| |
Sevgili
Dostlar
37.16 N
37.09 W
3.4 mil
süratle 83dereceyle Azorlar’a hala gidiyoruz. Yaklaşık 540 mil
yolumuz kaldı. Dümen suyumuzda ise 1825mil bırakmışız. Tüm gün
motorla gittik. Çıkamadık ve böyle giderse de Azorlar’a kadar da
çıkamayacağız, su antisiklondan. Barometre sabah 1034 mmHg idi,
8 saat sonra 1026 mmHg'ye düştü, bulutlarda rüzgarı haber verdi,
ama sonuç hala yok. Rüzgar sırf yelkenlerin değil bizim de hayat
kaynağımız sanki. Rüzgarsız sakin bir günde bir tembellik
çöküyor insana, sanki Bodrum'da mavi yolculuktasınız. Ama rüzgar
olunca isler değişiyor.
Saat 21:30
yerel, (01:30 utc olmalı) İlk açık deniz tecrübemiz,
Guadelup'tan hareket ederken 2 tane çalışan saatimiz vardı. O
anların heyecanıyla teknenin saatini UTC'ye ayarlamadık, ama
meridyen hesabıyla yerel 22:15'de diyebiliriz.
Sabah
nöbeti sakin geçti, gün de sakin geçti. Malumunuz
dikkatsizliğimizden tatlı suyumuz kalmadı, bol bol içecek
suyumuz ve mazotumuz mevcut. Sıcak su kazanına giriş
bağlantısında kaçak varmış....kaptanımı seviyorum :))))) Ama bu
Fransızlarla içecek suyu diş fırçalarken ve kahve yaparken
kullanılıyor, geri kalan herşey şarapla :)))))) abartıyorum,
merak etmeyin, Guadelup'tan aldığımız Rhum'un ancak 1/3'unu
içebildik. Hava sakin olduğundan kabinler havalandırıldı,
yataklar çıkarıldı, ıslak, nemli ne varsa, bulunulan her yere
asildi, düşünün halimizi, uzaktan birisi gorse, "bunlar hangi
milletten?"diye şaşırır. Elimizdeki yiyecekler gözden geçirilip,
ömrünün sonuna yaklaşanlara göre menüler düşünüldü. En büyük
lüksümüz de, buzdolabımız. Motor sürekli çalıştığı için
buzdolabını çalıştırıyoruz. Bugün öğleden sonra soğuk CocaCola
içtim, özlemişim, yarin Apero saatinde ise rakı geliyor, eldeki
kalan nemli şamfıstıklarını tavada bir çeviririm, 2 tane
yumurtayı da haşlarım, biraz da biber....başka da bir şey yok
yanında....son havuçları da bugün tükettik....
Birkaç gün
önce oltamızın iğnesi (çarpma) kopmuştu, belki de balık
koparmıştı. Bugün öğle yemeğinde birden Mc.Gaywer'ligim tuttu,
konserve kapaklarını, veya CocaCola kutularını, acarken
parmağımızı geçirdiğimiz halkaların 4 tanesinden bir çarpma
yapıp, sahte yemimizin içine, olabildiğince saklayarak,
yerleştirdim, anlatması zor, fotosunu çektik, gelince
gösteririm... rastgele dedim kendi kendime. Ortaklar güldü, Eric
"tüm balıklar gülecek" dedi. Keşke tüm balıkları güldürebilsem.
Çocukluğumuzda nelerle, ne gibi usullerle, Gelibolu'nun açıkgöz
balıklarını yakalardık, burada mi yakalayamayacağız? Umut....
Evet, çok önemli umut insan hayatında, yanına biraz da şüphe,
biraz da bilim koyarsanız...gelsin balıklar.... Bilim neresinde
diyeceksiniz? Olur mu öyle şey...Bu isin de saatleri var,
okyanus dalgasında çektirmesi var. :)))))
Artık her
gun yunuslar ziyaretimize geliyor, sabahleyin kuzeyden güneye
giderken, aksam da tam tersi..bir sure bize takılıyorlar,
tekneyle oyun mu oynuyorlar, aralarında mi oynaşıyorlar, bizimi
eğlendiriyorlar...anlayamadım bir turlu. Günesin batışına 2 saat
kala, altın rengine bürüne sular saçarak, sanki seke seke
geliyorlar. Onlarca...Her tarftan girip çıkıyorlar. Muhteşem bir
görüntü. Herhalde onlar da bizim için ayni şeyi söylüyordur.
Patrice'in acayip bağrışı (lisanlarını biliyormuş), Olivier'nin
elinde kamera sağa sola koşturması, Eric'in trambolinin üzerine
yatıp onları seyretmesi, beni boş verin, onlara ilginç geliyor
olsa gerek. Ama olan benim balıklara oluyor, hepsi kaçıyor.
Bu sabah
günesin doğuşunu seyrettik, Eric'le (yanlış olmasın,
hatırlatayım, eniştem olur, yoksa kayınbirader miydi?) Saniye
saniye doğanın uyanışı. esasında uyanışı dememek lazım "güneşli
saatlere" başlayışı. Bunu karada daha iyi hissediyoruz
zannederdim. Yanılıyormuşum. Burada daha yoğun hissediliyor,
hele günlerden beri kara parçası görmüyorsanız.. Güneş batışının
aksine çok yavaş doğuyor. Sanki her su tanesini sevgiyle
aydınlatıyor, ısıtıyor, her bir dalganın arkasına teker teker
uzanıyor. Yavaş ama emin bir şekilde. Diğer tarafta da ay yavaş
yavaş yok oluyor, dinlenmeye çekiliyor, yanında yıldızlarla.
Aksama doğru ise güneş yavaş yavaş bulutların arkasına
saklanmaya başlıyor, sanki gideceğini haber veriyor. Bazen
bulutların arkasında, bazen denizin üzerinden hızla batıyor. Ve
başlıyor gökyüzünde bir renk cümbüşü. Bulutlar tipten tipe,
renkten renge giriyor. Sonra ay tekrar geliyor, içiniz biraz
rahatlıyor. Ufukta bulutlar, sabahki gibi yavaş yavaş
aydınlanmaya başlıyor, "Yoksa gelen güneş mi?" diye sordurtacak
kadar. Ama birden, herhalde gücü yetmediğinden, bulutları kızıla
dönüştüremeden çıkıyor ortaya ay. Önündeki bulutları kapkara
bırakarak, yükseliyor. Bakıyorsunuz Çoban Yıldızı yerinde, Küçük
Ayı da orada, hah iste Kutup Yıldızı.... Bazen bulutlar eslik
ediyor, canlandırıyor ortamı. Güneş varken hersek daha bir
kendisi, ama aksam bulutlar ayla dansetmeye başlayınca hersek
biraz daha sizin istediğiniz gibi oluyor. Bazen uzaklarda bir
gümüş tepsi, bazen sim islemeli bir hali...Bazen davet ediyor,
gel sen de dans et diye. Sevgili Meziyet'in bizi bıraktığı gece
olduğu gibi...
Sevgili
Dostlar, bu yazdıklarım kendim için bir hatırat esasında, yola
çıkmadan bu anları paylaşacağıma bir çok yakınıma söz verdim.
Yazılanlar başka yerlere de, henüz tanışamadığımız birçok dosta
da ulaşıyormuş. Benim için büyük bir zevk, onur,
gurur.....Lütfen yazılanları edebi acıdan ele almayın, olası
bilgisizliklerimi hös görün. Darısı başınıza.
Sevgi ile
Tanju
|
|