|

Kent yaşamının en sorunlu bölümlerinden biri de tüm kentin
atıklarının nereye boşaltılacağı ve nasıl arıtılacağı. Atıkların
çevresel etkileri daha önce iyi kavranamadığından, doğaya, yerleşim
yerlerinin biraz dışına gelişigüzel bırakılıyordu. Doğa, her şeyi
arıtabilen büyük bir arıtma sistemi gibi düşünülmekteydi. Özellikle
deniz ya da akarsu kıyısındaki kentlerde, atıklar doğrudan suya
bırakılıyordu. Ancak, doğanın bu kadar büyük ve hızlı arıtabilen bir
kapasitesi olmadığı anlaşılınca, atıksuların arıtılmadan doğaya
bırakılmaması gerekliliği ortaya çıktı. Bunun üzerine arıtma tesisleri
kullanılmaya başlanarak atıksular arıtılmaya başlandı.
Türkiye de giderek önemli bir sorun haline gelen bu sorunla
baş edebilmek için çareler geliştiriyor. Zaten Avrupa Birliği'ne girme
sürecindeki kriterlerden en önemlilerinden biri de çevre ve çevrenin
korunması. Kriterleri uygulamaya başladığımızda, nüfusu 10 binin
üzerinde olan yerleşim yerlerinin arıtma tesisinin olması gerekecek.
Bunların yanında büyük kentlerin tümünde, belediyeler tarafından
işletilen arıtma tesisleri var. Bunlardan biri de Türkiye'nin en büyük
arıtma tesisi olan Ankara'daki Merkezi Atıksu Arıtma Tesisi. Bu tesis,
şu anda günde 765 bin metreküp atıksuyu arıtabilecek bir kapasiteye
sahip. Üstelik yağışlı havalarda kapasitesini iki katına da
çıkarabiliyor.
 |
Tesis, Ankara'ya 45 km uzaklıkta, Sincan ilçesi Tatlar köyü
yakınlarında. Tesis sorumlusu Gökhan Demirel'in verdiği bilgilere
göre, Almanya'ya ait projenin altyapı çalışmalarına 1988'de
başlanmış. 1992'de başlayan inşaatsa 1997'de bitmiş ve
işletilmesine başlanmış. Arıtma tesisinin kurulacağı alan
belirlenirken şehrin genişlemesi ve topoğrafik yapısı dikkate
alınmış. |
Yani Ankara'nın
atıksuları, pompa istasyonu gerektirmeden topoğrafik yapıdan dolayı
kendi halinde arıtma tesisine ulaşabiliyor.
Ayrıca, bölgenin 2025 yılında bile yerleşim yerlerinin
dışında kalacağı hesaplanmış. Arıtma tesisi, kentin konutlarından ve
endüstriden kaynaklanan atıksuların tümünü biyolojik olarak
arıtabiliyor. Ancak zehirli madde, ağır metal gibi atıklar
arıtılamıyor. Ama gelecekte azot ve fosforun arıtılması da tesiste
planlanıyor.
Arıtma tesislerini incelemeye atıksuyun giriş bölümünden
başlıyoruz. Ankara'nın evsel atıklarının tümü 3,5-4,5 metre boyundaki
kapalı bir kanalla 8 metreküplük bir debiyle tesise geliyor. Atıksuyun
ilk olarak alındığı yer ön arıtma istasyonu. Atıksuyun geldiği andaki
organik kirlilik değeri 240 mg/lt. Bu değer, BOİ5 (biyokimyasal
oksijen ihtiyacı) olarak da biliniyor. BOİ5, organik bir maddenin 5
gün içinde biyokimyasal olarak parçalanması için gerekli oksijen
miktarı. Bunun oranı ne kadar yüksek olursa, su o kadar kirli anlamına
gelir. Yani, organizmanın o kadar çok oksijene ihtiyacı var anlamında.
Su Kirliliği Kontrol Yönetmeliği'ne göre alıcı ortam BOİ5 boşaltım
kriteri, 45 mg/lt olarak verilmiş. Burada atıksuyun % 90'ı arıtılarak
BOİ5 değeri 30 mg/lt'ye düşürülebiliyor. Bunların yanında arıtım
sisteminden günde 300 metreküp,% 25-30 oranında yan ürün olarak kuru
madde içeren biyokatı da elde edilebiliyor. Bunlar zengin besin
maddesi içerdiğinden, tarımda gübre olarak ya da toprak kalitesini
iyileştirmek için kullanılabiliyor. İkinci bir yan ürün olarak da
biyogaz elde ediliyor. Bunun bir kısmı çamur özümleme tanklarının ve
binaların ısıtılmasında, bir kısmı da elektrik enerjisi elde
edilmesinde kullanılıyor. Elde edilen elektrik enerjisi, sistemin
ihtiyacının % 90'lık bölümünü karşılayabiliyor. Ön arıtma istasyonuna
gelen atıksu, ilk olarak kaba, sonra da ince ızgaralardan geçirilerek
kaba pisliklerinden arındırılıyor. Kaba ızgaralarda (beş tane) 40
mm'den büyük, ince ızgaralardaysa (beş tane) 15 mm'den büyük katı
maddeler alınıyor. Kaba ızgaralardan çıkan maddeler taşıyıcı bantlarla
konteynırlara yükleniyor. İnce ızgaradan çıkan maddelerse
konteynırlara yüklenmeden önce, buradan kum tutucu havuzlara
aktarılıyor ve içindeki, suyla beraber gelmiş kum çöktürülüyor. Sonra
bu kum, gezer köprü denen mekanizmayla dipten sıyrılarak pompa
bölümüne getiriliyor.
|

|
Bu bölümde kum ayırıcı mekanizma devreye girerek kumla su
birbirinden ayrılıyor. Sonra, çıkan kum konteynırlara doldurularak
depolama alanına götürülüyor. Geride kalan su da arıtım için
tekrar kanala döndürülüyor. Ön arıtma istasyonunda atıksuyun
bekleme süresi 11 dakika. Bu süre içinde askıdaki katı maddelerin
% 15-20'si çöküyor. |
Süreç, daha sonra ön çökeltme tanklarıyla devam ediyor.
Toplam on tane olan bu tanklar, 50 metre çapında ve konik tabanlı.
Merkezlerindeki derinlik 5 metre. Bunların da ortalarında iki tane
çamur dağıtım deposu var. Kum tutuculardan çıkan su, dağıtım odasından
geçerek sudaki katı maddelerin çökebildiği bu tanklara geliyor. Konik
biçimli havuz tabanında çöken maddeler, kenardaki döner köprülerle
dipten sıyrılarak ortadaki çamur deposunda toplanıyor. Buradan da ham
çamur yoğunlaştırma tanklarına alınıyor. Daha doğrusu, kot farkından
dolayı çamur kendiliğinden gidiyor. Burada, askıdaki katı maddelerin %
60-70'i ve BOİ5 yükünün % 20-35'i arıtılabiliyor. Atıksu burada 2 saat
kadar bekletiliyor. Buradan bırakılan su, dağıtım odasında geri
dönüşten gelen aktif çamurla (biyokütle) karıştırılarak biyolojik
arıtma için havalandırma havuzlarına gönderiliyor. Buraya kadar olan
kısımdaki arıtım işlemlerinin tümü, fiziksel (mekanik) arıtım olarak
adlandırılabilir. Yani organik kirlilik ve askıda katı madde dışında
tüm arıtım işlemleri burada bitiyor.

Havalandırma havuzları, bu sistemin en önemli işlevinin
olduğu yerler. 5 metre derinliğe sahip dikdörtgen biçimli (153 x 35
metre) bu havuzlardan 10 tane bulunuyor. Burada önce, doğada sucul
ortamlarda bulunan mikroorganizmaların (bazı Protozoa türleri), uygun
ortamlar oluşturularak hızlı bir şekilde üremesi ve aktivitelerini
artırmaları, sonra da atıksudaki kirleticilerin bu organizmalar
tarafından besin olarak tüketilerek atıksudan uzaklaştırılması
sağlanıyor. Buradaki mikroorganizmalar oksijenli ortamda yaşayan
(aerobik) türler. Suyun oksijenlenmesiyse tüm havuzların ortalarında
bulunan, yüzeysel havalandırmalı reaktörler sayesinde gerçekleşiyor.
Bunların bir işlevi de, aktif çamurla atıksuyu tamamen karıştırarak
katı maddeleri askıda tutmak ve mikroorganizmaların en yüksek düzeyde
temasını sağlamak. Havuzdaki su, otomatik olarak ayarlanabilen bir
kapak sayesinde istenilen seviyede tutulabiliyor. Yani kapak, bu
sistemde ölçülen oksijen miktarına göre açılıyor ya da kapanıyor.
Son çökeltme havuzları da konik biçimli. 20 tane olan bu
tankların çapı 55, merkezlerindeki derinlikse 5 metre. Bunlar, aktif
çamurun arıtılmış sudan uzaklaştırılmasını sağlayan durultma işlevinin
yapıldığı havuzlar. Ön çökeltme tanklarında olduğu gibi, kenar
kısımlarında gezer köprüye bağlı sıyırıcılar sayesinde, dibe çöken
aktif çamur, önce ortadaki çamur toplama konisine geliyor. Sonra da
geri dönüş pompa istasyonuna gönderiliyor. Aktif çamurun bir kısmı
havalandırma tanklarındaki, mikroorganizmaların yoğunluğunu ayarlamak
için, önce ilk çökeltme havuzlarının dağıtım yapısına, sonra da
havalandırma havuzlarına geri gönderiliyor. Böylece sistemdeki
mikroorganizmaların devamlılığı sağlanmış oluyor.
|

|
Aktif çamurun geride kalan kısmı da ham çamur
yoğunlaştırıcılarına gönderiliyor. Burada su, yaklaşık 3-4 saat
kadar bekletiliyor. Bu süre içinde aktif çamurla su birbirinden
tamamen ayrılıyor. Üstte kalan su tamamen arıtılmış oluyor ve bir
çıkış kanalında toplanarak Ankara Çayı'na boşaltılıyor. Bu suyun
BOİ5 değeriyse 30 mg/lt. Yani, sulama suyu olarak rahatlıkla
kullanılabilir. |
Arıtma işlemi burada bitiyor. Sıra, eldeki çamurdan biyogaz
elde etme ve çamuru tarımsal gübre olarak kullanılabilir hale
getirmede. Bunları görebilmek için de bu çevrimlerin yapıldığı ham
çamur yoğunlaştırıcıları, çamur özümleyicileri, biyogaz güç istasyonu
ve özümlenmiş çamur yoğunlaştırıcılarının olduğu yere doğru gidiyoruz.
İlk geldiğimiz yer, ham çamur yoğunlaştırıcıları. Bunlar, 25 metre
çapında ve ortalama su yüksekliği 3,8 metre olan 7 tane konik biçimli
dairesel havuzlardan oluşuyor. Başta da belirttiğimiz gibi ön çökeltme
havuzlarından bir miktar çamurla (% 2-3 kuru madde içeren), son
çökeltme havuzlarından gelen bir miktar çamur (% 1 kuru madde içeren)
bu havuzlara geliyor. Çamurlar burada, %5 kuru madde içerecek biçimde
yoğunlaştırılıyor. Yoğunlaştırma işlemi, çamur kırıcılar sayesinde
oluyor. Burada açığa çıkan yüksek BOİ5 yoğunluğuna sahip fazla suysa,
borular aracılığıyla arıtım için tekrar tesis girişine pompalanıyor.
Bu havuzlarda ayrıca fazla miktarda köpük de oluşuyor. Bu köpükler,
havuza dışarıdan takılmış köpük sıyırıcılar aracılığıyla alınarak
köpük depolarına gönderiliyor. Buradan da köpük pompalarıyla (yedi
tane) ön arıtma istasyonunun toplama tankına pompalanıyor. Ham çamur
yoğunlaştırıcılarında çamur, yaklaşık iki gün kadar bekletildikten
sonra çamur özümleme tanklarına gönderiliyor.

Sekiz tane olan çamur özümleme tankları, 25 metre çapında ve
35 metre yüksekliğindeki silindirik büyük tanklardan oluşuyor.
Bunların görevi, hastalık yapıcı mikroorganizmalar içeren çamuru,
sağlıklı, kullanılabilir hale getirmek, solucan yumurtalarından
arındırmak ve kokusunu gidermek. Bu işlemler sırasında çamurun hacmi
de azaltılıyor. Yani içindeki su mümkün olduğu kadar alınıyor. Bunun
için bunlara anaerobik (oksijensiz) özümleme işlemi uygulanıyor. Bu
işlemde çamur 35 °C'de, havasız koşullarda, üç hafta kadar
bekletilerek çürütülüyor. Bu sırada çamurun içindeki uçucu organik
maddelerin CH4 (metan) ve C02'nin (karbondiokit)
açığa çıkması sağlanıyor. Çıkan katı madde, kararlı halde olup kolayca
kurutulabilir özellikte. Çamurun özümleme oluşumunu bozmadan
dikkatlice karıştırılması, üretilen biyogazın belirli aralıklarla, gaz
kompresörleri aracılığıyla tekrar özümleme tanklarının içine
basılmasıyla gerçekleştiriliyor. Çamurun ısıtılmasıysa eşanjörlerden
geçirilerek sağlanıyor. Özümleyicilerin üst kısmında biriken biyogaz,
seramik ve çakıl filtrelerden geçirilerek her biri, biyogaz güç
istasyonu denen, 4000 metreküp kapasiteli iki adet alçak basınçlı gaz
tankına (22 metre çap ve 17 metre yükseklik) gönderiliyor. Buradaki
gaz tankları biyogaz üretimiyle tüketimi arasında oluşabilecek anlık
farklılıkları dengelemek amacıyla geçici depolama imkanı sağlıyorlar.
Anaerobik özümleme işleminden elde edilen gaz, su kazanlarında
yakılarak binaların ısıtılmasında, özümleyicilerdeki gaz karıştırma
işlerinde ve elektrik enerjisi elde edilmesinde kullanılıyor. Artan
gazsa çakmak denen ocaklarda yakılarak atmosfere salınıyor. Biyogaz
güç istasyonunda elde edilen elektrik enerjisi tüm sistemin
ihtiyacının % 85-95'lik kısmını karşılayabiliyor.
Bundan sonraki durak, tarımsal gübre eldesinin yapıldığı
özümlenmiş çamur yoğunlaştırıcıları ve mekanik susuzlaştırma
üniteleri.
Özümlenmiş çamur yoğunlaştırıcıları, 25 metre çapında ve 4
metre derinliğinde beş adet dairesel havuzdan oluşuyor. Anaerobik
özümleyicilerden çıkan çamur, mekanik susuzlaştırmaya gönderilmeden
önce yoğunlaştırma tanklarında yaklaşık 2 gün bekletilerek, % 5-6
oranında kuru madde içerecek biçimde yoğunlaştırılıyor.
 |
Havuzun yüzeyindeki fazla su, kenarlardan taşırılarak arıtım
için tekrar tesisin girişine pompalanıyor. Buradaki çalışma
sistemi de aynı ham yoğunlaştırma tanklarındaki gibi. Dipte
biriken çamur, mekanik sıyırıcılarla havuzun ortasındaki çamur
deposuna, buradan da mekanik susuzlaştırma istasyonuna pompalar
aracılığıyla gönderiliyor. |
Mekanik susuzlaştırma istasyonuna gelen yoğunlaşmış çamurun
suyu, burada bantlı filtre baskılarından geçirilerek suyu alınıyor.
Yani, kuru madde oranı % 5-6'dan, % 25-30'a kadar çıkarılıyor. Bu
işlem için çamura polimer (katyonik polielektrolit) ekleniyor. Suyu
alınmış çamur keki (biyokatı) hareketli bantlarla kamyonlara
yüklenerek depolama alanına ya da çevre köylere götürülüyor. Burada
toprak kalitesini iyileştirmede ya da doğrudan gübre amaçlı olarak
kullanılıyor. Şu andaki günlük üretimse günde 300 ton.
Tesisin kurulmasının başka etkileri yok değil. Tesis
kurulmadan önce Ankara'nın kanalizasyonu arıtılmadan Sakarya Nehrine
veriliyordu. Bu hem nehrin hem de nehrin döküldüğü Karadeniz'in
kirlenmesine neden oluyordu.
Tesiste gördüklerimiz, kentleşmenin doğaya olan kaçınılmaz
etkisi konusundaki kaygılarımızın biraz olsun azalmasını sağlıyor.
Doğrudan doğaya bırakıldığını sandığımız kanalizasyon sularının,
biyogaz üretimi, tarımsal gübre elde edilmesi gibi yararlı geri
dönüşüm işlerinde kullanılması ülkemizde de ekoloji bilincinin
yerleşmekte olduğunun işareti. Bu tip arıtma tesislerinin sayılarının
artırılması, doğası temiz bir ülke için de vazgeçilmez koşullardan
biri.
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Sayı: 447 Şubat-2005
Bülent Gözcelioğlu'na teşekkürlerimizle
Denizce

|
|