| |
Hiç Kimsenin Toprağı...
Antarktika, yeryüzünde bozulmadan kalabilmiş son büyük kara
parçası. Yerleşim yerlerinden uzaklığına ve yaşam koşullarının
olumsuzluğuna rağmen, burada gerçekleştirilen araştırmalar,
Dünya'nın başka bölgelerinde yaşayan insanlar ve yaşam açısından
son derece önemli. Bu araştırmaların hemen hepsi, yeryüzünün
başka bir köşesinde yapılamayacak özellikte.

1775 yılında Antarktika'ya gelen James Cook, büyük bir düş
kırıklığına uğramıştı. Çünkü, Britanya İmparatorluğu için
üzerinde hak iddia edebileceği, doğal kaynaklarca zengin,
masalsı toprakları bulmayı umut ediyordu. Oysa, bulduğu yalnızca
kötü hava ve uçsuz bucaksız buz tabakası olmuştu. Dünya'nın bu
keşiften yarar sağlamayacağını düşünen Cook, bugün
Antarktika'nın bilim dünyası için ne kadar önemli olduğunu görse
sanırız çok şaşırırdı. Özellikle son 65 yılda Antarktika, birçok
araştırma dalında önemli bir yer edindi. Buradaki bilimsel
çalışmaların en önemli özelliği, hemen hepsinin küresel
sorunlara çözüm getirme çabalarına katkıda bulunması. Yeryüzüne
gelen morötesi ışınımlardaki artış, denizlerin düzeyinin
yükselmesi, uydu iletişimi bu araştırmaların konularından
yalnızca bazıları. Burada yapılan araştırmalar, elbette ki çok
pahalıya geliyor. Dolayısıyla, burada yalnızca dünyanın başka
bölgelerinde gerçekleştirilmesi olanaksız araştırmalar
düzenleniyor. Sınırların bulunmadığı, araştırma sonuçlarının
herkesçe kolayca elde edilebildiği kıtadaki birçok proje,
uluslararası ekiplerce yürütülüyor.
Araştırma
İstasyonlarında Yaşam
Antarktika'da, kıtanın farklı yerlerine dağılmış durumda
yüze yakın araştırma istasyonu bulunuyor. Bu istasyonlar,
Arjantin, Avustralya, Brezilya, Bulgaristan, Şili, Çin,
Finlandiya, Fransa, Almanya, Hindistan, İtalya, Japonya, Kore,
Yeni Zelanda, Norveç, Peru, Polonya, Rusya, Güney Afrika,
İspanya, İsveç, Ukrayna, İngiltere, ABD ve Uruguay gibi ülkelere
ait. Belçika, Kanada, Ekvator ve Hollanda'ysa, araştırma
istasyonu işletmiyor, ancak başka araştırma istasyonlarında
yürütülen çalışmalara katılıyor. Araştırma istasyonlarının bir
bölümü, yalnızca yaz mevsiminde kullanılıyor. Kışları
istasyonlarda yaklaşık bin kişi kalıyor. Yaz aylarındaysa
araştırmalar için kıtaya gelenlerin sayısı 5000'i buluyor.
(Sayıları gittikçe artan turistleri de unutmamak gerekir;
örneğin, 1999-2000 sezonunda kıtayı 14.000 turist ziyaret
etmiş.) Açık havada yapılan çalışmalar, genellikle yaz aylarında
gerçekleşiyor. Burada, dış dünyayla haberleşmek için kullanılan
gelişmiş iletişim yöntemleri, büyük önem taşıyor. Bazı
istasyonlardaki çevre izleme programlarında toplanan veriler,
bütün yıl boyunca günlük ya da haftalık olarak dışarıya
gönderiliyor.
Kıtada yaşayan insanların burada bulunma nedenleri,
bilimsel çalışmalar ya da araştırma kamplarında çalışanlara
lojistik destek sağlamak. Yaşam koşullarının tüm
olumsuzluklarına karşın, Antarktika'daki insan nüfusu gittikçe
artıyor. Bunun nedenlerinden biri, kar üzerinde yol alabilen
araçların geliştirilmesi, uydu yardımıyla haberleşme, konum
belirleme ve haritalama yöntemlerinin kullanımının
yaygınlaşması. Ancak, hangi teknoloji kullanılırsa kullanılsın,
yine de sınırları belirleyen, Antarktika'nın zorlu iklim
koşulları. Kışı araştırma istasyonlarında geçiren
araştırmacılar, iletişim araçlarını saymazsak, dış dünyadan
tamamen yalıtılmış bir biçimde yaşıyorlar. Buradaki
araştırmacılar, üniversitelerden, sanayi kuruluşlarından, devlet
kurumlarından ve askeri kurumlardan geliyor. Araştırma
istasyonlarındaki öteki personelin çoğunun göreviyse, beslenme,
iletişim, yönetim, iletişim hizmetleri ve çalışanlara eğitim
vermekle ilgili. Helikopter mürettebatı, yapı işçileri, atık
yönetimi uzmanları, laboratuvar teknisyenleri gibi mesleklerden
insanlara da gereksinim duyuluyor. Bilim idamlarının ve destek
için çalışanların çoğu, yalnızca Ekim'den Mart'a kadar süren yaz
sezonunu burada geçiriyor. İstasyonların her biri, belli
araştırma konularıyla ilgili hizmet vermek için düzenlenmiş.
21. yüzyılın en önemli sorunlarından olan küresel ısınma
gibi, insanlığın geleceğini etkileyecek küresel sorunların
araştırılması ve izlenmesinde, Antarktika kıtasında yapılan
araştırmalar kilit rol oynuyor. Örneğin, atmosferin ısınması,
Antarktika'yı kaplayan buz tabakasını da etkiliyor. Bu durum
denizlerin düzeyine ve okyanus dalgalarına kalıcı etkiler
yapabilir. Bu nedenle, küresel iklim modellemelerinde ve
gelecekteki eğilimleri belirlemede Antarktika'daki buzulların
izlenmesi önem taşıyor. Antarktika kıtasını kaplayan kalın buz
tabakası, geçmişteki iklim değişimleri için bir kayıt defteri.
Kıtayı kaplayan buz tabakasında, hem dünyanın başka
bölgelerinden buraya taşınan ağır metaller ve organik zehirler
hem de Dünya atmosferinin geçmiş 500.000 yılda geçirdiği
değişimlerin, baloncuklar içinde donarak saklanmış kanıtları
bulunuyor. Küresel iklim değişimi üzerinde çalışan
araştırmacılar, Dünya'nm geçmiş dönemlerdeki iklim koşulları
hakkındaki bilgileri, iklim modellemeleri çalışmalarında
kullanıyorlar.
Biyolojik
Zenginlik
Antarktika'daki ekosistemler, birçok açıdan benzersiz.
Kıtanın buz ve karla kaplı olmayan bölgeleri, yaz aylarında
toplam alanın % l'den azını oluşturuyor.
|
 |
|
Buzun üzerinde yaşayan
canlıların hepsi de, soğuk ve kuru iklime çok iyi uyum sağlamış.
Kıtada yalnızca buraya özgü olan birçok canlı türü var. Bilim
adamları için burası, bilimsel araştırmalar yapmak için adeta
doğal bir laboratuvar. Buzun üzerinde çevre koşulları öyle sert
ki, iç bölgelerde yalnızca birkaç küçük böcek türü, algler,
likenler, yosunlar ve mikroskopik canlılar yaşıyor. |
Bu durum,
neden-sonuç ilişkilerinin göreceli olarak daha kolay kurulmasına
yarıyor. Ancak, buzun altında okyanus yaşamı karmaşık, zengin ve
bereketli. Üzeri buz parçalarıyla kaplı okyanus suları, belki de
dünyanın en alışılmadık ve özelleşmiş yaşam alanı. Bu sistemler, bilimadamlarına türlerin uyum sağlama mekanizmaları ve üremeleri
hakkında zengin bilgiler sağlıyor. Biyologlar, aşırı soğukla,
mevsimlik ve günlük ışık döngülerinin, binlerce yıllık bir zaman
diliminde canlıların uyum sağlama ve uyum mekanizmalarını nasıl
etkilediğini inceleme olanağı buluyorlar.
Uzaya Açılan
Pencere
Kıtada kış mevsimi boyunca Güneş çıkmıyor. Bu nedenle,
burası gökyüzü gözlemleri için ideal. Özellikle Amundsen-Scott
Güney Kutbu İstasyonu, yıldızları incelemek için dünyanın en iyi
yerlerinden biri. Havanın soğukluğu ve kuruluğu nedeniyle ışık
kırılması da olmuyor. Bahar aylarında ozon tabakasında görülen
incelmeninse belki de tek olumlu yönü, bilimadamlarının Güneş'in
ve evrenin yapısını eşine az rastlanır bir hassaslıkla
inceleyebilecekleri bir pencere açması. Ayrıca kıta,
elektromanyetik sinyallerin doğal düzeylerinin incelenebileceği
bozulmamış bir elektromanyetik çevre sağlıyor. Burada ölçülen
düzeyler, kalabalık yerlerde insanlarca üretilen parazitlerin,
doğal düzeylerin belirlenmesini engellediği farklı enlemlerdeki
düzeylerin birbiriyle karşılaştırılmasında baz olarak
kullanılacak.
Antarktika, evrenin oluşumu konusundaki gizemin
aydınlatılmasında da önemli role sahip. Büyük patlamanın yankısı
olduğu düşünülen kozmik mikrodalga ışınımını araştırmak için
burası en iyi yer olarak kabul ediliyor. Çok kuru ve soğuk hava
koşulları, bu ışınımın bazı kuramların öne sürdüğü gibi, farklı
uzay bölgelerinde farklı değerler taşıyıp taşımadığını
gösterecek ölçümleri yapan bilimadamlarının çalışmalarını
kolaylaştırıyor. Bazı araştırmacılar da, Güneş'ten gelen
ışınımın Dünya'nın manyetik alanı üzerindeki etkilerini
incelemek için Antarktika'nın ideal koşullarından
yararlanıyorlar.
Yerşekilleri
Antarktika bir zamanlar, yerbilimcilerce Gondwanaland
olarak adlandırılan daha büyük bir kara kütlesinin parçasıymış.
Bu büyük kıta, günümüzden yaklaşık 205-240 milyon yıl önce
parçalanmaya başlamış; bu parçalar bugünkü Güney Amerika,
Hindistan, Avustralya ve Antarktika'yı oluşturmuş. Bu kara
parçaları arasındaki jeolojik benzerlikler ve fosil bulguları,
Antarktika'nın her zaman böyle soğuk bir yer olmadığını
gösteriyor. Güney Kutbu'na 500 kilometre kadar uzakta bulunan
kömür çökeltileri, bu maddelerin günümüzden 240-300 milyon yıl
kadar önce, geç Paleozoik zamanda, serin, nemli bir iklimde,
bataklık koşullarında oluştuğunu gösteriyor.
Yerbilimciler, kıtayı kaplayan buz örtüsünün, altındaki
kayaçları, buzul birikintilerini ve yerşekillerini nasıl
etkilediğini ortaya çıkarmaya yönelik araştırmalar yapıyorlar.
Antarktika'daki yanardağ etkinliklerinin incelenmesi de ayrı bir
çalışma alanı. Kıtadaki yanardağlar arasında en büyük ve en
etkini, Ross Adası'ndaki Erebus Dağı. Zirvedeki kraterinden
neredeyse sürekli olarak buhar ve gazlar çıkıyor.
Paleontologlar ve buzulbilimciler, son 5000 yıldır buz
tabakasının boyutlarında ve küresel su düzeylerinde ortaya çıkan
büyük değişimlerin kanıtlarını sağlayacak fosiller ve buzul
özellikleri arıyorlar. Jeomorfologlar, aşırı uçtaki iklim
özelliklerinin, buraya özgü yerşekilllerinin oluşumu üzerindeki
etkisini anlamaya çalışıyorlar. Toprağı inceleyen bilimadamları,
Antarktika'nın, geçmişin en iyi iklim kayıtlarından birini
oluşturduğu düşüncesinde. Karalardaki çökeltiler 200.000 yıllık,
denizlerdeki çökeltilerse milyonlarca yıllık, hatta eski
kıtalara ait daha da eski kayaçların oluşumu hakkında bilgi
sağlıyor.
Devletsiz
Ülke
Antarktika, yeryüzünde toprağın hiçbir devlete ait olmadığı
tek yer. Birkaç ülkenin burada toprak talepleri olsa da, bu
iddiaların hiçbiri resmi olarak tanınmamış.
|
 |
|
Kıta, 1961 yılında 27 ülkece imzalanan, Antarktika
Antlaşmasıyla "yönetiliyor". (Sonradan kıtada araştırma
yapmak isteyen 17 ülke daha antlaşmaya katılmış.) Antlaşma,
araştırmacıların elde ettikleri bilgileri paylaşmalarını,
kıtada yalnızca barışçıl ve ticari amaç taşımayan
araştırmalar yapılmasını şart koşuyor. |
Yani burada yapılan araştırmalar, antlaşmayı imzalayan
ülkelerdeki insanların sağlık, ekonomik durum ya da
güvenliklerine doğrudan katkı yapmayı amaçlamıyor.
Bilimsel çalışmaların özgürlüğüne dayanan antlaşmanın
bugüne kadar gelebilmesinin nedeni, tarafların, ötekilerin
bilimsel araştırma yapma haklarına saygı göstermesi. Antlaşmaya
göre, bütün yeni projeler ve yapılması planlanan binalar için
çevresel etki değerlendirmelerinin de yapılması gerekiyor.
Antarktika'daki uluslararası ilişkiler, dünyanın başka
yerlerine göre hem daha basit, hem de daha karmaşık. Kıta,
yeryüzünün öteki bölgelerinden çok ayrı durduğu ve antlaşmaya
göre burada yalnızca araştırma istasyonları bulunduğu için,
çalışanlar yakın ilişkiler içinde bulunuyorlar ve birbirlerine
yardımcı olmaya özen gösteriyorlar.
|
 |
|
Öte yandan, yine aynı nedenlerle, ilişkilerin karmaşık bir
duruma geldiği de oluyor. Çünkü, dünyanın öteki bölgelerinde
geçerli karar alma mekanizmaları burada işlemiyor.
Anlaşmazlıklar ya da çatışmalar söz konusu olduğunda, resmi
görevlilerin ellerinde, yararlanabilecekleri örnekler
bulunmuyor. |
Yönetim birimi
bulunmadığından, sorunların çözümüyle kimin ilgileneceği ve
kimin muhatap alınacağı da bazen çok açık değil. Böyle
durumlarda çatışmaların çözülmeden kaldığı da oluyor. Örneğin şu
sıralar, Vostok Gölü'ndeki araştırmalar konusunda böyle bir
belirsizlik yaşanıyor. Antarktika'yı kaplayan buz tabakasının
altında irili ufaklı birçok göl bulunuyor. Bu göllerden en
büyüğü, Rusya'ya ait Vostok İstasyonu'nun yakınında bulunan ve
tam olarak birkaç yıl önce keşfedilen Vostok Gölü. Göl,
biyologlar ve yerbilimciler için tam bir hazine. Hesaplamalara
göre, en azından 400.000 yıldır, gölün yeryüzüyle hiçbir
bağlantısı olmamış. Burada, bilinmeyen canlı türlerinin yaşadığı
sanılıyor. Rus araştırmacılar, buz örnekleri almak üzere gölün
üzerindeki buz tabakasında 3623 metre derine inmişler. Şu anda,
gölün 150 metre yakınına kadar yaklaşmış durumdalar. 2002
yılında, 50 metre daha ilerlemeyi düşünüyorlar. Ruslarla
birlikte, Antarktika'daki başka araştırmacılar da, yeni canlılar
bulma umudu ve toprak incelemeleri yapmak amacıyla gölün
sularına erişmek istiyor. Ancak, Vostok Gölü'nün nasıl açılması
gerektiği konusu tartışmalı. Rus araştırmacıların açtığı kazı
çukurunda, kazma işlemi sırasında çıkan tonlarca gazyağı ve
başka maddeler bulunuyor. Birçok araştırmacı, bunların gölün
kirlenmesine yol açacağından endişe duyuyor. Rus
araştırmacılarsa, şimdilik kazıya devam etmekte son derece
kararlı görünüyorlar. Çünkü Vostok İstasyonu'ndaki mühendisler,
gölün yüzeyine geldiklerinde kazı deliğindeki basıncı
düşüreceklerini, böylece gölün suyunun yükselerek deliğin içine
dolacağını ve böylece de kirlenmekten korunacağını öne
sürüyorlar
ABD'den bazı araştırmacıların Vostok Gölü'yle ilgili
planları da tartışmalı. NASA'dan gökbilimciler, Vostok Gölü'nün
ve üzerini kaplayan buz tabakasının, Jüpiter'in en büyük uydusu
Europa'nın yüzeyine benzediği kanısında. Vostok Gölü'nü, gölü
kirletmeden yüzeyine ulaşmaya yarayan bir teknoloji geliştirmek
amacıyla kullanmak istiyorlar. Bu çalışmada da gölün kirlenmesi
ve öteki grupların araştırma fırsatlarının yok olması riski var.
Bu nedenle birçok araştırmacı ve çevre grupları, Bu çalışmanın
Vostok gibi büyük ve benzersiz bir göl yerine, daha küçük ve
eşine daha kolay rastlanır bir gölde yapılması gerektiğini
düşünüyorlar.
Beyaz Kıtayı
Korumak
Yeryüzünün başka bölgeleri gibi Antarktika da çevre
tahribatından payına düşeni almış. İnsanlar, modern teknolojiyle
birlikte buraya atıkları, turizmi, aşırı avlanmayı, yaşam
alanlarına zararı ve doğal kaynakların tükenmesi tehlikesini de
getirmişler. Kıta, küresel ısınma, ozon tabakasının zarar
görmesi gibi sorunlar, hava ve su kirliliği ve radyoaktif
serpintilerden de payına düşeni fazlasıyla alıyor.
|
 |
|
Antarktika'ya gelen ilk kâşiflerin zamanından bu yana,
özellikle kıtayı çevreleyen denizlerdeki "kaynaklar",
endüstrinin büyük ilgisini çekmiş. 1820'lerde, on binlerce fok,
kürkleri için öldürülmüş; bu canlılar, soylarının tükenmesi
tehlikesiyle karşı karşıya bırakılmış.
1920'li yıllarda balina avcıları gelmiş kıtaya. Yaklaşık
yirmi yıl boyunca her yıl 40.000'den fazla balina avlanmış.
1970'lerde sıra balıklara gelmiş. Dalyanlar kurulmuş. Morina
türlerinin aşırı avlanması, bu canlıları da tehlikeye düşürmüş.
Sonunda, bölgenin kendini yenilemesi için dalyanlar kapatılmış.
Ancak avcılık hâlâ Antartika için sorun olmayı sürdürüyor. |
Kıtadaki birçok araştırma istasyonu da, etkinliklerinin
çevreye zarar vermemesi için gereken önlemleri almadığı için
eleştiriliyor. Geçmişte, Antarktika'da yaşayan araştırmacılar,
çevreye karşı daha az duyarlıydılar. Örneğin, kıtadaki en büyük
ve en kalabalık istasyon olan McMurdo'da çöpler yakılıyor, bazı
atıklar okyanus sularına boşaltılıyor, elektrik üretmek için de
nükleer bir jeneratör kullanılıyordu. Ancak, son on yılda,
Dünya'nın her yerinde olduğu gibi beyaz kıtada da insanların
çevreye duyarlılık konusundaki tutumları büyük oranda değişti.
Antarktika'nın "temiz" kalmasının önemi bugün herkesçe kabul
ediliyor. Bu konuda çeşitli çalışmalar başlatıldı. 1991 yılında
Antarktika Antlaşmasına eklenen Çevre Koruma Protokolü uyarınca,
bu kırılgan ekosistemler üzerindeki insan etkisini en aza
indirebilmek için, ayrıntılı değerlendirmeler yapılıyor ve tüm
etkinlikler dikkatle izleniyor.
Öte yandan, kıtayı görmek amacıyla gelen turist sayısının
gittikçe artması, kıyılara zarar verilmesi riskini artırıyor.
Birçok insansa burayı, yeryüzünün en büyük, en ıssız ve en el
değmemiş son yeri olduğu için görmeye geliyor. Ne yazık ki,
Antarktika'nın insanları kendine çeken bu özellikleri, aynı
zamanda insanların kıtaya gelmesiyle bozulma tehlikesinde.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Şubat-2002 Sayı:411
Aslı Zülal'e teşekkürlerimizle
Denizce

|
|