|
10.10.01
Evet, tombul 3.15 lik şişme botumuz Sinbad'a kendisinden
neredeyse iki kat daha büyük 5.98 lik bir Scorcher kardeş geldi,
adı Poyraz..Sinbad ne düşünür bilemem ama biraz pabucu dama
atıldı gibi, çünkü artık tüm hafta sonlarımız yeni kızımız
Poyraz'ın tamir ve bakımı ile geçiyor. Çünkü zavallı Poyraz'cık
yaşlı bir kız, şu sıralarda 20 yaşının baharını yaşamakta..
Aslında 2 yıldır bulunduğu mekandan da kıpırdamamış,
anlayacağınız evde kalmış bir kızcağız Poyraz.
|
 |
|
Sonunda hayallerimiz gerçek oldu ve bir yelkenli teknemiz oldu.
Deniz tutkumuz öylesine ağır bastı ki, tüm yelkenci
dostlarımızın bizleri canla başla "yelken yapmaya"çağırmalarına
rağmen, "tekne", normal bir insan için "ihtiyaç" kategorisinde
bulunabilecek pek çok şeyin önüne geçerek, "alınacaklar" (ya da
"para saçılacaklar") listesinin en başına gururla kuruldu!
Aramaktan çok "kısmetimiz bizi bulur" kaderci" yaklaşımımıza
yakışan bir biçimde o bizi gerçekten buldu!.
Öyle uygun düştü ki herşey, sanki onu almaya itildik.. Eh
beklediğimiz de bu değil miydi sanki.. Oh olsun bize!
Kısacası, Poyraz bizim kızımız oldu.. Artık ona bakıp
güzelleştirmek ve onu çok özlediği denizlere iade etmek ulvi
görevine de böylece soyunmuş olduk.
Son hızla çalışmaya koyulduk..Satın alma esnasında olayın mimarı
olan sevgili Ümit hoca'mızla, zamana ve fiziksel koşullara
meydan okuyarak(!) tamir bakım çalışmalarını başlattık.
|
İlk
Cumartesi sabahı hocamız bir tamir bakım vagonunu ardından
sürükleyerek geldi, ki daha sabah 8.30 du.. Günde 16 saatlik,
çalışma ile (hadi biz normal (!) sayılmayız ama Ümit hocam'a
büyük haksızlık oldu..) geçen bir hafta sonu yemek bile aklımıza
gelmeksizin tüm yelken ve iskota ipleri yenileriyle
değiştirildi, pompalı tuvalet ve bağlantıları yenileriyle
değiştirilerek çalışır hale getirildi, patlak ve artık iş
görmeyen sintina pompası söküldü, yenisi alınıp takıldı, sintina
bağlantıları klavuzla açılıp çalışır hale geldi. Her iş
başarıldığında duyduğumuz gurur ve keyif anlatılacak gibi
değildi.
Aldığımızda, teknenin sintinası neredeyse sivrisinek ve kurbağa
üretecek kadar bulanık ve yeşil bir su ile doluydu. O sular
tarafımdan bizzat temizlenip (ihhhh !) sintina dezenfekte edildi
(tabii bir katman el derisi de orada bırakılarak!!)
Antik (!) braket üzülerek sökülüp,
yeni nesil ve ayarlanabilir bir adetle değiştirildi (Bu arada
Ümit hocam ve Cemal'in hangi geometrik şekillere girdiğini
sadece çizerek anlatabilirim).
Paslanmış ve bizleri terketmeye pek hevesli görünen salma
cıvatalarının pasları, onlara inat, temizlenerek paslanmayı
önleyici ilaç sürüldü, havuz ve kamara depolarındaki akmış
kokmuş bir sürü malzeme atılarak depolar temizlendi ve
dezenfekte edildi (bilin bakalım kim tarafından?!). Ve de en
önemlisi, öncelikle deşarj deliklerini tıkayan kekamozlar
temizlenerek giderler açıldı ve teknemizde kurbağa üretimi bu
şekilde son bulmuş oldu..
Tekne içi aydınlatma teknede kaldığımız ilk gece saat 10.30 gibi
sevgili eşim Cemal tarafından çalışır hale getirildiğinde
neşemize diyecek yoktu..
Cumartesi gecesi tekneyi yatacak hale getirebildiğimizde saat 01
sularındaydı ve Poyraz adlı yeni evimizde ilk gecemizi
yorgunluktan nerede yattığımızı katiyen anlamayarak geçirdik.
Çalışmalar hafta içinde evde de peşimi bırakmadı doğal olarak:
iç döşemeler, yelkenlerin hepsi ve küflendirilerek terk edilmiş
yedek yelkenler de dahil olmak üzere yıkandı, eski çıkma iplerin
sağlam olanları yıkanarak yumoşlandı..
İkinci hafta sonu sevgili Poyraz'ı, Kalamış marina’dakinden
nisbeten daha temiz olan sevgili kulübümüz (bir anlamda da
evimiz!) Caddebostan Balıkadamlar Spor Kulübü'nün önüne götürmek
için motorla yola çıktık. Üçte iki yolla bile çeğrek yol
biçiminde (kekamoz denilen kiracılarımız sebebiyle ! ) ağır
aksak kulübümüzün önüne, bize hızır gibi yetişen sevgili Serhat
hocamız'ın yardımıyla bağlandık.. Böylece Poyraz 2 yıllık
ataletini noktalamış ve altındaki suyu ilk kez değiştirmiş oldu.
Sevgili eşim, en balıketinde balıkadam Cemal, son yılların en
sevimli (!) ve verimli dalışlarından birini yaparak, yaklaşık 3
saatlik sürede sevgili Poyraz'ı milyonlarca telaşlı yaratıktan
yani kekamozlardan temizledi… Kafası silme böcek dolu olarak ara
sıra su yüzüne çıktığı da oldu tabii...
Anlattığına göre, aşağıdaki medeniyet öyle gelişmiş ki, yengeç
yuvaları çok daireli sosyal konut blokları biçiminde, yerden
azami yararlanarak, zengin bir nüfusu sorunsuz barındırmakta
imiş..
Kekamozlarımızdan kurtulur kurtulmaz (altımızdaki medeniyeti
yerle bir eder etmez!) ilk kez kendi teknemizle yelken bastık…
Tatlı bir poyraz doldurdu yelkenlerimizi ve bir sülün gibi
kaydık Marmara'nın yeşil ve yoğun(!!) sularında..
Sevgili Ümit hocam'dan yelkenleri trim etmenin ve tekneyi
haydamanın pratik eğitimini de almış olduk (diğerleri kızmasın
ama, itiraf etmeliyim ki aldığım ilk en yararlı pratik eğitimdi
ve buradan tekrar, denizlere gönül vermiş bu harika dostumuza
teşekkürü borç bilirim)..Denize çıkıp yelken basmaya bizimle
birlikte en çok sevinen de konu mankenimiz Poyraz'dı tabii.
O hafta içinde bir sabah çok erkenden fırtına çıktı ve bir
sağnak başladı.. Biz de havuzun vanasını kapalı bıraktığımızı
talihsizce hatırladık!! Bu Scorcher'ların kötü bir huyu var.
Havuza bir kaç kişi çıkınca (esasen sadece Cemal de yetiyor!)
havuz'a giderinden su alıyor. Biz de teknedeyken giderin
vanasını içindeyken kapalı tutuyoruz. Bir de tekneyi terkederken
açmayı hatırlasak!!!
Oturmakta olduğumuz Bahçeşehir'den arabaya atlayıp karşıya
Kalamış'a nasıl gittiğimi bilmiyorum. Yol boyunca çılgın gibi
bir yağmur hiç aman vermedi. Kalamış marina'nın park girişinin
önü büyük bir göl olmuş, sular dev adamlar için döşenmiş olan
Kadıköy'ün kaldırım taşlarının bile üzerine çıkmıştı. Neyse ki
Cemal'in Audi'si yüzme biliyordu, (ne de olsa balıkadam arabası)
ve biz suları yararaktan marina'ya girdik. Tekneye kadar
soluksuz koştum.. Havuz yarısına kadar suyla dolmuştu.. Eh,
neyse ki düşündüğümden çok daha az.. Bir vana açmak bana 3 saate
ve yağmurda 150 km (gidiş-dönüş) yol almaya patlamış oldu..
Artık hafta sonlarını tümden teknede geçirir olduk. Uzatma
kabloları, uyku tulumları, battaniye ve gece kıyafetlerimiz
tekneye taşındı. Önce kettle ile çay yapmaya başladık, arkadan
Ümit hocam'dan elektrikli ocak geldi, arkadan gaz ocağı ve
piknik tüp ve de mutfak malzemeleri ağır ağır sökün ettiler.
Öyle ki, Cumartesi sabahı çantalar ve torbalar ile tekneye
girip, Pazar akşamı sadece çöp torbası ile çıkar olduk.. Kendi
kendimize, bu işte bir tuhaflık olduğunu itiraf etmeye başladık.
Giden malzemeler ile yakında tekne batacaktı, bundan artık
kesinlikle emindik.!
Takip eden hafta kırık olan güverte üstü kapağımızın yerine
sevgili arkadaşımız Alp'in imal ettiği yenisini taktık, ben de
onu yorgun bir gururla vernikledim. Eskilikten metali kağıt gibi
yırtılmakta olan kapı menteşeleri değişti, benzin ve tatlısu
depoları elden geçti, lavabo sökülerek temizlendi ve mevcut el
pompası elektrikli pompaya çevrilmeye karar verildi (uygulama
haftaya!).
Son Cumartesi akşamı yorgun bedenlerimizi yine Poyraz için
marketlerde dolaştırıp akü ve tamirat malzemesi almakla
geçirdik.. Sevgili kardeşimiz Yakup'un eski otosundan çıkma bir
Pioneer'e yeni hoperlörler ile Poyraz'da hayat verdik. Artık,
Kalamış marina'nın bangır bangır disko müziği ile boy ölçüşecek
müzik sistemimiz bile var (yaşa Cemo!)
Havalandırmalar elden geçti, ölmüş
cıvatalar yenilendi. Ve tabii en önemlisi, her gün birkaç saat
yelken açıldı.
İlk uzun ve minimum (ve optimum) mürettebat (Ayşe ve Cemo) ile
yaptığımız yol, Büyükada'da sevgili Yalçın hocam'ı ziyaret oldu.
Bir buçuk saatte sadece yelkenle gidip, bir o kadar zamanda da
geri dönüşü gerçekleştirdik.. Yolda sayısız kez tekneyi yatırdık
ve kaldırdık, sayısız tramola attık…. Ve işte, heyoooo, biz de
bu işi başarabiliyoruz!!!
O Pazar akşamı Büyükada'dan geri dönüş bir düş gibiydi!! Bir
yandan batı ufkunda kıpkızıl bir top denizi pembeye boyayarak,
ufka veda etmekte, ardımızda ise dolunay mehtabını dümensuyumuza
bırakmış, salınıyor... Tatlı bir rüzgar yelkenlerimizi
doldurmuş, sessizliğin içindeki su zerreciklerinin çırpıntısı
yüreğimize işliyor.. İşte o akşamdan bizde kalanlar!!…
Nasıl ama ? Biz tadına doyamadık
doğrusu! İşte bu yüzden bundan sonra elimizde vinç kolu ve
dümen, biz çoğunlukla oralarda, ufukta olacağız..
Ayşe M. Demetçi

21.06.2002
|