e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Ard Niyetle Başedebilmek

Tunca Tünay    

 


Ard niyet, en olmadık zamanlarda üstümüze düşen dolu tanesi gibidir. “Öldürmez de ondurmaz da” dediğimiz biçimde örseler bizi. Usumuzdan bile geçirmediğimiz düşünce ve davranışlarla suçlandığımızda ilk duyumsadığımız, üzüntüden de öte şaşkınlıktır. En içten duygularımızın ard niyetler önündeki değişimini görmekten mi, yoksa duygularımıza biçilen rolü kendimize yakıştıramadığımızdan mı şaşakalırız?

Şaşkınlığın ilk etkisi  geçtikten sonra, üstümüze kızgın bir yel gibi gelen öfkeyi yatıştırmak, uzun zaman alır. Hele ki, tepkilerimizi kontrol edemezsek, bu süreç daha da uzar kuşkusuz. Bu dönemi geçiştirmeye çalışmanın bir yolu, özeleştirimizi yapmak olabilir mi acaba? “Bana  yapılanları hak etmedim” düşüncesini, “Yapılan suçlamaları hak ettim mi?” sorusuna yönlendirdiğimizde, özeleştirimizi tarafsızca yapabilmek ilk başta bizi zorlasa da gereklidir. Çünkü bu soruya vereceğimiz yanıt, bizi yanılgıya düşmekten kurtarabilir. Sorduğumuz soruya, “olabilir” gibi bir yanıt veriyorsak, karşımızda duran ard niyet  değildir.  Yanlış anlaşılma durumu her zaman olasıdır ve bunu düzeltmek de kolaydır.  Zor olan, bu soruya vereceğimiz ”hayır” yanıtıdır ki, bu bizim ard niyetin önüne düştüğümüze  inanmamız demektir. 

İyi de  ne yapacağız ard niyetin önüne düşünce?  Sanırım, burada bir soru daha sormamız gerekiyor  kendimize. Karşımızdaki insan, ard niyetini yok etmek için  çabalamamıza  değer mi?  Bu sorunun yanıtı  “hayır”sa, emeğimizi boşa harcamamız da gereksizdir.  Yaşamın bilindik bir oyununa geldiğimizi ve bu yüzden öfkelenme ya da üzülmenin gereksiz olduğunu düşünüp, o kişiyi -kullanmadığımız eşyaları tavan arasına koyduğumuz gibi-  bilincimizin altında bir yere atıveririz olur biter.  

Bu sorunun yanıtı, “evet”se,  karşımızdaki insan, ard niyetini yok etmek için uğraşamaya karar vereceğimiz,  başka bir deyişle, sevdiğimiz, önemsediğimiz ya da yaşamımızdan çıkaramayacağımız biridir. Ancak bunu bilmek, kendimizi daha kötü duyumsatmaktan başka bir işe yaramaz ilk başta. Sevdiğimiz ve onun da bizi sevdiğini varsaydığımız kişilerin ard niyeti bizi öylesine incitir ki, ilk aklımıza  gelen, o insanı yaşamımızdan soyutlamak olur. Paylaştığımız onca şeyi  -hiç yaşanmamışçasına- yok saymak isteriz. Öfkemiz bir arslan kükremesine dönüşsün de onu bir köşeye sıkıştırsın isteriz.  Ve  bir de bakarız ki; olan-olmayan (sap-saman) birbirine karışmış ve ard niyet bizi de tuzağına düşürmüş.  

Bu dönemeçte, yani, kınadığımız davranışları -istemeden olsa da- yapmaya başladığımızda, ard niyetin üstesinden gelemediğimiz gibi, giderek özsaygımızı da yitiririz. Bence, ard niyetin kişiliğimize yapacağı en etken zarar, koşullar gerektirirse, bizim de ard niyetli olmaya hakkımız olduğuna inanmamızdır ki, bu inanç, ard niyetli olmaya giden yolun başlangıcıdır.

İşte tam bu noktada, sorun karşımızdakiyle olmaktan çıkıp kendi sorunumuz oluverir. Yaşamda karşılaşacağımız her itici davranışa aynı yolla tepki vermeye alışırsak, bildiğimiz doğrulardan sapıp, kimliğimizi yadsımaya başlarız. Bu bizim kendi gözümüzde değerimizi azaltmaktan başka hiç bir işe de yaramaz.

İyi de  öz değerlerimizi yok etmeden nasıl baş edeceğiz ard niyetle? Bu soru  aklımı kurcalayıp duruyor günlerdir. Acaba karşımızdakini iyi niyetimize inandırmak için, öncelikle yüzleşmeyi  mi denemeli?

Ard niyet, iki ucu keskin bıçak gibidir. Kızgın ve kırgın bir dönemde yapılacak yüzleşme, büyük olasılıkla iki incinmiş insanın öfkesini çakıştırıp, çözümsüzlüğe  dönüşecektir. Konuya bu yandan bakınca, ilkin karşımızdaki insanın yapısal özelliklerini çok iyi irdelememiz gerekir diye düşünüyorum.  Ard niyetli olmanın temelinde, insanlara olan güvensizliğin (ki bu aslında özgüvensizliktir) yattığını düşündüğümüzde, “hoşgörülü olmak” bizi çok da zorlamayabilir. Hoşgörü, bizi “ılımlı” olmaya yönlendirebilirse, oluşmaya başlayan önyargımızı  azaltacağından, “yapıcı” düşünce ve davranışlarımızı kolaylaştırabilir.  Bu süreci yaşadıktan sonra yüzleşmeyi denemek belki de daha doğru olacaktır.

Hoşgörülü, önyargısız ve yapıcı davranışlarımız sonucu ard niyetin üstesinden gelebildiysek, duyacağımız dinginlik, yaşadığımız bu kötü deneyi bize giderek unutturacaktır.

Tüm uğraşlarımızın boşa gittiğini gördüğümüzdeyse yapacak tek iş kalır.
 

Bir uçurtmayı –bilerek ve isteyerek- boşluğa bırakırcasına ipin ucunu  salıvermek...

 

Tunca Tünay

ttunay@superonline.com

Tunca Tünay'a teşekkürlerimizle

Denizce