Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / Kanada İzlenimleri - IX

Dost Köşesi    

 

 

Merhabalar Sevgili Dostlar...  

  1. Tam da havalar iyiye gidiyor, bahar geliyor derken Nisan'ın ilk pazartesi günü ısı -15 oluverdi. Tabi biz "yazların sıcak ve kurak kışların yağışlı ve ılıman" geçmekte olduğu bir coğrafyadan geliyoruz ya....Bahar'ı da bildiğimiz gibi geliyor sandık. Tabii nanay :-)) Nisan ayının sonlarında ağaçlar yapraklanmaya ancak başladılar. Kuş nesli piyasaya döküldü. Artık sabahları cıvıltı duyulabiliyor... Yani henüz çiçekler ortada yok. Bekliyoruz bakalım...

  2. Kanada Federal Mahkemesi, İnternette müzik paylaşanların adreslerinin açıklanması için internet servis sağlayıcıları zorlamak isteyen plak firmalarının talebini reddetti. Buna gerekçe olarak da kütüphanelerde kitaplardan fotokopi çekilmesinin copyright haklarına aykırı bulmayan Supreme Court kararını gösterdi. Supreme Court bu karara gerekçe olarak kamu çıkarlarını göstermişti. 1999 da kurulan Amerikan Napster firması mahkeme kararı ile 2000 yılnda copyright ile korunan eserlerin downloadını paylaşımdan kaldırmak zorunda kalmıştı. 

  3. Easter nedeniyle Good Friday öncesinde tıpkı Türkiye'deki uzun Kurban Bayramı tatillerinde olduğu gibi herkes yollara düştü. Herkes aynı anda kenti terk etmeye kalkınca sizce ne olur? Evet, radyo spikerleri yol durumunu verirken trafikte sıkışanlarla dalga geçtiler. "Umarım yanınıza yatağınızı almışsınızdır. Yolda ihtiyacınız olacak" benzeri birçok espri yapıldı. 

  4. British Colombia Fraser Valley'de Avian Flu (kuş gribi) nedeni ile 19 milyon tavuk ve hindinin öldürülmesine karar verildi. Bu miktar BC eyaletindeki tavukçuluk endüstrisi kaynaklarının %80'i demek. Hükümet yetkilileri kuş gribinin insanlara bulaşma tehlikesinin olmadığını ama virüslerin adaptasyon kapasiteleri nedeni ile risk almak istemedikleri için itlafa karar verdiklerini söylüyorlar.
    Bu virüs ilk olarak Asya'da ortaya çıkmış ve toplam 25 insanın ölümüne yol açmıştı. Kanada'da da bir tavuk çiftliği çalışanına da bulaştığı biliniyor. Ama burada henüz ölen yok. Bilim adamları endüstriyel tavuk üretiminin aslında doğada bu denli tehlikeli olmayan virüsün etkilerini artırdığına inanıyorlar. Deli dana hastalığı Alberta besi hayvancılığını vurmuştu. Şimdi de kuş gribi BC'yi etkiliyor. Çiftlik Somonlarında da yüksek miktarda civa çıkmıştı. Galiba hepimizin yavaş yavaş vejeteryan olması gerekecek. Budistlerin yöntemi gibi (yüzü olan şeyleri yememek) yollara mı başvurmak lazım acaba? 

  5. Dikkat bu madde Kanada'ya gelerek tüm sorunlarından kurtulmayı ve birkaç sene sonra TC'ye zengin olarak dönmeyi düşünenler için hayal kırıcı olabilir. TV'de sık sık denildiği gibi "viewer discretion is adviced" 
    Kanada İstatistik Bürosu (StatsCan) yeni yayınladığı bir araştırması ile 1980 ve 2000 yılları arasında 27 büyük kentteki en zengin %10 ile en fakir %10'u karşılaştırdı. Sonuç: "the gap is getting bigger"  

    Biraz detay vereyim:  
    v 20 yılda en zengin %10'un ortalama geliri 111 bin dolardan 131 bin dolara yükselmiş.. En fakir %10 aynı dönem içinde 20.900'den 21.700'e çıkmış.
    v En fakir %10'un içinde göçmenlerin oranı 1980'de %23 iken 2000'de %35'e çıkmış.
    v En fakirler içinde de en az kazananlar göçmenler, sonra aborjinler (burada kızılderililere böyle deniyor) ve üçüncü olarak da ayrı yaşayan çocuklu ebeveynler.
    v Toronto göçmenlerin en fazla zorlandığı yerlerden biri. (galiba gelirken yanlış tercih yapmışız.) Toronto gelir dağılımının en kötü olduğu kent. İstatistikler Toronto'da fakirlerin çoğunlukta olduğu mahallelerin 1980 yılındaki 30 olan sayısının 2000'de 120'ye çıktığını gösteriyor.
    Sebep: Göçmenlerin iş bulmasındaki engeller. (Irkçılık diyemiyoruz. Burada ciddi suç. Burada buna nazikçe "kanada tecrübesi" deniyor...) Önce gelenler pastalarını yeni gelenlerle paylaşmak istemiyorlar. Bu nedenle de yüzlerce ameliyat yapmış oparatör doktorlar gidip 2-3 yıl tekrar okumak ve sınava girmek zorundalar. Gerekçe basit orada (bu Commonwealth ülkeleri dışındaki tüm ülkeleri kapsıyor) size ne öğretildiğinden nasıl emin olabiliriz?
    Sonuç: Göçmenlik zor iş.... 

  6. Ayşe deneme süresini başarı ile geçti ve bir inşaat firmasında Administrative Assistant olarak resmen çalışmaya başladı. Toronto'da inşaat işleri neredeyse İtalyanların tekelinde, doğal olarak Ayşe'nin patronu ve firmada çalışanların neredeyse tamamı İtalyan, bizimkinin de aksanı İtalyan ingilizcesine benzeyecek herhalde yakında.. Kendisi pek mutlu değil ama "Kanada tecrübesi" kazanmak için katlanmayı düşünüyor bir süre, başlayalı neredeyse 6 hafta oldu bile.  

  7. Bahar değilse bile Nisan ayının inşaat mevsimi olduğu kesin. Her sokakta birşeyler yapılıyor. Bazı evlere odalar, bazılarına havuz vb ekleniyor. Genelde bakım onarım türü inşaatlar. Yeni inşaat da var ama sayısı çok sınırlı. Burada yeni inşaatlar hep kentin dış sınırlarında... Genelde uydu kent gibi yapılıyorlar. Aslında buralarda kimler oturacak anlamakta zorlanıyorum. Kente gidip gelmek 1-1.5 saat sürer... (Nasıl yani siz zaten bu kadar süre mi harcıyorsunuz? Yok canım olur mu öyle şey???) 

  8. Kanada Merkez Bankası overnight faiz oranlarını bir kez daha düşürdü. Yeni oran %2. Bu "son" dediler...Bir daha düşürmeyeceklermiş. Faizler son yirmi yılın en düşük seviyesinde. Ev kredi faizleri 20 yıl önce %30'muş. Şimdi birçok yerde %4 civarında...(evet bu yıllık faiz oranı) Enflasyonumuz da yıllık %0.7 civarında... Bu enflasyonla yaşamak zor tabii. Alışmaya çalışıyoruz. Her şeyin fiyatı aynı...Çok tekdüze yahu???

  9. Biliyor musunuz? Toronta'da çöp sorunu var. Bundan 10 sene kadar önce çöplerin öylece araziye yığılması fikri popüleritesini yitirince çöpleri Michigan'a (ABD) gönderme kararı alınmış. Onların çöp işleme fabrikaları var. Ama Michigan geçenlerde su koyverdi. Çöpleri yeterince tasnif etmeden gönderiyormuşuz. Bu nedenle böyle hatalı tasnif edilmiş çöpleri geri gönderme kararı aldılar. Şimdi birileri tek tek çöpler hatalı mı tasnif edilmiş diye bakıyor. Hem sınırın bu tarafında hem de o tarafında... Sanırım bu yeni iş alanı yaratma politikası denilen şey olmalı. Çöplerinin tasnife ihtiyacı olduğunu öğrenmek Toronto'luları çok üzdü. Nasıl böyle birşey olabildiği editörlerce tartışılıyor. Acaba okullara çöp tasnifi konusunda ders koysak sorun çözülür mü? diye tartışılıyor. (gülmeyin yahu durum çok ciddi) 

  10. Kanada Parlementosu Ermeni Soykırımını tanıdı. Türkiye'nin dünya haritasındaki yerini bilmeyen bir çoğunluk tarafından... Tabii ki aslında bu bizim kendimizi anlatamamızdan ve ülkeden parça koparmak isteyenlerin daha iyi lobici olmalarından kaynaklanıyor. Hoş Kanada Başbakanı bu karar bizi bağlamaz Türkiye ile ilişkilerimizi değiştirmeyiz dedi ama şimdi kararı çoğunlukla alan milletvekilleri dış politikada bu kararın yansıması olması gerektiğini iddia ediyorlar. Yansımanın ne şekilde olacağına henüz karar verilmedi. 
    Ayrıca parlementoda kabul edilen bir başka yasa ile Ermeni Soykırımının olmadığının iddia edilmesi suç sayıldı. Yani kısaca kardeşim işte sana delil bak bu karar dayanaksız bile diyemeyeceksin. Nasıl mantık ama?? Kısaca biz yaptık oldu mantığı burada da geçerli... Bir tür kapalı devre... Vatana millete hayırlı olsun... 

  11. Sık sık yaşamımızın bu ülkedeki insanların yaşamına giderek daha çok benzemesinden rahatsızlık duyar olduk.. Yani sabah çık akşam gel, çok yorulduğumuzdan akşam nereye uzanacağımızı şaşırıyoruz ve tavuklar gibi 10- 10.5 arası yatıyoruz, çünkü sabah kalkış 6.15 de.. Keyifli zamanları paylaşacak eş-dost  da pek yok.. demişken... İşte bu vesile ile, bizi buralarda yalnız bırakmayan, okyanusun ötesinden forwardları, e-mailleri ve hatta o çok özlediğimiz ak üstüne kara mürekkeple mektup yazarak (elleriniz dert görmesin sevgili Birsen hanım ve Ergun bey) ile bizi sık sık hatırlayan tüm dostlarımızı yüreğimizin tüm sıcaklığı ile kucaklıyoruz. İyi ki varsınız. Siz olmasaydınız buradaki yaşam çok gerçekten çok daha çekilmez olurdu..
    Her şey iyi güzel, her tür fikir özgürlüğü, minimum bürokrasi, can ve mal emniyeti, kalabalık yok, kimse üstüne araba sürmüyor, genelde herkes nazik olmaya çalışıyor vb. vb. ama "ruh" eksik : ))  biz ne diyoruz ki??  : ))  biz de bilmiyoruz, kısacası bir şeyler eksik, ve bu eksik olan şey her ne ise (bi gün ne olduğunu anlarsak size de yazarız ! ) insanın yüreğini de boşlukla doldurup, soğutuyor.. Burada da çok alkol tüketiliyor, sokaklarda çok deli var ve tepkisizlik ve ilgisizlik (böyle olmalarının ana sebebi, diğer insanların özel hayatına saygıdan dolayı deniyorsa da..) insanı mutsuz ediyor zaman zaman.. Buradaki yaşam bizi yoruyor, gitmeliyiz buradan!  Neyse ki az kaldı!  Ufukta batı gözükmeye başladı bile.. 

  12. Bir başka yakın tarihli gözlemimiz de insanların Türkiye ve Türkleri neredeyse hiç tanımıyor olmaları; örneğin,  Ayşe'nin bir İrlanda asıllı bir arkadaşı var (kadın üniversitede hocalık yapıyor), ailecek de görüşür, bir araya gelir olduk.. Eşi de gazete yazarı İrlanda asıllı bir entel  !?!.  Ortalamanın üzerinde eğitimli Kanadalı'yı temsil eden bu kişiler  Türkiye ve Türkleri neredeyse hiç tanımadıkları gibi, inanılmaz bir medya şişirmesi önyargı sahibiler ki sormayın; ilk tanıştığımızda, "Türkiye aynı Irak gibi dii mi?" diye soracak kadar (Irak son günlerde ne de olsa meşhur oldu ).. 
    Bütün bunları yaşadıkça, insanların yaşadıkları ülkelerin kapalı kutularından dünyaya, sadece medyanın açtığı küçük deliklerden baktığını/baktığımızı  farkediyoruz.. Daha çok gezmeli, daha çok yabancı suları içmeli, anlayabilmek için dünya'yı..(Galiba eve dönüşü erteleyeceğiz, daha görülecek çok yer, yaşanacak çok şey var : )) 

  13. Son günlerin bir başka ilginç tecrübesini de Ayşe'nin cüzdanının Wendy's de çalınmasıyla yaşadık ve de gördük ki, polis ve emniyetin de suça bakış açısı zarar göreni değil suçluyu gözetir gibi neredeyse.. Ödleri patlıyor birilerini suçlarız da aleyhimizde tazminat davası falan açarlar diye. Sadece bizim verdiğimiz bilgileri ilgiyle dinliyor, tavsiyelerde bulunuyorlar.. Ne mi yapıyorlar suçluyu aramak ya da olayı soruşturmak için? Hiç bir şey tabii.. Yer belli, git oradaki çalışanlara bir kaç soru sor bari.. Ne mümkün, insanların özgürlüklerine saygısızlık etmiyorlar! Sonuç olarak, şayet suçlu ayakları ile gelip teslim olacak kadar salak ya da vicdanlı ise, yakaladık diyorlar ! Eh bu da bi yöntem tabii.
    Kısacası, burada da insanlar cüzdan çalıyor, içindeki kart ve belgeleri çöpe atıp, işe yarar şeyleri (kredi kartı, para..) kullanıyorlar, eh bu açıdan da bize memleket özlemi çektirmiyorlar.. 

  14. Haa polis demişken aklımıza geldi, son günlerde basını bayağı meşgul eden konulardan biri, Toronto polis teşkilatındaki yozlaşma, görevi ve gücü kötüye kullanma... Teşkilatı denetlemelerden uzak tutma gayreti ve suç işleyen (tabii sadece kör parmağım gözüne şeklinde yakalanmış olan bir kaç salaktan bahsediyoruz, yani sadece buz dağının üstü bu..) polislerin aldıkları komik cezalar, 1 ila 3 gün görevden uzaklaştırma.. falan.. Yani, pek de bizimkilere benziyorlar bu konuda.. Ama, tabii şaşmamak gerekir, ne de olsa Akdenizli'lik var! Toronto polis teşkilatı da ağırlıklı olarak İtalyanların elinde, emniyet müdürümüz İtalyan asıllı, babadan oğula polislik mesleğini seçmek de çok yaygın..
    Ayşe'nin İtalyan patronu, sağolsun, anlattıkları ile olaylara ilk elden bayağı açıklık getirdi : )) Yani gazetelerde çıkan olayların sadece basına yansıyanlar olduğunu aslında sorunun bizdeki gibi uzun bir geçmişi ve kurumsallaşmış bir yapısı olduğu kesinlik kazandı. Kısaca, "güç yozlaşmaya meyillidir" önermesi burada da geçerli...  

  15. Size biraz da insan manzarası vermeye çalışalım: İnsanları gözlemlediğimiz en ilginç ortam tabii ki trafik. Diyelim ki bir 4 yol ağzındasınız ve polis direkt karşıdaki yolu kapatmış. Ne yaparsınız? Sağa ya da sola döner yolunuza devam edersiniz değil mi? Buradaki uygulama polis barikatına kadar düz gidip duruyorlar. Arkadan gelenler de aynı şeyi yaptıklarından orada hemen bir trafik sıkışıklığı oluşuyor. Sonra insanlar kavşakta mahsur kalıyorlar. Polisler yağmur vb yağıyor ise arabalarından çıkmayıp olayı seyrediyorlar. Arada bizim gibi ülkeye sonradan gelmiş birisi (araba kullanmayı Kanada dışında öğrenmiş) sağa veya sola dönerek kendini kurtarıyor. Geri kalanlar da birisi gelip kendilerine bir şey söylesin diye bekliyorlar...
    Bize öyle geliyor ki hani korku vb filmlerinde hiçbir şey yapmadan durup çığlık atan insan tiplemesi öyle uydurulmuş birşey değil. Bu insanlar aramızda yaşıyorlar...

Kısssadan hisse: Burada ciddi bir doğal afet vb olur ise ciddi bir telefat söz konusu olacak..

 

Hepinize iyi baharlar... Umarız bizim buraya da gelir...

 

Sevgiler,

Demetçigiller

Ayşe Demetçi

Mayıs 2004