http://www.yankiyazgan.com
Çocukların
birçoğunun otokontrollerini sağlamakta güçlük çektiklerini,
dışarıdan kontrol beklediklerini görüyoruz. Onların
otokontrollerini sağlamak adına verebileceğiniz tavsiyeler
neler?
Birincisi;
her aile çocuğunu özgür, bağımsız, kendi ayakları üzerinde
duran, kendi işini kendi gören, ödevini ve sorumluluğunu bilen
birisi olarak yetişmesini istiyor. Sadece bunu nasıl
gerçekleştireceği konusunda kafaları karışık. Öncelikle bilimsel
olarak bazı gerçekleri sıralayalım: Çocukların kendi sınırlarını
öğrenmeleri, otokontrol gelişiminin bir numaralı basamağıdır.
Çocuklar ancak büyüklerin eğitimi ölçüsünde sınırları öğrenir.
Örneğin bir uyku saati olması, yemek saati olması, yemeklerin
sofrada yenmesi, televizyon ya da başka eğlendirici
faaliyetlerin sınırsız olmaması gibi çok temel yaşam kuralları
ülkemizdeki ailelerin çoğu tarafından uygulanmıyor. Benim
ailelere özellikle tavsiye ettiğim bir şey var. Özellikle küçük
çocukta onu özgür bırakma ya da rahat bırakma dediğimiz her
eylemde kendilerine “Acaba bunu çocuğun rahatı için mi
yapıyorum, yoksa kendi rahatım için mi?” diye sorsunlar.
Bundan sonra
aileler çocuk merkezli olmaya başlıyor. Çocuk ne derse onu
yapmaya başlıyorlar...
Aslında çocuk
merkezlilik, çocuğun her istediğini yapmak demek değildir.
Çocuğun çıkarını gözetmektir. Çocuğun çıkarı, günde 12 saat
televizyon seyretmek, günde üç öğün fast-food ya da şekerleme
yemek, girdiğiniz dükkândan o ne isterse onu almak değildir.
Çocuğun çıkarı bazen, onun canını sıkacak bazı şeylerin
yapılması, bazen hoşuna gitmeyen uygulamaların yapılmasıdır.
İşin ilginci, çocuklarımızı özgür bırakıyoruz diyen aileler,
çocukların giyim kuşam tarzı konusunda ya da ağızlarının
kenarındaki salça sürüntüsü konusunda son derece titizdirler.
Aileler, doğru diye yaptıklarının çoğunun yanlış olabileceğini
de akla getirebilmeliler.
Bağımlı
yetişen çocuklar da daha sonra, örneğin okulda arkadaşıyla bir
sorun yaşadığında, bunu kendisi çözmeyip ailesinin çözmesini
istiyor...
Evet, böyle
olunca da sorun çözme becerileri gelişemiyor. Çocuklar hangi
konularda yetişkinlerden yardım isteyeceklerini de bilemiyorlar.
Örneğin birçok durumda yardım istemeyip arkadaşını pataklayarak
da sorununu çözmeye kalkışabiliyor. Öğretmeninden yardım
istemekten de kaçınabiliyor. Yardım istemekte bir mahsur yok.
Hangi konuda yardım isteyeceğinde var. Yardım istemeyi bilmek de
çok önemli. Ama yardım istemek, meseleyi kendi adımıza çözmek
değildir.
Tam tersi
durumlar da görüyoruz. Çocuğunu sokağın başındaki bakkala,
kırtasiyeye göndermeyen aileler de var.
Bu tam tersi
durumu genelde birçok konuda çocuğu rahat bırakan insanlar
yapıyorlar. Yani aslında çocuğu “özgür bırakanlar”, kırtasiyeye
tek başına yollamıyorlar. Özgür bırakanlar, kendilerini rahatsız
eden durumlarda özgür bırakmayı tercih ediyorlar. Örneğin evde
“Hadi oğlum televizyonu kapat da ödevini yap” ya da “ıspanağı
bitirmeden baklavayı vermem” demek istemediklerinde çocuk
istediğini yapsın diyorlar. Ama aynı aileler köşedeki bakkala
yollamıyorlar. Yani aslında tersini yapan aile yok. Farklı aile
tipi değil bunlar. Aileler, sıkmaları gereken konularda gevşek,
gevşek bırakmaları gereken konularda sıkılar. İşlerine gelince
sıkı, işlerine gelince gevşekler. Ben açıkçası burada
anne-babaların kendi rahatlarını bozmama adına duruma “Özgür
bırakalım” ya da “Ya başına bir şey gelirse” ikilemi içerisinde
meseleye baktıklarını düşünüyorum.
Aynı ailenin
içinde annenin farklı, babanın farklı ya da daha kalabalık
yaşayanlarda anneannenin farklı, annenin farklı şeylere izin
vermesi de sorun oluyor. Çocuk kimden izin alabilecekse ona
gidiyor.
Bu çocuklar
büyüdüğünde de bu aileler, senin yüzünden, benim yüzümden
kavgasını da çokça yapıyorlar. Belki bu durum, bazı çocuklar
için bir şanssızlık olarak algılanabilir. Ama neyse ki, insanın
hayatta sadece annesi babası yok. Öğretmenleri var, arkadaşları
var. Başka büyükleri var. Bunlar bazen annelerin ve babaların
yanlış uygulamalarını, çocuğun huyunu olumsuz yönde etkileyici
davranışlarını telafi edici insanlar olarak karşımıza çıkıyor.
Meselâ
ilkokul çağındayken her sorununu veliler çözmeye çalışıyor ama
ilköğretimden sonra “Siz çözün, bizi dinlemiyor” demeye
başlıyorlar.
Dinlemeyecekler de zaten... Biz neyi önemsiyoruz? Çocuğun temel
sorumluluk duygusunun gelişmesi, başka insanlara zarar
vermemesi, kendine düşen görevleri en az düzeyde de olsa
yapması... Ama çocuğun bunu yapabilmesi için evde insanların
birbirine zarar vermediğini görmesi gerekiyor.
Örneğin,
çocuklar gece yarısından sonra yayınlanan Amerikan güreşi
programlarını aileleriyle beraber izliyorlar ve sonra
birbirlerine uygulamaya çalışıyorlar. Aslında gülüyorlar ama
darbe biraz sert indiği zaman sorun oluyor.
Bu programı
beraber izleyen aileler, “Ne zararı var?” diyorlar. Ailelere
şunu öneriyorum: “Ne zararı var?” sorusu iyi bir soru değil.
Çünkü birçok şeyin büyük bir zararı yok. Sigara içmenin ne
zararı var? 20 yıl sonra kanser oluyorsun. Şu anda bir zararı
yok. O yüzden ailelerin daha çok “Ne yararı var?” sorusunu
sormaları daha önemli. Gece yarısından sonra televizyon
seyretmenin ne yararı var? İpin ucu en fazla 7 yaşına kadar,
hatta 3-4 yaşına kadar ebeveynin elinde. Kaçıranların, ondan
sonra tekrar toparlamak isteyenlerin çok çalışmaları lazım.
Çalışmadan olmuyor. Anne babalık da öyle. Tıpkı bir meslek gibi.
İstek k12
dergisi için Duygu Deniz Karabal'ın
yaptığı görüşme metni.