyip ailesinin çözmesini istiyor...

Evet, böyle olunca da sorun çözme becerileri gelişemiyor. Çocuklar hangi konularda yetişkinlerden yardım isteyeceklerini de bilemiyorlar. Örneğin birçok durumda yardım istemeyip arkadaşını pataklayarak da sorununu çözmeye kalkışabiliyor. Öğretmeninden yardım istemekten de kaçınabiliyor. Yardım istemekte bir mahsur yok. Hangi konuda yardım isteyeceğinde var. Yardım istemeyi bilmek de çok önemli. Ama yardım istemek, meseleyi kendi adımıza çözmek değildir.

 

Tam tersi durumlar da görüyoruz. Çocuğunu sokağın başındaki bakkala, kırtasiyeye göndermeyen aileler de var.

Bu tam tersi durumu genelde birçok konuda çocuğu rahat bırakan insanlar yapıyorlar. Yani aslında çocuğu “özgür bırakanlar”, kırtasiyeye tek başına yollamıyorlar. Özgür bırakanlar, kendilerini rahatsız eden durumlarda özgür bırakmayı tercih ediyorlar. Örneğin evde “Hadi oğlum televizyonu kapat da ödevini yap” ya da “ıspanağı bitirmeden baklavayı vermem” demek istemediklerinde çocuk istediğini yapsın diyorlar. Ama aynı aileler köşedeki bakkala yollamıyorlar. Yani aslında tersini yapan aile yok. Farklı aile tipi değil bunlar. Aileler, sıkmaları gereken konularda gevşek, gevşek bırakmaları gereken konularda sıkılar. İşlerine gelince sıkı, işlerine gelince gevşekler. Ben açıkçası burada anne-babaların kendi rahatlarını bozmama adına duruma “Özgür bırakalım” ya da “Ya başına bir şey gelirse” ikilemi içerisinde meseleye baktıklarını düşünüyorum.

 

Aynı ailenin içinde annenin farklı, babanın farklı ya da daha kalabalık yaşayanlarda anneannenin farklı, annenin farklı şeylere izin vermesi de sorun oluyor. Çocuk kimden izin alabilecekse ona gidiyor.

Bu çocuklar büyüdüğünde de bu aileler, senin yüzünden, benim yüzümden kavgasını da çokça yapıyorlar. Belki bu durum, bazı çocuklar için bir şanssızlık olarak algılanabilir. Ama neyse ki, insanın hayatta sadece annesi babası yok. Öğretmenleri var, arkadaşları var. Başka büyükleri var. Bunlar bazen annelerin ve babaların yanlış uygulamalarını, çocuğun huyunu olumsuz yönde etkileyici davranışlarını telafi edici insanlar olarak karşımıza çıkıyor.

 

Meselâ ilkokul çağındayken her sorununu veliler çözmeye çalışıyor ama ilköğretimden sonra “Siz çözün, bizi dinlemiyor” demeye başlıyorlar.

Dinlemeyecekler de zaten... Biz neyi önemsiyoruz? Çocuğun temel sorumluluk duygusunun gelişmesi, başka insanlara zarar vermemesi, kendine düşen görevleri en az düzeyde de olsa yapması... Ama çocuğun bunu yapabilmesi için evde insanların birbirine zarar vermediğini görmesi gerekiyor.

 

Örneğin, çocuklar gece yarısından sonra yayınlanan Amerikan güreşi programlarını aileleriyle beraber izliyorlar ve sonra birbirlerine uygulamaya çalışıyorlar. Aslında gülüyorlar ama darbe biraz sert indiği zaman sorun oluyor.

Bu programı beraber izleyen aileler, “Ne zararı var?” diyorlar. Ailelere şunu öneriyorum: “Ne zararı var?” sorusu iyi bir soru değil. Çünkü birçok şeyin büyük bir zararı yok. Sigara içmenin ne zararı var? 20 yıl sonra kanser oluyorsun. Şu anda bir zararı yok. O yüzden ailelerin daha çok “Ne yararı var?” sorusunu sormaları daha önemli. Gece yarısından sonra televizyon seyretmenin ne yararı var? İpin ucu en fazla 7 yaşına kadar, hatta 3-4 yaşına kadar ebeveynin elinde. Kaçıranların, ondan sonra tekrar toparlamak isteyenlerin çok çalışmaları lazım. Çalışmadan olmuyor. Anne babalık da öyle. Tıpkı bir meslek gibi.

 

 

İstek k12 dergisi için Duygu Deniz Karabal'ın yaptığı görüşme metni.

 

 


Prof. Dr. Yankı Yazgan'a teşekkürlerimizle

Denizce

22.06.2010