| |
Arşimet (Arkhimedes) en beklenmedik yerlerde çıkar karşımıza. İncil'de
bile kendisinden sözedilmiş olabilir: "Ufak bir kent ve orada yaşayan
birkaç insan vardı; ve büyük bir düşman kral geldi ve onu kuşattı ve
ona karşı büyük siperler inşa etti. Orada oturan yoksul ve bilgin bir
kişi vardı; bilgeliği kenti kurtardı; ama bu yoksul kişiyi hiç kimse
anımsamadı. ... Bilge kişinin bilgeliği hor görüldü." Yüz yıl kadar
önce Moriz Friedlander bu alıntının, Siraküz kuşatmasında Arşimet'in
öyküsünün bir versiyonu olabileceğine dikkat çekmişti. Günümüzün
araştırmacıları bu yoruma pek katılmaz, bunun ahlaki ders niteliğinde
bir öykü olduğunu ileri sürerler. Yine de, Friedlânder'in bir bakıma
haklı olduğu bir nokta vardı. Arşimet, eski Akdeniz halkının hayalini,
başka hiç bir bilginin yapamadığı ölçüde etkilemişti.
|
 |
|
Arşimet'e ilişkin kesin olarak saptanabilen tek tarih, öldüğü İÖ
212 yılı. Bu tarih, antik dönemin dünya savaşı sayılan ikinci Pön
Savaşı'na karşılık geliyor. Arşimet, Siraküz'ün, Romalıların
kuşatmasına iki yıl direnmesini sağlayan ilginç savunma makineleri
(düşmana kütükler fırlatan mancınıklar dahil) tasarlar. İcatları,
Yunan bilgeliğinin Romalıların gücünü nasıl yenebildiğinin güçlü
bir sembolü haline gelir. Yeteneğinden yararlanma isteğinden olsa
gerek, Romalı general Marcellus'un onu kurtarmak istemesine
karşın, şehir düştüğünde Arşimet de yaşamını yitirir.
Ve böylece Arşimet bir efsane kahramanına dönüşür. Bugün bile onun
hakkında başka herhangi bir eski zaman bilimcisinden çok daha
fazla şey duyuyoruz; anlatılanların çoğu güvenilir olmasa da. Ne
var ki, ara sıra eserleri de bize değerli bazı kişisel bilgiler
yansıtıyor. |
Örneğin Kum Sayacı kitabında, Phidias adlı bir astronomun
vardığı bir sonucu dile getirirken, onun kendi babası olduğuna da
değinir. İsim önemlidir; çünkü Arşimet'in soylu olmadığını gösterir.
Atina'daki Parthenon'u yapan büyük heykeltraşın adı da Phidias'tı.
Daha sonra bu isim zanaatkarlar arasında sıkça kullanılır oldu. Eski
zamanların soylularıysa hüner ve ustalığa pek değer vermezler, elle
yapılan işleri de o ölçüde aşağı görürlerdi ki, oğullarına zanaatsal
başarıları anımsatan isimler vermezlerdi. Bu nedenle Arşimet'in
büyükbabası büyük olasılıkla bir soylu değil, alçakgönüllü bir
zanaatkardı.
Efsanelere pek güven olmasa da, hamama da bir uğramadan Arşimet konusu
eksik kalır. Kral Hiero'nun altı tacının öyküsünün en ünlü versiyonu,
Vitruvius tarafından anlatılmış olanı. Arşimet, hamama gittiği bir gün
çok dalgındır; tacı bozmadan altının katışıksız olup olmadığını nasıl
belirleyeceğini derin derin düşünmektedir. O sırada banyosundan suyun
taşmakta olduğunu farkeder ve "Eureka, eureka!" (Buldum, buldum!) diye
bağırarak hemen dışarı fırlar.
|
 |
|
Arşimet'in bulduğu neydi? Vitruvius'a göre, suya tümüyle batırılan
bir nesnenin yerinden ettiği suyun hacminin, o nesnenin hacmine
eşit olduğu. Öyleyse, tacı küvetteki suya daldırıp yer değiştiren
suyun hacmini ölçerse, bu hacim tacın hacmine eşit olacaktı. Bu
hacim, kuyumcuya başta verilmiş olan benzer kütledeki saf altının
yarattığı hacim farkıyla aynı olmalıydı. Ne var ki, tacın
taşırdığı suyun hacminin daha büyük olduğu ortaya çıktı. Demek ki
kuyumcu altını taç yapmak için erittiğinde bir kısmını çalmış,
onun yerine yoğunluğu daha az olan bir metal koymuştu.
Öyküde anlatılan bu yöntem güvenilir olmakla beraber o denli
basittir ki Arşimet Yüzen Cisimler Üzerine eserinde ondan
söz bile etmemiş.
Hamam öyküsü bize bu insanın gerçek boyutlarını yansıtmıyor. Yüzen
cisimler konusundaki eserinde Arşimet şaşırtıcı ölçüde derin bir
sonuca varıyor: |
Durağan bir sıvı kütlesinde, eşit hacimli bütün sütunların ağırlıkları
da birbiriyle aynı olmalıdır; tersi durumda sıvı, daha ağır olandan
daha hafife doğru akar. Bir katı cisim böyle bir sıvı içine
daldırıldığında da aynı şey geçerlidir. Başka deyişle, içine katı bir
cisim batırılmış bir sıvı sütununda, sıvının ve cismin toplam
ağırlığı, toplam hacmi aynı olan bir sıvı sütununun ağırlığına eşit
olmalıdır. Öyleyse, suya batırılmış bir cismin ağırlığı, yerinden olan
su hacmindeki suyun ağırlığı kadar azalır. (Suda kendimizi daha hafif
hissetmemizin nedeni budur.) Bu temel teorem, Arşimet'in sözkonusu
eserinde "Önerme 7" başlığı altında titizlikle ispatlanmıştı. İşte bu,
"Eureka!" diye bağırmaya gerçekten değecek bir şeydi.
|
 |
|
Arşimet'in ileri sürdüğü tezler, kesin ve basit oldukları gibi,
kendisi hakkında anlatılanlar kadar da çarpıcıdır. Çalışmaları,
birlikte gelişen üç öğe içerir:
İspat, şaşırtıcılık ve beklenmedik. İspat ve şaşırtıcılık
birbiriyle bağlantılıdır; çünkü Arşimet, hayret verici bir şeyin
doğru olduğunu da ispatlayarak, bizi şaşırtır. Şaşırtıcılıkla
beklenmedik olan da bağlantılıdır. |
Çünkü şaşırtıcı sonuç genellikle, birbirinden çok ayrı gibi görünen
iki ayrı alanın denk ya da eşit olduğunu gösterir; buysa beklenmedik
bir sürprizdir.
Arşimet yalnızca sezgisel görünen gerekçeleri pek az kullanır;
kullandığında da bunu açıkça belirtir. Önce, pek bariz olmayan bazı
postulatlar (doğru olduğu kabul edilen önermeler) saptar. Örneğin,
Küre ve Silindir Üzerine Birinci Kitap'ta şunu ileri sürer: "Eğer
aynı yönde içbükey iki eğriden biri ötekini içine alıyorsa, bu eğri,
içine aldığı eğriden daha uzundur ve bu nedenle, örneğin, iki nokta
arasındaki en kısa uzunluk, bir doğru parçasıdır." Arşimet,
ispatlanabilir olanla olmayanı birbirinden ayırmaya çok büyük önem
vermişti. Bariz gibi görünen gözlem sonuçlarını, açıkça belirtilmiş
postulatlara dönüştürerek, yadsınamayan ispatlar yapmayı başarmıştı.
Arşimet'in ispatları her zaman şaşırtıcı ve sezgilere ters düşen
sonuçlar ortaya koymuştur. Basit ve ilginç bir örnek verelim. Kum
Sayacı'nda Arşimet, kurduğu sayısal sistemle, bütün evreni
dolduracak kum tanelerinin sayılabileceğini gösteriyor. Bu ispatın,
görülebilen herhangi bir matematiksel amacı yok -şaşırtıcı bir örnek
olmanın dışında.
|
 |
|
Arşimet'in ispatlarının sonucu, genellikle iki biçimden birini
içerir. Birincisi, eğrisel bir nesnenin, bir tür doğrusal nesneye
eşit olduğu yönündedir. (Eğrisel ve doğrusal arasındaki sınır,
Eski Yunan geometrisinin özünü, hatta bir anlamda geometrinin
kendisinin özünü oluşturur.) İkincisiyse, fiziksel nesnelerin,
soyut geometrik terimlerle betimlenebilecekleridir. Eğrisel ve
doğrusal geometrilerin karışımını içeren ispatlar, küre ve
silindir konusundaki iki kitapta da yer alır. Silindir içine
çizilen kürenin görünüşü o denli çarpıcıdır ki, Arşimet bunun
mezar taşına çizilmesini ister. |
Yüzyıllar sonra, İstanbul'daki Aya Sofya gibi büyük yapılar için esin
kaynağı olan, belki de bu şekildir. Dünyaya iki yeni cismin tanımını
getiren iki çalışması daha az çarpıcı değildir: Konikler ve Küresel
Cisimler Üzerine ve Spiral Çizgiler. Fiziksel nesneleri
geometrik terimlerle tanımlayan çalışmalarsa Düzlemlerin Dengesi
Üzerine ve Yüzen Cisimler Üzerine kitaplarıdır.
Parabolün Karelenmesi (yani parabolün, alanı eşit karelere
bölünmesi) ve Mekanik Teoremlerin Yöntemi konusundaki iki
incelemesindeyse her iki yaklaşımı birlikte kullanmıştır.
Bu
eserler ve Kum Sayacı'nın, Arşimet'in kendi yazısıyla günümüze
ulaşmış eserler olduğu konusunda, tam denebilecek bir fikir birliği
var. Bunlar, belki de matematik tarihinde en etkin olmuş çalışmalar.
İspat, şaşırtıcılık ve onu izleyen beklenmedik süreçleri, günümüz
matematikçileri için de bir hedefse, bunun nedeni belki de Galileo.
Leibniz ve Newton'dan geçerek bize ulaşan, Arşimet'in tarihi mirası.

Arşimet'in Mekanik Teoremlerin Yöntemi konusundaki çalışması,
onun en ilginç eseri sayılıyor. Bu çalışma, ünlü dilbilimci Heiberg
tarafından 1906 yılında, İstanbul'da eski parşömenler arasında (üzeri
kazınmış ve sonra yeniden yazılmış olarak) bulunmuştu. Heiberg'in
bulduğu, bir 13. yüzyıl dua kitabına malzeme oluşturan çalışmanın, 10.
yüzyıl kopyasıydı. Heiberg belli belirsiz izlerin, hepsini olmasa da
çoğunu okumayı başarmıştı. Bu inanılmaz bulgudan kısa süre sonra yazı
yeniden kayboldu (ya da çalındı). Ancak 1998'de New York'ta bir
açıkartırmada yeniden su yüzüne çıkarak iki milyon dolara satıldı. Adı
açıklanmayan alıcı, eserin şimdi Baltimore'daki Walters Sanat
Müzesi'nde korunma ve görüntülenme çalışmalarına da destekte
bulunuyor.
1906'dan bu yana, Mekanik Teoremlerin Yönteminde Arşimet'in
doğru, eğri, fiziksel ve geometrik kavramlarını birleştirdiği
biliniyor; daha da önemlisi, kalkülüsü öngörerek sonlu ile sonsuzu da
birleştirdiği.
|
 |
|
Biri eğrisel, öteki doğrusal iki nesne alalım ve bunları sonsuz
sayıda bölümlere ayıralım; öyle ki, ikişer olarak alındıklarında
hepsi aynı noktaya göre dengede olsun (Bkz. şekil).
Bir üçgenin ağırlık merkezini bulmak kolaydır; öyleyse parabolün
ve üçgenin ağırlık merkezlerinin, dengelendikleri noktaya olan
uzaklıklarını ölçebiliriz. |
Bu
makalenin yazarı Reviel Netz ve Osaka, Prefecture Üniversitesi'nden
Ken Saito, 2001 yılında Baltimore'a giderek Mekanik Teoremlerin
Yönteminin daha önce okunmamış bölümlerini inceliyor ve oldukça
şaşırıyorlar. Ortaya çıkıyor ki, Arşimet kalkülüsü yaratmak için kesin
yöntemlerin arayışı içindeymiş.
Çağdaş araştırmacılar, matematiğin 16. yüzyıldaki bilim devrimi
sırasında temel bir kavramsal devrim yaşadığını varsaydılar. Sonsuz
büyüklükte kümelerle ilk uğraşanların modern matematikçiler olduğu,
Eski Yunan matematikçilerinin buna hiç el atmadığı düşünülegeldi.
Ancak bulunan eski parşömenlerde Arşimet'in tam da bunu yapmakta
olduğu görüldü. Sonsuz büyüklükte iki kümeyi karşılaştırıp, aynı
sayıda elemanları olduğunu ifade etmişti. Bugüne kadar Eski Yunan
matematiği konusundaki kaynakların hiçbiri bu bilgiyi içermiş değil.
Bu
bulgu Arşimet'in yaşamı boyunca yaptığı çalışmaların tümünün bir
simgesi. En önemlisi de, daha önce kimsenin yapmadığı bir şey yapmaya
çalışmasıydı: beklenmedik olanı başarmak.
Netz. R., Proof, Amazement, and the Unexpected,
Science, Kasım 2002
Çeviri:
Nermin Arık
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
S: 423
Şubat-2003
|
|