|
Aspirin şüphesiz çağımızın en çok kullanılan ilaçlarından
biri. Başımız ağrıdığında yutuveririz bir aspirin, geçer gider.
Çantalarda taşınır, şeker gibi dağıtılır eşe, dosta. Belki de bu
yüzden, kimilerince ilaç kategorisine sokulmaz bile.
Şimdilerdeyse, insanlığın yaklaşık yüz yıldır aşina olduğu bu
alçak gönüllü küçük hapın, birbiriyle hiç alakası olmayan bir
dolu hastalığı engelleyerek, kendisinden umulandan çok daha
fazla işin üstesinden gelebileceği düşünülmeye başlandı.
Asetilsalisilik asitin ait olduğu bileşikler grubu olan
salisilatların en zengin kaynağı, söğüt ağacı kabukları. Bu
ağacın kabuklarında bulunan salisin maddesi, vücuda girdiğinde
salisilik aside dönüşüyor. Salisilik asitten elde edilen
asetilsalisilik asit yani namı diğer aspirinse, yüz yılı aşkın
bir süredir ağrı kesici, ateş düşürücü, iltihap önleyici
özellikleri nedeniyle yaygın bir şekilde kullanılıyor. Bir
yandan da. aynı ilacın yeni yararları hâlâ gün ışığına çıkmaya
devam ediyor. Kanı sulandırıcı özellikleri onu kalp krizi ve
felci önlemede mükemmel bir uzun süreli tedavi aracı yapıyor. Bu
uzun yıllardır bilinen bir özelliği. Aspirinle ilgili yeni
araştırmaların konusuysa, aspirinin kanser, Alzheimer gibi
hastalıklara deva olup olmadığı.
Etki
Mekanizması
Aspirin, 1971'de John R. Vane bu ilacın siklo-oksijenaz (COX)
enzimini ve dolayısıyla prostaglandin sentezini baskıladığını
gösterene kadar, yaklaşık elli yıl boyunca etki mekanizması
bilinmeden kullanılmış. Bu buluş Vane'e, 1982 Nobel Tıp Ödülünü
kazandırmış. Bu arada aspirinle benzer özellikler taşıyan başka
ilaçlar geliştirilmiş. Bunlar, nonsteroidal anti-inflamatuar
ilaçlar (NSAİİ'ler) yâni, steroit olmayan iltihap önleyici
ilaçlar olarak anılıyor. Bu ilaçların tümü Vane'in belirttiği
gibi COX sınıfı enzimleri baskılayarak çalışıyorlar. Enzimin,
COX-1 ve COX-2 olmak üzere iki türü var.
|

Akçasöğüt başta olmak üzere, salisin içeren
pek çok bitkinin ağrıkesici ve iltihap giderici etkileri,
çok eski yıllardan beri biliniyor. |
|
Aspirinin iltihap giderici, ateş düşürücü ve ağrı kesici
etkileri, COX-2 enziminin baskılanması sonucu oluşuyor.
COX-2 enzimleri hücrelerdeki serbest radikalleri, önemli
sinyal molekülleri olan prostaglandinlere çeviriyor ve
böylece ağrı başlıyor. COX-2'nin çalışması engellenince
prostaglandin üretilemediğinden, ağrının nedeni ortadan
kalkmamış olsa da, ağrıyı hissetmiyoruz. COX1 enziminin
baskılanmasıylaysa tromboksan-A2 adı verilen bir maddenin
sentezi de engelleniyor. Bu da aspirine pıhtı oluşumunu
engelleme özelliğini katıyor. Mide kanamasına kadar
gidebilen yan etkilerse yine COX-1 enziminin baskılanmasının
bir sonucu. Çünkü bu enzim, mide duvarının mide asidinden
korunabilmesi için gereken düzgün yapıyı korumaktan sorumlu.
Dolayısıyla sürekli alınan aspirin, midenin düzgün yapısını
bozuyor ve kanamaya kadar uzanan hastalıklara neden oluyor. |
Kalp Krizi ve
Aspirin
Aspirinin kalp-damar hastalıklarını engelleyebilme
özelliğinin keşfi biraz daha geç olmuş. Bir kalp krizi ya da
felci tetikleyebilecek kan pıhtılarının oluşumunun arkasındaki
mekanizma o zamanlar bilinmiyordu. Ancak, kanda bulunan ve
pıhtılaşma ve yara tamirini sağlayan trombositler ilgi çekmeye
başlamıştı. 1960'ların sonlarına doğru, aspirinin trombosit
yapışkanlığında belirgin ve uzun süreli bir azalma yarattığı
keşfedildi. Trombositler, COX-1 enzimlerince üretilen
tromboksanın etkinliğinden dolayı bir araya toplanıp kümeler
oluşturur. Aspirin COX-l'i de baskıladığından trombositlerin
pıhtı oluşturma olasılıkları azalır.
1974'de araştırmacılar bunun bir klinik etki olduğunu
gösterdiler. Yakın zamanda kalp krizi geçirmiş 1000'in üzerinde
hastanın kontrol edildiği bir çalışma, 300 miligram civarındaki
düşük doz aspirinin iki yıl boyunca ölümleri % 25 oranında
azalttığını gösterdi. Daha sonra yapılan, binlerce hastanın
dahil edildiği deneyler de, hergün alınan düşük doz aspirinin
kalp krizi ve felç risklerini azalttığını kanıtladı. Artık
doktorlar kalp krizi ya da felç geçiren hastalara olayın
tekrarlama olasılığını azaltmak için yaşamlarının geri kalan
kısmında günlük aspirin alımını öneriyorlar. Pek çok doktorsa,
sigara içen ya da aşırı kilolu olanlar gibi kalp krizi ya da
felç riski taşıyanlara da aynı öneride bulunuyor. Hatta bazı
hastalara ani ve şiddetli göğüs ağrısı durumları için, suda
çözülebilen aspirin taşımaları öneriliyor.
Ancak, COX-1 baskılanması, aspirinin istenmeyen etkilerini de
ortaya çıkartıyor. Bunların en belirgini midenin tahriş olması
ve kanaması. Neyse ki, bu nedenle ciddi kanama ve ölümler
oldukça az; ancak, ülser gibi mide sorunu olan hastaların,
aspirin kullanmadan önce kesinlikle bir doktora danışmaları
gerekiyor. Bunun dışında, düşük doz aspirin kullanımı genelde
oldukça güvenli ve hastaların % 90’ından fazlası herhangi bir
sorun yaşamadan kullanabiliyor. Yine de, her gün bir aspirin
almaya başlama kararı, her zaman doktor kontrolünde alınmalı.
Alzheimer?
|
 |
|
İlk yıllarda yalnızca ağrı kesici ateş düşürücü özellikleri
bilinen aspirinin şimdilerde mucize ilaç olarak
nitelendirilmesi yersiz değil. Çünkü yetenekleri arasına
Alzheimer hastalığı riskini % 10 dolaylarında azaltabilme
özelliği de ekleniyor gibi.
Gelişim nedeni ve tam tedavisi olmayan bir hastalık için % 10
hiç de küçümsenecek bir oran değil. Alzheimer hastalığının
gelişimiyle ilgili olarak, beyindeki iltihaplanmanın en
azından bazı zihinsel bozulmalardan sorumlu olduğu yönünde
bir fikir vardır. Eğer böyleyse önleyici etki basitçe
aspirinin iltihap giderici etkisinden kaynaklanıyor
olabilir. Uzun süreli düşük doz aspirin kullanımının
C-reaktif proteini düzeyini azaltması, bu hipotezi
destekleyen bir kanıt. Çünkü. C-reaktif protein iltihabın
bir işareti. |
Besinler ve
Salisilat İlişkisi
Şimdi, aspirinin tüm bu yararları sunmasının nedeni,
salisilatın insanların doğal beslenme düzeninin bir parçası
olması gerektiğinden mi kaynaklanıyor? Pek çok bitki türü bir
savunma mekanizması olarak salisilat üretiyor. Üretilen
salisilat hasarlı ya da hastalıklı hücrelerin intihar etmesine
neden oluyor. Bu yüzden yüksek seviyelerde salisilat içeren
meyve ve sebzeler hasarlara ve hastalıklara daha dayanıklı
oluyor.
Çok sayıda çalışma, bol miktarda sebze ve meyve tüketen
insanların daha az kalp krizi geçirme ve kansere yakalanma riski
taşıdığını gösteriyor. Acaba salisilat bu duruma açıklık getiren
bir etken mi? Üç yıl önce yapılan bir araştırmada vejeteryen
Budist rahiplerinin kanında vejeteryen olmayan kontrol
grubundaki insanlara göre yüksek seviyelerde salisilat bulunduğu
gösterilmiş. Ayrıca, vejeteryenlerdeki salisilat seviyesi,
üçüncü bir grup olan günlük düşük doz aspirin alan
insanlarınkilerle denk düşüyormuş.
Öte yandan, günümüzde çoğumuzun tükettiği meyve ve
sebzelerdeki salisilat miktarının bir zamanlar olduğundan daha
az olma olasılığı var. Bir zamanlar bitkiler kendilerini
hastalıklardan, böceklerden ya da fiziksel zararlardan korumak
için büyük olasılıkla bol miktarda salisilat üretiyorlardı.
Günümüzdeyse, bitkilerin korunması görevini, dışardan verilen
ilaçlarla insanlar yerine getiriyor. Bu durumda da, bitkilerdeki
savunma amaçlı salisilat üretiminin düşük olması bekleniyor.
Konuyla ilgili yapılan bir çalışma, organik sebzelerin, organik
olmayanlardan altı kat daha fazla salisilat içerdiğini
gösteriyor. Sonuçta, gıda üretimindeki ve yiyecek
alışkanlıklarımızdaki değişikliklerin bir sonucu olarak,
bizlerde salisilat eksikliği oluşmuş olabilir diye düşünülüyor.
Salisilat Bir
Vitamin mi?
Peki salisilat gerçekten bir vitamin olarak düşünülebilir mi?
Genelde bir vitamini nelerin oluşturduğuna yönelik net bir tanım
bulunmuyor. Yalnızca belli kriterler var. Salisilatsa bu
kriterlerden bazılarını karşılıyor. Salisilat tükettiğimiz
gıdalarda bulunuyor (ya da en azından bir zamanlar bulunuyordu)
ve çoğu vitamin gibi, vücutta sentezlenmiyor. Eser miktarları
yaşamın devamı için gerekli. Ancak, salisilat eksikliği kendi
başına akut semptomlara neden olmuyor. Sorunlar, ilerleyen yaşla
ortaya çıkan kronik hastalıkların riskini artıracak şekilde daha
yavaş gelişiyor gibi görünüyor. Salisilat eksikliğiyle ilişkili
bulunan hastalıkların geç başlamasının, yaşam boyunca biriken
hücre hasarları ve kronik iltihaplanmaya bağlı olabileceği
düşünülüyor. Eğer, salisilat eksikliği gerçekten kalp krizi,
felç, kanser, Alzheimer gibi hastalıklara temel oluşturuyorsa,
bu bileşiğe giderek daha fazla önem verilmesi gerekiyor.
Aspirinin bir vitamin olabileceği iddiasına karşı
çıkılmasının nedeniyse, pek çok vitaminin enzim kofaktörü
(Enzimlerin yapısında yer alan ve etkinlik göstermeleri için
gerekli olan yan gruplar) olması. Başka bir deyişle,
vitaminlerin hücrelerimizde belli biyokimyasal reaksiyonların
oluşmasına yardımcı olmaları. Örneğin C vitamini yaygın bir
yapısal protein olan kollajen üretimine yardımcı oluyor.
Salisilatın böyle bir işlevi yok: ancak, E vitamini de bir
kofaktör değil. Buna karşın, bir antioksidan olması nedeniyle,
tümüyle saf bir vitamin olarak tanımlanıyor. Oysa bu,
salisilatın da sahip olduğu bir özellik. Ayrıca, çoğu vitamin
vücutta üretilemediğinden, bunların beslenmemizde önemli bir yer
tutmaları gerektiği düşünülür. Ancak bu durum, A ve D
vitaminleri için geçerli değildir. A vitamini, bir çok sebzede
bulunan karotenoidden sentezlenebiliyor. (Havuç, domates gibi
besinlerde bulunan ve vücutta A vitaminine dönüşen, sarı renkte
bir madde.) D vitaminiyse, güneş ışığına maruz kalan hücrelerce
üretiliyor. Bu yüzden, salisilat vitamin olarak adlandırılmayı,
bazılarına göre A ve D vitaminlerinden daha fazla ya da en
azından E vitamini kadar hak ediyor.
|
 |
|
Henüz S vitamini olarak adlandırılmış bir vitamin
olmadığından, salisilatın bir vitamin olduğunu düşünenler
ona "S vitamini" adını yakıştırmışlar. Hangi terim
kullanılırsa kullanılsın araştırma gruplarınca paylaşılan
görüş, salisilatın önemli bir mikro-besin olduğu. Şu andaki
beslenmeyle ilgili araştırmalar, batı toplumlarının büyük
yüzdesinde salisilat eksikliği olduğunu gösteriyor.
Özellikle de kötü bir beslenme alışkanlığına sahip olan gelir
düzeyi düşük grupların. Bu durumda yakın zamanda bu halk
sağlığı sorunuyla başa çıkmak için, yiyecek ve içme sularına
sentetik salisilat eklenmesi, gıda üretim yöntemlerinde
değişiklikler yapılması, daha fazla insanı düşük doz aspirin
kullanmaya yöneltecek programlar uygulanması gibi
yaklaşımlara gidilebilir. |
Önemli bir soru, salisilat desteğinin hangi yaşta önerilmesi
gerektiği. Geçtiğimiz yıl yayımlanan bir makaleye göre, 50
yaşından itibaren günlük düşük doz aspirin almaya başlayan
kişiler, 90'lı yaşlara kadar sağlıklı bir yaşam sürme şanslarını
ikiye katlayabilirler. Ancak, aspirinle ilgili daha fazla
denemeye gereksinim olduğu açık.
Şundan emin olabiliriz ki, salisilatla ilgili mikro-besin
teorisi en azından, günde 5 porsiyon meyve ya da sebze yememiz
için bir neden daha oluşturuyor. Bu teori organik ürünlere geçiş
yapmamız gerektiği anlamına mı geliyor, bunu zaman gösterecek.
Ancak, potansiyel halk sağlığı yararları o kadar yüksek ki, bu
konuyu önemsememekle hata yapabiliriz.
Aspirin içeren ilaçlar
• Algo tablet
• Algo-Bebe tablet
• Alka-Seltzer efervesan tablet -kombine
• Anacin tablet - kombine
• Asabrin enterik tablet
• Asinpirine tablet
• Aspinal tablet
• Aspirin forte tablet -kombine
• Aspirin pluc-C efervesan tablet -kombine
• Aspirin tablet
• Ataspin tablet
• Babyprin tablet
• Coraspin enterik tablet
• Dispiril efervesan tablet
• Dolviran tablet -kombine
• Ecopirin tablet
• Nötras tablet
• Opon tablet
• Sedergine Vit-C UPSA efervesan tablet-kombine
• Enter-Sal enterik kaplı draje – sodyum salisilat preparatı
Aspirinin 12
Yeni Marifeti
Dünyaca ünlü sağlık dergisi Men's Health'in, uzman
görüşlerine başvurarak yaptığı bir derlemede faydaları
saymakla bitirilemeyen Aspirin'in iyileştirici etki yaptığı
belirlenen 12 yeni hastalık daha masaya yatırıldı. Amerikan
Kalp Vakfı'nın sözcüsü olan ve Mayo Clinic'te ilaç uzmanı
olarak görev yapan Dr. Gerald Fletcher, "Bu kadar farklı
amaçlarla kullanılabilecek başka bir ilaç yok. Hala Aspirin'in
yeni faydalarını bulmaya devam ediyoruz" diyor. İşte mucize
ilacın 12 yeni marifeti...
Prostatı
önlüyor:
Ünlü sağlık merkezi Mayo Clinic'in uzmanları tarafından 1400
erkek üzerinde 5.5 yıl boyunca yapılan bir araştırma, prostat
riskinin her gün Aspirin içen erkeklerde iki kat azaldığını
gösterdi.
Kaşıntıyı kesiyor:
Birkaç tablet Aspirin'i ezip toz haline getirin. Elde
ettiğiniz tozu bir miktar nemlendiriciyle karıştırıp kaşınan
bölgeye sürün. Bu losyon Aspirin'in cilde nüfuz etmesini
sağlayacak ve kaşıntıyı durduracaktır.
Tansiyonu düşürüyor:
İspanyol bilimadamlarının yaptığı bir araştırma, Aspirin'in
yüksek tansiyona iyi geldiğini ortaya koydu. Her gün alınan 100
miligram aspirin büyük ve küçük tansiyonu belirgin oranda
düşürüyor. Ancak uzmanlar uyarıyor: Aspirini sabah değil,
geceleri içmelisiniz.
Güneş yanığına karşı:
Yazın bir anda korunmasız olarak güneşin altında kalmaktan
kaynaklanan yanıklar bir hayli can yakıcıdır ve ardından
cildin kabarcıklar şeklinde su toplamasına neden olur. Ancak
çok fazla güneş altında kaldıktan en az bir-iki saat sonra
alınacak iki adet Aspirin hem yanmayı hem de cildin su
toplanmasını azaltır.
Kalp dostu: Günde en az
75 miligram Aspirin almak kanı inceltip damar iltihaplanmasını
önleyerek kalp hastalıkları riskini yüzde 30 oranında
düşürebiliyor. Göğüs ağrısı hissedildiğinde bir Aspirin
çiğnemek, olası kalp krizini baştan önlemeye yardımcı oluyor ve
kriz geçirilmişse bile bunun yarattığı tahribatı azaltıyor.
Nasıra iyi geliyor: 5-6
adet Aspirin'i toz haline getirip yarımşar çay kaşığı su ve
limon suyuyla karıştırın. Nasırlı bölgeye bu karışımı sürdükten
sonra üzerini sıcak ve nemli bir bezle 10 dakika örtün.
Aspirin'in içindeki asit nasırı yumuşatacak ve süngertaşıyla
biraz ovduktan sonra nasırınız düzelecektir.
Kolon kanserini önlüyor:
Aile bireylerinizden biri kolon kanseriyse her gün Aspirin
içmenizde büyük fayda var. Zira araştırmalara göre günde 81
miligram Aspirin alan erkeklerde kolon kanseri riski,
almayanlara göre yüzde 50 oranında düşebiliyor.
Uçukları geçiriyor: Macar
uzmanlar tarafından yapılan bir araştırmaya göre, her gün
alınacak 125 miligram Aspirin uçukların cilt üzerindeki ömrünü
ortalama 8 günden 5 güne düşürerek, neredeyse yarı yarıya
azaltabiliyor. Aspirin, uçuğa neden olan iltihabı da
azaltarak, etkilenmiş bölgenin daha çabuk iyileşmesini
sağlıyor.
Alzheimer'dan koruyor:
Hollanda'daki Erasmus Tıp Merkezi'nde görevli bilim adamları
tarafından yapılan bir araştırmaya göre birkaç yıl boyunca
düzenli Aspirin kullananlarda Alzheimer hastalığına yakalanma
riski, bu ilacı düzensiz kullananlara göre yaklaşık yüzde 80
oranında daha az ortaya çıkıyor.
Kadında kısırlığa iyi geliyor:
Arjantinli uzmanlar, çocuk sahibi olamayan bir grup kadın
üzerinde testler yaptı. Kadınlardan bir bölümüne sadece kısırlık
ilacı, diğer gruba ise kısırlık ilacıyla birlikte 100 miligram
Aspirin verildi. Aspirin, yumurtalıkta kan dolaşımını
artırdığı için, ilacı Aspirinle alanların hamile kalma şansı
yüzde 40 arttı. Sadece kısırlık ilacı alanlarda ise yüzde 20
artış görüldü.
Siğilleri söküp atıyor:
Bir parça bant alın, ortasına yuvarlak bir delik açın ve bu
delik tam siğilin üzerine gelecek şekilde bantı cildinize
yapıştırın. Ucu banttan dışarı çıkan siğilin üzerine, daha önce
toz haline getirdiğiniz Aspirin'i sürün ancak cildinizin diğer
taraflarına bulaştırmayın. Sonra bunun üzerini başka bir bantla
kapatıp aynı işlemi üç gece üst üste uygulayın. Siğiliniz
iyileşecektir.
Felçten koruyor: Felcin
nedeni kan pıhtılaşması. Aspirin'in en önemli özelliği de
pıhtılaşmayı önlemesi. Her gün alınacak bir Aspirin'in, felç
geçirmiş erkeklerde yeni bir felç riskini yüzde 25 oranında
önlediği biliniyordu. Bundan yola çıkan uzmanlar, genel olarak
felç riski taşıyanlarda da aynı oranda etkili olacağını
düşünüyor. Hatta bazı araştırmalar bu oranın daha da yüksek
olabileceğini gösteriyor.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
S: 437 Nisan-2004
Cem İşmen ve Grubu ile
Meltem
Yenal Coşkun'a
teşekkürlerimizle
Denizce

|