Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe M. Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Teoman Arsay
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe M. Demetçi  / Tatil No 2 ve Müyra 2006

Dost Köşesi    

 

 

Sezon hızla akıp geçiyor, güzel havalar yerini boğucu havalara bıraktı. Öyle ki, artık sıcaklar bizi asla terk etmeyecek duygusuna kapılmaya başlamıştık ki, Ağustos ile birlikte sıcaklar da bizi biraz ağırca terk etmeye başladı. Bu kez de sezonu kaçırma telaşına düşerek, kalan izinleri ne kaldıysa kullanmaya karar verdik.

Beyinleri tatil fikrine hazırlarken, büyük boy naylon torbaları da, biraz kötü hava biraz da iyi hava için giysileri, ya onu ve bunu bulamazsak diye kutulu gıda maddelerini, ya karaya çıkamazsak diye meyve ve sebzeyi istiflemeye başladık. Bu hazırlık süreci yaklaşık bir hafta kadar sürdü.. Kolay mı? Kerbela’ya gidiyoruz ya !! Torbalar büyüklü küçüklü koridora dizilmeye başladılar. Birden koridor bitti !

Bu kez hepsi yeniden gözden geçirilmeye başlanıp sayıları üçte bire indi ve orada kaldı..

16 Eylül Cumartesi günü, önümüzde 9 adet tatil gününün bulunmasının rehavetine kapılarak, kahvaltıdan sonra teknenin yolunu tuttuk. Yıkadık, yerleştirdik, su ikmali yaptık, derken saat 14 de Fenerbahçe Marina’dan yola çıkabildik. Hava biraz bulutlu ama tatlı bir Poyraz var. Bir önceki tatil’deki havadan ağzımız yanık ya, azıcık tedirginiz..

Yelkenlerimizi açtık, ilk hedef Silivri, anca hava kararmadan oraya demirleriz diyoruz.

Ara sıra güneş bulutların arasından bize bir bakış atıp kaçıyor, ama itiraf etmeliyim ki, harika bir yolculuk!

 

GÜZELCE - Cumartesi

Hava kararmaya yüz tuttuğunda ancak Güzelce açıklarındaydık. Yıllar önce teknemizi bağlayacak bir marina ararken burayı da ziyaret etmiştik. Fiziksel olarak inşası tamamlanmıştı, ama çok sahipsizdi o zaman. Bu kez Marina gibi görünüyordu gerçekten. Elektrik ve su bağlantıları tamamlanmış, güvenlik ve bağlama hizmeti veriyorlar, market bile var. Günü geceye terk etmekte olan güneşin son ışıklarıyla bağlanma işlemimizi gerçekleştirdik ve akşam yemeği törenine hazırlanmaya başlamıştık ki, güvenlik ekibi müjdeyi verdi. 53 YTL ödememiz gerekiyormuş! 1 Gecelik ! Ben de buralarda tek kazıkçı Çanakkale Belediyesi sanmıştım, burası da orayı hiç aratmıyor doğrusu..Ödedik tabii. Tekneci vatandaşın boynu kıldan ince, üstelik de Cumartesi akşamı, itiraz mercii tatilde!..

 

TEKİRDAĞ - Pazar

Sabah kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Yine güneşli bir hava ve oldukça güzel bir Poyraz ile seyrediyoruz.. Geçen yolculukta Marmara Ereğlisi bizi sabahlattığından bu kez orayı hiç düşünmeden es geçtik. Hedef Tekirdağ. Gayet kabul edilebilir bir saatte Tekirdağ’a ulaştık. Oldukça boştu marina bu kez. Sezonluk olarak bağlanmış klasik bir İngiliz teknesinin arkasına bordaladık. Tekirdağ marina oldukça sahipsiz, hele Pazar günü neredeyse ipini koparan burada. Mahallenin delisi de bu kalabalığa dahil! Bir grup genç gelip İngiliz teknesine çıkarak orayı kendilerine piknik yeri seçtiler. Neyse ki o tekneye göz kulak olan bir bey gelerek onları kibarca karaya aldı. Saat yedi’ye doğru Marina boşalmaya başladı, yayaların kapısı kilitlendi, ama Nasrettin Hoca’nın türbesi misali araç yolu herkese açık!

Bizim hedefimiz Özcanlarda köfte, tam yola koyulacaktık ki, Tekirdağlı denizci Cengiz bey ve eşi Pervin hanım yanımıza geldiler.  Malum, denizciler bir sohbete başlayınca kırk yıllık dost oluverirler, laf lafı açar.. Bizde de aynen öyle oldu. Tekirdağ’da artık dostlarımız var.

Marina’nın sahipsizliği bizi de tedirgin ettiğinden, hızla köftemizi yiyip tekneye döndük.

Sorunsuz bir gece ve sabahı.. Bu tatil galiba şans bizimle. Hava geceleri uyumamıza izin veriyor!

 

GELİBOLU - Pazartesi

Pazartesi günü yine hoş bir hava ve 120 den gelen tatlı bir poyraz. Yelken-motor.. Bu kez hedef Mürefte ya da yetişebilirsek Gelibolu.  Müreftede daha pek erken, yola devam dedik. Ancak gece bastı iyice. Gelibolu’ya ulaşmaya çalışıyoruz. Hava çok karanlık, seyir ışıkları hariç bütün ışık kaynaklarını kapattık ki gözümüz karanlığa alışsın diye. Yine de karanlıkların içinden tam bir karanlık hayalet halinde gelen bir balıkçı teknesinin varlığından sadece sesi sayesinde haberdar olabildik..

Gece 10 gibi Gelibolu koyuna girdik. Büyük balıkçı ve yük motorları durmaksızın liman civarında terör estirirken minicik limana girmek istemedik ve demirleyecek yer aramaya başladık. Neyse ki GPS ve derinlik göstergesi var. Ama yine de tedirginiz. Koyun iç taraflarında lağım kokusundan durmak mümkün değil. Biz de Atatürk heykelinin önüne demirledik. Ne de olsa tanıdık bir şahsiyet, kendimizi yabancı hissetmedik sayesinde.

Gece boyunca motorların terörü gürültü ve dalga halinde devam etti. Doğrusu iyi uyuyamadık bu kez.

 

BOZCAADA - Salı

Sabah erkenden demirimizi toplayıp yola koyulduk. Kahvaltı yolda piknik şeklinde olacak bugün... Zaten akıntı da bizden yana. Hava harika, sıcacık bir güneş ve frişka rüzgar. Daha ne istenebilir ki!

Çanakkale boğazının kuzey kıyısından kayarak aktık Ege’ye doğru. Bu kıyıda doğa olağanüstü yeşil ve el deymemiş. Mutlu olduk..

Bozcaada ufukta belirdi. Tam liman ağzında bir firkateyn bayraklarla süslenmiş. Yarın Bozcaada’nın kurtuluş günü.. Ilk kez geliyoruz Bozcaada limanına. Hemen karadan yardım yetişti. Bir Yunan ve bir Alman teknesinin yanına bağlandık. Liman bomboş. Okulların açılmasıyla ada kış yalnızlığına çekilmiş. Elektrik ve suya bağlandık.

Teknenin altı kekamoz dolmuş, Kaptan Cemo yola çıktığımızdan beri hızımızdan şikayet edip durdu.  Ama bu kez burada güneşli havayı ve billur gibi denizi görünce, kekamozlardan kurtulmaya karar verip suya atladı. Aradan yarım saat geçti ve çıktı! Brrrr…. O kadar ıvır zıvır alırken, ne yazık ki en gerekli şeyi yani dalış elbisesini unutmuşuz. Dalış okuluna ilk başladığımız yıllardaki yönteme, yani birkaç kat sweatshirt üst üste giyme yöntemine başvurduk. Tabii bu kez işi iyice abartıp, tüp, BC ve regülatörü de hazırlayarak tam tekmil bir dalışı gerçekleştirdi. Temizlik bittiğinde akşam olmuştu. Cemo’nun  üzerinden ve saçlarının arasından sağa sola hızla kaçışarak yerle bir olan habitatlarının şaşkınlığını yaşayan böcekleri temizledik ve takımları yıkadıktan sonra artık karaya çıkmaya, Bozcaada’yı keşfetmeye ve balık yemeye hazırdık.

Adanın tek dalış okulunun sahibi bizim Caddebostan Balıkadamlar Kulübü’nden Benan ile limanda karşılaştık. Havadan ve sudan derken, Benan, Bozcaada’nın sezonda bile bu kadar sakin bir gün geçirmediğini belirtti.. Ofisinde bize hava durumu bilgisini verdi. Şimdilik bir sorun yok! Artık ver elini balık ve deniz ürünleri.. İşte tatil bu !

 

CUMALI LIMANI - Çarşamba

Sabah bando-mızıka ve işte Bozcaada’nın kurtuluş şenlikleri başlamış. Güzel bir kahvaltı ardından iskeleye yanaşıp mazot takviyesi de yaparak yeniden yola çıktık. Bu kez akıntıya ters boğazı tırmanacağız. Güneş batıncaya kadar gidebildiğimiz yere kadar..

Önce Çanakkale tarafından, Kilitbahir’de karşıya geçerek Nara’yı da geride bıraktık. Güneş battığında Cumalı Limanına girdik ve tersanenin önünde demirledik. Yazlık evler neredeyse tamamen terkedilmiş, ama tersane harıl harıl çalışıyor. Eh artık bırakırlar… derken sabah oldu. Onlar non-stop çalıştılar.

 

ŞARKÖY - Perşembe

Biz ise sakin ve keyifli bir kahvaltının ardından tekrar boğazı tırmanmaya devam ettik. Artık çok yolumuz kalmadı. Cuma günü MÜYRA ile Mürefte’de buluşmayı hedeflediğimizden vakit konusunda rahatız. Öğlen saatlerinde Şarköy’e ulaştığımızda hava iyice bulutlanmıştı. Şarköy barınağına girince bize Sahil Güvenlik iskelesinin yanındaki taş iskeleyi işaret ettiler kıyıdan. Hemen oraya yöneldik. Sahil Güvenlik aşçısı Hüsamettin kardeşimiz bağlanmamıza yardım etti. Pek hoşsohbet bir insan olan bu kardeşimiz ancak yumurta pişirebilirken askerde nasıl aşçı olduğunu anlattı ve bizi epeyce güldürdü.

Artık bu küçük yerleşim yerini keşfetmenin vakti geldi. Ne olur ne olmaz diye son anda yağmurluklarımızı da alıp yola koyulduk.  Limanda balıkçılarla sohbet ederken yağmur çiselemeye başladı. Daha limandan çıkmamıştık ki bir tufan.. Şimşekler sağnak yağmur, ama öyle böyle değil, seller götürüyor.. Önce bir binanın çatısının altına sığındık ama bina ayaklarımızın altından sel sularıyla kaymaya başlayınca sular altında kalan yolun  karşısına koştuk ve bir cafe’ye sığındığımızda, yağmurluklara rağmen üzerimizdeki her şeyde sular süzülüyordu. Kahveci bize kuru bir oturacak yer ve sıcak çay verirken aslında dünyaları verdi.

Kırk beş dakika kadar yağmurun azalmasını bekledik ve ardından sular altında kalan Şarköy caddelerinde kimi yerde yürüyerek, kimi yerde de yarı yarıya yüzerek bir Şarköy turu attık. Alışverişimizi yaptık, Şarköy şarabı aldı, er Hüsamettin için yemek kitabı aradık, akşam için paket servisine Karadeniz pidesi ısmarlayıp ve sanki hiçbir şey olmamışçasına ama iki amfibiyan olarak tekneye döndük.

Gece çok sakindi, eh Sahil Güvenlik iskelesinde güvendeydik ya, biraz heyecan olsun dedik ve bir korku filmi seyrederek geceyi tamamladık.

 

MÜREFTE – MÜYRA - Cuma

Bugün de zaman sorunumuz yok, vakit bol, yol kısa. Bu da gerine gerine bir kahvaltı demek. Balıkçılar palamuttan döndüler, saat dokuzu geçiyordu. Üç canlı palamudu nüfusumuza geçirdik. Hüsamettin’e veda edip nazlı nazlı yola koyulduk. Saat 11 gibi Mürefte’ye girip Mesut Bey’in yardımıyla bağlandık. Geçen haftadan gelen ve MÜYRA’ya katılmak üzere teknelerini Mürefte’ye bağlayıp bırakanlar bizden önce ipi göğüslemişlerdi bile.

Öğleden sonra tekrar yağmur başladı. En önce Mat olmak üzere MÜYRA tekneleri birer birer gelmeye başladılar. Adnan Kutman ve eşi bizlere hoş geldin’e uğrayıp yemek programı hakkında bilgi verdiler. Değişiklik olsun diye bu kez Mürefte limanında balık yemeye davetliydik. Rallinin en minik teknesi Ada da Mürefte’ye ulaştıktan sonra tüm ekip tamamlandı. Törenle plaketler verilerek, kadehler kalktı ve ralli geleneğinin unutulmaz akşamlarından biri daha yaşandı. Dostluklar pekişti, sohbetler koyulaştı ve geceye yayıldı. Hazır yeri gelmişken, bu gecenin ve genel olarak MÜYRA’nın ev sahipleri Kutman’lara konukseverlikleri için tekrar teşekkür ederiz.

Gece yarısına doğru, arabası henüz kabağa dönüşmeden, İlker son İstanbul otobüsünden inip Albatross ekibine katıldı.

 

MÜYRA – Cumartesi

Sabah birlikte paylaşılan kahvaltının ardından Kutman’ların minibüsleri geldi. Bizim minibüsümüzün şoförü Adnan Kutman’dı. Hem şoför hem de doğup büyüdüğü yerin rehberi olarak Mürefte’nin tarihinden sosyal ve kültürel yapısına kadar her konuda geniş bilgi dağarcığını bizlerle paylaştı. Sağ olsun, Varolsun. Önce Kutman şarap fabrikasını, ardından özel şarap müzesi’ni gezdik. Finalde şarap tadımı ve sucuk BBQ vardı.

Hala nasıl düz yürüyebildiğimize biraz şaşırarak teknelere döndük. Ev sahiplerimize teşekkür ve veda ederek vira demir dedik. Dün geceden beri esmeye başlayan rüzgar Pazartesi günü beklenen ‘Kestane Karası’ fırtınasının biraz erken gelmesinin habercisi mi acaba? Biz en iyisi dönüş yolunu biraz kısaltalım dedik ve Tekirdağ’a yelken bastık. Alacakaranlıkta marinaya girip bağlandık. Akşama tabii ki Özcanlarda köfte var yine.   

Son ekip Ada da köfteciye ulaşınca bu yılki MÜYRA’nın son yemeği de hep birlikte keyifle yendi.

Komodor’umuz dönüşte topluca bir seremoninin olmadığı bilgisini verince, doğrudan Fenerbahçe’ye dümen tutmaya karar verdik.

 

MÜYRA - Pazar

Gece boyunca bordaladığımız yerde halat gerip durduk. Uyumak ne mümkün! Hepimiz birer kez, ben daha sonra iki kez daha çapraz halat aldık. Tabii ki bir mantığı olduğundan değil, sadece kendimi rahatlatıp uyutmak için, yemin ederim! Başarılı olma konusu yine de tartışılır. Sert rüzgar artarak devam ediyor. Dalgalar heyecanlı, yerlerinde duramıyorlar.

Sabahı balıkçıların bağırışlarıyla uyandığımızda saat 6 ya geliyordu. Kafamızı tekneden çıkarıp bakınca, gökyüzünün yerinde bir balıkçı gemisinin pruvasının durmakta olduğunu gördük. Öylesine milimetrik yanaşmış ki, biz neredeyse altında duruyoruz.!

Panik… panik! (tabii ki kendimden bahsediyorum, dediklerimin kaptan Cemo ile hiçbir ilgisi yoktur)  Cemo ve İlker’in şaşkın bakışları altında o sayısız palamar ve çaprazdan kurtulup, motorla bulunduğumuz delikten çıkmayı başardık. Giderken hayretle çıktığımız deliğe takıldı gözüm: Görünen şu ki, balıkçı aslında bizim orada olduğumuz gerçeğini pek kale almamış!

Bundan sonraki 14 saat boyunca roller-koster bizi bir dalga üstüne aldı, bir dalga arasına düşürdü, kısacası iyice çırptı. Bu arada yağmur geçişleri ile serpinti bizleri ıslatma konusunda birbirleri ile yarıştılar.  Şimşek ve gök gürültüleri de olaya ayrı bir renk kattı.

Bir ara hızımız dalgalar yüzünden 2-3 mile düşünce, buralarda karaya varmadan yaşlanıp göçüp gideceğimiz sanısına kapıldık. Kıyıya yanaşırsak dalgalar biraz boydan kaybederler diye umutlanıp hızla Güzelce (eski adı Çöplüce) Marinayı hedefe aldık.

Kıyı neyse ki dalga boyu bakımından bize daha mantıklı davrandı. Hedefleri kısa tutarak kendimizi mutlu ederek yola devam ettik. Fenerbahçe’ye girdiğimizde gece saat 10’a geliyordu. Eh, bu çılgın yolculuk da burada sona erdi. Darısı……. falan kalmadı bu kez serpecek!  

Bu, güzel başlayıp güzel devam eden tatil, yine bize bir sürpriz son hazırlamıştı işte !!

 

Ayşe Demetçi       
S/Y Albatross        

 

Ayşe Demetçi


13.12.2006