Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / Bir Sınır Geçiş Öyküsü

Dost Köşesi    

 

 

2004-USA Geçmek mi zor-kalmak mı?

Bir siyah binek Mazda Protege 1999 (323’e Kuzey Amerika’da böyle diyorlar !), arkasında 120 cm2 lik minicik bir trailer ve üzerinde, siz deyin çehiz, ben diyeyim hazine.. kısacası eski püskü görünümlü, kahverengi, içine anca yatar vaziyette iki ufak tefek insanın sığabileceği bir sandık... Sandığın iki yanında yatar vaziyette iki iri boy spor çantası bağlanmış, spor çantalarının siyah olanının üzerinde ise büyüklü küçüklü iki hasır tabure ters dönmüş vaziyette. Hepsinin üzerinde ise hafiften mini etekli bir mavi trailer örtüsü, rüzgardan hırpalanmış, salkım saçak..

Sınır kulübesinin önünde frenleyerek duruyor..

Kulübedeki görevli sınır polisi, genç irisi, sarışın, standard Amerikan traşlı, şişman ve bu ülkedeki diğer tüm beyaz meslektaşları gibi sanki tornadan çıkmışçasına tek tip, sertçe nereye yolculuk etmekte olduğumuzu soruyor.. Biz ‘eve, Maryland’a’ diye yanıtlıyoruz ve Greencard larımızı uzatıyoruz..

Görevli, Kanada plakalı araca biraz tuhaf bakarak ‘ bu araç kimin?’ diyor.  Cemal, ‘benim!’..

Görevli bu kez şaşkın: ‘bir dakika, anlayamadım, sizin nasıl Kanada plakalı bir arabanız var?’ (ben zaten yol boyunca Kanada plakalı aracın bize sınırda sorun çıkaracağını biliyordum, ama hangi bağlamda olabileceğini henüz kafamda toparlayamamıştım!!!)

Sonra yanıtı beklemeden, gözlerinde zeka pırıltıları ile söze devam ediyor ‘anladım!..  Amerikada vergiler yüksek diye arabanızı Kanada dan aldınız!’

Bu kez şaşkınlık sırası bizde: ‘yooo, Maryland’da vergi yüzde 5, Ontario da yüzde 15 !!’

Görevli bu kez yolcuların ukalalığına kızgın: ‘peki bayım, bana Maryland da yaşadığına dair bir kanıt göster, kimlik, telefon, gaz faturası gibi..’ )tabii yolculuk yaparken herkes faturalarını yanında taşır ya!!) Bu kez arabadan benim Maryland kimliğim uzanıyor! Görevli ikna olmaktan uzak.. Verdiğimiz belgeleri alıp, elimize ufak bir kağıt tutuşturuyor ve  bizim araçtan inip, INS (göçmenlerin korkulu rüyası ünlü göçmen bürosu) ofisine gitmemiz talimatını veriyor..

Biz biraz umutsuzca ofisin yolunu tutuyoruz ve bu yolculuğun kısa sürecek hafif macera kokulu bir turistik seyahat olması olasılığına kendimizi hazırlıyoruz..

Ofiste, cam kenarlarında yeşil koltuklar, ortada bulunan çepeçevre bankoların arkasında bilgisayarların başında bir sürü yine tek tip memurlar: beyaz, besili ve amerikan tıraşlı!!

Ofisin içerisi gayet tenha, bir Çinli çifti ve Güney Amerikalı aileyi saymazsak..

Bankoya yaklaşıyoruz. Tek tip memur aynı soruları bir bir tekrar soruyor ve aynı yanıtları alıyor..  Bir farkla, o çok daha ısrarcı! Kanada’daki statümüzü şiddetle merak ediyor..

Biz ise onu uğraştırmaya adeta kararlıyız! Statümüzü söylemekten kaçınıyoruz, çünkü Kanada vatandaşlarının Greencard hakları yok!! (Aslında bizim Greencard’ların loterya sonucu bir başka ülkeden kazanılmış hakkımız olduğu gerçeğini ne yazık ki o sırada bilmiyoruz!)

Tek tip memur da ikna olmamakta kararlı !..

Biz, Ontario-Kanada’da kızımızın üniversitede okuduğunu, psikolojik sorunları nedeniyle (tabii ki tamamen uydurmaca) yanında olmayı tercih ettiğimizden dolayı Toronto’da kaldığımızı, o okulunu bitirip Kanada’dan ayrılınca da, bizim evimize, yani Maryland’a dönmeye karar verdiğimizi anlatıyoruz gayet sakin !!

Bizi dinleyen tek tip memur yanındaki diğer tek tip memura: ‘ sence bu hikaye inandırıcı mı?’ diye soruyor..  Diğer memur safça bize bakıyor!! Ne desin?  Kararsızca  bir şeyler geveliyor..

Sıra bir sonraki etapta.. Tek tip memur yılmadan savaşa devam ediyor.. Bu kez, ‘ ne kadar süredir Ontario’dasınız?’ diye soruyor..

Bu soru da bizim yumuşak karnımız işte!! Çünkü, göçmenlik yasasına göre Amerika dışında geçirilebilecek süre ilk 6 ay, o da, göçmenlik bürosundan gerekli izni almak suretiyle iken, biz 1998’de ilk girişi yapıp kayıtları oluşturduktan ve kimliklerimizi aldıktan sonra araziyiz!!

Birbirimize bakıyoruz ve kararsızca ‘ bir yıl mıydı?? Haa yok galiba biraz fazlası da vardı, yoksa 2 yıl mıydı yok yok......!!!’ diye bir şeyler geveliyoruz!!

Bu arada belirtmelim ki:  biz gayet safça, Amerikan devletinin, Greencard ların arkasındaki manyetik bantı her giriş ve çıkışta okuttuklarından olacak, bilgisayar kayıtlarından bizim her giriş- çıkışımızı görebildiğini sanıyoruz ve yalan beyanda da  bulunmanın suç olduğunu bildiğimizden işi muallak ifadelerle geçiştirmeye çalışıyor, bu nedenle  de kayıtsızlığa ve üzerinize afiyet, aptallığa vuruyoruz.

Ama aslında şöyle yanılıyoruz: Amerikalılar, Greencard manyetik alanında kimlik bilgileri hariç başka bir kayıt  tutmadıkları için ve biz o ülkede kalarak herhangi bir kayıt oluşturmadığımızdan, bizimle ilgili hiç bir şeyi göremiyor çaresizler!!

Vur, tut, pazarlık yaparcasına, epeydir (!) dışarıda olduğumuz konusunda muallak beyanımızı veriyoruz..

Bu noktada tek tip memur tekrar kaçak oynadığımız sahaya dönüyor ve bu kez daha ciddi bizi sıkıştırma çabasında.. 

‘peki Kanada da bu kadar uzun kalabildiğinize göre orada statünüz nedir?’  Biz ‘göçmen’ diyoruz... Hay demez olaydık !! tek tip memur bu kez iyice şaşkın! ‘hem orada hem de burada mı?’ diyor, Yanıt: ‘tabii ki’... (Tabii olan her neyse !!! kimse ondan emin değil şu anda...)

Bu kez de:‘Peki Kanada göçmenlik evrakınızı göreyim’ diyor. Ben, umutsuzca çantamda evrakı arıyorum!! Ama bulamıyorum veee sonra hatırlıyorum (!)  

‘O-oooo....  kızımızda kalmış!!’ Tek tip memurun şaşkınlıktan gözleri büyüyor ‘ yani şimdi, sizin Kanada göçmenlik kağıtlarınızı kızınız alıp gitmiş mi ???’ diyor..  Ben: ‘ sanırım !!’ diye yanıtlıyorum..

O, sabırsızca;

‘Kanada da vatandaş oldunuz mu?’ diye soruyor..

Ben yine hafif moron rolüme devamla Cemal’e dönüyorum ‘ olduk muydu?’ diye soruyorum... Cemal, ‘bilmem ki..??’ babından birşeyler söylüyor.. Kısacası bu konuda bayağı kararsızız !!

Tek tip memur bıkkın ve umutsuz!!.. Sonunda bana dönüyor:

‘Lütfen bel çantanıza bakabilir miyim ?’ diyor,  kendimden emin bir eda ile çantayı uzatıyorum...

Cüzdanımı açıyor ve ilk sayfada Kanada Vatandaşlık kartım utanmazca sırıtıyor... O bu kez mal bulmuşçasına:’ Siz Kanada vatandaşısınız !!’ Ve Cemale dönüp, ‘sizde de vatandaşlık kartı var mı?’ diyor..

‘Evet !’

Aptalı oynamakta ısrarlı olan bana dönerek; ‘ Pekiii, kızınızda da bu küçük kartın aynısından var mıydı?’ (Tanrım, adam bana resmen salak muamelesi yapıyor ve ben bunu kesinlikle hakettim !!)

‘ hmm .. galiba vardı buna bezer bir kart !!’

O, rahatlamış bir yüz ifadesiyle ‘oh, işte şimdi oldu.. sizler Kanada vatandaşlarısınız ve bu, durumu tamamen değiştiriyor ! ‘  diyor. Şaşkınlık sırası kesinlikle bizde.. Sonra açıklıyor, hafif sıkılgan; ‘ben de sizi sınırdan illegal bir şeyler sokmaya çalışıyorsunuz sandım !’   (tabii bu arada, ne Kanada ne de başka bir ülkeye ait bir pasaportumuzun olup olmadığı bu ana kadar sorulmuş değil ve daha da hiç  sorulmayacak ..!!!)

Ben; “gitti bizim Greencard” diye düşünürken, tek tip memur bizden izin isteyip, camlı bölmede oturan bayan şefe durumu danışmaya gidiyor..

Eh artık Greencard’lar da gittiğine göre, bari turistik bir seyahat yapar, gezer tozar tekrar Kanada’ya döneriz diye aramızda konuşup anlaşıyoruz.. ve bu kararın verdiği huzurla koltuklara oturup etrafa sakin ve mutlu bakışlar fırlatıyoruz..

Tek tip memur bir-iki dakika sonra geri geliyor ve Kanada’da gayrimenkul ya da paramız olup olmadığını soruyor. Biz saf saf, ‘evet bankada bir-iki bin dolar var’ ..

Bu kez “Maryland’da bir şeyiniz var mı?” diyor.  Biz, gururla, “evet, bir-iki on bin dolar.. bankada...” yanıtını veriyoruz..

Tek tip memur son derece rahatlamış bir ifadeyle “peki Maryland da adresiniz var mı? Nereye gidiyorsunuz?” diye soruyor, biz de bu kez gayet kendimizden emin; “hayır adres falan yok, ama biz bir-kaç gün otelde kalıp ev tutacağız ve  iş bulacağız!” (Tabii tabi.. bizi bekliyorlardı zaten!!) ve devam ediyoruz heyecanla “aslında amacımız bir tekne alıp teknede yaşamak..” diye hevesten parlayan gözlerle anlatmaya devam ediyoruz..

Tek tip memurumuz da artık kendinden çok emin; bir dakika daha izin istiyor..

Biraz sonra şefin odasından elinde daha önce gaspettikleri vatandaşlık kartlarımız, Maryland ID kartım ve Greencard’larımızı damgalı bir kağıt eşliğinde bize uzatıyor, ‘evinize hoş geldiniz, ve tabii iyi şanslar !!’ diyor..

Biz paralize vaziyetteyiz!!

‘Nasıl yani?’

O gayet sevimli; ‘tamam, bir sorun yok, güle güle gidin’ diyor..

Yavaş yavaş kendimize geliyoruz..  O ise bankonun ardından çıkıp yanımıza geliyor ve elini dostça Cemal’in omzuna koyarak, sözlerine devam ediyor; ‘ kızınız şimdi nasıl, gittiği yerden memnun mu, yanında ona göz kulak olacak kimse var mı?’ diyor, iyice şaşkın; ‘gayet iyi, evet, erkek arkadaşı’ diyoruz hafif buruk..

Adam, ‘eh gençler o yaşta artık pek anne-babalarını dinlemiyor..’ diyor bizi teselli etmeye çalışan bir ifadeyle..

Adam bize eşlik ederek, gümrük memurlarının bankosuna doğru gidiyoruz; ‘arabanızı USA’ya ithal edecek misiniz?’ diye soruyor.. Biz; ‘neden olmasın?’ diyoruz..

Gümrük memurlarına  bizim adımıza hevesle  ithal prosedürünü soruyor, onlar ise hevessizce ve gayet lakayt bir şekilde ‘dert etmeyin, arabanızı 1 yıl süresince plaka falan değiştirmeden USA’da kullanabilirsiniz’ diyorlar..

Hey gözünü sevdiğimin tok gözlü devleti ve gümrük memurları... ah.. ah..

Biz verdikleri bilgiler için teşekkür ediyor ve uzatmalı INS memurumuz ile vedalaşıp, mavi örtüsü parçalanmış traileri ile bizi bekleyen mahzun arabamıza sevinçle yönelirken, elimizdeki damgalı kağıda bakıyoruz.. ‘daily visit’ yazıyor,, bu arabanın da aranmasına gerek olmadığı anlamına geliyor!!..

Şaşkınlık ve sevinçle kemerlerimizi bağlayıp, yeni ülkemizde yepyeni bir hayata doğru yola koyuluyoruz..

 

Ayşe Demetçi