|
20.07.01
Hep Gökova'yı kendi teknemiz ile özgürce dolaşmaktı hayalimiz !.
Bu yazın başlarında bir gün Sinbad girdi hayatımıza ve
başköşedeki yerini aldı. Sinbad bizim teknemizin adı.. "tekne"
deyince sakın yanlış hayallere kapılmayın..Çünkü Sinbad turkuaz
rengi ufak tefek 3.15 mt.' lik altı fiber Joker bot, ama onu bir
tur teknesi yapan ve bizlerle açık denizlere sürükleyen, deniz
tutkumuz ile mücadele coşkumuz..
 |
|
Sinbad ile hafta sonlarında Adalara ve Boğaza yaptığımız ve gece
geç saatlere kadar süren turlarımız bize öylesine keyif verdi
ki, İstanbul'un denizleri dar geldi ! Ya sonra mı??
Bu,
öykümüzün konusu ..
Botumuzun ve beraberinde kendi sınırlarımızı zorlayarak, denizin
tadını çıkarmak ve her dalganın üzerine inatla tırmanan bu ceviz
kabuğumuzla bu kez de Ege denizinde silinmeyecek anıları
dağarcığımıza katmak istedik. İşte Gökova turu fikri böyle
doğdu.
Bodrum Yalıçiftlik'den denize indirdiğimiz şişme botumuzla
Temmuz başında bir hafta ortası "küçük Gökova turu" muza
başlıyoruz...
|
Yaman Akkasoğlu,
www.akkasoglu.nom.tr/gokova/Page.html
3.15 lik teknemiz tam bir mülteci teknesi görünümde.. Oltalar,
çantalar, yedek benzin, yiyecek( tabii ki karpuz !!), su, kamp
malzemeleri vb... Ufak tefek(!) eşim Cemal'e ve bana bütün bu
kalabalık arasında birkaç santimetrekarelik oturacak yer kaldı.
Ama bizim neşemize diyecek yok.. Ee öyle hayalleri
gerçekleştirmek(hayal ne olursa olsun) pek her gün yaşananlar
kategorisine girmiyor. Özel zamanlar bunlar..
Güneşin tavasında pişmekte olan bir öğlen vakti yola koyulduk.
Elimizde Gökova haritası ve Sadun Boro üstad'ın Vira Demir'i..
İşte serüven !
Bu arada, son günlerde, izindi, hazırlıktı, işleri ayarlamaktı
derken ufacık (!) bir ayrıntıyı unutmuşuz..Hava kanallarını yola
çıkmadan incelemeyi !..Vee, yaprak fırtınası başlamıştı o gün.
Eh denizde olmanın keyifli sarhoşluğundan ve rüzgarın gidiş
yönümüze göre arkadan gelmesinden, bu ayrıntıyı başlangıçta pek
de önemsemedik....
Artık maceracı Sinbad Gökova sularında.. İlk gün kavrulma
katsayımız dayanma sınırlarımızı zorlayınca önce Adalı yalı'da,
Alakışla bükünde, daha sonra da İnceyalı'da demirleyip, denize
girdik. İnceyalı'da önemli bir de lüksümüz oldu. Kıyıya çıkıp
soğuk bir şeyler içtik!.. Botumuzda bizler dahil her şeyin
kavrulmakta olduğu düşünülürse.. İtiraf etmeliyim ki, medeniyet
pek keyifli bir şeymiş..
Güneşin batışından önce Hurma burnunu geçmeliyiz. Ama orası bir
cadı kazanı !... Her yönden gelen rüzgar denizi deliye
döndürmüş..Dalgalar her yönden gelp birbirine çarpıyor ve adeta
bir fokurdama görüntüsü oluşuyor.. Özellikle de kıran göz
açtırmıyor. Sinbad'ın altı fibermiş, yok ağırmış, yok
sürüklenmezmiş...Bu denizde hepsi hikaye..Rüzgar neredeyse
adaları yerinden söküp götürecek! Botumuz, 9.9 motoru yok farz
ederek, dalgaların özgür arzusu doğrultusunda (daha ziyade
eğriltisinde..) ve bizim varlığımıza aldırmaksızın yola devam
ediyor.. Hurma burnunu dönüp küçücük ve korunaklı bir koya
girdiğimizde rüzgar ve dalgalardan yediğimiz dayaktan yorgun
düşmüştük.. Islak olmayan hiç bir şeyimiz kalmamıştı.
Demir atık sıkı bir koltuk aldıktan sonra
tüm malzemeleri koya
taşıdık. Teknemizin bakımını yapıp her şeyi kurumaya terk ederken,
akşam yemeği düşleri başladı..
Cemal ocağımızı kumsalın karadan uzak bir köşesine inşa edip
çalı çırpı toplam görevini canla başla yürütürken ben de kamp
ocağımızda pişirmekte olduğum nefis Afyon sucuğunun kokusuyla
mutluluktan kendimden geçmiş durumdayım..
Ziyafet sıcak taze çayla noktalandı. Ama bu arada sivrisinekler
muhtelif hücum manevraları denemekteler.
Hiç ışık ve gürültü kirliliği olmayan minicik ve gözden ırak
koyumuzda Samanyolu'nun görüntüsü doyulmazdı.. Çıtır çıtır yanan
ateşimizin eşliğinde geç saatlere kadar bu güzelim zamanı adeta
içtik..
Ertesi sabahın ilk ışıkları ile sinek ve arılar tarafından
nazikçe uyandırıldık..
Arılar topluluğu ile zorunlu olarak paylaşarak mükellef bir
kahvaltı yaptıktan sonra günün macerasına doğru demir
aldık..Güzelim koyları, billur deniz ve sabahın henüz yeterince
azmamış havasında keyifle gezdik.. Çökertme'ye geldiğimizde öğlen
olmamıştı. Yatların demirlediği koyda kumsala çıkıp zeytin
ağaçlarını altında biraz gölgelendikten ve denizin tadını
çıkardıktan sonra Çökertme köyüne indik.
Bu kez Gökova turumuz, Çökertme'de sonlanan "küçük tur"du ve
hedefimize varmıştık. Artık dönüşe geçmeliydik çünkü işin zorlu
kısmı yeni başlıyordu, rüzgar üstüne seyir !..
Bir an olsun acaba karadan dönse miydik diye içimizden
geçirdiğimizde yola çoktan koyulmuştuk..
Hadi canım !.. Bize yakışır mı? Şuncacık denizden mi
yılacağız.?!. Hele de minik botumuza 'Sinbad' adını verdikten
sonra.. Maceracılık öldü mü??
Bu efe'lik, bundan sonra kaçınılmaz olarak yaşayacağımız zorlu
mu zorlu saatlerin kaderini tayin etmiş oldu !..
Dalgalar giderek irileşiyor. Bot mu? Güldürmeyin canım.. Ceviz
kabuğu bile abartılı bir anlatım oluyor.. Ufacığım, 2-3 metrelik
dalganın üzerine tırmanıyor, sonra araya düşüyor, bir sonra
gelen dalga da üzerimize adeta yıkılıyor.
"Bir şelale altında durmak" yetersiz bir anlatım.. Dalga
kırılıp, rüzgarla beraber kamçı gibi vücudumuza çarpıyor ve
başımızdan aşağı geçiyor. Botun içinin yarı belimize kadar suyla
dolduğunu söylemeye gerek yok. Arka tıpayı çıkarıyoruz: sular
geliyor, vuruyor, iniyor ve ağır da olsa arkadan
boşalıyor..Gözlerimiz süzülen suyun tuzundan yandığı için etrafa
bakmakta zorluk çekiyoruz. Bir ara gözüm dümendeki Cemal'e
ilişiyor ve kahkahayı koyveriyorum.. Maske ve şnorkeli yüzüne
takmış ve dalgalara meydan okuyor (!) Son zamanlarda gördüğüm en
komik görüntü ..
Hurma burnu kabusu sanki sonsuzluğa yayıldı..
Küçük bir molayı yeniden İnceyalı'da verdiğimizde Sinbad'la
bizim üzerimizden transatlantik geçmiş gibiydi..Ve tuzlu
ağızımızı biraz tatlandırmak için gariban bir karpuzu da,
fikrini bile sormaksızın yanımızda fırtınalı denize sürükledik..

Yaman Akkasoğlu,
www.akkasoglu.nom.tr/gokova/Page.html
Denize girmek ve dinlenerek biraz kurumak için, bu cennette yer
alan sayısız kuytu koylardan birine bağlandığımızda, kendimize
gelmemiz, hiç de fazla zaman almadı.. Yaşam bir değişkenlikler
denizi! Biz insanlar, çevreye uyumu en yüksek yaratıklarız
herhalde.. Fırtınalı deniz bu sakin koyda sadece düşten ibaret
artık..
Ve sonra; kuru, ağızlar tatlı, yeni bir hevesle yola çıktık. Ama
bu keyif, koydan çıkar çıkmaz kafamızdan aşağıya geçen ilk dalga
ile tuzlandı doğal olarak..
Ve kamçılı dayak yeniden başladı. Batı ufkuna doğru yol alan
güneşin ardında bıraktığı gümüşten bir deniz önümüzde... Ama ne
deniz!!. Bundan sonraki saatlerde dalgalar bir an bile bize
kendilerini unutturmadı.. İstisnasız, her bir dalga hoyratça
teknemize bindi…
Karaburun ile Orak adasının meltemden korunaklı koyu arasında
geçen azgın dalgaların darbeleriyle sündürülmüş zamanı anlatmak
mevcut kelimelerle pek olanaklı değil..
Koya vardığımızda kendimize gelmemiz, çok sevdiğimiz
dostlarımızın teknesini tesadüfen aynı koyda bulunca gayet hızlı
oldu. Kaybımız, ıslanan ve bu şekilde de hayatına son veren bir
cep telefonundan ibaretti..
Ama kazandığımız tecrübe ve yaşadıklarımızın anılarımıza
kazıdıkları her şeye değerdi.
Bir sonraki hedef Sinbad'la Akyaka'dan başlayıp Velibükü'ne
uzanan büyük mavi tur.. En kısa zamanda..
Evet, deniz dostları, sizler,kuşkusuz bizi anlıyorsunuz!. Çünkü,
hepiniz buna benzer duygular ve anılarla yüklüsünüzdür..Hep
birlikte paylaştığımız bu kutsal duygunun; deniz sevgisinin
önünde saygıyla eğiliyoruz..
Ayşe M. Demetçi

21.06.2002
|