Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / Kanada İzlenimleri - Ekim 2004

Dost Köşesi    

 


Herkese Yeniden Merhabalar,

Bizim için çok yoğun bir ay oldu. O kadar çok şey oldu ki bu bülten biraz uzun olabilir... Yapacak başka işleriniz varsa bu yazıyı okumayı sonraya bırakabilirsiniz.. İnanın biz darılmayız.:-))

Eylül sonunda kafamızda birçok fikir dönüp duruyordu. Biz bu fikirlerin arasında "Amerikan Rüyası" diyebileceğimiz bir fikrin peşine düşerek kalkıp Baltimore'a gitmeye karar verdik. Tabi karar verilince iş bitmiyormuş. :-))

Bize boş gibi gözüken eşyaları tek tek indirip arabaya yerleştirmeye başladıktan epey sonra sanırım akşam 3 gibi yanımızda götürmeye karar verdiğimiz şeylerle arabaya sığamayacağımız ortaya çıktı. Bir asker çocuğu olarak sık sık taşınmanın verdiği mükemmel istifleme yeteneğime rağmen sonuçta bize kamyonet gerektiğine karar verdik. Eh şimdi arabayı sat kamyonet bul.. Biraz zor.... Tabi daha kısa bir yol seçtik ve gidip Canadian Tire'dan (BauHouse'un Kanada versiyonu) bir trailer almaya karar verdik. Ancak, ellerinde monte edilmişi yoktu. Yarın öğlen gibi veririz dediler... Hayırrrr dedik bugün almak zorundayız... yarın sabah evi boşaltmış olmamız gerekiyor...:-))

Eh becerebiliyorsanız biz size parçaları verelim siz monte edin dediler... kısa bir düşünme anı ve Ok dedik. Ama bu yeni bir sorun doğurdu... Yasalara göre trailer plakası olmadan trafiğe çıkamıyor. Adamlar da ruhsat olmadan parçaları vermiyorlar.. Neyse ki Kanada’dayız. Faturayı alıp en yakın MTO (trafik tescil) ofisine gidiyoruz. Cuma günü ve biz son müşteriyiz. Herkes son 15 dakikayı da atlatıp eve gitme derdinde... Bize plaka lazım... Form doldur diyorlar... Bakıyorlar biz biraz yavaşız ne nereye yazılacak vb... Birisi diyor ki gel ben doldurayım... İyilikten değil ama... kapanış saatinden önce gelen herkesin işini bitirmeden ofis kapanamıyor da...:-)) Hop elimizde yeni bir plaka ile tekrar Canadian Tire'dayız.

Sonraki iki saati kısa geçelim. Otoparkta trailer'i inşa edip, elektrik bağlantılarını da yapıp takıp peşimize eve geliyoruz. Azmin elinden kim kurtulabilir ki?

Arkamızda bir trailer, trailer üstünde bir sandık. Araba milimi milimine doldurulmuş bir halde yoldayız. Sınır hemen şurası ve bir görevli bize nereye gidiyorsunuz diyor. Baltimore... Green Card'ımızı uzatıyoruz... Araba Kanada plakalı, biz Amerika göçmeni görevli paralize olup bizi INS'e sevk ediyor. INS Amerika’nın ünlü göçmen bürosu. Bundan sonrasını ne siz sorun ne biz söyleyelim...

Önemli olan sonuç ve görevliler evinize hoş geldiniz diyerek bizi geçiriyorlar. Hatta bize öyle bir belge veriyorlar ki bizden önceki arabaları didik didik arayan görevli elimizdeki evrağı alıyor ve bizim şaşkın bakışlarımız arasında buyurun yola devam edebilirsiniz diyor... Vallahi bizi seven biri var yukarıda bir yerde...

Yolda bir kez daha ölçülerin büyüklüğü ile şaşırıyoruz. Yollar büyük arabalar büyük ve inanılmaz ama hiç bir şeyin ortasında bile tüm çimler biçili... Bu işi de hortlaklar yapıyor olmalı ki ortalıkta kimse yok... İçinden geçtiğimiz şehirlerde sokaklarda kimse yok... hani araçlar olmasa buralarda bir felaket oldu da herkes yok oldu sanacağız.

Amerika'da neden şişmanlık bir sorun anlamak kolay... Kimse yürümüyor. Hoş yürümek de imkansız gibi birşey. Çoğu zaman yaya kaldırımı yok. Herkesin arabası var. Her evin kapısında en az biri kamyonet olmak üzere 2-3 araba var. En yakın mall (aslında bakkal diyecektik ama) 5-10 km uzakta (yoksa mil mi demeliyiz)

İlk dikkatimizi çeken konu arabaların arkasındaki kurdele çıkartmaları oluyor. Bu savaştaki askerlere destek demekmiş. Nerede`ise her iki arabadan biri bu durumda. Burada da dehşet bir milliyetçilik var. Iraklıların neden direndiğini hiç anlamıyorlar. Bu insanlar özgürlükten de anlamıyor! Burada direnişçilere asiler deniyor.

Cumhuriyetçiler yeniden seçilebilmek için her an saldırı olabilir ve sizi ancak biz koruruz diyor... Başkan’ımızın tek dayanak noktası bu. Ne zaman bütçe açığı, okullar, ekonomi ve sağlık dense arkadaş hemen konuyu güvenliğe getiriyor. İşin ilginci halkın yarısı buna ciddi ciddi inanıyor. Pozitif olmak lazım. Yarısı da inanmıyor. Hatta öyle ki bizi park yerinde durdurup (malum hala Kanada plakalı bir araç kullanıyoruz) "hala göçmen alıyor musunuz? Eğer Bush kazanırsa Kanada'ya göçeceğiz diyen" insanlarla karşılaşıyoruz. Burada şimdilik sadece seçim konuşuluyor.

Bize gelince kendimize bir ev bulmamız bir hafta sürdü. Gene eski kayaya tosladık. İş yok ev yok! Neyse ki dostlarımızın yardımı ile bunu da aşıp bir eve girdik. Ev deyince burası bir odalı bir apartman dairesi. Ama apartmanlar burada oldukça farklı. Hemen hiç "highrise" yok. Hepsi iki katlı, ağaçların arasında kaybolmuş bloklar halinde. Ayrıca içlerinde buzdolabı, çamaşır makinesi, kurutucu, bulaşık makinesi, mikrodalga, çöp öğütücü, ocak ve fırın gibi tüm malzemeler var. Tüm evler halı döşeli. Kanada'daki ahşap kaplama yerini burada halıya bırakmış... Tabi fark bununla bitmiyor. Evlerde tüm camlarda perde var. Ne yazık ki gaz, su ve elektrik kiraya dahil değil ve aynen TC'deki gibi hepsini kiracı olarak senin açtırman gerekiyor. Fark ise tüm bu işlemleri sadece telefon ederek yapabiliyorsun.

Buradaki insanlar nerede ise %80 siyah. Özellikle downtown tamamen kararmış. Bir ara yarım saat araba kullandık ve yanımızdan geçen araçların içi de dahil olmak üzere hiç beyaz görmedik. Özellikle filmlerde New York'un arka sokakları diye gösterilen yerlerden geçerken arabalı halimizle korktuk. Nasıl korkmayalım? Oturanlar tüm camlarına saçlar kaynak etmişler, ya da tahta çakmışlar, tuğla örmüşler... Evlerin camı vb si yok. Biz tüm diğer beyazlar gibi kentin dışındayız.

Baltimore'un tarihi bir limanı var. Dehşet bir yer, eski yelkenli savaş gemilerinden çağdaş savaş gemilerine oradan marinalara, müzelere vb kadar her şeyi olan tam bir turist cazibe alanı... Burada TC'ye küçük bir benzerlik bulduk. Bizim Beşiktaş Üsküdar motor taşımacılığına burada "water taxi" diyorlar. Daha çok turistik amaçlı ancak önemli olan dolunca kalkması...

Kütüphaneler aynen Kanada gibi. Bu ülke de okumayı sevenler, ama kitaba para vermeyi sevmeyenler için bir cennet. Kanada'dan tek farkı tüm DVD’ler en güncel olanlar dahil olmak üzere raflarda ve 2.5 dolara 2 günlüğüne kiralayabiliyorsun. Garip olan Blockbuster hala hayatta. Hem de aynı DVD'ye 4 dolar ödüyorlar... Bu hizmeti birçok Amerikalı bilmiyor. Öğrenciler ve bizim gibi manyaklar dışında kütüphaneler oldukça ıssız. Kanada'da daha çok okuyan var gibi.

Sosyal Güvenlik kartının önemini buraya gelmeden bilmiyormuşuz. Ne yapacaksan önce sosyal sigorta numaranı söyleyeceksin! İşe başvurduğunda ilk soru gene bu... Her yıl gelen inanılmaz sayıdaki kaçak göçmen yüzünden böyle yapılıyormuş ama, gördüğümüz kadarı ile pek başarılı değil. Tüm hizmet işlerini Meksikalılar yapıyor. Hoş aslında hispanikler demeliyiz. Çünkü kendi aralarında İspanyolca konuşuyorlar. Bu bize Fransızca’nın ikinci dil olması yasa korumasına almanın saçmalığını gösteriyor. Burada yasa yok ve İspanyolca ikinci dil. Hqatta hizmet sektöründe bir iş arıyorsan İspanyolca bilmen gerekiyor. Tüm bankacılık sisteminde makineler ikinci dil olarak İspanyolcaya ayarlı...

Maryland deyince akla Chesapeeke körfezi geliyor. Binlerce koy, binlerce marina, her yer orman. Burası Ontario'dan en az iki kat daha yeşil. Pencereden bakınca her yer ormanmış gibi gözüküyor. Hatta bir ara kentin içindeki bir ormanda kaybolduk. Yarım saat araba kullanıp hiçbir medeniyet belirtisi (yol levhası, ev, en azından bir mall) göremediğimiz için kaybolmayalım diye geldiğimiz yoldan geri döndük.:-))

Binlerce marina olunca elbette yüzbinlerce de tekne var. Aman abarttığımızı sanmayın. Teknelerin büyük kısmı motoryat, dıştan takma sürat tekneleri ve balıkçı tekneleri kum gibi. Marinalarda motoryatları saklamak için 7-8 katlı prefabrik binalar yapılmış. Tekneleri de sanki rafa dizer gibi kat kat dizmişler. Bu eyalette her mahallede kocaman bir Westmarine mağazası var. Eh bu kadar tekne olunca normal...

Nedeni bilinmez ama tekne fiyatları Kanada ile kıyaslandığında nerede ise yarı yarıya ucuz. Belki de bu nedenle nerede ise her evin bahçesinde bir tekne var. Ancak, Coast Guard burada işi bizimkilere göre çok yumuşak tutmuş. Eğer koyların içinde kalırsan motorlu teknende hiç birşey bulundurmak zorunda değilsin. Ama koyun dışına çıkacaksan düdük, herkes için bir can yeleği ve ışık isteniyor. Lisans zorunlu değil ama eğitim aldı isen sigorta primin düşüyor. Sigorta zorunlu. Eğitimler Coast Guard ve US Power Squadron tarafından ücretsiz veriliyor. Ticari kaptan lisansı almak için yaş vb sınırı yok. Gir sınava geç, al lisansını... sağlık kontrolü yok ama drug test var... Tam bir denizci cenneti...

Zenginlik her yerde belli oluyor. Bu ülke gerçekten zengin. Burada her şey yeni ve çok lüks. Benzinin galonu (3.8 litre) 2 dolar. Kimse benzin tasarrufundan bahsetmiyor. Toronto'nun eski görüntüsü burada hiç yok.

Milliyetçiliğin bir başka boyutu da bayraklar. Herkes her yere bayrak asıyor. Nerede ise zorunluluk gibi. Hemen her evde var. Her köprüde her binada. Burada bayrak işinden iyi para kazanılabilir.

Evde bir bahçe sahibi olmak tek gelecek. Hepsi bir şekilde bu amaç için organize olmuş. herkes daha büyük bir ev ve bahçe peşinde. Bunu binalardan anlamak mümkün çünkü nerede ise tüm bahçeli müstakil eve bir şeyler eklenmiş. Bazen garaj, bazen bir oda vb.

Kanada'da iken temiz enerji, yavrularımızın geleceği vb şeklinde nükleer enerji reklamı yapılıyordu. Burada da tam tersi. Varsa yoksa kömür reklamı yapılıyor. Her iki taraf da bunun daha temiz ve sağlıklı olduğunu iddia ediyor. Biz bir şey anlayamadık. Konunun uzmanı bir arkadaş açıklarsa sevineceğiz.

Kanada ile önemli farklardan biri burada devlet sağlık sistemi diye bir şeyin olmaması. Hatta öyle ki grip aşısı kıtlığı ortaya çıkınca, bu işe de mi başkan bakacak kardeşim dediler. Bu özel bir konuymuş devlet neden ilgilensin. Bush kardeşimiz sonunda "ihtiyacı olmayan yapmasın mesela ben gidip aşı olmayacağım" diyerek sorunu çözdü. Sorun aslında ilaç firmalarının FDA'in (ulusal ilaç ajansı) kurallarını bir nevi tekel aracı olarak kullanması. Öyle ki Kanada bizde aşı var verelim deyince yanıt sizinki FDA'in onaylamadığı bir marka, sadece onayladığı marka ilacı alabiliriz diye reddedildi. Kısaca FDA onaylayana kadar bu ülkede ilaç satamıyorsun. FDA onayı da bazı durumlarda 15 yıl alabiliyor. Bu korumacılık değilse biz bu konuda çok cahil kalmışız.:-))

Sonuçta aşı kıtlığına hemen bir çözüm üretildi. Birkaç kentte aşılar çekiliş sonucu kazananlara yapıldı.:-))

Buradaki ilginç durumlardan biri Kanada’nın haberlerde olmaması. Hava durumu verilirken bile Kanada yok sayılıyor. Amerika sanki bir ada ve hiçbir komşusu yok. Halbuki TC'de kötü hava hep Balkanlardan gelir :-))

Tek istisnası thanksgiving oldu. O da biraz dalga geçercesine kuzeyde erken başlatıyorlar ne de olsa oradakiler kutba daha yakınlar dediler.

Buradaki evleri anlatırken önemli bir noktayı unuttuk. Öncelikle sandalyede otururken ya da yürürken tüm ev sallanıyor. Neden diye merak ettik. Duvarlarımız karton. Duvar boyaları plastik. Perde kornişleri plastik. Yerlerde fayans görüntüsü var ama plastik. Küvetin etrafındaki fayans görünümlü duvarlar... evet bildiniz onlar da plastik.  halılarımızsa sentetik olunca tamamen sahte bir dünyada olduğumuz izlenimine kapıldık. Hatta yolda yürürken yaslandığım demir perde de plastik çıkınca tamam dedik. Bu ülkeyi plastikten yapmışlar.

Bu ülke nerede ise tamamen sahte. Tamamen imaj. Bankalardaki yeşil ekranlar! dehşet yavaş. Cep telefonu şirketinin sistemi 2 gün çalışmıyor. Telefona dakika yükleyemiyoruz ve tabii ki telefon işe yaramıyor. Kimsenin de bunlara bir itirazı yok. Öyle olur mu böyle şey burası muz cumhuriyeti mi diyen kimse yok. İnsanlar peki deyip geri dönüyorlar. Hatta bizim gibi "demek ki en büyük kaplama alanı bu firmada diye telefon almak tüm sorunları çözmüyormuş" diyenlere garip garip bakıyorlar. Burada teknoloji daha geri bizce. Kılıf güzel, gerisi hikaye...

Kanada'dan önemli bir farkı var Amerikanın. Gıda maddeleri burada çok pahalı. Tabi ev kiralarını söylemeye gerek yok. İşin daha garip tarafı aynı marka aynı miktar mala burada amerikan doları ile daha fazla ödüyorsun. Tabi bu sistemi korumak gerek. Bu nedenle de sınırda yanında yiyecek getiremeyeceğini açıkça yazıyorlar. Yani öyle Amerika'da kazan Kanada'da harca yemiyor.

O kadar da kötülemeyelim. Ne derler "yiğidi öldür, hakkını yeme" Sale tax sadece %5. Federal vergi mi? o da ne? öyle ki, biz aracın plakasını değiştirebilir miyiz? diye sorduğumuzda bize evet %5 vergi ödersiniz ve emisyon standartlarına uyduğuna dair bir rapor alırsanız yapabilirsiniz dediler. TC'nin aksine burada yurt dışından araba getirirler ve böylece yerli üreticiler zarar eder diyen, araç kaç yasında imiş? diyen yok. Ver yüzde beşini getir istediğini...

Buraya kadar okudunuz ve bir müjdeyi hak ettiniz...

Bizim Kanada Notları sona eriyor. Çünkü biz TC'ye dönüyoruz. Bu kadar hasretlik yeter. Hatta öyle ki 10 Kasım 2004 çarşamba günü saat 15:55 itibari ile İstanbul’da olacağız. :-))

Bu güne kadar sabırla bizi izleyip, hatta bize fikirlerini ileterek buradaki yaşantımıza renk katan ve bizi yüreklendiren tüm dostlarımıza canı gönülden teşekkür ediyoruz.

 

Sevgilerimizle,

Demetçigiller

                                                                        

Kasım 2004

Ayşe Demetçi