Etik, felsefenin bir alt kolu ve bileşeni olarak bilimsel
özelliğini ve kimliğini kazandığı andan itibaren söylemsellikten
çıkarak eylemsel bir özellik kazanması yani ahlâkiliği gündeme
gelmeye başlamıştır. Ahlâki tavır ve tutumlar sergileyen
bireylerin inanmalıyız ki mutlaka sağlam bir etik düşünce yapısı
olmalıdır. Eğer bu yoksa o zaman etiğin tamamlayıcısı olan
ahlâkilik ortadan kalkar. Bugün dünyanın en büyük sorunu, modern
bilgilerle zihinler doldurulurken bunların arasında etiğe daha
az yer ayrılması hatta etikten vazgeçilmesidir. Çok tehlikeli bu
yaklaşım insanın sebepsel ve sonuçsal durumları
algılayabilmesini ve ortak fikir üretme çabasını
engelleyebilmektedir. Aslında yaşamı otoriteler üzerine değil
etik ve ahlâki sistemler üzerine kurmamız gerekmektedir.
İnandığım tek gerçek budur. Bu anlamda Cumhuriyetin kuruluşundan
sonra Atatürk’ün bizzat çaba harcadığını kendi sözlerinde ya da
kaleme aldığı el yazısı notlarında görmek mümkündür. “Hiçbir
millet yoktur ki ahlâk esaslarına dayanmadan ilerlesin.”
Sadece bu sözüyle bile Atatürk’ün ifade etmeye çalıştığı ve o
dönemde örnek verdiği şablon ahlâk sisteminin aslında nerede
bulunması gerektiğini özetlemektedir.
Modern dünya denilen kavramın içinde görsel anlamda güzellik ve
çirkinliklerin bir arada yaşandığını izliyoruz. Kant’ın
vurguladığı ahlâkın evrenselliği tüm dünyayı halen
kucaklayabilmiş değildir. Birey kendisini toplumun içinde
soyutlayarak en üst noktaya yerleştirdi. Özerk, modern ve özgür
birey artık bir prototip şeklinde karşımızda durmaktadır. Her
insan kendi otoritesini bu bağlamda oluşturmaya çalışarak
sınırları yine kendisi çizmeye çalıştı. İnsan kendi kendisinin
hakemi olduğunu iddia etmeye başladığında ise çok geç
kalınmıştı. İşte, politika ya da siyaset diye ifade edilen
şeylerin kökeni de yine aynı anlayışlarla ortaya çıkmıştır.
Özgürlük sorumsuzluk ile karşılık buluyorsa, yapılması gereken
görevler yerine getirilmiyorsa, irade insanın faydacı
girişimlerine dönük kullanılıyorsa ortada bir sorun var
demektir. Ancak unutmayalım ki aynı sorunla bugün Batı dünyası
da uğraşmaya başlamıştır. Artık bozulma oraları da etkilemek
üzeredir.
Bugün için modern dünya hayalinin gerçekleşmesini engellediğine
inanılan tek kavram etik’tir. Bir sorun olarak da nitelendirilen
bu anlayışın temel hedefi günümüz insanının bir bütünlük ve
mutluluk içinde yaşamasını sağlayacak ortak değerlerin yani etik
düzeninin etkisinin azaltılması hatta yok edilmesidir. Çünkü
modern dünyanın birlikte yaşamak yerine insanın tek başına ve
kendi otoritesi, özerk ve özgür iradesi sayesinde
oluşturulabileceğine inanılmaktadır. Araçsal hale getirilmiş
akıl etiği dışlamaktadır. Düşünen, hisseden, duyarlı olan insan
modeli unutulmuştur. Bunların istenmesi halinde ortaya çıkacak
olumsuz tablo ise şimdiden karşımızdadır. İşte, siyasi yönetim
biçimlerinin kimi zaman toplumdan kopuk bir karaktere
bürünmelerinin ardındaki gerçek buradadır. Politika çok
yüzlülüğü içinde etik terimini doğal olarak kullanmayacaktır.
Çünkü politika, etiği kendi emri altına almayı istemektedir.
Oysa tam tersi söz konusudur. Yani, politika etiğin emrine
girmek ve onun buyruğu altında varlığını sürdürmek zorundadır.
Gerçek, bilimsel anlamda budur ve öyle olmalıdır.
Globalleşme yoluna giren dünyada modern ve global etik kültür
oluşturma çabaları sonuçsuz kalmış ve bunun siyasal sonucunda da
ahlâki parçalanmalar yaşanmış halen de yaşanmaktadır. Ahlâkın
sosyal ve kamusal boyutu ile ekonomik, siyasal kurumlar
arasındaki uyum globalleşme ile bozulmaya başlamıştır. Modern
yaşamın dünya görüşü etik ilke ve kuralları derinden sarsmış,
değerlerdeki görecelilik kavramı bir etik ve ahlâk bunalımının
doğmasına neden olmuştur. Ortak değer olan etik yerine bugün
işimize gelen tarzda bir etik bilinç oluşturma çabaları
sürdürülmektedir. Çelişkilerle dolu insanların ve yaşamların
varlığının nedeni budur. Kimi zaman nihiliter, kimi zaman
evrensel ve rasyonel, kimi zaman ise egoist yaşan birey, ayrı
ayrı ama iç içe yaşarak zihinsel ve fikirsel sapmalara neden
olmaktadır. Günümüzde kısaca “Her şey mübahtır…, Her şey
mümkündür ve olabilir…" şeklinde kullanılan tarifler
hiçbir etik kural olmasın ve var olanlar ortadan kalksın
demeyi işaret etmektedir. Ölçütlerin yok edildiği bir ortamda
iyi - kötü, doğru - yanlış ayrımlarının yapılması da böylece
zora girebilmektedir. Burada özetlediğim şeylerin yansımalarının
yarattığı derin etkiler son yıllarda ülkemizde de hissedilir
olmuştur. Mevcut sorunların aşılmasının ilk şartı, ahlâkın
işlevselliğinin geri kazandırılmasıdır. Bunun için de etiğin
varlığı esastır. Etik temellerden yoksun olan tüm
sistemlerin modernliği ve paylaşımcı politikaları
çağrıştırabilmesi mümkün değildir.