|
Herkese Yeniden Merhabalar,
Bizim
için çok yoğun bir ay oldu. O kadar çok şey oldu ki bu bülten
biraz uzun olabilir... Yapacak başka işleriniz varsa bu yazıyı
okumayı sonraya bırakabilirsiniz.. İnanın biz darılmayız.:-))
Eylül
sonunda kafamızda birçok fikir dönüp duruyordu. Biz bu
fikirlerin arasında "Amerikan Rüyası" diyebileceğimiz bir fikrin
peşine düşerek kalkıp Baltimore'a gitmeye karar verdik. Tabi
karar verilince iş bitmiyormuş. :-))
Bize boş
gibi gözüken eşyaları tek tek indirip arabaya yerleştirmeye
başladıktan epey sonra sanırım akşam 3 gibi yanımızda götürmeye
karar verdiğimiz şeylerle arabaya sığamayacağımız ortaya çıktı.
Bir asker çocuğu olarak sık sık taşınmanın verdiği mükemmel
istifleme yeteneğime rağmen sonuçta bize kamyonet gerektiğine
karar verdik. Eh şimdi arabayı sat kamyonet bul.. Biraz zor....
Tabi daha kısa bir yol seçtik ve gidip Canadian Tire'dan
(BauHouse'un Kanada versiyonu) bir trailer almaya karar verdik.
Ancak, ellerinde monte edilmişi yoktu. Yarın öğlen gibi veririz
dediler... Hayırrrr dedik bugün almak zorundayız... yarın sabah
evi boşaltmış olmamız gerekiyor...:-))
Eh
becerebiliyorsanız biz size parçaları verelim siz monte edin
dediler... kısa bir düşünme anı ve Ok dedik. Ama bu yeni bir
sorun doğurdu... Yasalara göre trailer plakası olmadan trafiğe
çıkamıyor. Adamlar da ruhsat olmadan parçaları vermiyorlar..
Neyse ki Kanada’dayız. Faturayı alıp en yakın MTO (trafik
tescil) ofisine gidiyoruz. Cuma günü ve biz son müşteriyiz.
Herkes son 15 dakikayı da atlatıp eve gitme derdinde... Bize
plaka lazım... Form doldur diyorlar... Bakıyorlar biz biraz
yavaşız ne nereye yazılacak vb... Birisi diyor ki gel ben
doldurayım... İyilikten değil ama... kapanış saatinden önce
gelen herkesin işini bitirmeden ofis kapanamıyor da...:-)) Hop
elimizde yeni bir plaka ile tekrar Canadian Tire'dayız.
Sonraki
iki saati kısa geçelim. Otoparkta trailer'i inşa edip, elektrik
bağlantılarını da yapıp takıp peşimize eve geliyoruz. Azmin
elinden kim kurtulabilir ki?
Arkamızda
bir trailer, trailer üstünde bir sandık. Araba milimi milimine
doldurulmuş bir halde yoldayız. Sınır hemen şurası ve bir
görevli bize nereye gidiyorsunuz diyor. Baltimore... Green
Card'ımızı uzatıyoruz... Araba Kanada plakalı, biz Amerika
göçmeni görevli paralize olup bizi INS'e sevk ediyor. INS
Amerika’nın ünlü göçmen bürosu. Bundan sonrasını ne siz sorun ne
biz söyleyelim...
Önemli
olan sonuç ve görevliler evinize hoş geldiniz diyerek bizi
geçiriyorlar. Hatta bize öyle bir belge veriyorlar ki bizden
önceki arabaları didik didik arayan görevli elimizdeki evrağı
alıyor ve bizim şaşkın bakışlarımız arasında buyurun yola devam
edebilirsiniz diyor... Vallahi bizi seven biri var yukarıda bir
yerde...
Yolda bir
kez daha ölçülerin büyüklüğü ile şaşırıyoruz. Yollar büyük
arabalar büyük ve inanılmaz ama hiç bir şeyin ortasında bile tüm
çimler biçili... Bu işi de hortlaklar yapıyor olmalı ki
ortalıkta kimse yok... İçinden geçtiğimiz şehirlerde sokaklarda
kimse yok... hani araçlar olmasa buralarda bir felaket oldu da
herkes yok oldu sanacağız.
Amerika'da neden şişmanlık bir sorun anlamak kolay... Kimse
yürümüyor. Hoş yürümek de imkansız gibi birşey. Çoğu zaman yaya
kaldırımı yok. Herkesin arabası var. Her evin kapısında en az
biri kamyonet olmak üzere 2-3 araba var. En yakın mall (aslında
bakkal diyecektik ama) 5-10 km uzakta (yoksa mil mi demeliyiz)
İlk
dikkatimizi çeken konu arabaların arkasındaki kurdele
çıkartmaları oluyor. Bu savaştaki askerlere destek demekmiş.
Nerede`ise her iki arabadan biri bu durumda. Burada da dehşet
bir milliyetçilik var. Iraklıların neden direndiğini hiç
anlamıyorlar. Bu insanlar özgürlükten de anlamıyor! Burada
direnişçilere asiler deniyor.
Cumhuriyetçiler yeniden seçilebilmek için her an saldırı
olabilir ve sizi ancak biz koruruz diyor... Başkan’ımızın tek
dayanak noktası bu. Ne zaman bütçe açığı, okullar, ekonomi ve
sağlık dense arkadaş hemen konuyu güvenliğe getiriyor. İşin
ilginci halkın yarısı buna ciddi ciddi inanıyor. Pozitif olmak
lazım. Yarısı da inanmıyor. Hatta öyle ki bizi park yerinde
durdurup (malum hala Kanada plakalı bir araç kullanıyoruz) "hala
göçmen alıyor musunuz? Eğer Bush kazanırsa Kanada'ya göçeceğiz
diyen" insanlarla karşılaşıyoruz. Burada şimdilik sadece seçim
konuşuluyor.
Bize
gelince kendimize bir ev bulmamız bir hafta sürdü. Gene eski
kayaya tosladık. İş yok ev yok! Neyse ki dostlarımızın yardımı
ile bunu da aşıp bir eve girdik. Ev deyince burası bir odalı bir
apartman dairesi. Ama apartmanlar burada oldukça farklı. Hemen
hiç "highrise" yok. Hepsi iki katlı, ağaçların arasında
kaybolmuş bloklar halinde. Ayrıca içlerinde buzdolabı, çamaşır
makinesi, kurutucu, bulaşık makinesi, mikrodalga, çöp öğütücü,
ocak ve fırın gibi tüm malzemeler var. Tüm evler halı döşeli.
Kanada'daki ahşap kaplama yerini burada halıya bırakmış... Tabi
fark bununla bitmiyor. Evlerde tüm camlarda perde var. Ne yazık
ki gaz, su ve elektrik kiraya dahil değil ve aynen TC'deki gibi
hepsini kiracı olarak senin açtırman gerekiyor. Fark ise tüm bu
işlemleri sadece telefon ederek yapabiliyorsun.
Buradaki
insanlar nerede ise %80 siyah. Özellikle downtown tamamen
kararmış. Bir ara yarım saat araba kullandık ve yanımızdan geçen
araçların içi de dahil olmak üzere hiç beyaz görmedik. Özellikle
filmlerde New York'un arka sokakları diye gösterilen yerlerden
geçerken arabalı halimizle korktuk. Nasıl korkmayalım? Oturanlar
tüm camlarına saçlar kaynak etmişler, ya da tahta çakmışlar,
tuğla örmüşler... Evlerin camı vb si yok. Biz tüm diğer beyazlar
gibi kentin dışındayız.
Baltimore'un tarihi bir limanı var. Dehşet bir yer, eski
yelkenli savaş gemilerinden çağdaş savaş gemilerine oradan
marinalara, müzelere vb kadar her şeyi olan tam bir turist
cazibe alanı... Burada TC'ye küçük bir benzerlik bulduk. Bizim
Beşiktaş Üsküdar motor taşımacılığına burada "water taxi"
diyorlar. Daha çok turistik amaçlı ancak önemli olan dolunca
kalkması...
Kütüphaneler aynen Kanada gibi. Bu ülke de okumayı sevenler, ama
kitaba para vermeyi sevmeyenler için bir cennet. Kanada'dan tek
farkı tüm DVD’ler en güncel olanlar dahil olmak üzere raflarda
ve 2.5 dolara 2 günlüğüne kiralayabiliyorsun. Garip olan
Blockbuster hala hayatta. Hem de aynı DVD'ye 4 dolar
ödüyorlar... Bu hizmeti birçok Amerikalı bilmiyor. Öğrenciler ve
bizim gibi manyaklar dışında kütüphaneler oldukça ıssız.
Kanada'da daha çok okuyan var gibi.
Sosyal
Güvenlik kartının önemini buraya gelmeden bilmiyormuşuz. Ne
yapacaksan önce sosyal sigorta numaranı söyleyeceksin! İşe
başvurduğunda ilk soru gene bu... Her yıl gelen inanılmaz
sayıdaki kaçak göçmen yüzünden böyle yapılıyormuş ama,
gördüğümüz kadarı ile pek başarılı değil. Tüm hizmet işlerini
Meksikalılar yapıyor. Hoş aslında hispanikler demeliyiz. Çünkü
kendi aralarında İspanyolca konuşuyorlar. Bu bize Fransızca’nın
ikinci dil olması yasa korumasına almanın saçmalığını
gösteriyor. Burada yasa yok ve İspanyolca ikinci dil. Hqatta
hizmet sektöründe bir iş arıyorsan İspanyolca bilmen gerekiyor.
Tüm bankacılık sisteminde makineler ikinci dil olarak
İspanyolcaya ayarlı...
Maryland
deyince akla Chesapeeke körfezi geliyor. Binlerce koy, binlerce
marina, her yer orman. Burası Ontario'dan en az iki kat daha
yeşil. Pencereden bakınca her yer ormanmış gibi gözüküyor. Hatta
bir ara kentin içindeki bir ormanda kaybolduk. Yarım saat araba
kullanıp hiçbir medeniyet belirtisi (yol levhası, ev, en azından
bir mall) göremediğimiz için kaybolmayalım diye geldiğimiz
yoldan geri döndük.:-))
Binlerce
marina olunca elbette yüzbinlerce de tekne var. Aman
abarttığımızı sanmayın. Teknelerin büyük kısmı motoryat, dıştan
takma sürat tekneleri ve balıkçı tekneleri kum gibi. Marinalarda
motoryatları saklamak için 7-8 katlı prefabrik binalar yapılmış.
Tekneleri de sanki rafa dizer gibi kat kat dizmişler. Bu
eyalette her mahallede kocaman bir Westmarine mağazası var. Eh
bu kadar tekne olunca normal...
Nedeni
bilinmez ama tekne fiyatları Kanada ile kıyaslandığında nerede
ise yarı yarıya ucuz. Belki de bu nedenle nerede ise her evin
bahçesinde bir tekne var. Ancak, Coast Guard burada işi
bizimkilere göre çok yumuşak tutmuş. Eğer koyların içinde
kalırsan motorlu teknende hiç birşey bulundurmak zorunda
değilsin. Ama koyun dışına çıkacaksan düdük, herkes için bir can
yeleği ve ışık isteniyor. Lisans zorunlu değil ama eğitim aldı
isen sigorta primin düşüyor. Sigorta zorunlu. Eğitimler Coast
Guard ve US Power Squadron tarafından ücretsiz veriliyor. Ticari
kaptan lisansı almak için yaş vb sınırı yok. Gir sınava geç, al
lisansını... sağlık kontrolü yok ama drug test var... Tam bir
denizci cenneti...
Zenginlik
her yerde belli oluyor. Bu ülke gerçekten zengin. Burada her şey
yeni ve çok lüks. Benzinin galonu (3.8 litre) 2 dolar. Kimse
benzin tasarrufundan bahsetmiyor. Toronto'nun eski görüntüsü
burada hiç yok.
Milliyetçiliğin bir başka boyutu da bayraklar. Herkes her yere
bayrak asıyor. Nerede ise zorunluluk gibi. Hemen her evde var.
Her köprüde her binada. Burada bayrak işinden iyi para
kazanılabilir.
Evde bir
bahçe sahibi olmak tek gelecek. Hepsi bir şekilde bu amaç için
organize olmuş. herkes daha büyük bir ev ve bahçe peşinde. Bunu
binalardan anlamak mümkün çünkü nerede ise tüm bahçeli müstakil
eve bir şeyler eklenmiş. Bazen garaj, bazen bir oda vb.
Kanada'da
iken temiz enerji, yavrularımızın geleceği vb şeklinde nükleer
enerji reklamı yapılıyordu. Burada da tam tersi. Varsa yoksa
kömür reklamı yapılıyor. Her iki taraf da bunun daha temiz ve
sağlıklı olduğunu iddia ediyor. Biz bir şey anlayamadık. Konunun
uzmanı bir arkadaş açıklarsa sevineceğiz.
Kanada
ile önemli farklardan biri burada devlet sağlık sistemi diye bir
şeyin olmaması. Hatta öyle ki grip aşısı kıtlığı ortaya çıkınca,
bu işe de mi başkan bakacak kardeşim dediler. Bu özel bir
konuymuş devlet neden ilgilensin. Bush kardeşimiz sonunda
"ihtiyacı olmayan yapmasın mesela ben gidip aşı olmayacağım"
diyerek sorunu çözdü. Sorun aslında ilaç firmalarının FDA'in
(ulusal ilaç ajansı) kurallarını bir nevi tekel aracı olarak
kullanması. Öyle ki Kanada bizde aşı var verelim deyince yanıt
sizinki FDA'in onaylamadığı bir marka, sadece onayladığı marka
ilacı alabiliriz diye reddedildi. Kısaca FDA onaylayana kadar bu
ülkede ilaç satamıyorsun. FDA onayı da bazı durumlarda 15 yıl
alabiliyor. Bu korumacılık değilse biz bu konuda çok cahil
kalmışız.:-))
Sonuçta
aşı kıtlığına hemen bir çözüm üretildi. Birkaç kentte aşılar
çekiliş sonucu kazananlara yapıldı.:-))
Buradaki
ilginç durumlardan biri Kanada’nın haberlerde olmaması. Hava
durumu verilirken bile Kanada yok sayılıyor. Amerika sanki bir
ada ve hiçbir komşusu yok. Halbuki TC'de kötü hava hep
Balkanlardan gelir :-))
Tek
istisnası thanksgiving oldu. O da biraz dalga geçercesine
kuzeyde erken başlatıyorlar ne de olsa oradakiler kutba daha
yakınlar dediler.
Buradaki
evleri anlatırken önemli bir noktayı unuttuk. Öncelikle
sandalyede otururken ya da yürürken tüm ev sallanıyor. Neden
diye merak ettik. Duvarlarımız karton. Duvar boyaları plastik.
Perde kornişleri plastik. Yerlerde fayans görüntüsü var ama
plastik. Küvetin etrafındaki fayans görünümlü duvarlar... evet
bildiniz onlar da plastik. halılarımızsa sentetik olunca
tamamen sahte bir dünyada olduğumuz izlenimine kapıldık. Hatta
yolda yürürken yaslandığım demir perde de plastik çıkınca tamam
dedik. Bu ülkeyi plastikten yapmışlar.
Bu ülke
nerede ise tamamen sahte. Tamamen imaj. Bankalardaki yeşil
ekranlar! dehşet yavaş. Cep telefonu şirketinin sistemi 2 gün
çalışmıyor. Telefona dakika yükleyemiyoruz ve tabii ki telefon
işe yaramıyor. Kimsenin de bunlara bir itirazı yok. Öyle olur mu
böyle şey burası muz cumhuriyeti mi diyen kimse yok. İnsanlar
peki deyip geri dönüyorlar. Hatta bizim gibi "demek ki en büyük
kaplama alanı bu firmada diye telefon almak tüm sorunları
çözmüyormuş" diyenlere garip garip bakıyorlar. Burada teknoloji
daha geri bizce. Kılıf güzel, gerisi hikaye...
Kanada'dan önemli bir farkı var Amerikanın. Gıda maddeleri
burada çok pahalı. Tabi ev kiralarını söylemeye gerek yok. İşin
daha garip tarafı aynı marka aynı miktar mala burada amerikan
doları ile daha fazla ödüyorsun. Tabi bu sistemi korumak gerek.
Bu nedenle de sınırda yanında yiyecek getiremeyeceğini açıkça
yazıyorlar. Yani öyle Amerika'da kazan Kanada'da harca yemiyor.
O kadar
da kötülemeyelim. Ne derler "yiğidi öldür, hakkını yeme" Sale
tax sadece %5. Federal vergi mi? o da ne? öyle ki, biz aracın
plakasını değiştirebilir miyiz? diye sorduğumuzda bize evet %5
vergi ödersiniz ve emisyon standartlarına uyduğuna dair bir
rapor alırsanız yapabilirsiniz dediler. TC'nin aksine burada
yurt dışından araba getirirler ve böylece yerli üreticiler zarar
eder diyen, araç kaç yasında imiş? diyen yok. Ver yüzde beşini
getir istediğini...
Buraya
kadar okudunuz ve bir müjdeyi hak ettiniz...
Bizim
Kanada Notları sona eriyor. Çünkü biz TC'ye dönüyoruz. Bu kadar
hasretlik yeter. Hatta öyle ki 10 Kasım 2004 çarşamba günü saat
15:55 itibari ile İstanbul’da olacağız. :-))
Bu güne
kadar sabırla bizi izleyip, hatta bize fikirlerini ileterek
buradaki yaşantımıza renk katan ve bizi yüreklendiren tüm
dostlarımıza canı gönülden teşekkür ediyoruz.
Sevgilerimizle,
Demetçigiller
Kasım 2004
Ayşe Demetçi

|