Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / ADDB Rallisi

Dost Köşesi     

 


Tadı Damağımızda Kaldı...

Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi 'nin düzenlediği bu ralli haberini alınca birden sevinçle karışık heyecan dalgası sardı ki içimi, sormayın.. Çünkü minik yelkenlimiz Poyraz ile ilk rallimiz, ilk uzun yolumuz ve de genelde bizim ilk ralliye katılışımız oluyor (ralli aslında nasıl bir şey, o da bizce biraz meçhul!) !!  Ralli ile ilgili sıcacık anılarla yüklü ayrıntılar işte geliyorr..

2 Ağustos Cuma sabahı, hafta sonu tatiline birazcık erkence başlamanın verdiği gizli sevinçle kendimizi Poyraz'ın evinde, yani BSK iskelesinde bulduk.  

Öncelikle yolculuk hazırlıkları !! Ne de olsa ilk uzun yolumuz..

Her şeyi gözden geçirmeli .. Bakalım yola hazır mıyız?? 

Nerdeee!  Hemen sorunlar önümüze dizilmeye başladılar.. Haydaaa, temiz su pompası çalışmıyor.. Yahu geçen gün çalışıyordu!! Elektrik bağlantıları kontrol edildi. Tabii ki temassızlık!! Pompanın arızası eşim Cemo'nun becerikli yumuk parmaklarına fazla direnemediler, veee arıza giderildi..  

Tekne yıkandı yola hazırlandı. Derkeen, sorun ikii; Temiz su deposu dışarıya su taşırmış!.. Acaba neden?? Olasılıklar bir kaç.. Yola çıkmamız da gerek, yaratıcı olmalıyız..  Lastik bir conta bulundu (neyse ki evin kapısı için aldığım contanın kalan parçasını tekneye getirmişim), depo kapakları söküldü, lastik yapıştırıldı ve vidalar yeniden takıldı..Nasıl efem??  Yaratıcılık mı demiştik?  Zaten bu yüzden teknede yok yok!.. O lazım olur, bu lazım olur derken, hırdavatçı dükkanına dönen minik teknemizde bazen bize yer kalmıyor!

 

Durun bakalım, daha bitmedi.. Uzun yol bu, tuvalet lazım!.. Gelgelelim tuvaletin temiz su vanası paslanmış çalışmıyor.. Temiz su çekemezsek yolda halimiz yaman! Yüzerek gitmek daha bile tercih edilir olabilir.... Acele koşma hızıyla Kalamış Marin'e gidilip, yarım parmak vana alındı ve arızanın tespitinden yarım saat sonra vana Cemo'nun parmakları arasında yeni yuvasına yerleşmeyi  sabırsızlıkla beklemekteydi!. Eski vana sökülünce tekne büyük bir iştahla içeriye su alırken, can havliyle yeni vana yerine takıldı.. Sular boşaltıldı..

Ama ralli hazırlıklarının en keyifli tarafı daha yeni başlıyor: Vanaya ulaşabilmek için tamamen yerinden sökülen tuvalet kenardan boynu bükük bize  bakıyor!!.  

Saat akşamın beşi.. Bir yandan açlıktan ölüyoruz, diğer yandan da rallinin buluşma yeri olan Ataköy Marina'ya gecikmemek için kıvranıyoruz..  

Acele sıcak su kaynatıp termosa koyduk ve yola çıktık. Eh yola çıkmak bile içimize epeyce huzur verirken, yelkenleri açıp motorumuzu susturduk, sessizliği dinlerken hızla karnımızı doyurduk.. Yaşasın bayat bisküviler.. 

Kısa süre sonra, Cemo tuvalet montajında, stajyer kaptan Ece ve ben dümende yerlerimizi aldık..  

Deniz de bir dalgalı ki sormayın, hani o “kaba” olanlardan.. Her dalgada tuvalet iri yarı montajcısının kucağında bir yandan öbür yana savruluyor.. Ara sıra Cemo tuvaletten yakasını kurtarıp, kafasını dışarıya uzatıyor ve “tekneyi çok sallıyorsunuz!” diye bize fırça atıyor.  

Tuvalet montajı Fenerbahçe açıklarında, doğrudan üzerimize  gelmekte olan bir tankerin yol açtığı panik  yüzünden acilen  bitti ve hep birlikte güvertede buluşup, son sözlerimizi  söyleyerek vedalaştık!..

Neyse ki Johnson bu kez hayatımızı kurtarmakta kararlı.. İtirazsız çalışıyor veee yeniden merhaba hayat! 

Yenikapı açıklarında, denize hep gönüllü Kaan kardeşimizden aldığımız telefonla kendimize gelip, Maydonoz'la merhabalaşırken farkediyoruz ki teknemiz Ataköy Marina'ya doğru yola çıkmış bir filonun önünde.. İşte tanıdıklar hep orada.. Yanımızdan deniz kurdu Haluk Hocamız "Heves"le geçiyor.. Balıkadam gemici dostumuz Savaş "Manita"sıyla önümüzde, ekip tamam!

Ataköy Marina'dan içeriye süzülüyoruz tek tek.. Bizi girişte  bir bot karşılıyor ve ayrılan yerlerimize götürüyor. Bağlanacağımız yerde marina görevlisi  ve bizden önce bağlanmış olan Manita ekibini bizi bekler buluyoruz! Wow ne keyif! Gün zorlu başlamıştı ama her şey harika olmaya başladı birden... 

Burada bir nefes alıp, size Ataköy Marina'dan söz etmeden geçemeyeceğim.. Yüzer iskeleler özellikle takdire şayan.. Öyle baştan - kıçtan cambazlık yok.. Paşa paşa bordadan güverteye girip çıkıyoruz, ne rahatlık!!

Savaş, yüzer iskeleyi o kadar seviyor ki, bir türlü üzerinden inmiyor! “tekneye gelsene” çağrılarımız havada kalıyor, “ben burada rahatım” diyerek sohbete yüzer iskeleden katılıyor..  Ona, bir tane seyyar yaptırıp, Manita'nın bordasına bağlamasını, sık sık üzerine çıkıp, kendisini mutlu hissetmesini öneriyoruz, o da bu öneriye pek sıcak bakıyor!!.. 

Ataköy Marina'nın yaptığı güzellikler saymakla bitmiyor;  görevlilerin ilgisi, ışıklandırmalar, park yerlerinin teknelere yakınlığı, çevrenin temizliği, bakımlılığı ve de en önemlisi tuvalet ve duşlarının uluslararası bir Marina'ya yakışır özen ve kalitede oluşu..

Kalamış Marina'da geçen yılımıza çok hayıflandık doğrusu..  Özellikle hizmet kalitesi, olanaklar ve işletme anlayışı bakımından Setur'un Ataköy Marina'dan öğrenmesi gereken çok şey var.! 

Gün batımından önce, henüz yapamadığımız, flama makaralarının gurcataya bağlanması işi, dağcı arkadaşımız İlker'in tırmanma ve akrobasi yeteneği ile Savaş'ın trakası sayesinde şipşak oluverdi (bir de İlker'e sormak lazım tabii, yelken direğine İsa peygamber pozunda gerilmişken neler hissediyordu dersiniz?!). 

Şimdi sıra, minicik teknede büyük özenle buruşturmadan getirmeyi başardığımız, iri dalgalarda tuvalet'le boğuşurken bile büyük fedakarlıklarla varlığını muhafaza ve müdafaa ettiğimiz takım elbise ve abiye akşam yemeği kıyafetlerimizi kuşanıp, şık  şıkırdak,  Ataköy Marina'nın düzenlediği yemeğe katılmaya geldi.

Bağlı olduğumuz iskeleden, neredeyse Yeşilyurt'a kadar bir yürüme mesafesinde bulunan restaurant'a ulaştığımızda önümüze geleni yiyecek hale gelmiştik.. 

Biz hoş bir tesadüf eseri, sevgili komodorumuz Teoman bey, Ankara Yelken kulübü üyeleri ve teknemiz Poyraz'ın kardeşi Derin'in sahibi Hande ile aynı masaya oturmuşuz. Bir yandan Ataköy Marina Yelken Okulu miniklerinin bröve töreninin izleyicisi olurken diğer yandan da  DSTİ'nin bu organizasyonu, katılımcılar ve organizasyona destek verenler ile ilgili bilgiler edinerek öyle keyifli bir akşam geçirdik ki, DSTİ gönüllülerine takdirlerimiz sonsuz!! 

Akşam yemeğini gece yarısı sonlandırarak, görevi biten cici giysilerimizi çantada buruşmaya terkettik ve normale (!) döndük.. Karnımız tok, sırtımız pek, ama keyif yetmedi, devamı gerek!!  

Bu kez kendimizi Manita'nın güvertesindeki minderlere konuşlandırdık. Manita'nın ekip,  Poyraz'ın ekip(biz), daha sonra da Maydonoz ve Heves'in ekip de katılınca  sohbet iyice koyulaştı, geceyi kucakladı, yürekler bir oldu ve saat  03'ü gördüğünde geceyi bitirmek her şeyden zor geldi.. 

Gece teknede ilk kez 3 yetişkin olarak yatmayı denediğimizden sabah kat yerlerimizi açmak epeyce ızdıraplı olsa da, çevredeki pastaneden alınan taze poğaçalarla kahvaltı yapmanın zevki her şeyi unutturdu. 

Flamalar çekildi, son hazırlıklar gözden geçirildi ve  ver elini deniz.. Yelkenleri açtık, rüzgar tatlı mı tatlı, işte hayat!! 

Henüz Sivri'ye gelmemiştik ki, baktık denizde somon rengi kıyafetiyle bir usturmaça yüzmekte.. Bizim usturmaça firarda!.. Derhal gemiden adam düştü talimi'ne geçildi.. Usturmaça da afacan çıkınca yakalanması bize üç tura patladı ve sondan bir evvelki tekne olarak yolumuza devam ettik.. Arkadan gelen tekne de diğer scorcher, şu işe bak!! 

Yassı ve Sivriada arasından geçip, biz minik teknelere doğruca Esenköy'e doğru yelken açma olanağı veren Komodorumuz'a şükranlarımızla yola koyulduk.

Karşı kıyıyı bulduğumuzda iyice karaya kadar girip ilk ve daha sonra da ikinci tramola ile  Esenköy'e iyice yaklaştık ve motorla limana girerek Poyraz'ın ilk kez demir atması törenini gerçekleştirdik..  Doğrusu, demir ve zincirin ağırlığı,  zarif (!) kollarım göz önüne alınınca, beni acayip panikletiyordu..  Ama, tereyağdan kıl çektik!!  Oluyor işte !!   

Kıçtan kara bağlanıp karaya ayak bastık vee ilk şehirlerarası deniz yolculuğumuzda 29 mili ortalama 4,6 mil ile almış olduk ( biz küçüğüz dedik ya!!)  Birden GPS'imize pek içim ısındı, ufak tefek ama her şeyi söylüyor adama!!.  

Ayaklarımızın altında çay bahçesi sallanmasa da, biz sallanarak  akşam çaylarımızı içip, Esenköy'ün bol sinekli ve bakımsız Belediye tuvaletini mecburen ziyaret ettikten sonra (teknede olanağınız varsa, gitmenizi şiddetle tavsiye etmiyorum!..), akşam yemeği için hazırlandık.

Bir ara Maydonoz'un ikinci kaptanı Gamze, yemeğe giderken üzerlerimize ısıtacak bir şeyler almamız için uyardığında, dalga geçtiğini sandık.. Ciddiyeti konusunda ikna olunca biraz dumura uğradığımı itiraf etmeliyim. 

Gittiğimiz yer ulu ağaçlardan oluşan nemli ve serin bir ormanın içinde yer alıyor ve tanrı, soğuk kaynak suyu ile ördekleri de ihmal etmemiş, koymuş oraya..  Öyle bir serin ki, swetshirtler bile yetmedi!! İnanılmaz gerçekleşti ve nemli, bunaltıcı Ağustos'un 3 üncü gecesi bizler açık havada üşüdük!! 

Akşam, denizci dostlar, çevre, balık ve rakı ile gerçekler dünyasından koptuk.. Teşekkürler, doğru zamanda doğru yerde olmamızı sağlayan kadere! 

Yine günlük güneşlik bir sabaha kol ve bacaklarımızın kat yerlerini açarak uyandık.. Şikayete gerek yok, keşke her güneşli sabah teknede uyansak!!  

Kahvaltıyı bir çay bahçesinde yapmak hep en sevdiğim şeydir.. Bu kez de öyle oldu ve içtiğimiz otuz küsür çaydan sonra  tekrar filomuz yola koyuldu .

Su da bir temiz ki liman dışında sormayın. Mürettebatı tutamadık.. Önce Ece ardından Cemo suya atladılar. Eh, yelkenler açık olmasına rağmen pek de rüzgar yok henüz. Sürat 2.4 mil ve  sudakiler tekneyi yüzerek sollamaktalar.... 

Hem yelken yapıldı, hem de deniz banyomuz.. Duşumuz sırayla alındı, kıyafetler değişti..

Biraz sonra rüzgar ve trim ile hız kazanan teknemizin limitlerini açık denizde bir kez daha deneme fırsatını da bulduk.  Sonuçlar heyecan ve mutluluk vericiydi doğrusu.. 

Dönüş yolunda da  küçük tekne avantajını kullanıp doğrudan Heybeli'ye ulaştık ve Çam limanında 'Manita'ya bağlandık. Denize girip, henüz eser miktarda da olsa kekamoz ve yosun temizleyerek tekneleri de kendimizi de mutlu ettik.. 

Saat 17 gibi Heybeliada Deniz Lisesi'ne bağlandık. Kıyafetleri (olduğu kadar) düzeltip, kokteyl'e hazırlandık.

Aman ne de güzel tarihi  bir bina ve  iç dekorasyonu  var ki orada doğrusu görülmeye değer.. Kokteyl'de  herkes birbiriyle kaynaştı. Okul komutanı Amiral Hüseyin Çiftçi  ve eşi'nin  sıcak, cana yakın davranışları  da bu kaynaşmayı daha da pekiştirdi. (okul komutanı daha o hafta Amiralliğe terfi etmiş ve daha önceden planlanmış olan bu kokteyl de tesadüfen, sanki bu olayın  kutlaması olmuştu). 

Tekneleri bırakıp akşam yemeğine giderken müthiş bir lüksümüz oldu, teknelerin başlarında nöbet tutan askerler!! Nasıl ama??    

Memoş'un yeri'ne dayanılmaz bir hafiflik ve neşeyle yürüdük..Yemekte DSTİ bir sürpriz daha yaptı ve gerçekleştirdiği küçük bir törenle, emeği geçenlere ve de katılımcılara  plaketler dağıttı.. Bu minik tören sadece görülmeye değil, yaşanmaya da değerdi...

Biz zaten "unutulmayacaklar" listesine aldık bu yolculuğu, plaket bahane..   

Sabah saat 6.30 da, süt liman bir denize açıldık. Sis yutmuştu İstanbul'u.. Bir süre sonra bizi de yuttu!.. Anılar kaldı..  

                                                                   

Ayşe Demetçi

08 Ağustos 2002