|
2004-USA
Geçmek mi zor-kalmak mı?
Bir siyah
binek Mazda Protege 1999 (323’e Kuzey Amerika’da böyle diyorlar
!), arkasında 120 cm2 lik minicik bir trailer ve üzerinde, siz
deyin çehiz, ben diyeyim hazine.. kısacası eski püskü görünümlü,
kahverengi, içine anca yatar vaziyette iki ufak tefek insanın
sığabileceği bir sandık... Sandığın iki yanında yatar vaziyette
iki iri boy spor çantası bağlanmış, spor çantalarının siyah
olanının üzerinde ise büyüklü küçüklü iki hasır tabure ters
dönmüş vaziyette. Hepsinin üzerinde ise hafiften mini etekli bir
mavi trailer örtüsü, rüzgardan hırpalanmış, salkım saçak..
Sınır
kulübesinin önünde frenleyerek duruyor..
Kulübedeki
görevli sınır polisi, genç irisi, sarışın, standard Amerikan
traşlı, şişman ve bu ülkedeki diğer tüm beyaz meslektaşları gibi
sanki tornadan çıkmışçasına tek tip, sertçe nereye yolculuk
etmekte olduğumuzu soruyor.. Biz ‘eve, Maryland’a’ diye
yanıtlıyoruz ve Greencard larımızı uzatıyoruz..
Görevli,
Kanada plakalı araca biraz tuhaf bakarak ‘ bu araç kimin?’
diyor. Cemal, ‘benim!’..
Görevli bu
kez şaşkın: ‘bir dakika, anlayamadım, sizin nasıl Kanada plakalı
bir arabanız var?’ (ben zaten yol boyunca Kanada plakalı aracın
bize sınırda sorun çıkaracağını biliyordum, ama hangi bağlamda
olabileceğini henüz kafamda toparlayamamıştım!!!)
Sonra yanıtı
beklemeden, gözlerinde zeka pırıltıları ile söze devam ediyor
‘anladım!.. Amerikada vergiler yüksek diye arabanızı Kanada dan
aldınız!’
Bu kez
şaşkınlık sırası bizde: ‘yooo, Maryland’da vergi yüzde 5,
Ontario da yüzde 15 !!’
Görevli bu
kez yolcuların ukalalığına kızgın: ‘peki bayım, bana Maryland da
yaşadığına dair bir kanıt göster, kimlik, telefon, gaz faturası
gibi..’ )tabii yolculuk yaparken herkes faturalarını yanında
taşır ya!!) Bu kez arabadan benim Maryland kimliğim uzanıyor!
Görevli ikna olmaktan uzak.. Verdiğimiz belgeleri alıp, elimize
ufak bir kağıt tutuşturuyor ve bizim araçtan inip, INS
(göçmenlerin korkulu rüyası ünlü göçmen bürosu) ofisine gitmemiz
talimatını veriyor..
Biz biraz
umutsuzca ofisin yolunu tutuyoruz ve bu yolculuğun kısa sürecek
hafif macera kokulu bir turistik seyahat olması olasılığına
kendimizi hazırlıyoruz..
Ofiste, cam
kenarlarında yeşil koltuklar, ortada bulunan çepeçevre
bankoların arkasında bilgisayarların başında bir sürü yine tek
tip memurlar: beyaz, besili ve amerikan tıraşlı!!
Ofisin
içerisi gayet tenha, bir Çinli çifti ve Güney Amerikalı aileyi
saymazsak..
Bankoya
yaklaşıyoruz. Tek tip memur aynı soruları bir bir tekrar soruyor
ve aynı yanıtları alıyor.. Bir farkla, o çok daha ısrarcı!
Kanada’daki statümüzü şiddetle merak ediyor..
Biz ise onu
uğraştırmaya adeta kararlıyız! Statümüzü söylemekten
kaçınıyoruz, çünkü Kanada vatandaşlarının Greencard hakları
yok!! (Aslında bizim Greencard’ların loterya sonucu bir başka
ülkeden kazanılmış hakkımız olduğu gerçeğini ne yazık ki o
sırada bilmiyoruz!)
Tek tip memur
da ikna olmamakta kararlı !..
Biz,
Ontario-Kanada’da kızımızın üniversitede okuduğunu, psikolojik
sorunları nedeniyle (tabii ki tamamen uydurmaca) yanında olmayı
tercih ettiğimizden dolayı Toronto’da kaldığımızı, o okulunu
bitirip Kanada’dan ayrılınca da, bizim evimize, yani Maryland’a
dönmeye karar verdiğimizi anlatıyoruz gayet sakin !!
Bizi dinleyen
tek tip memur yanındaki diğer tek tip memura: ‘ sence bu hikaye
inandırıcı mı?’ diye soruyor.. Diğer memur safça bize bakıyor!!
Ne desin? Kararsızca bir şeyler geveliyor..
Sıra bir sonraki etapta.. Tek tip memur yılmadan savaşa devam
ediyor.. Bu kez, ‘ ne kadar süredir Ontario’dasınız?’ diye
soruyor..
Bu soru da
bizim yumuşak karnımız işte!! Çünkü, göçmenlik yasasına göre
Amerika dışında geçirilebilecek süre ilk 6 ay, o da, göçmenlik
bürosundan gerekli izni almak suretiyle iken, biz 1998’de ilk
girişi yapıp kayıtları oluşturduktan ve kimliklerimizi aldıktan
sonra araziyiz!!
Birbirimize
bakıyoruz ve kararsızca ‘ bir yıl mıydı?? Haa yok galiba biraz
fazlası da vardı, yoksa 2 yıl mıydı yok yok......!!!’ diye bir
şeyler geveliyoruz!!
Bu arada
belirtmelim ki: biz gayet safça, Amerikan devletinin, Greencard
ların arkasındaki manyetik bantı her giriş ve çıkışta
okuttuklarından olacak, bilgisayar kayıtlarından bizim her
giriş- çıkışımızı görebildiğini sanıyoruz ve yalan beyanda da
bulunmanın suç olduğunu bildiğimizden işi muallak ifadelerle
geçiştirmeye çalışıyor, bu nedenle de kayıtsızlığa ve üzerinize
afiyet, aptallığa vuruyoruz.
Ama aslında
şöyle yanılıyoruz: Amerikalılar, Greencard manyetik alanında
kimlik bilgileri hariç başka bir kayıt tutmadıkları için ve biz
o ülkede kalarak herhangi bir kayıt oluşturmadığımızdan, bizimle
ilgili hiç bir şeyi göremiyor çaresizler!!
Vur, tut,
pazarlık yaparcasına, epeydir (!) dışarıda olduğumuz konusunda
muallak beyanımızı veriyoruz..
Bu noktada
tek tip memur tekrar kaçak oynadığımız sahaya dönüyor ve bu kez
daha ciddi bizi sıkıştırma çabasında..
‘peki Kanada
da bu kadar uzun kalabildiğinize göre orada statünüz nedir?’
Biz ‘göçmen’ diyoruz... Hay demez olaydık !! tek tip memur bu
kez iyice şaşkın! ‘hem orada hem de burada mı?’ diyor, Yanıt:
‘tabii ki’... (Tabii olan her neyse !!! kimse ondan emin değil
şu anda...)
Bu kez
de:‘Peki Kanada göçmenlik evrakınızı göreyim’ diyor. Ben,
umutsuzca çantamda evrakı arıyorum!! Ama bulamıyorum veee sonra
hatırlıyorum (!)
‘O-oooo....
kızımızda kalmış!!’ Tek tip memurun şaşkınlıktan gözleri büyüyor
‘ yani şimdi, sizin Kanada göçmenlik kağıtlarınızı kızınız alıp
gitmiş mi ???’ diyor.. Ben: ‘ sanırım !!’ diye yanıtlıyorum..
O,
sabırsızca;
‘Kanada da
vatandaş oldunuz mu?’ diye soruyor..
Ben yine hafif moron rolüme devamla Cemal’e dönüyorum ‘ olduk
muydu?’ diye soruyorum... Cemal, ‘bilmem ki..??’ babından
birşeyler söylüyor.. Kısacası bu konuda bayağı kararsızız !!
Tek tip memur
bıkkın ve umutsuz!!.. Sonunda bana dönüyor:
‘Lütfen bel
çantanıza bakabilir miyim ?’ diyor, kendimden emin bir eda ile
çantayı uzatıyorum...
Cüzdanımı
açıyor ve ilk sayfada Kanada Vatandaşlık kartım utanmazca
sırıtıyor... O bu kez mal bulmuşçasına:’ Siz Kanada
vatandaşısınız !!’ Ve Cemale dönüp, ‘sizde de vatandaşlık kartı
var mı?’ diyor..
‘Evet !’
Aptalı
oynamakta ısrarlı olan bana dönerek; ‘ Pekiii, kızınızda da bu
küçük kartın aynısından var mıydı?’ (Tanrım, adam bana resmen
salak muamelesi yapıyor ve ben bunu kesinlikle hakettim !!)
‘ hmm ..
galiba vardı buna bezer bir kart !!’
O, rahatlamış
bir yüz ifadesiyle ‘oh, işte şimdi oldu.. sizler Kanada
vatandaşlarısınız ve bu, durumu tamamen değiştiriyor ! ‘ diyor.
Şaşkınlık sırası kesinlikle bizde.. Sonra açıklıyor, hafif
sıkılgan; ‘ben de sizi sınırdan illegal bir şeyler sokmaya
çalışıyorsunuz sandım !’ (tabii bu arada, ne Kanada ne de
başka bir ülkeye ait bir pasaportumuzun olup olmadığı bu ana
kadar sorulmuş değil ve daha da hiç sorulmayacak ..!!!)
Ben; “gitti
bizim Greencard” diye düşünürken, tek tip memur bizden izin
isteyip, camlı bölmede oturan bayan şefe durumu danışmaya
gidiyor..
Eh artık
Greencard’lar da gittiğine göre, bari turistik bir seyahat
yapar, gezer tozar tekrar Kanada’ya döneriz diye aramızda
konuşup anlaşıyoruz.. ve bu kararın verdiği huzurla koltuklara
oturup etrafa sakin ve mutlu bakışlar fırlatıyoruz..
Tek tip memur
bir-iki dakika sonra geri geliyor ve Kanada’da gayrimenkul ya da
paramız olup olmadığını soruyor. Biz saf saf, ‘evet bankada
bir-iki bin dolar var’ ..
Bu kez
“Maryland’da bir şeyiniz var mı?” diyor. Biz, gururla, “evet,
bir-iki on bin dolar.. bankada...” yanıtını veriyoruz..
Tek tip memur
son derece rahatlamış bir ifadeyle “peki Maryland da adresiniz
var mı? Nereye gidiyorsunuz?” diye soruyor, biz de bu kez gayet
kendimizden emin; “hayır adres falan yok, ama biz bir-kaç gün
otelde kalıp ev tutacağız ve iş bulacağız!” (Tabii tabi.. bizi
bekliyorlardı zaten!!) ve devam ediyoruz heyecanla “aslında
amacımız bir tekne alıp teknede yaşamak..” diye hevesten
parlayan gözlerle anlatmaya devam ediyoruz..
Tek tip
memurumuz da artık kendinden çok emin; bir dakika daha izin
istiyor..
Biraz sonra
şefin odasından elinde daha önce gaspettikleri vatandaşlık
kartlarımız, Maryland ID kartım ve Greencard’larımızı damgalı
bir kağıt eşliğinde bize uzatıyor, ‘evinize hoş geldiniz, ve
tabii iyi şanslar !!’ diyor..
Biz paralize
vaziyetteyiz!!
‘Nasıl yani?’
O gayet
sevimli; ‘tamam, bir sorun yok, güle güle gidin’ diyor..
Yavaş yavaş
kendimize geliyoruz.. O ise bankonun ardından çıkıp yanımıza
geliyor ve elini dostça Cemal’in omzuna koyarak, sözlerine devam
ediyor; ‘ kızınız şimdi nasıl, gittiği yerden memnun mu, yanında
ona göz kulak olacak kimse var mı?’ diyor, iyice şaşkın; ‘gayet
iyi, evet, erkek arkadaşı’ diyoruz hafif buruk..
Adam, ‘eh
gençler o yaşta artık pek anne-babalarını dinlemiyor..’ diyor
bizi teselli etmeye çalışan bir ifadeyle..
Adam bize
eşlik ederek, gümrük memurlarının bankosuna doğru gidiyoruz;
‘arabanızı USA’ya ithal edecek misiniz?’ diye soruyor.. Biz;
‘neden olmasın?’ diyoruz..
Gümrük
memurlarına bizim adımıza hevesle ithal prosedürünü soruyor,
onlar ise hevessizce ve gayet lakayt bir şekilde ‘dert etmeyin,
arabanızı 1 yıl süresince plaka falan değiştirmeden USA’da
kullanabilirsiniz’ diyorlar..
Hey gözünü
sevdiğimin tok gözlü devleti ve gümrük memurları... ah.. ah..
Biz
verdikleri bilgiler için teşekkür ediyor ve uzatmalı INS
memurumuz ile vedalaşıp, mavi örtüsü parçalanmış traileri ile
bizi bekleyen mahzun arabamıza sevinçle yönelirken, elimizdeki
damgalı kağıda bakıyoruz.. ‘daily visit’ yazıyor,, bu arabanın
da aranmasına gerek olmadığı anlamına geliyor!!..
Şaşkınlık ve
sevinçle kemerlerimizi bağlayıp, yeni ülkemizde yepyeni bir
hayata doğru yola koyuluyoruz..
Ayşe Demetçi

|