Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / Sinbad'a Bir Kardeş Geldi

Dost Köşesi     

 
 

10.10.01   


Evet, tombul 3.15 lik şişme botumuz Sinbad'a kendisinden neredeyse iki kat daha büyük 5.98 lik bir Scorcher kardeş geldi, adı Poyraz..Sinbad ne düşünür bilemem ama biraz pabucu dama atıldı gibi, çünkü artık tüm hafta sonlarımız yeni kızımız Poyraz'ın tamir ve bakımı ile geçiyor. Çünkü zavallı Poyraz'cık yaşlı bir kız, şu sıralarda 20 yaşının baharını yaşamakta.. Aslında 2 yıldır bulunduğu mekandan da kıpırdamamış, anlayacağınız evde kalmış bir kızcağız Poyraz.

  Sonunda hayallerimiz gerçek oldu ve bir yelkenli teknemiz oldu. Deniz tutkumuz öylesine ağır bastı ki, tüm yelkenci dostlarımızın bizleri canla başla "yelken yapmaya"çağırmalarına rağmen, "tekne", normal bir insan için "ihtiyaç" kategorisinde bulunabilecek pek çok şeyin önüne geçerek, "alınacaklar" (ya da "para saçılacaklar") listesinin en başına gururla kuruldu! Aramaktan çok "kısmetimiz bizi bulur" kaderci" yaklaşımımıza yakışan bir biçimde o bizi gerçekten buldu!.

Öyle uygun düştü ki herşey, sanki onu almaya itildik.. Eh beklediğimiz de bu değil miydi sanki.. Oh olsun bize!

Kısacası, Poyraz bizim kızımız oldu.. Artık ona bakıp güzelleştirmek ve onu çok özlediği denizlere iade etmek ulvi görevine de böylece soyunmuş olduk.

Son hızla çalışmaya koyulduk..Satın alma esnasında olayın mimarı olan sevgili Ümit hoca'mızla, zamana ve fiziksel koşullara meydan okuyarak(!) tamir bakım çalışmalarını başlattık.

İlk Cumartesi sabahı hocamız bir tamir bakım vagonunu ardından sürükleyerek geldi, ki daha sabah 8.30 du.. Günde 16 saatlik, çalışma ile (hadi biz normal (!) sayılmayız ama Ümit hocam'a büyük haksızlık oldu..) geçen bir hafta sonu yemek bile aklımıza gelmeksizin tüm yelken ve iskota ipleri yenileriyle değiştirildi, pompalı tuvalet ve bağlantıları yenileriyle değiştirilerek çalışır hale getirildi, patlak ve artık iş görmeyen sintina pompası söküldü, yenisi alınıp takıldı, sintina bağlantıları klavuzla açılıp çalışır hale geldi. Her iş başarıldığında duyduğumuz gurur ve keyif anlatılacak gibi değildi.

Aldığımızda, teknenin sintinası neredeyse sivrisinek ve kurbağa üretecek kadar bulanık ve yeşil bir su ile doluydu. O sular tarafımdan bizzat temizlenip (ihhhh !) sintina dezenfekte edildi (tabii bir katman el derisi de orada bırakılarak!!)

Antik (!) braket üzülerek sökülüp, yeni nesil ve ayarlanabilir bir adetle değiştirildi (Bu arada Ümit hocam ve Cemal'in hangi geometrik şekillere girdiğini sadece çizerek anlatabilirim).

Paslanmış ve bizleri terketmeye pek hevesli görünen salma cıvatalarının pasları, onlara inat, temizlenerek paslanmayı önleyici ilaç sürüldü, havuz ve kamara depolarındaki akmış kokmuş bir sürü malzeme atılarak depolar temizlendi ve dezenfekte edildi (bilin bakalım kim tarafından?!). Ve de en önemlisi, öncelikle deşarj deliklerini tıkayan kekamozlar temizlenerek giderler açıldı ve teknemizde kurbağa üretimi bu şekilde son bulmuş oldu..

Tekne içi aydınlatma teknede kaldığımız ilk gece saat 10.30 gibi sevgili eşim Cemal tarafından çalışır hale getirildiğinde neşemize diyecek yoktu..

Cumartesi gecesi tekneyi yatacak hale getirebildiğimizde saat 01 sularındaydı ve Poyraz adlı yeni evimizde ilk gecemizi yorgunluktan nerede yattığımızı katiyen anlamayarak geçirdik.

Çalışmalar hafta içinde evde de peşimi bırakmadı doğal olarak: iç döşemeler, yelkenlerin hepsi ve küflendirilerek terk edilmiş yedek yelkenler de dahil olmak üzere yıkandı, eski çıkma iplerin sağlam olanları yıkanarak yumoşlandı..

İkinci hafta sonu sevgili Poyraz'ı, Kalamış marina’dakinden nisbeten daha temiz olan sevgili kulübümüz (bir anlamda da evimiz!) Caddebostan Balıkadamlar Spor Kulübü'nün önüne götürmek için motorla yola çıktık. Üçte iki yolla bile çeğrek yol biçiminde (kekamoz denilen kiracılarımız sebebiyle ! ) ağır aksak kulübümüzün önüne, bize hızır gibi yetişen sevgili Serhat hocamız'ın yardımıyla bağlandık.. Böylece Poyraz 2 yıllık ataletini noktalamış ve altındaki suyu ilk kez değiştirmiş oldu.

Sevgili eşim, en balıketinde balıkadam Cemal, son yılların en sevimli (!) ve verimli dalışlarından birini yaparak, yaklaşık 3 saatlik sürede sevgili Poyraz'ı milyonlarca telaşlı yaratıktan yani kekamozlardan temizledi… Kafası silme böcek dolu olarak ara sıra su yüzüne çıktığı da oldu tabii...

Anlattığına göre, aşağıdaki medeniyet öyle gelişmiş ki, yengeç yuvaları çok daireli sosyal konut blokları biçiminde, yerden azami yararlanarak, zengin bir nüfusu sorunsuz barındırmakta imiş..

Kekamozlarımızdan kurtulur kurtulmaz (altımızdaki medeniyeti yerle bir eder etmez!) ilk kez kendi teknemizle yelken bastık… Tatlı bir poyraz doldurdu yelkenlerimizi ve bir sülün gibi kaydık Marmara'nın yeşil ve yoğun(!!) sularında..

Sevgili Ümit hocam'dan yelkenleri trim etmenin ve tekneyi haydamanın pratik eğitimini de almış olduk (diğerleri kızmasın ama, itiraf etmeliyim ki aldığım ilk en yararlı pratik eğitimdi ve buradan tekrar, denizlere gönül vermiş bu harika dostumuza teşekkürü borç bilirim)..Denize çıkıp yelken basmaya bizimle birlikte en çok sevinen de konu mankenimiz Poyraz'dı tabii.

O hafta içinde bir sabah çok erkenden fırtına çıktı ve bir sağnak başladı.. Biz de havuzun vanasını kapalı bıraktığımızı talihsizce hatırladık!! Bu Scorcher'ların kötü bir huyu var. Havuza bir kaç kişi çıkınca (esasen sadece Cemal de yetiyor!) havuz'a giderinden su alıyor. Biz de teknedeyken giderin vanasını içindeyken kapalı tutuyoruz. Bir de tekneyi terkederken açmayı hatırlasak!!!

Oturmakta olduğumuz Bahçeşehir'den arabaya atlayıp karşıya Kalamış'a nasıl gittiğimi bilmiyorum. Yol boyunca çılgın gibi bir yağmur hiç aman vermedi. Kalamış marina'nın park girişinin önü büyük bir göl olmuş, sular dev adamlar için döşenmiş olan Kadıköy'ün kaldırım taşlarının bile üzerine çıkmıştı. Neyse ki Cemal'in Audi'si yüzme biliyordu, (ne de olsa balıkadam arabası) ve biz suları yararaktan marina'ya girdik. Tekneye kadar soluksuz koştum.. Havuz yarısına kadar suyla dolmuştu.. Eh, neyse ki düşündüğümden çok daha az.. Bir vana açmak bana 3 saate ve yağmurda 150 km (gidiş-dönüş) yol almaya patlamış oldu..

Artık hafta sonlarını tümden teknede geçirir olduk. Uzatma kabloları, uyku tulumları, battaniye ve gece kıyafetlerimiz tekneye taşındı. Önce kettle ile çay yapmaya başladık, arkadan Ümit hocam'dan elektrikli ocak geldi, arkadan gaz ocağı ve piknik tüp ve de mutfak malzemeleri ağır ağır sökün ettiler. Öyle ki, Cumartesi sabahı çantalar ve torbalar ile tekneye girip, Pazar akşamı sadece çöp torbası ile çıkar olduk.. Kendi kendimize, bu işte bir tuhaflık olduğunu itiraf etmeye başladık. Giden malzemeler ile yakında tekne batacaktı, bundan artık kesinlikle emindik.!

Takip eden hafta kırık olan güverte üstü kapağımızın yerine sevgili arkadaşımız Alp'in imal ettiği yenisini taktık, ben de onu yorgun bir gururla vernikledim. Eskilikten metali kağıt gibi yırtılmakta olan kapı menteşeleri değişti, benzin ve tatlısu depoları elden geçti, lavabo sökülerek temizlendi ve mevcut el pompası elektrikli pompaya çevrilmeye karar verildi (uygulama haftaya!).

Son Cumartesi akşamı yorgun bedenlerimizi yine Poyraz için marketlerde dolaştırıp akü ve tamirat malzemesi almakla geçirdik.. Sevgili kardeşimiz Yakup'un eski otosundan çıkma bir Pioneer'e yeni hoperlörler ile Poyraz'da hayat verdik. Artık, Kalamış marina'nın bangır bangır disko müziği ile boy ölçüşecek müzik sistemimiz bile var (yaşa Cemo!)

Havalandırmalar elden geçti, ölmüş cıvatalar yenilendi. Ve tabii en önemlisi, her gün birkaç saat yelken açıldı.

İlk uzun ve minimum (ve optimum) mürettebat (Ayşe ve Cemo) ile yaptığımız yol, Büyükada'da sevgili Yalçın hocam'ı ziyaret oldu. Bir buçuk saatte sadece yelkenle gidip, bir o kadar zamanda da geri dönüşü gerçekleştirdik.. Yolda sayısız kez tekneyi yatırdık ve kaldırdık, sayısız tramola attık…. Ve işte, heyoooo, biz de bu işi başarabiliyoruz!!!

O Pazar akşamı Büyükada'dan geri dönüş bir düş gibiydi!! Bir yandan batı ufkunda kıpkızıl bir top denizi pembeye boyayarak, ufka veda etmekte, ardımızda ise dolunay mehtabını dümensuyumuza bırakmış, salınıyor... Tatlı bir rüzgar yelkenlerimizi doldurmuş, sessizliğin içindeki su zerreciklerinin çırpıntısı yüreğimize işliyor.. İşte o akşamdan bizde kalanlar!!…

Nasıl ama ? Biz tadına doyamadık doğrusu! İşte bu yüzden bundan sonra elimizde vinç kolu ve dümen, biz çoğunlukla oralarda, ufukta olacağız..
 

Ayşe M. Demetçi

21.06.2002