e-mail    
denizce@denizce.com
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

 Asıl Sorunu Saptamak

 Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün    

 

 

Etik, felsefenin bir alt kolu ve bileşeni olarak bilimsel özelliğini ve kimliğini kazandığı andan itibaren söylemsellikten çıkarak eylemsel bir özellik kazanması yani ahlâkiliği gündeme gelmeye başlamıştır. Ahlâki tavır ve tutumlar sergileyen bireylerin inanmalıyız ki mutlaka sağlam bir etik düşünce yapısı olmalıdır. Eğer bu yoksa o zaman etiğin tamamlayıcısı olan ahlâkilik ortadan kalkar. Bugün dünyanın en büyük sorunu, modern bilgilerle zihinler doldurulurken bunların arasında etiğe daha az yer ayrılması hatta etikten vazgeçilmesidir. Çok tehlikeli bu yaklaşım insanın sebepsel ve sonuçsal durumları algılayabilmesini ve ortak fikir üretme çabasını engelleyebilmektedir. Aslında yaşamı otoriteler üzerine değil etik ve ahlâki sistemler üzerine kurmamız gerekmektedir. İnandığım tek gerçek budur. Bu anlamda Cumhuriyetin kuruluşundan sonra Atatürk’ün bizzat çaba harcadığını kendi sözlerinde ya da kaleme aldığı el yazısı notlarında görmek mümkündür. “Hiçbir millet yoktur ki ahlâk esaslarına dayanmadan ilerlesin.” Sadece bu sözüyle bile Atatürk’ün ifade etmeye çalıştığı ve o dönemde örnek verdiği şablon ahlâk sisteminin aslında nerede bulunması gerektiğini özetlemektedir.

Modern dünya denilen kavramın içinde görsel anlamda güzellik ve çirkinliklerin bir arada yaşandığını izliyoruz. Kant’ın vurguladığı ahlâkın evrenselliği tüm dünyayı halen kucaklayabilmiş değildir. Birey kendisini toplumun içinde soyutlayarak en üst noktaya yerleştirdi. Özerk, modern ve özgür birey artık bir prototip şeklinde karşımızda durmaktadır. Her insan kendi otoritesini bu bağlamda oluşturmaya çalışarak sınırları yine kendisi çizmeye çalıştı. İnsan kendi kendisinin hakemi olduğunu iddia etmeye başladığında ise çok geç kalınmıştı. İşte, politika ya da siyaset diye ifade edilen şeylerin kökeni de yine aynı anlayışlarla ortaya çıkmıştır. Özgürlük sorumsuzluk ile karşılık buluyorsa, yapılması gereken görevler yerine getirilmiyorsa, irade insanın faydacı girişimlerine dönük kullanılıyorsa ortada bir sorun var demektir. Ancak unutmayalım ki aynı sorunla bugün Batı dünyası da uğraşmaya başlamıştır. Artık bozulma oraları da etkilemek üzeredir.

Bugün için modern dünya hayalinin gerçekleşmesini engellediğine inanılan tek kavram etik’tir. Bir sorun olarak da nitelendirilen bu anlayışın temel hedefi günümüz insanının bir bütünlük ve mutluluk içinde yaşamasını sağlayacak ortak değerlerin yani etik düzeninin etkisinin azaltılması hatta yok edilmesidir. Çünkü modern dünyanın birlikte yaşamak yerine insanın tek başına ve kendi otoritesi, özerk ve özgür iradesi sayesinde oluşturulabileceğine inanılmaktadır. Araçsal hale getirilmiş akıl etiği dışlamaktadır. Düşünen, hisseden, duyarlı olan insan modeli unutulmuştur. Bunların istenmesi halinde ortaya çıkacak olumsuz tablo ise şimdiden karşımızdadır. İşte, siyasi yönetim biçimlerinin kimi zaman toplumdan kopuk bir karaktere bürünmelerinin ardındaki gerçek buradadır. Politika çok yüzlülüğü içinde etik terimini doğal olarak kullanmayacaktır. Çünkü politika, etiği kendi emri altına almayı istemektedir. Oysa tam tersi söz konusudur. Yani, politika etiğin emrine girmek ve onun buyruğu altında varlığını sürdürmek zorundadır. Gerçek, bilimsel anlamda budur ve öyle olmalıdır.

Globalleşme yoluna giren dünyada modern ve global etik kültür oluşturma çabaları sonuçsuz kalmış ve bunun siyasal sonucunda da ahlâki parçalanmalar yaşanmış halen de yaşanmaktadır. Ahlâkın sosyal ve kamusal boyutu ile ekonomik, siyasal kurumlar arasındaki uyum globalleşme ile bozulmaya başlamıştır. Modern yaşamın dünya görüşü etik ilke ve kuralları derinden sarsmış, değerlerdeki görecelilik kavramı bir etik ve ahlâk bunalımının doğmasına neden olmuştur. Ortak değer olan etik yerine bugün işimize gelen tarzda bir etik bilinç oluşturma çabaları sürdürülmektedir. Çelişkilerle dolu insanların ve yaşamların varlığının nedeni budur. Kimi zaman nihiliter, kimi zaman evrensel ve rasyonel, kimi zaman ise egoist yaşan birey, ayrı ayrı ama iç içe yaşarak zihinsel ve fikirsel sapmalara neden olmaktadır. Günümüzde kısaca “Her şey mübahtır…, Her şey mümkündür ve olabilir…" şeklinde kullanılan tarifler hiçbir etik kural olmasın ve var olanlar ortadan kalksın demeyi işaret etmektedir. Ölçütlerin yok edildiği bir ortamda iyi - kötü, doğru - yanlış ayrımlarının yapılması da böylece zora girebilmektedir. Burada özetlediğim şeylerin yansımalarının yarattığı derin etkiler son yıllarda ülkemizde de hissedilir olmuştur. Mevcut sorunların aşılmasının ilk şartı, ahlâkın işlevselliğinin geri kazandırılmasıdır. Bunun için de etiğin varlığı esastır. Etik temellerden yoksun olan tüm sistemlerin modernliği ve paylaşımcı politikaları çağrıştırabilmesi mümkün değildir.


Yrd. Doç. Dr. Çağatay Üstün'e teşekkürlerimizle

Denizce

20.11.2008