e-mail
denizce@denizce.com
 





AB Hotel
Acarlar Gölü
Agva
Antalya Şel.
Antarktika
Bordeaux
Bozcaada
Burgazada
Costa Farilya
Çağlayanlar
Çamaltı Tuzlası
Çığlıkara
Dalış Turları
. Avustralya
. Endonezya-Papua
. Endonezya-Walea
. Galapagos
. Honduras
. Komodo
. Maldivler
. Meksika
. Mikronezya
. Tayland
Düden
Dünyanın Renkleri
. Mali
. Myanmar
. Sicilya
. Toskana
Erciyes
Galata Kulesi
Galata Mevlev.I
Garipçe
Galata Mevlev.II
Gölyazı
Halfeti'den Hasankeyf'e
Jeoparklar
Kaklık Mağarası
Kapıdağ Y.
Kastamonu
Kızıldeniz
Konya
Korfu Adası
Kumluca
Kuzguncuk
Loire Vadisi
Marmara Adası
Mersin
Mısır'ın Gizemi
Nice
Piramitler
Prag
Prens Adaları
Rio
Sanaa
Santorini
Sinop
Sultanahmet
Turkuaz Ada
Urla
Van
Yeditepe Nerede?
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Gezelim Görelim  

  Doğanın Bereketi Antalya Şelaleleri                                                                     Saner Şen

 


Toros Dağları’nın yamaçlarında doğup Akdeniz’e ulaşmak isteyen akarsular, Antalya’da doğa harikası çağlayanlara dönüşüyor. 

Kaç saattir burada olduğumu tam olarak hatırlayamıyorum. Bu dinginliğe kendimi o kadar kaptırmışım ki zamanın nasıl geçtiğini anlayamadım. Öğle vakti çoktan geçmiş olmalı; şelalenin üzerini örten sık dallar arasından sızan güneş ışığı saatler önceki gücünde değil artık. Bir saat kadar önce çekim yapmak için kurduğum tripodun üstündeki fotoğraf makinesi, şelaleden metrelerce uzaklara kadar ulaşan serpintilerle biraz nemlenmiş. Filtrenin üzerine yapışmış su zerreciklerini silip deklanşöre basıyorum. Uzun bir pozlama olacak ve Kurşunlu Şelalesi bir tülü andırırcasına fotoğraf karesine yansıyacak. On, on iki metre yükseklikten çağlayarak dökülen su, aşağıdaki kayaların üzerinde tokat gibi patlıyor. Durmak bilmeden akan suyun etkisiyle yosun tutmuş kayalardan savrulan su zerrecikleri, gözlerimin önünde yedi rengin yedisini de açıkça seçebildiğim seyrine doyulmaz bir gökkuşağı oluşturuyor. Koyu yeşil tonda bitkilerle örtülü, etrafında kız böceklerinin renk renk kanatlarıyla uçuştuğu, hızı hiç kesilmeyecekmiş gibi akan bu şelale tam anlamıyla cennetten bir köşe.         

 

Serin Bir Kaçamak

Mayıs ayındayız, yani şelalenin suyunun en bol olduğu dönemde. Ve ziyaretçi sayısının da sıcak yaz aylarına göre daha az olduğu mevsimde. İnsanlar on beş yirmi dakika kadar gezdikten sonra ayrılıp şelaleye doğru inen merdivenlerden yukarıya, piknik alanına çıkıyor. Çam ormanı arasına kurulmuş piknik alanı insanlarla dolu; mangalda ızgara yapanlardan tutun da üç beş kişilik takımlarla futbol maçı yapanlara kadar. Ben bir türlü ayrılamıyorum şelalenin yanından.

Ama bu mevsimde öylesine güzel ve öylesine hayat dolu ki Kurşunlu Şelalesi, ister istemez alıp götürüyor insanı, sanki ruhunuzu arındırıyor. 

Başka açılardan birkaç fotoğraf daha çekebilmek için tahta köprüden karşıya, şelalenin oluşturduğu göletin diğer yanına geçiyorum. Köprünün altındaki su kaplumbağaları gözüme ilişiyor. Herhalde onlardan daha mutlu az hayvan yaşıyordur dünya üzerinde. Tembel tembel yüzüyorlar, ara sıra kıyıya çıkıp güneşleniyorlar. Karşı kıyıdan bakıldığında manzara daha da karşı konulmaz görünüyor. Aklımdan, bıraksalar da burada bir hafta kamp yapsam diye geçiriyorum ama daha sonra bunun sandığım kadar kolay olmadığını öğreniyorum. Milli Parklar Genel Müdürlüğü tarafından 1991 yılında tabiat parkı ilan edilen Kurşunlu Şelalesi sadece gündüz ziyaretlerine açık. Orman Bakanlığı’nın düzenlediği piknik alanıyla birlikte sıcak yaz günlerinde serin bir kaçamak yapmak için ideal. Son birkaç kare fotoğraf çekmek için makinemi kurup konsantre olduğum sırada bekçinin sesiyle irkiliyorum: “Ziyaret saati sona erdi. Kapatıyoruz.”

O sırada fark ediyorum ki benden başka kimsecikler kalmamış etrafta. İsteksizce toparlanıp dallar arasında kaybolmuş dar merdivenlerden dönüş yolunu tutuyorum. Antalya’ya doğru yol alıyorum, ıssız güzellikten şehir keşmekeşine doğru. Sabah uyanır uyanmaz bir başka güzelliğe doğru yola çıkıyorum. Hedefim Düden Şelalesi.

 

Sadece Suyun Güçlü Sesi

Kırkgözler ve Pınarbaşı adında iki kaynaktan çıkıp birleşen su, Bıyıklı Düdeni’nde yerin altına giriyor. Adını da buradan alan nehir on dört  kilometre kadar toprak altında yol aldıktan sonra Varsak çukurunda yüzeye çıkıyor. Kısa bir süre yüzeyden akan su tekrar yeraltına inip, iki kilometre sonra Düdenbaşı denilen yerde, bizim bildiğimiz adıyla Düden Şelalesi’ni oluşturuyor. Kepez Hidroelektrik Santrali’ni de besleyen bu suyun debisi, Kurşunlu Şelalesi’ne göre daha güçlü. Bahar aylarında su öylesine güçlü akıyor ki insanlar birbirlerinin seslerini duymakta zorluk çekiyor.

On metre yükseklikten dökülen suyun etrafı sık sarmaşıklarla kaplı. İnsanda yağmur ormanlarındaymış hissi uyandırıyor. 1992 yılında sit alanı ilan edilen Düden Şelalesi’nin çevresi Kurşunlu Şelalesi’nde olduğu gibi piknik alanlarıyla süslenmiş. Suyun dar kollarının üzerinden geçen tahta köprüler setler halinde oluşturulmuş teraslara ve tahta masalara uzanıyor. Şelalenin hemen yanından aşağıya inen merdivenler bir mağaranın içinden geçiyor. Bu mağaranın içindeki dar yoldan yürüdüğünüzde Düden Şelalesi’nin dökülürken oluşturduğu tülün arkasına çıkıyor ve dar bir delikten şelalenin akışını izleyebiliyorsunuz. Merdivenlerden aşağıya inip göletin kenarına ulaşıyorum. Büyük bir hızla serpilen suyun etkisiyle anında sırılsıklam oluyorum. Birkaç hınzır çocuk etrafı kolaçan edip bekçinin uzakta olduğundan emin olduklarında, kendilerini Düden’in serin sularına bırakıyor. Büyük bir gürültüyle akan suda kıyıya ulaşmak için var güçleriyle kulaç atıyorlar. Dar tahta köprüden karşıya geçip ağaçların gölgelediği serin yoldan çıkışa doğru yürüyorum. Artık ayrılma zamanı; gün bitmeden görülecek bir güzellik daha var çünkü; Manavgat Şelalesi.

 

Kleopatra’nın Şelalesi

Alanya yolu üzerinde ve Antalya’ya 80 kilometre uzaklıktaki Manavgat Şelalesi adını Manavgat İlçesi’nden alıyor. Kurşunlu ve Düden şelalelerine oranla daha çok bilinen şelale dolayısıyla çok daha kalabalık. Tabii buna paralel olarak da park alanı içerisinde restoranından kafesine, hediyelik eşya dükkânlarından dondurmacısına kadar ne ararsanız bulabiliyorsunuz. Hemen hemen her ağacın altında piknik yapan bir aile. Tam bir panayır havası. Kleopatra’nın yıkandığı rivayet edilen dilek havuzu ziyaretçilerin en çok rağbet ettikleri yer. Park sınırlarından beri duyduğum, gittikçe güçlenen sesin kaynağını görmek için sabırsızlanıyorum. Su kenarına doğru ilerlerken sol tarafımda görüyorum şelaleyi. Kurşunlu ve Düden şelaleleri gibi yüksekten dökülmüyor belki ama gücü adının bu kadar duyulmasını haklı çıkartıyor. Yaklaşık 40 metrelik ene sahip iki metre yükseklikteki setten hışımla aşağıya dökülüyor. Diğer iki şelalenin aksine güneşle daha haşır neşir. Parlak gün ışığı altında, koyu maviden cam göbeğine bir renk yelpazesi sunuyor adeta.

Şelaleye doğru uzanan dar yoldan ilerleyerek suyun üzerine kurulmuş kafede kendime boş bir sandalye buluyorum. Bu coşkun akışı seyre dalıyorum. Geldiğime değdi diyorum. Çünkü suyun önüne geçilmez bir güçle gürül gürül aktığı bu çağlayanlarda bahar var, coşkunluk var, devinim var. Kısacası burada tam anlamıyla hayat var...

Yazı - Foto: Saner Şen     

   Kaynakça:
   SkyLife
- Eylül 2007

 

Saner Şen'e teşekkürlerimizle

Denizce

03.10.2007