Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / Simbad'la Gökova'ya Doğru

Dost Köşesi     

 
 

20.07.01   


Hep Gökova'yı kendi teknemiz ile özgürce dolaşmaktı hayalimiz !. Bu yazın başlarında bir gün Sinbad girdi hayatımıza ve başköşedeki yerini aldı. Sinbad bizim teknemizin adı.. "tekne" deyince sakın yanlış hayallere kapılmayın..Çünkü Sinbad turkuaz rengi ufak tefek 3.15 mt.' lik altı fiber Joker bot, ama onu bir tur teknesi yapan ve bizlerle açık denizlere sürükleyen, deniz tutkumuz ile mücadele coşkumuz..
  Sinbad ile hafta sonlarında Adalara ve Boğaza yaptığımız ve gece geç saatlere kadar süren turlarımız bize öylesine keyif verdi ki, İstanbul'un denizleri dar geldi ! Ya sonra mı??
Bu, öykümüzün konusu ..

Botumuzun ve beraberinde kendi sınırlarımızı zorlayarak, denizin tadını çıkarmak ve her dalganın üzerine inatla tırmanan bu ceviz kabuğumuzla bu kez de Ege denizinde silinmeyecek anıları dağarcığımıza katmak istedik. İşte Gökova turu fikri böyle doğdu.

Bodrum Yalıçiftlik'den denize indirdiğimiz şişme botumuzla Temmuz başında bir hafta ortası "küçük Gökova turu" muza başlıyoruz...
 

    Yaman Akkasoğlu, www.akkasoglu.nom.tr/gokova/Page.html


3.15 lik teknemiz tam bir mülteci teknesi görünümde.. Oltalar, çantalar, yedek benzin, yiyecek( tabii ki karpuz !!), su, kamp malzemeleri vb... Ufak tefek(!) eşim Cemal'e ve bana bütün bu kalabalık arasında birkaç santimetrekarelik oturacak yer kaldı. Ama bizim neşemize diyecek yok.. Ee öyle hayalleri gerçekleştirmek(hayal ne olursa olsun) pek her gün yaşananlar kategorisine girmiyor. Özel zamanlar bunlar..

Güneşin tavasında pişmekte olan bir öğlen vakti yola koyulduk. Elimizde Gökova haritası ve Sadun Boro üstad'ın Vira Demir'i.. İşte serüven !

Bu arada, son günlerde, izindi, hazırlıktı, işleri ayarlamaktı derken ufacık (!) bir ayrıntıyı unutmuşuz..Hava kanallarını yola çıkmadan incelemeyi !..Vee, yaprak fırtınası başlamıştı o gün. Eh denizde olmanın keyifli sarhoşluğundan ve rüzgarın gidiş yönümüze göre arkadan gelmesinden, bu ayrıntıyı başlangıçta pek de önemsemedik....

Artık maceracı Sinbad Gökova sularında.. İlk gün kavrulma katsayımız dayanma sınırlarımızı zorlayınca önce Adalı yalı'da, Alakışla bükünde, daha sonra da İnceyalı'da demirleyip, denize girdik. İnceyalı'da önemli bir de lüksümüz oldu. Kıyıya çıkıp soğuk bir şeyler içtik!.. Botumuzda bizler dahil her şeyin kavrulmakta olduğu düşünülürse.. İtiraf etmeliyim ki, medeniyet pek keyifli bir şeymiş..

Güneşin batışından önce Hurma burnunu geçmeliyiz. Ama orası bir cadı kazanı !... Her yönden gelen rüzgar denizi deliye döndürmüş..Dalgalar her yönden gelp birbirine çarpıyor ve adeta bir fokurdama görüntüsü oluşuyor.. Özellikle de kıran göz açtırmıyor. Sinbad'ın altı fibermiş, yok ağırmış, yok sürüklenmezmiş...Bu denizde hepsi hikaye..Rüzgar neredeyse adaları yerinden söküp götürecek! Botumuz, 9.9 motoru yok farz ederek, dalgaların özgür arzusu doğrultusunda (daha ziyade eğriltisinde..) ve bizim varlığımıza aldırmaksızın yola devam ediyor.. Hurma burnunu dönüp küçücük ve korunaklı bir koya girdiğimizde rüzgar ve dalgalardan yediğimiz dayaktan yorgun düşmüştük.. Islak olmayan hiç bir şeyimiz kalmamıştı.

Demir atık sıkı bir koltuk aldıktan sonra tüm malzemeleri koya taşıdık. Teknemizin bakımını yapıp her şeyi kurumaya terk ederken, akşam yemeği düşleri başladı..

Cemal ocağımızı kumsalın karadan uzak bir köşesine inşa edip çalı çırpı toplam görevini canla başla yürütürken ben de kamp ocağımızda pişirmekte olduğum nefis Afyon sucuğunun kokusuyla mutluluktan kendimden geçmiş durumdayım..

Ziyafet sıcak taze çayla noktalandı. Ama bu arada sivrisinekler muhtelif hücum manevraları denemekteler.

Hiç ışık ve gürültü kirliliği olmayan minicik ve gözden ırak koyumuzda Samanyolu'nun görüntüsü doyulmazdı.. Çıtır çıtır yanan ateşimizin eşliğinde geç saatlere kadar bu güzelim zamanı adeta içtik..

Ertesi sabahın ilk ışıkları ile sinek ve arılar tarafından nazikçe uyandırıldık..
Arılar topluluğu ile zorunlu olarak paylaşarak mükellef bir kahvaltı yaptıktan sonra günün macerasına doğru demir aldık..Güzelim koyları, billur deniz ve sabahın henüz yeterince azmamış havasında keyifle gezdik.. Çökertme'ye geldiğimizde öğlen olmamıştı. Yatların demirlediği koyda kumsala çıkıp zeytin ağaçlarını altında biraz gölgelendikten ve denizin tadını çıkardıktan sonra Çökertme köyüne indik.

Bu kez Gökova turumuz, Çökertme'de sonlanan "küçük tur"du ve hedefimize varmıştık. Artık dönüşe geçmeliydik çünkü işin zorlu kısmı yeni başlıyordu, rüzgar üstüne seyir !..
Bir an olsun acaba karadan dönse miydik diye içimizden geçirdiğimizde yola çoktan koyulmuştuk..

Hadi canım !.. Bize yakışır mı? Şuncacık denizden mi yılacağız.?!. Hele de minik botumuza 'Sinbad' adını verdikten sonra.. Maceracılık öldü mü??
Bu efe'lik, bundan sonra kaçınılmaz olarak yaşayacağımız zorlu mu zorlu saatlerin kaderini tayin etmiş oldu !..

Dalgalar giderek irileşiyor. Bot mu? Güldürmeyin canım.. Ceviz kabuğu bile abartılı bir anlatım oluyor.. Ufacığım, 2-3 metrelik dalganın üzerine tırmanıyor, sonra araya düşüyor, bir sonra gelen dalga da üzerimize adeta yıkılıyor.

"Bir şelale altında durmak" yetersiz bir anlatım.. Dalga kırılıp, rüzgarla beraber kamçı gibi vücudumuza çarpıyor ve başımızdan aşağı geçiyor. Botun içinin yarı belimize kadar suyla dolduğunu söylemeye gerek yok. Arka tıpayı çıkarıyoruz: sular geliyor, vuruyor, iniyor ve ağır da olsa arkadan boşalıyor..Gözlerimiz süzülen suyun tuzundan yandığı için etrafa bakmakta zorluk çekiyoruz. Bir ara gözüm dümendeki Cemal'e ilişiyor ve kahkahayı koyveriyorum.. Maske ve şnorkeli yüzüne takmış ve dalgalara meydan okuyor (!) Son zamanlarda gördüğüm en komik görüntü ..
Hurma burnu kabusu sanki sonsuzluğa yayıldı..

Küçük bir molayı yeniden İnceyalı'da verdiğimizde Sinbad'la bizim üzerimizden transatlantik geçmiş gibiydi..Ve tuzlu ağızımızı biraz tatlandırmak için gariban bir karpuzu da, fikrini bile sormaksızın yanımızda fırtınalı denize sürükledik..


   
Yaman Akkasoğlu, www.akkasoglu.nom.tr/gokova/Page.html


Denize girmek ve dinlenerek biraz kurumak için, bu cennette yer alan sayısız kuytu koylardan birine bağlandığımızda, kendimize gelmemiz, hiç de fazla zaman almadı.. Yaşam bir değişkenlikler denizi! Biz insanlar, çevreye uyumu en yüksek yaratıklarız herhalde.. Fırtınalı deniz bu sakin koyda sadece düşten ibaret artık..

Ve sonra; kuru, ağızlar tatlı, yeni bir hevesle yola çıktık. Ama bu keyif, koydan çıkar çıkmaz kafamızdan aşağıya geçen ilk dalga ile tuzlandı doğal olarak..

Ve kamçılı dayak yeniden başladı. Batı ufkuna doğru yol alan güneşin ardında bıraktığı gümüşten bir deniz önümüzde... Ama ne deniz!!. Bundan sonraki saatlerde dalgalar bir an bile bize kendilerini unutturmadı.. İstisnasız, her bir dalga hoyratça teknemize bindi…

Karaburun ile Orak adasının meltemden korunaklı koyu arasında geçen azgın dalgaların darbeleriyle sündürülmüş zamanı anlatmak mevcut kelimelerle pek olanaklı değil..

Koya vardığımızda kendimize gelmemiz, çok sevdiğimiz dostlarımızın teknesini tesadüfen aynı koyda bulunca gayet hızlı oldu. Kaybımız, ıslanan ve bu şekilde de hayatına son veren bir cep telefonundan ibaretti..
Ama kazandığımız tecrübe ve yaşadıklarımızın anılarımıza kazıdıkları her şeye değerdi.

Bir sonraki hedef Sinbad'la Akyaka'dan başlayıp Velibükü'ne uzanan büyük mavi tur.. En kısa zamanda..

Evet, deniz dostları, sizler,kuşkusuz bizi anlıyorsunuz!. Çünkü, hepiniz buna benzer duygular ve anılarla yüklüsünüzdür..Hep birlikte paylaştığımız bu kutsal duygunun; deniz sevgisinin önünde saygıyla eğiliyoruz..


Ayşe M. Demetçi

21.06.2002