e-mail
    
    denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler

Dost Köşesi     

  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Tanju Berk / 83 Dereceyele Hala Azor'lara Gidiyoruz

aaa28.05.2002    

 

Sevgili Dostlar

 

37.16 N    37.09 W

3.4 mil süratle 83dereceyle Azorlar’a hala gidiyoruz. Yaklaşık 540 mil yolumuz kaldı. Dümen suyumuzda ise 1825mil bırakmışız. Tüm gün motorla gittik. Çıkamadık ve böyle giderse de Azorlar’a kadar da çıkamayacağız, su antisiklondan. Barometre sabah 1034 mmHg idi, 8 saat sonra 1026 mmHg'ye düştü, bulutlarda rüzgarı haber verdi, ama sonuç hala yok. Rüzgar sırf yelkenlerin değil bizim de hayat kaynağımız sanki. Rüzgarsız sakin bir günde bir tembellik çöküyor insana, sanki Bodrum'da mavi yolculuktasınız. Ama rüzgar olunca isler değişiyor.

 

Saat 21:30 yerel, (01:30 utc olmalı) İlk açık deniz tecrübemiz, Guadelup'tan hareket ederken 2 tane çalışan saatimiz vardı. O anların heyecanıyla teknenin saatini UTC'ye ayarlamadık, ama meridyen hesabıyla yerel 22:15'de diyebiliriz.

 

Sabah nöbeti sakin geçti, gün de sakin geçti. Malumunuz dikkatsizliğimizden tatlı suyumuz kalmadı, bol bol içecek suyumuz ve mazotumuz mevcut. Sıcak su kazanına giriş bağlantısında kaçak varmış....kaptanımı seviyorum :))))) Ama bu Fransızlarla içecek suyu diş fırçalarken ve kahve yaparken kullanılıyor, geri kalan herşey şarapla :)))))) abartıyorum, merak etmeyin, Guadelup'tan aldığımız Rhum'un ancak 1/3'unu içebildik. Hava sakin olduğundan kabinler havalandırıldı, yataklar çıkarıldı, ıslak, nemli ne varsa, bulunulan her yere asildi, düşünün halimizi, uzaktan birisi gorse, "bunlar hangi milletten?"diye şaşırır. Elimizdeki yiyecekler gözden geçirilip, ömrünün sonuna yaklaşanlara göre menüler düşünüldü. En büyük lüksümüz de, buzdolabımız. Motor sürekli çalıştığı için buzdolabını çalıştırıyoruz. Bugün öğleden sonra soğuk CocaCola içtim, özlemişim, yarin Apero saatinde ise rakı geliyor, eldeki kalan nemli şamfıstıklarını tavada bir çeviririm, 2 tane yumurtayı da haşlarım, biraz da biber....başka da bir şey yok yanında....son havuçları da bugün tükettik....

 

Birkaç gün önce oltamızın iğnesi (çarpma) kopmuştu, belki de balık koparmıştı. Bugün öğle yemeğinde birden Mc.Gaywer'ligim tuttu, konserve kapaklarını, veya CocaCola kutularını, acarken parmağımızı geçirdiğimiz halkaların 4 tanesinden bir çarpma yapıp, sahte yemimizin içine, olabildiğince saklayarak, yerleştirdim, anlatması zor, fotosunu çektik, gelince gösteririm... rastgele dedim kendi kendime. Ortaklar güldü, Eric "tüm balıklar gülecek" dedi. Keşke tüm balıkları güldürebilsem. Çocukluğumuzda nelerle, ne gibi usullerle, Gelibolu'nun açıkgöz balıklarını yakalardık, burada mi yakalayamayacağız? Umut.... Evet, çok önemli umut insan hayatında, yanına biraz da şüphe, biraz da bilim koyarsanız...gelsin balıklar.... Bilim neresinde diyeceksiniz? Olur mu öyle şey...Bu isin de saatleri var, okyanus dalgasında çektirmesi var. :)))))

 

Artık her gun yunuslar ziyaretimize geliyor, sabahleyin kuzeyden güneye giderken, aksam da tam tersi..bir sure bize takılıyorlar, tekneyle oyun mu oynuyorlar, aralarında mi oynaşıyorlar, bizimi eğlendiriyorlar...anlayamadım bir turlu. Günesin batışına 2 saat kala, altın rengine bürüne sular saçarak, sanki seke seke geliyorlar. Onlarca...Her tarftan girip çıkıyorlar. Muhteşem bir görüntü. Herhalde onlar da bizim için ayni şeyi söylüyordur. Patrice'in acayip bağrışı (lisanlarını biliyormuş), Olivier'nin elinde kamera sağa sola koşturması, Eric'in trambolinin üzerine yatıp onları seyretmesi, beni boş verin, onlara ilginç geliyor olsa gerek. Ama olan benim balıklara oluyor, hepsi kaçıyor.

 

Bu sabah günesin doğuşunu seyrettik, Eric'le (yanlış olmasın, hatırlatayım, eniştem olur, yoksa kayınbirader miydi?) Saniye saniye doğanın uyanışı. esasında uyanışı dememek lazım "güneşli saatlere" başlayışı. Bunu karada daha iyi hissediyoruz zannederdim. Yanılıyormuşum. Burada daha yoğun hissediliyor, hele günlerden beri kara parçası görmüyorsanız.. Güneş batışının aksine çok yavaş doğuyor. Sanki her su tanesini sevgiyle aydınlatıyor, ısıtıyor, her bir dalganın arkasına teker teker uzanıyor. Yavaş ama emin bir şekilde. Diğer tarafta da ay yavaş yavaş yok oluyor, dinlenmeye çekiliyor, yanında yıldızlarla. Aksama doğru ise güneş yavaş yavaş bulutların arkasına saklanmaya başlıyor, sanki gideceğini haber veriyor. Bazen bulutların arkasında, bazen denizin üzerinden hızla batıyor. Ve başlıyor gökyüzünde bir renk cümbüşü. Bulutlar tipten tipe, renkten renge giriyor. Sonra ay tekrar geliyor, içiniz biraz rahatlıyor. Ufukta bulutlar, sabahki gibi yavaş yavaş aydınlanmaya başlıyor, "Yoksa gelen güneş mi?" diye sordurtacak kadar. Ama birden, herhalde gücü yetmediğinden, bulutları kızıla dönüştüremeden çıkıyor ortaya ay. Önündeki bulutları kapkara bırakarak, yükseliyor. Bakıyorsunuz Çoban Yıldızı yerinde, Küçük Ayı da orada, hah iste Kutup Yıldızı.... Bazen bulutlar eslik ediyor, canlandırıyor ortamı. Güneş varken hersek daha bir kendisi, ama aksam bulutlar ayla dansetmeye başlayınca hersek biraz daha sizin istediğiniz gibi oluyor. Bazen uzaklarda bir gümüş tepsi, bazen sim islemeli bir hali...Bazen davet ediyor, gel sen de dans et diye. Sevgili Meziyet'in bizi bıraktığı gece olduğu gibi...

 

Sevgili Dostlar, bu yazdıklarım kendim için bir hatırat esasında, yola çıkmadan bu anları paylaşacağıma bir çok yakınıma söz verdim. Yazılanlar başka yerlere de, henüz tanışamadığımız birçok dosta da ulaşıyormuş. Benim için büyük bir zevk, onur, gurur.....Lütfen yazılanları edebi acıdan ele almayın, olası bilgisizliklerimi hös görün. Darısı başınıza.

 

Sevgi ile

Tanju