|
Tadı Damağımızda Kaldı...
Denizciler Sivil Toplum İnisiyatifi 'nin düzenlediği bu ralli
haberini alınca birden sevinçle karışık heyecan dalgası sardı ki
içimi, sormayın.. Çünkü minik yelkenlimiz Poyraz ile ilk
rallimiz, ilk uzun yolumuz ve de genelde bizim ilk ralliye
katılışımız oluyor (ralli aslında nasıl bir şey, o da bizce
biraz meçhul!) !! Ralli ile ilgili sıcacık anılarla yüklü
ayrıntılar işte geliyorr..

2 Ağustos Cuma sabahı, hafta sonu tatiline birazcık erkence
başlamanın verdiği gizli sevinçle kendimizi Poyraz'ın evinde,
yani BSK iskelesinde bulduk.
Öncelikle yolculuk hazırlıkları !! Ne de olsa ilk uzun
yolumuz..
Her şeyi gözden geçirmeli .. Bakalım yola hazır mıyız??
Nerdeee! Hemen sorunlar önümüze dizilmeye başladılar..
Haydaaa, temiz su pompası çalışmıyor.. Yahu geçen gün
çalışıyordu!! Elektrik bağlantıları kontrol edildi. Tabii ki
temassızlık!! Pompanın arızası eşim Cemo'nun becerikli yumuk
parmaklarına fazla direnemediler, veee arıza giderildi..
Tekne yıkandı yola hazırlandı. Derkeen, sorun ikii; Temiz
su deposu dışarıya su taşırmış!.. Acaba neden?? Olasılıklar bir
kaç.. Yola çıkmamız da gerek, yaratıcı olmalıyız.. Lastik bir
conta bulundu (neyse ki evin kapısı için aldığım contanın kalan
parçasını tekneye getirmişim), depo kapakları söküldü, lastik
yapıştırıldı ve vidalar yeniden takıldı..Nasıl efem??
Yaratıcılık mı demiştik? Zaten bu yüzden teknede yok yok!.. O
lazım olur, bu lazım olur derken, hırdavatçı dükkanına dönen
minik teknemizde bazen bize yer kalmıyor!
|
 |
|
Durun bakalım, daha bitmedi.. Uzun yol bu, tuvalet lazım!..
Gelgelelim tuvaletin temiz su vanası paslanmış çalışmıyor..
Temiz su çekemezsek yolda halimiz yaman! Yüzerek gitmek daha
bile tercih edilir olabilir.... Acele koşma hızıyla Kalamış
Marin'e gidilip, yarım parmak vana alındı ve arızanın
tespitinden yarım saat sonra vana Cemo'nun parmakları
arasında yeni yuvasına yerleşmeyi sabırsızlıkla
beklemekteydi!. Eski vana sökülünce tekne büyük bir iştahla
içeriye su alırken, can havliyle yeni vana yerine takıldı..
Sular boşaltıldı.. |
Ama ralli hazırlıklarının en keyifli tarafı daha yeni
başlıyor: Vanaya ulaşabilmek için tamamen yerinden sökülen
tuvalet kenardan boynu bükük bize bakıyor!!.
Saat akşamın beşi.. Bir yandan açlıktan ölüyoruz, diğer
yandan da rallinin buluşma yeri olan Ataköy Marina'ya gecikmemek
için kıvranıyoruz..
Acele sıcak su kaynatıp termosa koyduk ve yola çıktık. Eh
yola çıkmak bile içimize epeyce huzur verirken, yelkenleri açıp
motorumuzu susturduk, sessizliği dinlerken hızla karnımızı
doyurduk.. Yaşasın bayat bisküviler..
Kısa süre sonra, Cemo tuvalet montajında, stajyer kaptan
Ece ve ben dümende yerlerimizi aldık..
Deniz de bir dalgalı ki sormayın, hani o “kaba”
olanlardan.. Her dalgada tuvalet iri yarı montajcısının
kucağında bir yandan öbür yana savruluyor.. Ara sıra Cemo
tuvaletten yakasını kurtarıp, kafasını dışarıya uzatıyor ve
“tekneyi çok sallıyorsunuz!” diye bize fırça atıyor.
Tuvalet montajı Fenerbahçe açıklarında, doğrudan üzerimize
gelmekte olan bir tankerin yol açtığı panik yüzünden acilen
bitti ve hep birlikte güvertede buluşup, son sözlerimizi
söyleyerek vedalaştık!..
Neyse ki Johnson bu kez hayatımızı kurtarmakta kararlı..
İtirazsız çalışıyor veee yeniden merhaba hayat!
Yenikapı açıklarında, denize hep gönüllü Kaan kardeşimizden
aldığımız telefonla kendimize gelip, Maydonoz'la merhabalaşırken
farkediyoruz ki teknemiz Ataköy Marina'ya doğru yola çıkmış bir
filonun önünde.. İşte tanıdıklar hep orada.. Yanımızdan deniz
kurdu Haluk Hocamız "Heves"le geçiyor.. Balıkadam gemici
dostumuz Savaş "Manita"sıyla önümüzde, ekip tamam!
Ataköy Marina'dan içeriye süzülüyoruz tek tek.. Bizi
girişte bir bot karşılıyor ve ayrılan yerlerimize götürüyor.
Bağlanacağımız yerde marina görevlisi ve bizden önce bağlanmış
olan Manita ekibini bizi bekler buluyoruz! Wow ne keyif! Gün
zorlu başlamıştı ama her şey harika olmaya başladı birden...
Burada bir nefes alıp, size Ataköy Marina'dan söz etmeden
geçemeyeceğim.. Yüzer iskeleler özellikle takdire şayan.. Öyle
baştan - kıçtan cambazlık yok.. Paşa paşa bordadan güverteye
girip çıkıyoruz, ne rahatlık!!
Savaş, yüzer iskeleyi o kadar seviyor ki, bir türlü
üzerinden inmiyor! “tekneye gelsene” çağrılarımız havada
kalıyor, “ben burada rahatım” diyerek sohbete yüzer iskeleden
katılıyor.. Ona, bir tane seyyar yaptırıp, Manita'nın bordasına
bağlamasını, sık sık üzerine çıkıp, kendisini mutlu hissetmesini
öneriyoruz, o da bu öneriye pek sıcak bakıyor!!..
Ataköy Marina'nın yaptığı güzellikler saymakla bitmiyor;
görevlilerin ilgisi, ışıklandırmalar, park yerlerinin teknelere
yakınlığı, çevrenin temizliği, bakımlılığı ve de en önemlisi
tuvalet ve duşlarının uluslararası bir Marina'ya yakışır özen ve
kalitede oluşu..
Kalamış Marina'da geçen yılımıza çok hayıflandık doğrusu..
Özellikle hizmet kalitesi, olanaklar ve işletme anlayışı
bakımından Setur'un Ataköy Marina'dan öğrenmesi gereken çok şey
var.!
Gün batımından önce, henüz yapamadığımız, flama
makaralarının gurcataya bağlanması işi, dağcı arkadaşımız
İlker'in tırmanma ve akrobasi yeteneği ile Savaş'ın trakası
sayesinde şipşak oluverdi (bir de İlker'e sormak lazım tabii,
yelken direğine İsa peygamber pozunda gerilmişken neler
hissediyordu dersiniz?!).
Şimdi sıra, minicik teknede büyük özenle buruşturmadan
getirmeyi başardığımız, iri dalgalarda tuvalet'le boğuşurken
bile büyük fedakarlıklarla varlığını muhafaza ve müdafaa
ettiğimiz takım elbise ve abiye akşam yemeği kıyafetlerimizi
kuşanıp, şık şıkırdak, Ataköy Marina'nın düzenlediği yemeğe
katılmaya geldi.
Bağlı olduğumuz iskeleden, neredeyse Yeşilyurt'a kadar bir
yürüme mesafesinde bulunan restaurant'a ulaştığımızda önümüze
geleni yiyecek hale gelmiştik..
Biz hoş bir tesadüf eseri, sevgili komodorumuz Teoman bey,
Ankara Yelken kulübü üyeleri ve teknemiz Poyraz'ın kardeşi
Derin'in sahibi Hande ile aynı masaya oturmuşuz. Bir yandan
Ataköy Marina Yelken Okulu miniklerinin bröve töreninin
izleyicisi olurken diğer yandan da DSTİ'nin bu organizasyonu,
katılımcılar ve organizasyona destek verenler ile ilgili
bilgiler edinerek öyle keyifli bir akşam geçirdik ki, DSTİ
gönüllülerine takdirlerimiz sonsuz!!
Akşam yemeğini gece yarısı sonlandırarak, görevi biten cici
giysilerimizi çantada buruşmaya terkettik ve normale (!)
döndük.. Karnımız tok, sırtımız pek, ama keyif yetmedi, devamı
gerek!!
Bu kez kendimizi Manita'nın güvertesindeki minderlere
konuşlandırdık. Manita'nın ekip, Poyraz'ın ekip(biz), daha
sonra da Maydonoz ve Heves'in ekip de katılınca sohbet iyice
koyulaştı, geceyi kucakladı, yürekler bir oldu ve saat 03'ü
gördüğünde geceyi bitirmek her şeyden zor geldi..
Gece teknede ilk kez 3 yetişkin olarak yatmayı
denediğimizden sabah kat yerlerimizi açmak epeyce ızdıraplı olsa
da, çevredeki pastaneden alınan taze poğaçalarla kahvaltı
yapmanın zevki her şeyi unutturdu.
Flamalar çekildi, son hazırlıklar gözden geçirildi ve ver
elini deniz.. Yelkenleri açtık, rüzgar tatlı mı tatlı, işte
hayat!!
Henüz Sivri'ye gelmemiştik ki, baktık denizde somon rengi
kıyafetiyle bir usturmaça yüzmekte.. Bizim usturmaça firarda!..
Derhal gemiden adam düştü talimi'ne geçildi.. Usturmaça da
afacan çıkınca yakalanması bize üç tura patladı ve sondan bir
evvelki tekne olarak yolumuza devam ettik.. Arkadan gelen tekne
de diğer scorcher, şu işe bak!!
Yassı ve Sivriada arasından geçip, biz minik teknelere
doğruca Esenköy'e doğru yelken açma olanağı veren Komodorumuz'a
şükranlarımızla yola koyulduk.
Karşı kıyıyı bulduğumuzda iyice karaya kadar girip ilk ve
daha sonra da ikinci tramola ile Esenköy'e iyice yaklaştık ve
motorla limana girerek Poyraz'ın ilk kez demir atması törenini
gerçekleştirdik.. Doğrusu, demir ve zincirin ağırlığı, zarif
(!) kollarım göz önüne alınınca, beni acayip panikletiyordu..
Ama, tereyağdan kıl çektik!! Oluyor işte !!
Kıçtan kara bağlanıp karaya ayak bastık vee ilk
şehirlerarası deniz yolculuğumuzda 29 mili ortalama 4,6 mil ile
almış olduk ( biz küçüğüz dedik ya!!) Birden GPS'imize pek içim
ısındı, ufak tefek ama her şeyi söylüyor adama!!.
Ayaklarımızın altında çay bahçesi sallanmasa da, biz
sallanarak akşam çaylarımızı içip, Esenköy'ün bol sinekli ve
bakımsız Belediye tuvaletini mecburen ziyaret ettikten sonra
(teknede olanağınız varsa, gitmenizi şiddetle tavsiye
etmiyorum!..), akşam yemeği için hazırlandık.
Bir ara Maydonoz'un ikinci kaptanı Gamze, yemeğe giderken
üzerlerimize ısıtacak bir şeyler almamız için uyardığında, dalga
geçtiğini sandık.. Ciddiyeti konusunda ikna olunca biraz dumura
uğradığımı itiraf etmeliyim.
Gittiğimiz yer ulu ağaçlardan oluşan nemli ve serin bir
ormanın içinde yer alıyor ve tanrı, soğuk kaynak suyu ile
ördekleri de ihmal etmemiş, koymuş oraya.. Öyle bir serin ki,
swetshirtler bile yetmedi!! İnanılmaz gerçekleşti ve nemli,
bunaltıcı Ağustos'un 3 üncü gecesi bizler açık havada üşüdük!!
Akşam, denizci dostlar, çevre, balık ve rakı ile gerçekler
dünyasından koptuk.. Teşekkürler, doğru zamanda doğru yerde
olmamızı sağlayan kadere!
Yine günlük güneşlik bir sabaha kol ve bacaklarımızın kat
yerlerini açarak uyandık.. Şikayete gerek yok, keşke her güneşli
sabah teknede uyansak!!
Kahvaltıyı bir çay bahçesinde yapmak hep en sevdiğim
şeydir.. Bu kez de öyle oldu ve içtiğimiz otuz küsür çaydan
sonra tekrar filomuz yola koyuldu .
Su da bir temiz ki liman dışında sormayın. Mürettebatı
tutamadık.. Önce Ece ardından Cemo suya atladılar. Eh, yelkenler
açık olmasına rağmen pek de rüzgar yok henüz. Sürat 2.4 mil ve
sudakiler tekneyi yüzerek sollamaktalar....
Hem yelken yapıldı, hem de deniz banyomuz.. Duşumuz sırayla
alındı, kıyafetler değişti..
Biraz sonra rüzgar ve trim ile hız kazanan teknemizin
limitlerini açık denizde bir kez daha deneme fırsatını da
bulduk. Sonuçlar heyecan ve mutluluk vericiydi doğrusu..
Dönüş yolunda da küçük tekne avantajını kullanıp doğrudan
Heybeli'ye ulaştık ve Çam limanında 'Manita'ya bağlandık. Denize
girip, henüz eser miktarda da olsa kekamoz ve yosun temizleyerek
tekneleri de kendimizi de mutlu ettik..
Saat 17 gibi Heybeliada Deniz Lisesi'ne bağlandık.
Kıyafetleri (olduğu kadar) düzeltip, kokteyl'e hazırlandık.

Aman ne de güzel tarihi bir bina ve iç dekorasyonu var
ki orada doğrusu görülmeye değer.. Kokteyl'de herkes birbiriyle
kaynaştı. Okul komutanı Amiral Hüseyin Çiftçi ve eşi'nin
sıcak, cana yakın davranışları da bu kaynaşmayı daha da
pekiştirdi. (okul komutanı daha o hafta Amiralliğe terfi etmiş
ve daha önceden planlanmış olan bu kokteyl de tesadüfen, sanki
bu olayın kutlaması olmuştu).
Tekneleri bırakıp akşam yemeğine giderken müthiş bir
lüksümüz oldu, teknelerin başlarında nöbet tutan askerler!!
Nasıl ama??
Memoş'un yeri'ne dayanılmaz bir hafiflik ve neşeyle
yürüdük..Yemekte DSTİ bir sürpriz daha yaptı ve gerçekleştirdiği
küçük bir törenle, emeği geçenlere ve de katılımcılara
plaketler dağıttı.. Bu minik tören sadece görülmeye değil,
yaşanmaya da değerdi...
Biz zaten "unutulmayacaklar" listesine aldık bu yolculuğu,
plaket bahane..
Sabah saat 6.30 da, süt liman bir denize açıldık. Sis
yutmuştu İstanbul'u.. Bir süre sonra bizi de yuttu!.. Anılar
kaldı..
Ayşe Demetçi

08 Ağustos 2002
|