e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler

Dost Köşesi     

  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Tanju Berk / Rüzgar 12-14 Civarı Esiyor...

aaa25.05.2002    

 

Selam Sevgili Dostlar,

 

36.34 N   42.28 W  

yerel saat 21:00  (02:00 utc)

 

Rüzgar 12-14 civarı esiyor, yaklaşık 5mil süratle gidiyoruz. Dün akşama göre hiçte fena değil. Dün akşam bu saatlerde motorları çalıştırmıştık. Dümen suyumuzda 1600mil kaldı, Azarlara ise daha 800 mil var.

 

İstanbul’dan Gelibolu'ya, yanılmıyorsam 120mil olduğunu düşününce insan ürperiyor, sabırsızlaşıyor, kısacası bir iç çekiyor.

 

Barometremiz hala 1028mmHg civarında, hava nemli, ama sıcak değil, tabii Guadelup'a oranla. Güneş batınca üşümeye başladık. Dün akşam yemek esnasında ruzgardan korunmak için kokpitin sancağına çektiğimiz brandayı bu akşam daha delikleri kapatan ve sağlam bir şekilde koyduk, bütün akşam da taşıyacağız. Güney rüzgarının getirdiği nemden bizi korur.

 

Dert soğuk değil, rüzgar değil, şimdilik, tek dert nem. Çünkü ısıyı iletiyor. Denizde çok giyinmeye ihiyaç yok, bilinçli giyinmek gerekiyor sadece.

 

Bu akşamki ilk nöbet Eric'le bende, o kokpitte uzandı, laptop'un boşalmasını beklerken, masanın üzerinde titrek sari ışık saçan gaz lambamızı seyrediyor. Daha çok bekleyecek, biraz sonra dalar zaten, sonra o makinenin basına geçince de ben dalarım.

 

Tatlı bir dalış oluyor, sonra birden ya boşalıp dolan yelkenlerin, ya dalganın sesiyle birden yerinizden kalkıyor ve güverteye çıkıp ufku kontrol ediyorsunuz, Dümenin basına geçip rota, rüzgar acısı kontrolleri yapıyorsunuz, sonra da "nasıl olsa bir şey yakalanmamıştır" diye dümen suyumuzda iknadan bizi takip eden oltayı bir yokluyorsunuz, son bir gayretle seyir masasına gelip aletlere bakıyorsunuz. Tüm klasiklerden sonra çok uyuduğunuzu farketmişseniz, ortağınıza "cay içer misin?" diye sorup bir sigara yakıyorsunuz. (merak etmeyin başlamadım, hala küçük purolara ve pipoya devam). Klasik nöbet geceleri böyle oluyor. Tabii bazen rüzgar değişiyor, ufukta bir ışık, bir tekne beliriyor, veya radarınızda size doğru gelen bir yağmur oluyor, biraz hareket oluyor o zaman.

 

Yaptığımız cesaret mi istiyor, bilgi mi istiyor; sanmıyorum, sadece biraz para istiyor.

 

Bilgi istiyor ama nereye kadar?

 

15.yüzyılda Colomb Atlantik'i geçmişti. 19.yüzyılın sonunda Joshua Slocum kendisinin topladığı Spray adli teknesiyle dünyayı tek basına dolaşmıştı. Sevgili Sadun Boro abimiz Kismet'iyle dünyayı turlarken diğerlerinden ne kadar fazla bilgiye "olmazsa olmaz"diyerek ihtiyaç duymuştu? Buğun ise dünya çevresinde, güney denizlerinde millet rekor kırmak için dümenin basına geçiyor, teknoloji o kadar isin içinde ki.....Bundan 10 yıl önce yakınlarınızdan gecen bir gemiden meteo raporu alınca şanslı olunuyordu, buğun biz bile her gün MaxSea ve Navimail'den meteo raporlarını İnternetken indirip MaxSea adli bir program vasıtasıyla yorumluyoruz. Aynen bilgisayardaki bir taktik oyunu gibi. Bilginin sonu yok. Ama gerekli bilgi ne kadar, nerede?

 

Gözümüzü değil, kalbimizi açıp doğayı algılamamız gerekiyor, tüm bilgi orada var esasında. Mesela bu sabahki bulutlar dünküyle ayniydi, ve diğer bulutlardan hemen fark ediliyorlardı. merak ettim, açtım kitabi. Cirrostrotus'larmis, genelde güneyden ve batıdan hafifi rüzgar getirirlermiş, hakikaten de son iki günkü durum bu. Al sana bilgi iste. Buğun, ismini vermeyeyim, ortaklardan birisi yeni bir kavanoz açtı, kapağını sarmalayan  jelatini sıyırıp rüzgara bıraktı, sinir oldum, daha önce de şamatayla konuyu belirtmiştim, bir şey demedim, ama itiraf edeyim içimde de kaldı. Öğleden sonra arka güverteye çıktığımda, jelatinin teknemizin arkasına asili botun içinde durduğunu gördüm, sevindim birden, tarifsiz bir sevinçti. Bıraktım orada kalsın, görsün diye. Azorlara kadar da bırakacağım.

 

Kısacası doğayı unutmayalım, o hastaysa biz de hastayız, o mutluysa biz de mutluyuz, onun bilinci yerindeyse bizimki de yerindedir.

 

Bu sabah 06-07 sularında daha motorla seyrederken birden yunuslar geldi, ikişerli ikişerli...sancak, iskele, on arka, teknedeki sevinci görmeliydiniz. Pascal "oltayı topla takılmasınlar" diye bağırıyordu. Biraz kalıp gittiler, sonra kuşlar, sonra ucan balıklar, sonra balinalar..... hepsi tarifsiz bir mutluluk kaynağı, güven kaynağı. Onları görünce insan buralarda tek başına olmadığını anlıyor.

Cesarete gelince... izafi bir konu, kişiden kişiye değişen bir konu. Benim yaptığımı cesurca bulanlar var. Alakası yok. Ben çocukluğumdan beri denizdeydim (mecazi anlamda), en fazla da denizden ve dişçi koltuğundan korkarım. Burada evimde gibiyim, hatta İstanbul’un deprem korkusunu düşünürseniz....:))))))

 

Alışkanlıklardaki değişiklikler de insanda bir korku yaratmıyor değil. Her akşam kabininize mutlu olarak vardığınızda sizi koca Atlantik'ten ayıran sadece 5cm. Dalganın her vurusu, suyun her zerresinin sesi genlerinize kazınıyor, tekneden çıkan yüz çeşit ses de salatanın sosu gibi. Ama çıkıyorsunuz izin içinden, seviyorsanız tabii...

 

Yani yapılan isin riskleri var, esasında Atlantik geçişi ile Marmara’nın geçilişi arasında bir fark yok. Burada yardim biraz daha geç gelir :)))))

İnsan bilmediğinden korkar, o zaman bilin, öğrenin.

 

Bence buradaki tek cesaret konusu kişinin kendiyle basmasa kalmasında.

Kaçamıyorsunuz kendinizden, çareniz yok, belli bir zaman sonra dinlemeye başlıyorsunuz kendinizi, hesaplar, korkular, hırslar, inançlar...hepsi tek tek önünüze seriliyor. Dinliyorsunuz, cevaplıyorsunuz, soruyorsunuz, tekrar... tekrar...iste o zaman içinizde başka birisiyle tanışmaya başlıyorsunuz, esasında çok iyi tanıdığınız birisi, çocukluk arkadasınız diyelim.....dost oluyorsunuz sohbet devam ettikçe.Dostluktan zarar çıkmaz ki....

 

Bilmiyorum bu mail kimlere kadar gidecek, ama her gidenden naçizane bir isteğim olacak. Doğayı koruyun, kendinizi dinleyin.

 

Bu akşam da buralardan esenler bu kadar, Eric uyanıp klasik turunu attı, sigarasını yaktı, "cay içer misin?" diye sormadı, bari ben ona sorayım.

 

Sevginiz eksik olmasın

Tanju