Denizce
    
e-mail
    
denizce@denizce.com
 

  

  



Turmepa

Deprem
. Nedenleri
. Belirtileri
. Türleri
. Depreme Hazırlık
. Depremde
. Uzman Gözüyle
. Eğitim Projesi
. Zorunlu Sigorta
Antalya Kaleiçi Rest.
Doğa
Sözümüz Var...

  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 

  Tarihi Çevre Korumacılığı ve Turizm

Hülya Örs    

 

 

“ANTALYA KALEİÇİ RESTORASYONU”

 

Tarihi Konut Dokusuna Bir Müdahale

 

1.    GİRİŞ

Türkiye tarihi değerler açısından dünyanın en zengin ülkelerinden biridir. Zaman içerisinde sayısız uygarlığa vatan olmuş ve kültür yumağı oluşturmuş ülkemizde zengin tarihi geçmişin kanıtları korunmalıdır. Ancak bu konudaki sınırlı olanaklar nedeniyle yapıtlara sahip çıkma, koruma ve gelecek kuşaklara aktarmada eksiklikler algılanmaktadır. Oysa bu değerler tüm insanlığın ortak mirası olan eserlerdir. Dolayısıyla tarihi ve kültürel mirasın yaşatılarak geleceğe iletilmesi büyük önem taşımaktadır.

Tarihi yapıların korunmasının en kolay ve en geçerli yolunun, toplumsal amaç için kullanma olduğu düşünüldüğünde, “Yaşatarak Koruma” olgusunun önemi ve gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Yapının yaşatılarak korunmasında özgün işlevinin sürdürülmesi tercih edilen bir yol olmakla birlikte günümüzün yaşam koşulları ve sosyal yapının değişimi, pek çok yapıda bu olanağı ortadan kaldırmaktadır. Bu durumda yapının bünyesine, mimarisine, mekan kurgusuna ve konumuna uygun ikincil işlevlerle kullanımı gündeme gelmektedir. Söz konusu kullanımın turistik amaçlı olması ise pek çok yapıya ve dokuya uygun olabilmektedir. Burada gözden uzak tutulmaması gereken konu, turizmin amaç değil araç olması ve tarihi yapının doğru ve dengeli kullanımıdır.

2.    Tarihi Çevrenin Turizme Yönelik Kullanımında Yaklaşımlar

Tarihi çevre ve yapılar niteliklerine göre ve özelliklerine göre gruplanarak, her biri için koruma yaklaşımları oluşturulması gerekmektedir. Farklı alanların turizm ile ilişkilendirilmesi farklı yaklaşımları gerektirmektedir. Tarihi çevreler, içerdikleri değerlerin niteliğine göre, kentsel sit, arkeolojik sit, doğal sit, ve karmaşık sit olarak sınıflandırılmaktadır.

Koruma İmar Planlaması süreci 1970’li yıllarda başlayan bir süreçtir. Koruma İmar Planları incelendiğinde yeni yapılaşmayla ilgili hükümlerinde genellikle yeni yapılacak olan yapıların en ince ayrıntısına kadar tanımlandığı, yapı yüksekliği, kat yüksekliği, pencere boyutları, çıkma-saçak genişliği, subasman kotu, hatta dış merdiven varsa merdivenin boyutu binanın rengi vbg. mimari tasarım ölçeğinde bir çok girdinin plan kararı haline geldiği, hatta yeni yapının parselin neresinde yer alacağı ve yapı nizamının tanımlanmış olduğu görülmektedir. Böylece şablon yeni yapılaşma koşulları oluşturulmuş ve Bodrum örneğinde olduğu gibi Anadolu’nun zengin geleneksel yapılarının nitelikleriyle çelişen bir yaklaşım sergilenmiştir.

 

3.    ANTALYA-KALEİÇİ Örnek Bir Restorasyon Projesi

Bu çalışma kapsamında ülkemizde tarihi çevrenin turizm amaçlı kullanımı açısından önemli bir örnek oluşturan ve 1984 yılında Uluslararası Turizm Yazarları ve Gazetecileri Derneği (FIJET) tarafından Altın Elma ödülü ile taçlandırılan Antalya Kaleiçi Projesi ve Uygulaması incelenmiştir.

3.1   Antalya Kaleiçi’nin Tarihsel Gelişimi

Bergama kralı ikinci Attalos, M.Ö: II. yüzyılda Antalya’yı kurarak kente kendi adını vermiştir. Kentin kurulduğu dönemdeki adı Attalia idi. Antalya çevresinde Anadolunun en eski yerleşmelerinin izleri bulunmaktadır. Antalya antik çağda at nalı şeklinde, biri kıyı boyunca diğeri karadan olmak üzere iki koldan uzanan ve üzerlerine her 50 metrede bir inşa edilmiş gözetleme kuleleri bulunan surlarla korunuyordu. Romalılar tarafından Helenistik dönem temelleri üzerine inşa edilen surlar, Selçuklular tarafından genişletilmiş ve onarılmıştır. 19. yüzyıla kadar korunan bu surlar ve kale duvarlarının içerisinde kalan bölgede M.Ö.9. yüzyılda inşa edilmiş bulunan Hadrian Kapısı, M.Ö. 2. yüzylda inşa edilen Hıdırlık Kulesi ve Saat Kulesi günümüze kadar korunarak gelmiştir. Bu gün Kaleiçi olarak adlandırılan antik kent merkezi, dar sokakları, iç avlulu geleneksel evleri ile, dönemin sosyal yaşantısı, gelenekleri ve görenekleri hakkında çeşitli ip uçları vermektedir. 1200 yılında Alaaddin Keykubat döneminde inşa edilen, kare planlı Yivli Minare, Keyhüsrev Medresesi, 12. yüzyılda inşa edilen Karatay Medresesi, İskele Camii, Tekeli Mehmet Paşa Camii ve en önemlisi, bu gün “Akdeniz Uygarlıkları Geliştirme Merkezi” olarak kullanılan St. George Kilisesi olmak üzere bir çok kilise tarihi kent dokusu içinde yer almaktadır. 19. yüzyılda bu bölgede, Yunanlı, Ermeni ve Türklerden oluşan çok kültürlü bir nüfus yaşamaktaydı.

Selçuklular tarafından inşa edilen ve Barbaros Hayrettin Paşa tarafından da üs olarak kullanılan Antalya Eski Limanı ise Doğu Akdeniz’in en önemli limanlarından birisi olmuştur ve günümüzde küçük yatlar için yat limanı ve balıkçı barınağı olarak kullanılmaktadır.

3.2   Antalya Kaleiçi ve Yat Limanı Kentsel Dönüşüm Projesi

Antalya eski limanını çevreleyen bölgede yer alan tarihsel kent dokusu 1972 yılında Anıtlar Yüksek Kurulu (Bugünkü Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu) tarafından “Tarihi Sit”  ilan edildi.

Turizm Bakanlığı tarafından, eski limanın yat limanı, çevresinin de turistik dinlence alanı olarak düzenlenmesini öngören bir proje önerisi hazırlandı ve surların üst kısmında yer alan Kaleiçi’nin “Koruma İmar Planı” hazırlanması için Orta Doğu Teknik Üniversitesi ile bir protokol imzalandı.

3.2.1    Eski Liman Çevresi

42 Hektarlık bir alanı kapsayan tarihi kent dokusunun öncelikle sınırları belirlenerek, birinci aşamada içmesuyu, kanalizasyon, elektrik, telekominikasyon gibi teknik alt yapı ve ulaşım altyapısı ele alındı. 1978 yılında, alt yapının tamamlanmasından sonra restorasyon projelerinin uygulanması kapsamında, liman çevresinde yer alan ikinci derecede tarihi eser olarak belirlenmiş 57 adet yapının restorasyon projeleri, Turizm Bankası bünyesindeki konularında uzman teknik elemanlardan oluşan bir grup tarafından hazırlandı.

Eski Liman çevresinin restorasyon projesi uygulaması görevi, dönemin Turizm Bankası’ndaki proje grubuna verildi ve yerinde oluşturulan bir komisyon tarafından uygulamanın yürütülmesi sağlandı.

İkinci derecede tarihi eser kapsamındaki yapıların restorasyon uygulamasında dış cepheler aynen korunurken, yapılara çağın gerektirdiği konfor ve kolaylıkların eklenebilmesi için iç mekanlarda bazı değişiklikler ve yeniden düzenlemeler gerçekleştirildi.

Tarihi merkezin restorasyonu ve yeniden değerlendirilmesi aşağıda belirtilen ögeleri içeren ayrıntılı bir araştırmayı gerektirdi.

 

a) Envanter :

- Röleve ve diğer grafik çalışmalar,

- Fotoğraflar,

- Yapılar ve çevreleriyle ilgili bilgilerin toplanması,

 

b) Çevre dokusunu oluşturan yapıların sınırlandırılması :

- Tescilli Anıtlar,

- Anıtların yakınında bulunan ve çevreleri ile ilintisini kuran yapılar,

- Mimari ya da üslup açısından tarihi özgünlüğü olmamakla birlikte yol boyunca, gerek konumu gerek boyutlar açısından tarihi bir yapının yerini almış olan yapılar,

- Çevre ile uyumsuz yeni yapılar,

- Bugün terkedilmiş bulunan tekniklerle yapılmış geleneksel konut mimarisinin örneklerini oluşturan yapılar,

- Çevre verilerinin analizi,

- Yapıların yıpranmışlık düzeyinin saptanması (iyi korunmuş, kısmi restorasyona gereksinimi olanlar, tümüyle yeniden inşa edilmesi gerekenler),

- İşlevlerine göre gruplandırma (Konut, iş yeri, ticaret, kamu kullanımı vbg.),

- Belediye alt yapılarının ya da hizmetlerinin analizi (Çevre ile bağlantı, diğer bölgelerle bağlantı, motorlu araçların başlıca giriş-çıkış noktaları, ulaşım eksenleri ve parking olanakları),

- Yapının sağlık ve nem koşulları (İyi, orta, kötü),

- Demografik veriler (Yoğunluk, çalışan nüfusun iş kategorilerine göre dağılımı, yaş ve gelir gruplarına göre dağılım vbg.).

Bu analizlerin sonucunda çevrenin tarihi değerleri ve bu değerleri korumak için eldeki olanaklar bir arada irdelendi. Doğal olarak burada amaç, eski konutları yeniden canlandırma değil, boyutlar, tarihi ortam, sokakların izleri, yapılanmış ve yapılanmamış yüzeylerin oranları gibi bazı röperleri kullanarak geçmişin anısını bir ölçüde yaşatmaktı. Tarihi Kaleiçi yerleşiminin önemi, bahçeli, iç avlulu, genellikle dar gelirli ve kalabalık ailelerin barındığı, tek tek ele alındıklarında sıradan olan Kaleiçi evlerinin, yeniden düzenlenmeyi takiben, bir araya geldiklerinde oluşturdukları doku ve kentin geleneksel görünümünde oynayacakları rolden kaynaklanmaktadır.

 3.2.2 ANTALYA-KALEİÇİ Koruma İmar Planı

Orta Doğu Teknik Üniversitesi tarafından yürütülen imar planı çalışmalarının ilk aşamasını 1979 yılında onaylanan, Kaleiçi’nin ilk koruma imar planı oluşturdu. Planın stratejisi, Kaleiçi’nin konumuyla, homojen yapısıyla yörede giderek artan turizm aktiviteleriyle bir bütün oluşturması gerektiği yolundaydı. Diğer bir saptama ise turistin geldiği ülkenin yaşamını öğrenmek, bu yaşamın yansıması olan geleneksel dokuda yaşamayı, o havayı koklamak isteyeceği yönünde idi. Bu alanda bulunan iki grup yapı stoğundan birincisi olan iki katlı geleneksel konut yapılarının korunması ve turizmin teşvik edilmesi bağlamında, yeni yapı yapacak olanlara, o günün koşullarında kabul edilebilir bir yaklaşımla, üç kat inşa müsadesi verildi.

1990 yılında Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından geçmiş on yıllık deneyim de göz önüne alınarak, Koruma İmar Planı’nın revizyonu gündeme geldi. Ulaşım planlamasının yanı sıra Kaleiçi’nde yaşanan ve giderek kaybolan geleneksel yaşamın ve insan ögesinin ön plana çıkarılması istendi. Bu talep doğrultusunda yeni yapılaşmayı mümkün olduğu kadar turizme kullandırtmayacak bir hale dönüştürmek ve bu konudaki girişimcileri özendirmemek üzere yeni yapılaşma iki kata indirildi, taban alanı küçültüldü. Ayrıca geleneksel konutların en azından bir bölümünün konut pansiyonu olarak kullanılması plan ekinde yer alan raporda temenni olarak belirtildi. Amaç turizmi yerli halkın kendisinin yapılandırılması böylece yöreden ayrılmamasının sağlanmasıydı. Bir üçüncü önlem ise bazı geleneksel sivil mimari örneklerinin kendi kullanımları dışında kullanılamayacağı idi. Amaç yeni yapılaştırmada kişileri özendirmemek böylece Kaleiçi sakinlerine şans tanımaktı.

Antalya, Kaleiçi Koruma İmar Planı revizyonunda yeni bir tanım sergilenmiş, yeni yapılaşmada tasarımın şekillenmesi için proje müellifinin gerekli etüdleri yapması ilke olarak benimsenmiştir. Daha önce hemen hemen hiç bir planda yer almayan bu yaklaşımla proje mimarının kendi bilgi, beceri ve sentez yeteneği ile çözüm getirmesi ilkesi benimsenmiştir. Yeni yaklaşımlara olanak sağlayan ve dolayısıyla eski ile yeni arasında bir köprü oluşturabilecek olan ve mevcut geleneksel yapıların parsele oturuş biçimlerinin farklı yaklaşımlarla çözümlenebileceği olarak ifade edilebilecek olan bu yeni karar hemen benimsenmemiş zaman içinde gelişerek uygulanmıştır. Yeni yapılaşmanın sorunları yalnızca hacim, yükseklik ve kültürel peyzajı zedelemek değil, daha önceki kültürlerin oluşturduğu ve olgunlaştırdığı bir modelin üzerine yeni bir şey ekleyememekten kaynaklanan bir kolaylığa kaçmak olarak belirdi.

 

4.    Sonuç-Yorum

Sit alanlarındaki yeni yapılaşmalarda uyum kavramı taklitten kaçınılmasını gerektirmektedir. Antalya Kaleiçi’ndeki yaklaşım da başarılı olamamış, yapılar küçülmesine rağmen turizm için kullanılmaya devam etmiş ve Kaleiçi sakinleri yine de alandan ayrılmayı sürdürmüşlerdir. Sonuçta dönüşümün yalnızca fiziksel verilerle oluşturulan plan aracılığıyla gerçekleştirilemeyeceği anlaşılmıştır.

Antalya Kaleiçi yöresinde oturan ve bu mülklerin eski sahipleri olan kişilerin bu sistem içerisinde yeterince ve etkin biçimde yer alabilmeleri, o yapı içinde kalmaları, ancak uygarca yaşamlarını sürdürecek birçok önlem dizisinin eş zamanlı hayata geçirilmesinin sağlanması koşuluyla mümkün olabilecektir.

Antalya Kaleiçi’nde kamulaştırma ve kamulaştırılan taşınmazların değerlendirilmesi teknik açıdan başarılı sayılabilse de sosyal ve yönetsel yönden önemli yanlışlarla doludur. Kamulaştırılmanın öncelikle gerçekleştirilmesi, Kaleiçi’nin kurtarılması ve değerlendirilmesi açılarından bazı olumsuzlukların yaşanmasına neden olmuştur. Sur içinde 150 adet; Liman çevresinde 57 adet taşınmaz, sonradan kazandıkları değere göre çok düşük bedellerle, kamu yararı gerekçesiyle, hemen hemen hepsi dar gelirli olan maliklerinin elinden alınmış ve ödenen kamulaştırma bedellerinin bu kişilere yeni bir barınma olanağı sağlamış olma olasılığı düşük kalmıştır.

Kamulaştırma işlemleri tamamlandıktan sonra Turizm Bakanlığı, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Restorasyon Bölümü ile bir restorasyon projelendirme çalışması yürütmüş ve tüm taşınmazların fotogrametrik yöntemle çok hassas röleveleri elde edilmiştir. Ancak bu kültür değerinin korunması yalnızca iki bekçi ile sağlanmaya çalışılmış ve plan hazırlıkları ve projelerin elde edilmesi uzun zaman almış, 1978 yılına kadar uygulama başlatılamamıştır. 1978 yılında dönemin Turizm Bankası A.Ş. bünyesinde kurulan bir ekip yerinde bir emanet komisyonu oluşturarak restorasyon uygulamasını gerçekleştirmiştir. Liman çevresindeki restore edilen taşınmazlar, Turizm Bakanlığınca saptanan işlevler doğrultusunda kullanılmak üzere Turizm Bankası bünyesindeki Turban A.Ş. tarafından özel işletmecilere kiralanmıştır. Daha sonra sur içindeki taşınmazlar da özel yatırımcılara tahsis edilerek turizm amaçlı kullanımlara açılmış, Kaleiçi giderek çekiciliği artan bir turistik merkez haline gelmiştir. Kamulaştırılmayan taşınmazlar da çoğunlukla el değiştirerek konut kullanımından çıkmış ve rantı daha yüksek olan ticari kullanımlara dönüşmüştür.

Bu gün Antalya Kaleiçi, sıcak Akdeniz iklimine uygun dar, gölgeli sokakları, yenilenmiş tipik mimari örnekleri, binalara yerleşmiş ticari ve turistik kullanımları, bahçelerden dışarı taşan yasemin, nar, portakal ve turunç dalları ile çok ziyaretçi çeken bir merkez durumuna gelmiştir. Bu nedenle benzeri tarihsel kent kesimlerinin değerlendirilmesi için örnek bir uygulama olarak gösterilecek ve görülecektir.

Ancak, uygulamada kamulaştırma gibi can acıtıcı bir mekanizma yerine, proje yardımı ve maddi destek sağlayarak, tarihi dokunun içindeki evlerin sahipleri evlerini restore etmeye ikna edilebilir, işlev değiştirme, rant kuramları koşutunda daha geniş zamanda, daha yumuşak gerçekleştirilebilirdi. Yapıların kısmen de olsa konut işlevini koruması, işlev değiştirmenin, sınırlı da olsa mülkiyet el değiştirmeden gerçekleşmesi, yalnızca fizik mekanın değil, sosyal çevrenin de korunması dikkate alınarak sağlanabilirdi. Dolayısıyla bu örnek gelişme incelenirken, konunun sosyal açıdan da değerlendirilmesi uygun bir yaklaşım olacaktır.

 

Hülya Örs'e teşekkürlerimizle

Denizce

26.11.2008

 

KAYNAKLAR

- Madran, E.,“Koruma İmar Planları ve Antalya-Kaleiçi Örneği” , Mimarlık Dergisi, Sayı 297, Ankara, Şubat 2001.

- Levi, E. Akyüz, “Tarihi Çevre Korumacılığı ve Turizm”, Mimarlık Dergisi, Sayı 286, Ankara, Nisan 1999.

- Planlama/Kentleşme ve Mimarlık Paneli, Mimarlık Dergisi, Sayı 285, Ankara, Şubat 1999.

- Kuntay,O.,”Salt Fiziksel Planlamayla Korunamayan Kültürel Mirasa Bütünsel Yaklaşım”, Mimarlık Dergisi, Sayı 302, Ankara, Ocak 2001.

- Örs, H., “L’Ancien Port D’Antalya, Un Projet Exemplaire de Restauration”, Seminer Notları, El-Cezayir, 1987.

- Erder,C., ”Tarihi Çevre Bilinci”, Mimarlık Fakültesi yayını, ODTÜ, Ankara, 1975.

- Erder,C., “Tarihi Çevre Kaygısı”, Mimarlık Fakültesi yayını, ODTÜ, Ankara, 1999.