| |
Selam Dostlar,
Haziran ayını bitirirken, Kuzey Amerikanın, Temmuz ayının şu
ilk günlerinde bile ısınmak nedir bilmeyen uzak kuzey'inden (bu
yeni bir kavram oluyor! Uzak batı oluyor da, uzak kuzey niye
olmasın canım?) yine sizlere sesleniyoruz:
-
Evet, bu ay ciddi bir şekilde Kanadanın siyasi hayatıyla
ilgilendik. Neden mi? Memleketten alışkanlık işte : )) Ne de
olsa politize bir toplumun evlatlarıyız...
Burada Federal Şeçimler yapıldı ve 308 Member of Parliment
(MP) seçildi. Seçimlere çoğunluk hükümeti olarak giren
Liberal'ler seçimden azınlık hükümeti olarak çıktı;
ama iktidarda olma durumları değişmedi... 135 Milletvekili
çıkardılar. Yeni kurulan Conservative Parti (kendileri tutucu
beyaz İngilizleri temsil ediyorlar) 99 milletvekili çıkardı.
BlocQuebeqois (sadece Quebec eyaletinde seçimlere giriyor;
Fransız partisi) 54 ve Yeni Demokratlar da 19 milletvekili
çıkartırlarken, bir bölgede de seçimi bağımsız bir aday
kazandı. Şimdi tabii ki, bize ne kardeşim bundan, dediğinizi
duyar gibi oluyoruz !!
-
Tabidir ki, seçimi kimin kazandığı tabi ki sizi pek
ilgilendirmiyor, ama ilginç durumları paylaşmaya çalışalım:
- İktidar partisi hariç her parti milletvekili sayısını
artırdı.
- Seçimlere katılım %60 civarında oldu. Genç nufusun % 80'i oy
vermeye gitmedi. (partiler arasında bir fark olmadığını
düşünüyorlar ve oy verme zahmetine girmez diyorlar)
- Seçim TC'dekinin aksine Pazartesi günü yani iş günü yapıldı.
(hep öyle yapılıyor imiş?).
- Sokaklarda parti grupları müzik eşliğinde geçit yapmadılar,
kimseleri meydanlarda toplamadılar, TV de seçim konuşmaları
yapmadılar ! ( kuru kupkuru bir seçim dönemi !!) Sadece
insanlar bahçelerine destekledikleri adayın küçük
pankartlarını koydular. Bizdeki seçimler bu anlamda çok daha
renkli.
- TV'de birkaç reklam yapıldı, daha çok, "bizim partiyi tercih
edin " tarzında. Hepsi bu...
- Liderler bir tek kez önce Fransızca ve 2 gün sonra da
İngilizce TV de tartıştılar. Kimin kime sataşacağına sunucu
karar verdi ve Başbakan falan dinlemeden 2 dakikası dolanı
susturdu. Bizim anlayışımıza göre oldukça sert atışmalar oldu.
- Seçimlerden sorumlu devlet kuruluşu TV ye reklamlar vererek,
sürekli halkı oy vermeye çağırdı. Hatta homoseksüellerin
yıllık resmi geçidinde oy vermeye gitmeyi unutmayın yazılı
pankartları yarı çıplak gay'lere taşıtmayı bile denediler
(sonuç ortada % 60 katılım !!)
- Seçimlerden önce gelen seçmen kartlarında seçim gününden
önce oy vermek isteyenler için kurulan özel sandıkların
adresleri verildi. Bu sandıklar 3 gün boyunca sabah 9:30'dan
akşam 9:30'a kadar açık kaldı. Yeter ki oy ver kardeşim demeye
çalıştılar yani...(Yine de yaranamadılar !!, halbuki,
koyacaksın para cezasını.. bak gör o zaman geliyorlar mı
gelmiyorlar mı? : )) )
-
Demetçiler Kanada da 28 Haziran da yapılan federal seçimlerde
sandık görevlisiydi. Nasıl mı oluyor burada? Çok kolay, gir
internet sitesine, orada formu var, doldur ve postala.. Sonra
telefonla 2 saatlik bir eğitime çağırılıyorsun, sonra da seçim
gününe 3-5 gün kala telefonla nerede görevlendirdiklerini
bildiriyorlar, tabii ikamet adresin neresiyse, oraya çok yakın
bir yerde.. Hatta Ece oturduğumuz apartmanın giriş
holünde oluşturulan sandıkta görevliydi. Tabii dolgunca bir de
çek geliyor ardından.. Buradaki devleti seviyor insan!!...
Sandık görevlisi olarak gözümüze çarpanlar:
- Kimsenin eline boya vb sürülmüyor. Gel adını söyle, listede
adın var ise oy ver!. Yoksa, anında kaydol yine hemen oy ver!.
Kaydolmak için kimlik göstermek yeterli. Kimlik yoksa da
üzülme, : ) kredi kartından adını ve imzanı, telefon
faturasından adresini belgele, gene oy ver!. O da mı yok?.
Yemin et hemen oracıkta, oy ver!. Arkadaşın beraber
oturduğunuza dair yemin etsin, sen gene oy ver!. Yani oy ver
be kardeşim...
- Tüm işlemler için ayrı bir form var. Ama tüm prosedür çok
detaylı olarak açıklanmış. Okuma biliyorsan sorun yok. Buna
rağmen birçok sandık sorumlusu ne yapacağını bilmiyordu.
Okumamışlar bile... Ne yani oy vermek ne kadar zor olabilir
ki? Sonuçta, olay 12 saat sürüyor ve nasıl olsa orada birileri
biliyordur, değil mi ama? Yani kimse de pek umursamıyor !!
- Oy vermeye gelenler en çok vatandaş olmuş göçmenler ve yaşlı
kuşak. Yani insan, bu vesile ile farkediyor ki, bu ülkedeki
yaşlı sayısı inanılmaz çok. (neden göçmen almak için
uğraştıkları ortada: göçmen almazlar ise 20 senede orta yaşlı
adam bile kalmayacak)
- Partilerin temsilcileri bizdeki gibi tüm seçim süresince ve
sayım esnasında mevcutlar. Oy verenleri rahatsız
etmeyeceklerine dair yemin edip partilerinden yetki belgesi
getirerek gözlemci sıfatıyla oturuyorlar. Ya da kendilerinden
beklenen davranış bu... Bizim temsilciler sabah uğradı sonra
kayboldular. Sandıklar kapanırken gelip ilk sayım sonuçlarını
alıp hemen gene kayboldular. Sonuçlar dışında tek
ilgilendikleri şey parti mensuplarının oy verip vermediği
oldu. Genelleme yapmak uygun olmaz ama bizim sandıkta oy
vermesi gereken parti mensuplarının yarısı gelmedi... Yani
parti üyeleri de bu işi pek ciddiye almıyorlar...
-
Seçim öncesinde sonuçlar iyi kötü tahmin edilebildiğinden
olacak, herkes bir ağızdan koalisyon hükümetinin daha
demokratik bir yöntem olduğundan bahsediyordu. Böylece
çıkarlar dengelenebiliyormuş. Biz bu açıdan onlardan ileriyiz.
Daha önce denedik değil mi?
-
Seçim sisteminde bize göre küçük bir dandiklik var. Burada her
bölge tek bir milletvekili çıkaracak şekilde belirlenmiş. En
çok oyu alan milletvekili oluyor. Bu nedenle de aslında
toplumun çoğunluğu değil azınlığı temsil ediliyor. Buna ise
sadece Yeni Demokrat Parti (NDP-hafif ortanın solu) itiraz
ediyordu. Hatta seçilirsek bunu değiştireceğiz ve oransal
temsil yöntemine geçeceğiz diyordu. İktidar partisi açıkça bu
konuya pek sıcak bakmıyor. Sizce neden acaba?
-
Ayşe inşaat sektöründe çalışıyor ya, işte inşaat sektörü ile
ilgili gerçeklerden bazıları; sendikalar burada işçi
ücretlerini belirliyor ve sektördeki şirketler kuzu kuzu ne
deklare ediliyor ise uyguluyorlar, hatta bazan hafta ortasında
değişiklik yapıyorlar, haftalık çekler (burada maaş ödemeleri
haftalık ya da iki haftalık oluyor genelde) 3 gün eski 2 gün
yeni ücretten çıkıyor !! Bir de devletin "iş güvenlik ve
sigorta kuruluşu" var ki, işlerini acaip ciddiye alıyorlar,
işverenlerin canına okuyorlar, es kaza işçinin birinin bir
yerine bir şey olsun, devlet onun yanında.. Yani bir takım
yollar katedilmiş çoktan bazı konularda !!
-
Burada sabah ve akşam araba kullanmak nerede ise bir
işkence... Güneş ışınları o kadar yatay geliyor ki, eğer sen
ters yönde gidecek kadar şanssız isen vay haline.. Hoş burada
dağ, tepe vb de olmadığı için kısa süreli bile olsa
kurtulamıyorsun delici ışınlardan.. Daha önce belirttiğimiz
gibi, ozonun inceliği yüzünden de güneş adamı öyle bir yakıyor
ki, metro ile işe gidebilenler ne mutlu diye düşünmeye
başlıyor insan !!
-
Sizlere buradaki hayatla ilgili gözlemleri yazabilmek için
büyük fedakarlıklarda bulunarak (aslında bu Cemal için
gerçekten fedakarlık oldu, onu neredeyse sürükleyerek götürdük
: ) kalktık "Gay Pride Day"i bile izlemeye gittik.
Belediye başkanımız ve bazı milletvekilleri de gay'lerle
birlikte yürüdü. Sadece onlar olsa iyi... gay polislerimiz,
itfayecilerimiz, ambulanslar vb vb vb her meslekten gayler
genelde yarı çıplak (hatta bazan çıplak !) bir şekilde ve
resmi araçları ile resmi geçite katıldılar. Torontonun ana
caddelerinde iğne atsan yere düşmüyordu !! Genelde yarı çıplak
diyorum, çünkü tamamen çıplak olanlar ya da kendilerine
abartılı cinsel organlar bağlayarak geçenler de vardı. Genel
itibarı ile bir karnaval görüntüsü içinde özellikle geçenler
ve de tabii izleyenler bol bol eylendiler (Cemal hariç : )),
ağbi delikanlı adama yakışır mı ?! : )).
-
Biliyor musunuz arkadaşlar, özellikle denizci arkadaşlar,
burada Poyrazın kardeşini gördük !.. İnanılması zor ama
burada, Toronto'da!. Tabii biz de inanamadık önce,
gözlerimizi iyice bi ovuşturduktan sonra gerçekle yüzleştik.
Toronto yakınında göl kıyısında minicik bir denizci limanı
Port Credit de Cumatresi akşam güneşini batırırken, marinada
öyle mahzun mahzun geziyor ve teknelere bakıyorduk ki, bir ara
ufak bir tekne dikkatimizi çekti, Poyraz kadar
büyük olmalı diye düşünürken, tüm dizaynı, havuz ve genel
yapısındaki benzerlik dikkatimizi çekti, hızla yanına
yöneldik, evet, her şeyi hatta vardavelası bile aynı, işte bir
Scorcher aynen orada duruyor. Tıpkı bir ikiz.. Doğrusu
Polimarin'i tebrik etmek lazım, aslının aynısını yapmış
Türkiye'de.. Rengi sarıydı ama : )) Hadi Poyrazın sarışın kız
kardeşi diyelim !. Anlatılmaz mutlu olduk, uzun uzun inceledik
keratayı. Eski bir dosta rastlamış gibi olduk, hatta ayılmakta
bile zorlandık.
-
Bir yelken dolu hafta sonu daha geçirdik bu ay. Bu sefer
nerede ise 20 mil yaptık. "Willow"un (Söğüt ve Murat Fırat'ın
yelkenlilerinin adı) hızı zaman zaman 7 knot'a kadar çıktı.
Her şey çok güzel de, bu gölün suyu çok soğuk be arkadaşlar!!.
Cazip gözüküyor, ama sadece elini değdirene kadar...
Ama yine de, su ve rüzgar bu, adamın bir aklına giriyor ki,
çıkmamak üzere yine.. Öylesine özlemişiz ki denizde olmayı,
sormayın ! Derhal ve acilen tekne aramaya başladık bile !! ;
))
-
Sular yine hareketleniyor buralarda, Demetçiler leyleği havada
gördü yine.. Projeler ve genel hava durumu bize de Batı, Batı
diyor. En çok 3-4 ay sonra yollara düşeceğiz her
halde...Hayırlısı... Bizim hayat biraz çingene hayatına döndü.
Ama, tabii fedakarlık yine şüphesiz sizler için ! :)) Kendimiz
için bir şey yapıyorsak namerdiz !! Sizlere Kanadanın
başka eyaletlerini de tanıtmaya karar verdik de !! :
-
Canada Day 1 Temmuz, Kanada'nın bağımızlık günü ve tabii
tatil. Eh körün istediği bir göz. (İnsan yaptığı işi
sevmeyince uzak geçirdiği her günü kar sayıyor) Kanada gününde
Kanadalıların ulusal eylencesi olan BBQ'ye davetliydik. Burada
hemen herkesin bahçesinde bir ızgara var. Kimse kömür ile
uğraşmıyor. Hepsi tüple çalışıyor. Turbosundan fırınlısına
kadar binlerce çeşit ızgara var. İyi bir pazar yani....
-
Süresi dolmakta olan araba sigortamızın yeni poliçesi geldi.
Biz hasarsızlık indiri almayı beklerken primimiz artmış. Sıkı
durun istedikleri rakam 5.800 dolar. Çalışan bir arabayı 2.000
dolara alabilirsin. Ama sigortasız kullanamazsın. Bazen
gerçekten buradaki insanlara hayret ediyoruz. Sigorta
primlerinin çok yüksek olduğu gerekçesi ile hükümet primleri
%10 indirin dedi. Sigortacılar da bu parayı bizden istiyorlar
her halde...
Bizde durum bundan ibaretti sevgili dostlar. Haziran ayında
elbette ki başka şeyler de oldu. Mesela Yunan mahallesinde
dehşetli kutlamalar oldu. Neden mi? Tabbi ki futbol yüzünden.
Burada futbol normal kanallarda yayınlanmasa da ciddi bir futbol
seyircisi var. Barlarda futbol iyi satış yaptırıyor. Bizim bir
takımımız olmadığı için şahsen biz takılmadık ama sonuçları her
gün basından izledik. Arkadaşları tebrik etmek lazım. Darısı bir
gün bizim de başımıza...
Sevgiler ve esenlikler,
Demetçigiller Familyası
Ayşe Demetçi

Temmuz 2004
|
|