|

“ANTALYA KALEİÇİ
RESTORASYONU”
Tarihi Konut
Dokusuna Bir Müdahale
1. GİRİŞ
Türkiye tarihi
değerler açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Zaman
içerisinde sayısız uygarlığa vatan olmuş ve kültür yumağı oluşturmuş
ülkemizde zengin tarihi geçmişin kanıtları korunmalıdır. Ancak bu
konudaki sınırlı olanaklar nedeniyle yapıtlara sahip çıkma, koruma
ve gelecek kuşaklara aktarmada eksiklikler algılanmaktadır. Oysa bu
değerler tüm insanlığın ortak mirası olan eserlerdir. Dolayısıyla
tarihi ve kültürel mirasın yaşatılarak geleceğe iletilmesi büyük
önem taşımaktadır.
Tarihi yapıların
korunmasının en kolay ve en geçerli yolunun, toplumsal amaç için
kullanma olduğu düşünüldüğünde, “Yaşatarak Koruma” olgusunun önemi
ve gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Yapının yaşatılarak korunmasında
özgün işlevinin sürdürülmesi tercih edilen bir yol olmakla birlikte
günümüzün yaşam koşulları ve sosyal yapının değişimi, pek çok yapıda
bu olanağı ortadan kaldırmaktadır. Bu durumda yapının bünyesine,
mimarisine, mekan kurgusuna ve konumuna uygun ikincil işlevlerle
kullanımı gündeme gelmektedir. Söz konusu kullanımın turistik amaçlı
olması ise pek çok yapıya ve dokuya uygun olabilmektedir. Burada
gözden uzak tutulmaması gereken konu, turizmin amaç değil araç
olması ve tarihi yapının doğru ve dengeli kullanımıdır.

2. Tarihi
Çevrenin Turizme Yönelik Kullanımında Yaklaşımlar
Tarihi çevre ve
yapılar niteliklerine göre ve özelliklerine göre gruplanarak, her
biri için koruma yaklaşımları oluşturulması gerekmektedir. Farklı
alanların turizm ile ilişkilendirilmesi farklı yaklaşımları
gerektirmektedir. Tarihi çevreler, içerdikleri değerlerin niteliğine
göre, kentsel sit, arkeolojik sit, doğal sit, ve karmaşık sit olarak
sınıflandırılmaktadır.
Koruma İmar
Planlaması süreci 1970’li yıllarda başlayan bir süreçtir. Koruma
İmar Planları incelendiğinde yeni yapılaşmayla ilgili hükümlerinde
genellikle yeni yapılacak olan yapıların en ince ayrıntısına kadar
tanımlandığı, yapı yüksekliği, kat yüksekliği, pencere boyutları,
çıkma-saçak genişliği, subasman kotu, hatta dış merdiven varsa
merdivenin boyutu binanın rengi vbg. mimari tasarım ölçeğinde bir
çok girdinin plan kararı haline geldiği, hatta yeni yapının parselin
neresinde yer alacağı ve yapı nizamının tanımlanmış olduğu
görülmektedir. Böylece şablon yeni yapılaşma koşulları oluşturulmuş
ve Bodrum örneğinde olduğu gibi Anadolu’nun zengin geleneksel
yapılarının nitelikleriyle çelişen bir yaklaşım sergilenmiştir.
3.
ANTALYA-KALEİÇİ Örnek Bir Restorasyon Projesi
Bu çalışma
kapsamında ülkemizde tarihi çevrenin turizm amaçlı kullanımı
açısından önemli bir örnek oluşturan ve 1984 yılında Uluslararası
Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (FIJET) tarafından Altın
Elma ödülü ile taçlandırılan Antalya Kaleiçi Projesi ve Uygulaması
incelenmiştir.
3.1 Antalya
Kaleiçi’nin Tarihsel Gelişimi
Bergama kralı ikinci
Attalos, M.Ö: II. yüzyılda Antalya’yı kurarak kente kendi adını
vermiştir. Kentin kurulduğu dönemdeki adı Attalia idi. Antalya
çevresinde Anadolunun en eski yerleşmelerinin izleri bulunmaktadır.
Antalya antik çağda at nalı şeklinde, biri kıyı boyunca diğeri
karadan olmak üzere iki koldan uzanan ve üzerlerine her 50 metrede
bir inşa edilmiş gözetleme kuleleri bulunan surlarla korunuyordu.
Romalılar tarafından Helenistik dönem temelleri üzerine inşa edilen
surlar, Selçuklular tarafından genişletilmiş ve onarılmıştır. 19.
yüzyıla kadar korunan bu surlar ve kale duvarlarının içerisinde
kalan bölgede M.Ö.9. yüzyılda inşa edilmiş bulunan Hadrian Kapısı,
M.Ö. 2. yüzylda inşa edilen Hıdırlık Kulesi ve Saat Kulesi günümüze
kadar korunarak gelmiştir. Bu gün Kaleiçi olarak adlandırılan antik
kent merkezi, dar sokakları, iç avlulu geleneksel evleri ile,
dönemin sosyal yaşantısı, gelenekleri ve görenekleri hakkında
çeşitli ip uçları vermektedir. 1200 yılında Alaaddin Keykubat
döneminde inşa edilen, kare planlı Yivli Minare, Keyhüsrev
Medresesi, 12. yüzyılda inşa edilen Karatay Medresesi, İskele Camii,
Tekeli Mehmet Paşa Camii ve en önemlisi, bu gün “Akdeniz
Uygarlıkları Geliştirme Merkezi” olarak kullanılan St. George
Kilisesi olmak üzere bir çok kilise tarihi kent dokusu içinde yer
almaktadır. 19. yüzyılda bu bölgede, Yunanlı, Ermeni ve Türklerden
oluşan çok kültürlü bir nüfus yaşamaktaydı.

Selçuklular
tarafından inşa edilen ve Barbaros Hayrettin Paşa tarafından da üs
olarak kullanılan Antalya Eski Limanı ise Doğu Akdeniz’in en önemli
limanlarından birisi olmuştur ve günümüzde küçük yatlar için yat
limanı ve balıkçı barınağı olarak kullanılmaktadır.
3.2 Antalya
Kaleiçi ve Yat Limanı Kentsel Dönüşüm Projesi
Antalya eski
limanını çevreleyen bölgede yer alan tarihsel kent dokusu 1972
yılında Anıtlar Yüksek Kurulu (Bugünkü Kültür ve Tabiat Varlıklarını
Koruma Yüksek Kurulu) tarafından “Tarihi Sit” ilan edildi.
Turizm Bakanlığı
tarafından, eski limanın yat limanı, çevresinin de turistik dinlence
alanı olarak düzenlenmesini öngören bir proje önerisi hazırlandı ve
surların üst kısmında yer alan Kaleiçi’nin “Koruma İmar Planı”
hazırlanması için Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile bir protokol
imzalandı.
3.2.1 Eski
Liman Çevresi
42 Hektarlık bir
alanı kapsayan tarihi kent dokusunun öncelikle sınırları
belirlenerek, birinci aşamada içmesuyu, kanalizasyon, elektrik,
telekominikasyon gibi teknik alt yapı ve ulaşım altyapısı ele
alındı. 1978 yılında, alt yapının tamamlanmasından sonra restorasyon
projelerinin uygulanması kapsamında, liman çevresinde yer alan
ikinci derecede tarihi eser olarak belirlenmiş 57 adet yapının
restorasyon projeleri, Turizm Bankası bünyesindeki konularında uzman
teknik elemanlardan oluşan bir grup tarafından hazırlandı.
Eski Liman
çevresinin restorasyon projesi uygulaması görevi, dönemin Turizm
Bankası’ndaki proje grubuna verildi ve yerinde oluşturulan bir
komisyon tarafından uygulamanın yürütülmesi sağlandı.
İkinci derecede
tarihi eser kapsamındaki yapıların restorasyon uygulamasında dış
cepheler aynen korunurken, yapılara çağın gerektirdiği konfor ve
kolaylıkların eklenebilmesi için iç mekanlarda bazı değişiklikler ve
yeniden düzenlemeler gerçekleştirildi.
Tarihi merkezin
restorasyonu ve yeniden değerlendirilmesi aşağıda belirtilen ögeleri
içeren ayrıntılı bir araştırmayı gerektirdi.
a) Envanter :
- Röleve ve diğer grafik çalışmalar,
- Fotoğraflar,
- Yapılar ve çevreleriyle ilgili bilgilerin toplanması,
b) Çevre dokusunu
oluşturan yapıların sınırlandırılması :
- Tescilli
Anıtlar,
- Anıtların
yakınında bulunan ve çevreleri ile ilintisini kuran yapılar,
- Mimari ya da
üslup açısından tarihi özgünlüğü olmamakla birlikte yol boyunca,
gerek konumu gerek boyutlar açısından tarihi bir yapının yerini
almış olan yapılar,
- Çevre ile
uyumsuz yeni yapılar,
- Bugün
terkedilmiş bulunan tekniklerle yapılmış geleneksel konut
mimarisinin örneklerini oluşturan yapılar,
- Çevre
verilerinin analizi,
- Yapıların
yıpranmışlık düzeyinin saptanması (iyi korunmuş, kısmi
restorasyona gereksinimi olanlar, tümüyle yeniden inşa edilmesi
gerekenler),
- İşlevlerine
göre gruplandırma (Konut, iş yeri, ticaret, kamu kullanımı
vbg.),
- Belediye alt
yapılarının ya da hizmetlerinin analizi (Çevre ile bağlantı,
diğer bölgelerle bağlantı, motorlu araçların başlıca giriş-çıkış
noktaları, ulaşım eksenleri ve parking olanakları),
- Yapının sağlık
ve nem koşulları (İyi, orta, kötü),
- Demografik
veriler (Yoğunluk, çalışan nüfusun iş kategorilerine göre
dağılımı, yaş ve gelir gruplarına göre dağılım vbg.).
Bu analizlerin
sonucunda çevrenin tarihi değerleri ve bu değerleri korumak için
eldeki olanaklar bir arada irdelendi. Doğal olarak burada amaç, eski
konutları yeniden canlandırma değil, boyutlar, tarihi ortam,
sokakların izleri, yapılanmış ve yapılanmamış yüzeylerin oranları
gibi bazı röperleri kullanarak geçmişin anısını bir ölçüde
yaşatmaktı. Tarihi Kaleiçi yerleşiminin önemi, bahçeli, iç avlulu,
genellikle dar gelirli ve kalabalık ailelerin barındığı, tek tek ele
alındıklarında sıradan olan Kaleiçi evlerinin, yeniden düzenlenmeyi
takiben, bir araya geldiklerinde oluşturdukları doku ve kentin
geleneksel görünümünde oynayacakları rolden kaynaklanmaktadır.

3.2.2
ANTALYA-KALEİÇİ Koruma İmar Planı
Orta Doğu Teknik
Üniversitesi tarafından yürütülen imar planı çalışmalarının ilk
aşamasını 1979 yılında onaylanan, Kaleiçi’nin ilk koruma imar planı
oluşturdu. Planın stratejisi, Kaleiçi’nin konumuyla, homojen
yapısıyla yörede giderek artan turizm aktiviteleriyle bir bütün
oluşturması gerektiği yolundaydı. Diğer bir saptama ise turistin
geldiği ülkenin yaşamını öğrenmek, bu yaşamın yansıması olan
geleneksel dokuda yaşamayı, o havayı koklamak isteyeceği yönünde
idi. Bu alanda bulunan iki grup yapı stoğundan birincisi olan iki
katlı geleneksel konut yapılarının korunması ve turizmin teşvik
edilmesi bağlamında, yeni yapı yapacak olanlara, o günün
koşullarında kabul edilebilir bir yaklaşımla, üç kat inşa müsadesi
verildi.
1990 yılında Antalya
Büyükşehir Belediyesi tarafından geçmiş on yıllık deneyim de göz
önüne alınarak, Koruma İmar Planı’nın revizyonu gündeme geldi.
Ulaşım planlamasının yanı sıra Kaleiçi’nde yaşanan ve giderek
kaybolan geleneksel yaşamın ve insan ögesinin ön plana çıkarılması
istendi. Bu talep doğrultusunda yeni yapılaşmayı mümkün olduğu kadar
turizme kullandırtmayacak bir hale dönüştürmek ve bu konudaki
girişimcileri özendirmemek üzere yeni yapılaşma iki kata indirildi,
taban alanı küçültüldü. Ayrıca geleneksel konutların en azından bir
bölümünün konut pansiyonu olarak kullanılması plan ekinde yer alan
raporda temenni olarak belirtildi. Amaç turizmi yerli halkın
kendisinin yapılandırılması böylece yöreden ayrılmamasının
sağlanmasıydı. Bir üçüncü önlem ise bazı geleneksel sivil mimari
örneklerinin kendi kullanımları dışında kullanılamayacağı idi. Amaç
yeni yapılaştırmada kişileri özendirmemek böylece Kaleiçi
sakinlerine şans tanımaktı.
Antalya, Kaleiçi
Koruma İmar Planı revizyonunda yeni bir tanım sergilenmiş, yeni
yapılaşmada tasarımın şekillenmesi için proje müellifinin gerekli
etüdleri yapması ilke olarak benimsenmiştir. Daha önce hemen hemen
hiç bir planda yer almayan bu yaklaşımla proje mimarının kendi
bilgi, beceri ve sentez yeteneği ile çözüm getirmesi ilkesi
benimsenmiştir. Yeni yaklaşımlara olanak sağlayan ve dolayısıyla
eski ile yeni arasında bir köprü oluşturabilecek olan ve mevcut
geleneksel yapıların parsele oturuş biçimlerinin farklı
yaklaşımlarla çözümlenebileceği olarak ifade edilebilecek olan bu
yeni karar hemen benimsenmemiş zaman içinde gelişerek uygulanmıştır.
Yeni yapılaşmanın sorunları yalnızca hacim, yükseklik ve kültürel
peyzajı zedelemek değil, daha önceki kültürlerin oluşturduğu ve
olgunlaştırdığı bir modelin üzerine yeni bir şey ekleyememekten
kaynaklanan bir kolaylığa kaçmak olarak belirdi.
4. Sonuç-Yorum
Sit alanlarındaki
yeni yapılaşmalarda uyum kavramı taklitten kaçınılmasını
gerektirmektedir. Antalya Kaleiçi’ndeki yaklaşım da başarılı
olamamış, yapılar küçülmesine rağmen turizm için kullanılmaya devam
etmiş ve Kaleiçi sakinleri yine de alandan ayrılmayı
sürdürmüşlerdir. Sonuçta dönüşümün yalnızca fiziksel verilerle
oluşturulan plan aracılığıyla gerçekleştirilemeyeceği anlaşılmıştır.
Antalya Kaleiçi
yöresinde oturan ve bu mülklerin eski sahipleri olan kişilerin bu
sistem içerisinde yeterince ve etkin biçimde yer alabilmeleri, o
yapı içinde kalmaları, ancak uygarca yaşamlarını sürdürecek birçok
önlem dizisinin eş zamanlı hayata geçirilmesinin sağlanması
koşuluyla mümkün olabilecektir.
Antalya Kaleiçi’nde
kamulaştırma ve kamulaştırılan taşınmazların değerlendirilmesi
teknik açıdan başarılı sayılabilse de sosyal ve yönetsel yönden
önemli yanlışlarla doludur. Kamulaştırılmanın öncelikle
gerçekleştirilmesi, Kaleiçi’nin kurtarılması ve değerlendirilmesi
açılarından bazı olumsuzlukların yaşanmasına neden olmuştur. Sur
içinde 150 adet; Liman çevresinde 57 adet taşınmaz, sonradan
kazandıkları değere göre çok düşük bedellerle, kamu yararı
gerekçesiyle, hemen hemen hepsi dar gelirli olan maliklerinin
elinden alınmış ve ödenen kamulaştırma bedellerinin bu kişilere yeni
bir barınma olanağı sağlamış olma olasılığı düşük kalmıştır.
Kamulaştırma
işlemleri tamamlandıktan sonra Turizm Bakanlığı, ODTÜ Mimarlık
Fakültesi Restorasyon Bölümü ile bir restorasyon projelendirme
çalışması yürütmüş ve tüm taşınmazların fotogrametrik yöntemle çok
hassas röleveleri elde edilmiştir. Ancak bu kültür değerinin
korunması yalnızca iki bekçi ile sağlanmaya çalışılmış ve plan
hazırlıkları ve projelerin elde edilmesi uzun zaman almış, 1978
yılına kadar uygulama başlatılamamıştır. 1978 yılında dönemin Turizm
Bankası A.Ş. bünyesinde kurulan bir ekip yerinde bir emanet
komisyonu oluşturarak restorasyon uygulamasını gerçekleştirmiştir.
Liman çevresindeki restore edilen taşınmazlar, Turizm Bakanlığınca
saptanan işlevler doğrultusunda kullanılmak üzere Turizm Bankası
bünyesindeki Turban A.Ş. tarafından özel işletmecilere
kiralanmıştır. Daha sonra sur içindeki taşınmazlar da özel
yatırımcılara tahsis edilerek turizm amaçlı kullanımlara açılmış,
Kaleiçi giderek çekiciliği artan bir turistik merkez haline
gelmiştir. Kamulaştırılmayan taşınmazlar da çoğunlukla el
değiştirerek konut kullanımından çıkmış ve rantı daha yüksek olan
ticari kullanımlara dönüşmüştür.
Bu gün Antalya
Kaleiçi, sıcak Akdeniz iklimine uygun dar, gölgeli sokakları,
yenilenmiş tipik mimari örnekleri, binalara yerleşmiş ticari ve
turistik kullanımları, bahçelerden dışarı taşan yasemin, nar,
portakal ve turunç dalları ile çok ziyaretçi çeken bir merkez
durumuna gelmiştir. Bu nedenle benzeri tarihsel kent kesimlerinin
değerlendirilmesi için örnek bir uygulama olarak gösterilecek ve
görülecektir.
Ancak, uygulamada
kamulaştırma gibi can acıtıcı bir mekanizma yerine, proje yardımı ve
maddi destek sağlayarak, tarihi dokunun içindeki evlerin sahipleri
evlerini restore etmeye ikna edilebilir, işlev değiştirme, rant
kuramları koşutunda daha geniş zamanda, daha yumuşak
gerçekleştirilebilirdi. Yapıların kısmen de olsa konut işlevini
koruması, işlev değiştirmenin, sınırlı da olsa mülkiyet el
değiştirmeden gerçekleşmesi, yalnızca fizik mekanın değil, sosyal
çevrenin de korunması dikkate alınarak sağlanabilirdi. Dolayısıyla
bu örnek gelişme incelenirken, konunun sosyal açıdan da
değerlendirilmesi uygun bir yaklaşım olacaktır.
Hülya Örs'e teşekkürlerimizle
Denizce

26.11.2008
KAYNAKLAR
- Madran,
E.,“Koruma İmar Planları ve Antalya-Kaleiçi Örneği” , Mimarlık
Dergisi, Sayı 297, Ankara, Şubat 2001.
- Levi, E.
Akyüz, “Tarihi Çevre Korumacılığı ve Turizm”, Mimarlık Dergisi, Sayı
286, Ankara, Nisan 1999.
-
Planlama/Kentleşme ve Mimarlık Paneli, Mimarlık Dergisi, Sayı 285,
Ankara, Şubat 1999.
-
Kuntay,O.,”Salt Fiziksel Planlamayla Korunamayan Kültürel Mirasa
Bütünsel Yaklaşım”, Mimarlık Dergisi, Sayı 302, Ankara, Ocak 2001.
- Örs, H.,
“L’Ancien Port D’Antalya, Un Projet Exemplaire de Restauration”,
Seminer Notları, El-Cezayir, 1987.
-
Erder,C., ”Tarihi Çevre Bilinci”, Mimarlık Fakültesi yayını, ODTÜ,
Ankara, 1975.
-
Erder,C., “Tarihi Çevre Kaygısı”, Mimarlık Fakültesi yayını, ODTÜ,
Ankara, 1999.
|