|

Sezon hızla
akıp geçiyor, güzel havalar yerini boğucu havalara bıraktı. Öyle
ki, artık sıcaklar bizi asla terk etmeyecek duygusuna kapılmaya
başlamıştık ki, Ağustos ile birlikte sıcaklar da bizi biraz
ağırca terk etmeye başladı. Bu kez de sezonu kaçırma telaşına
düşerek, kalan izinleri ne kaldıysa kullanmaya karar verdik.
Beyinleri
tatil fikrine hazırlarken, büyük boy naylon torbaları da, biraz
kötü hava biraz da iyi hava için giysileri, ya onu ve bunu
bulamazsak diye kutulu gıda maddelerini, ya karaya çıkamazsak
diye meyve ve sebzeyi istiflemeye başladık. Bu hazırlık süreci
yaklaşık bir hafta kadar sürdü.. Kolay mı? Kerbela’ya gidiyoruz
ya !! Torbalar büyüklü küçüklü koridora dizilmeye başladılar.
Birden koridor bitti !
Bu kez hepsi
yeniden gözden geçirilmeye başlanıp sayıları üçte bire indi ve
orada kaldı..
16 Eylül
Cumartesi günü, önümüzde 9 adet tatil gününün bulunmasının
rehavetine kapılarak, kahvaltıdan sonra teknenin yolunu tuttuk.
Yıkadık, yerleştirdik, su ikmali yaptık, derken saat 14 de
Fenerbahçe Marina’dan yola çıkabildik. Hava biraz bulutlu ama
tatlı bir Poyraz var. Bir önceki tatil’deki havadan ağzımız
yanık ya, azıcık tedirginiz..
Yelkenlerimizi açtık, ilk hedef Silivri, anca hava kararmadan
oraya demirleriz diyoruz.
Ara sıra
güneş bulutların arasından bize bir bakış atıp kaçıyor, ama
itiraf etmeliyim ki, harika bir yolculuk!
GÜZELCE - Cumartesi
Hava
kararmaya yüz tuttuğunda ancak Güzelce açıklarındaydık. Yıllar
önce teknemizi bağlayacak bir marina ararken burayı da ziyaret
etmiştik. Fiziksel olarak inşası tamamlanmıştı, ama çok
sahipsizdi o zaman. Bu kez Marina gibi görünüyordu gerçekten.
Elektrik ve su bağlantıları tamamlanmış, güvenlik ve bağlama
hizmeti veriyorlar, market bile var. Günü geceye terk etmekte
olan güneşin son ışıklarıyla bağlanma işlemimizi gerçekleştirdik
ve akşam yemeği törenine hazırlanmaya başlamıştık ki, güvenlik
ekibi müjdeyi verdi. 53 YTL ödememiz gerekiyormuş! 1 Gecelik !
Ben de buralarda tek kazıkçı Çanakkale Belediyesi sanmıştım,
burası da orayı hiç aratmıyor doğrusu..Ödedik tabii. Tekneci
vatandaşın boynu kıldan ince, üstelik de Cumartesi akşamı,
itiraz mercii tatilde!..
TEKİRDAĞ - Pazar
Sabah
kahvaltıdan sonra yola koyulduk. Yine güneşli bir hava ve
oldukça güzel bir Poyraz ile seyrediyoruz.. Geçen yolculukta
Marmara Ereğlisi bizi sabahlattığından bu kez orayı hiç
düşünmeden es geçtik. Hedef Tekirdağ. Gayet kabul edilebilir bir
saatte Tekirdağ’a ulaştık. Oldukça boştu marina bu kez. Sezonluk
olarak bağlanmış klasik bir İngiliz teknesinin arkasına
bordaladık. Tekirdağ marina oldukça sahipsiz, hele Pazar günü
neredeyse ipini koparan burada. Mahallenin delisi de bu
kalabalığa dahil! Bir grup genç gelip İngiliz teknesine çıkarak
orayı kendilerine piknik yeri seçtiler. Neyse ki o tekneye göz
kulak olan bir bey gelerek onları kibarca karaya aldı. Saat
yedi’ye doğru Marina boşalmaya başladı, yayaların kapısı
kilitlendi, ama Nasrettin Hoca’nın türbesi misali araç yolu
herkese açık!
Bizim
hedefimiz Özcanlarda köfte, tam yola koyulacaktık ki, Tekirdağlı
denizci Cengiz bey ve eşi Pervin hanım yanımıza geldiler.
Malum, denizciler bir sohbete başlayınca kırk yıllık dost
oluverirler, laf lafı açar.. Bizde de aynen öyle oldu.
Tekirdağ’da artık dostlarımız var.
Marina’nın
sahipsizliği bizi de tedirgin ettiğinden, hızla köftemizi yiyip
tekneye döndük.
Sorunsuz bir
gece ve sabahı.. Bu tatil galiba şans bizimle. Hava geceleri
uyumamıza izin veriyor!
GELİBOLU - Pazartesi
Pazartesi
günü yine hoş bir hava ve 120 den gelen tatlı bir poyraz.
Yelken-motor.. Bu kez hedef Mürefte ya da yetişebilirsek
Gelibolu. Müreftede daha pek erken, yola devam dedik. Ancak
gece bastı iyice. Gelibolu’ya ulaşmaya çalışıyoruz. Hava çok
karanlık, seyir ışıkları hariç bütün ışık kaynaklarını kapattık
ki gözümüz karanlığa alışsın diye. Yine de karanlıkların içinden
tam bir karanlık hayalet halinde gelen bir balıkçı teknesinin
varlığından sadece sesi sayesinde haberdar olabildik..
Gece 10 gibi
Gelibolu koyuna girdik. Büyük balıkçı ve yük motorları
durmaksızın liman civarında terör estirirken minicik limana
girmek istemedik ve demirleyecek yer aramaya başladık. Neyse ki
GPS ve derinlik göstergesi var. Ama yine de tedirginiz. Koyun iç
taraflarında lağım kokusundan durmak mümkün değil. Biz de
Atatürk heykelinin önüne demirledik. Ne de olsa tanıdık bir
şahsiyet, kendimizi yabancı hissetmedik sayesinde.
Gece boyunca
motorların terörü gürültü ve dalga halinde devam etti. Doğrusu
iyi uyuyamadık bu kez.
BOZCAADA - Salı
Sabah
erkenden demirimizi toplayıp yola koyulduk. Kahvaltı yolda
piknik şeklinde olacak bugün... Zaten akıntı da bizden yana.
Hava harika, sıcacık bir güneş ve frişka rüzgar. Daha ne
istenebilir ki!
Çanakkale
boğazının kuzey kıyısından kayarak aktık Ege’ye doğru. Bu kıyıda
doğa olağanüstü yeşil ve el deymemiş. Mutlu olduk..
Bozcaada
ufukta belirdi. Tam liman ağzında bir firkateyn bayraklarla
süslenmiş. Yarın Bozcaada’nın kurtuluş günü.. Ilk kez geliyoruz
Bozcaada limanına. Hemen karadan yardım yetişti. Bir Yunan ve
bir Alman teknesinin yanına bağlandık. Liman bomboş. Okulların
açılmasıyla ada kış yalnızlığına çekilmiş. Elektrik ve suya
bağlandık.
Teknenin altı
kekamoz dolmuş, Kaptan Cemo yola çıktığımızdan beri hızımızdan
şikayet edip durdu. Ama bu kez burada güneşli havayı ve billur
gibi denizi görünce, kekamozlardan kurtulmaya karar verip suya
atladı. Aradan yarım saat geçti ve çıktı! Brrrr…. O kadar ıvır
zıvır alırken, ne yazık ki en gerekli şeyi yani dalış elbisesini
unutmuşuz. Dalış okuluna ilk başladığımız yıllardaki yönteme,
yani birkaç kat sweatshirt üst üste giyme yöntemine başvurduk.
Tabii bu kez işi iyice abartıp, tüp, BC ve regülatörü de
hazırlayarak tam tekmil bir dalışı gerçekleştirdi. Temizlik
bittiğinde akşam olmuştu. Cemo’nun üzerinden ve saçlarının
arasından sağa sola hızla kaçışarak yerle bir olan
habitatlarının şaşkınlığını yaşayan böcekleri temizledik ve
takımları yıkadıktan sonra artık karaya çıkmaya, Bozcaada’yı
keşfetmeye ve balık yemeye hazırdık.
Adanın tek
dalış okulunun sahibi bizim Caddebostan Balıkadamlar Kulübü’nden
Benan ile limanda karşılaştık. Havadan ve sudan derken, Benan,
Bozcaada’nın sezonda bile bu kadar sakin bir gün geçirmediğini
belirtti.. Ofisinde bize hava durumu bilgisini verdi. Şimdilik
bir sorun yok! Artık ver elini balık ve deniz ürünleri.. İşte
tatil bu !
CUMALI LIMANI - Çarşamba
Sabah
bando-mızıka ve işte Bozcaada’nın kurtuluş şenlikleri başlamış.
Güzel bir kahvaltı ardından iskeleye yanaşıp mazot takviyesi de
yaparak yeniden yola çıktık. Bu kez akıntıya ters boğazı
tırmanacağız. Güneş batıncaya kadar gidebildiğimiz yere kadar..
Önce
Çanakkale tarafından, Kilitbahir’de karşıya geçerek Nara’yı da
geride bıraktık. Güneş battığında Cumalı Limanına girdik ve
tersanenin önünde demirledik. Yazlık evler neredeyse tamamen
terkedilmiş, ama tersane harıl harıl çalışıyor. Eh artık
bırakırlar… derken sabah oldu. Onlar non-stop çalıştılar.
ŞARKÖY - Perşembe
Biz ise sakin
ve keyifli bir kahvaltının ardından tekrar boğazı tırmanmaya
devam ettik. Artık çok yolumuz kalmadı. Cuma günü MÜYRA ile
Mürefte’de buluşmayı hedeflediğimizden vakit konusunda rahatız.
Öğlen saatlerinde Şarköy’e ulaştığımızda hava iyice
bulutlanmıştı. Şarköy barınağına girince bize Sahil Güvenlik
iskelesinin yanındaki taş iskeleyi işaret ettiler kıyıdan. Hemen
oraya yöneldik. Sahil Güvenlik aşçısı Hüsamettin kardeşimiz
bağlanmamıza yardım etti. Pek hoşsohbet bir insan olan bu
kardeşimiz ancak yumurta pişirebilirken askerde nasıl aşçı
olduğunu anlattı ve bizi epeyce güldürdü.
Artık bu
küçük yerleşim yerini keşfetmenin vakti geldi. Ne olur ne olmaz
diye son anda yağmurluklarımızı da alıp yola koyulduk. Limanda
balıkçılarla sohbet ederken yağmur çiselemeye başladı. Daha
limandan çıkmamıştık ki bir tufan.. Şimşekler sağnak yağmur, ama
öyle böyle değil, seller götürüyor.. Önce bir binanın çatısının
altına sığındık ama bina ayaklarımızın altından sel sularıyla
kaymaya başlayınca sular altında kalan yolun karşısına koştuk
ve bir cafe’ye sığındığımızda, yağmurluklara rağmen üzerimizdeki
her şeyde sular süzülüyordu. Kahveci bize kuru bir oturacak yer
ve sıcak çay verirken aslında dünyaları verdi.
Kırk beş
dakika kadar yağmurun azalmasını bekledik ve ardından sular
altında kalan Şarköy caddelerinde kimi yerde yürüyerek, kimi
yerde de yarı yarıya yüzerek bir Şarköy turu attık.
Alışverişimizi yaptık, Şarköy şarabı aldı, er Hüsamettin için
yemek kitabı aradık, akşam için paket servisine Karadeniz pidesi
ısmarlayıp ve sanki hiçbir şey olmamışçasına ama iki amfibiyan
olarak tekneye döndük.
Gece çok
sakindi, eh Sahil Güvenlik iskelesinde güvendeydik ya, biraz
heyecan olsun dedik ve bir korku filmi seyrederek geceyi
tamamladık.
MÜREFTE – MÜYRA - Cuma
Bugün de
zaman sorunumuz yok, vakit bol, yol kısa. Bu da gerine gerine
bir kahvaltı demek. Balıkçılar palamuttan döndüler, saat dokuzu
geçiyordu. Üç canlı palamudu nüfusumuza geçirdik. Hüsamettin’e
veda edip nazlı nazlı yola koyulduk. Saat 11 gibi Mürefte’ye
girip Mesut Bey’in yardımıyla bağlandık. Geçen haftadan gelen ve
MÜYRA’ya katılmak üzere teknelerini Mürefte’ye bağlayıp
bırakanlar bizden önce ipi göğüslemişlerdi bile.
Öğleden sonra
tekrar yağmur başladı. En önce Mat olmak üzere MÜYRA tekneleri
birer birer gelmeye başladılar. Adnan Kutman ve eşi bizlere hoş
geldin’e uğrayıp yemek programı hakkında bilgi verdiler.
Değişiklik olsun diye bu kez Mürefte limanında balık yemeye
davetliydik. Rallinin en minik teknesi Ada da Mürefte’ye
ulaştıktan sonra tüm ekip tamamlandı. Törenle plaketler
verilerek, kadehler kalktı ve ralli geleneğinin unutulmaz
akşamlarından biri daha yaşandı. Dostluklar pekişti, sohbetler
koyulaştı ve geceye yayıldı. Hazır yeri gelmişken, bu gecenin ve
genel olarak MÜYRA’nın ev sahipleri Kutman’lara
konukseverlikleri için tekrar teşekkür ederiz.
Gece yarısına
doğru, arabası henüz kabağa dönüşmeden, İlker son İstanbul
otobüsünden inip Albatross ekibine katıldı.
MÜYRA – Cumartesi
Sabah
birlikte paylaşılan kahvaltının ardından Kutman’ların
minibüsleri geldi. Bizim minibüsümüzün şoförü Adnan Kutman’dı.
Hem şoför hem de doğup büyüdüğü yerin rehberi olarak Mürefte’nin
tarihinden sosyal ve kültürel yapısına kadar her konuda geniş
bilgi dağarcığını bizlerle paylaştı. Sağ olsun, Varolsun. Önce
Kutman şarap fabrikasını, ardından özel şarap müzesi’ni gezdik.
Finalde şarap tadımı ve sucuk BBQ vardı.
Hala nasıl
düz yürüyebildiğimize biraz şaşırarak teknelere döndük. Ev
sahiplerimize teşekkür ve veda ederek vira demir dedik. Dün
geceden beri esmeye başlayan rüzgar Pazartesi günü beklenen
‘Kestane Karası’ fırtınasının biraz erken gelmesinin habercisi
mi acaba? Biz en iyisi dönüş yolunu biraz kısaltalım dedik ve
Tekirdağ’a yelken bastık. Alacakaranlıkta marinaya girip
bağlandık. Akşama tabii ki Özcanlarda köfte var yine.
Son ekip Ada
da köfteciye ulaşınca bu yılki MÜYRA’nın son yemeği de hep
birlikte keyifle yendi.
Komodor’umuz
dönüşte topluca bir seremoninin olmadığı bilgisini verince,
doğrudan Fenerbahçe’ye dümen tutmaya karar verdik.
MÜYRA - Pazar
Gece boyunca
bordaladığımız yerde halat gerip durduk. Uyumak ne mümkün!
Hepimiz birer kez, ben daha sonra iki kez daha çapraz halat
aldık. Tabii ki bir mantığı olduğundan değil, sadece kendimi
rahatlatıp uyutmak için, yemin ederim! Başarılı olma konusu yine
de tartışılır. Sert rüzgar artarak devam ediyor. Dalgalar
heyecanlı, yerlerinde duramıyorlar.
Sabahı
balıkçıların bağırışlarıyla uyandığımızda saat 6 ya geliyordu.
Kafamızı tekneden çıkarıp bakınca, gökyüzünün yerinde bir
balıkçı gemisinin pruvasının durmakta olduğunu gördük. Öylesine
milimetrik yanaşmış ki, biz neredeyse altında duruyoruz.!
Panik… panik!
(tabii ki kendimden bahsediyorum, dediklerimin kaptan Cemo ile
hiçbir ilgisi yoktur) Cemo ve İlker’in şaşkın bakışları altında
o sayısız palamar ve çaprazdan kurtulup, motorla bulunduğumuz
delikten çıkmayı başardık. Giderken hayretle çıktığımız deliğe
takıldı gözüm: Görünen şu ki, balıkçı aslında bizim orada
olduğumuz gerçeğini pek kale almamış!
Bundan
sonraki 14 saat boyunca roller-koster bizi bir dalga üstüne
aldı, bir dalga arasına düşürdü, kısacası iyice çırptı. Bu arada
yağmur geçişleri ile serpinti bizleri ıslatma konusunda
birbirleri ile yarıştılar. Şimşek ve gök gürültüleri de olaya
ayrı bir renk kattı.
Bir ara
hızımız dalgalar yüzünden 2-3 mile düşünce, buralarda karaya
varmadan yaşlanıp göçüp gideceğimiz sanısına kapıldık. Kıyıya
yanaşırsak dalgalar biraz boydan kaybederler diye umutlanıp
hızla Güzelce (eski adı Çöplüce) Marinayı hedefe aldık.
Kıyı neyse ki
dalga boyu bakımından bize daha mantıklı davrandı. Hedefleri
kısa tutarak kendimizi mutlu ederek yola devam ettik.
Fenerbahçe’ye girdiğimizde gece saat 10’a geliyordu. Eh, bu
çılgın yolculuk da burada sona erdi. Darısı……. falan kalmadı bu
kez serpecek!
Bu, güzel
başlayıp güzel devam eden tatil, yine bize bir sürpriz son
hazırlamıştı işte !!
Ayşe Demetçi
S/Y Albatross
Ayşe Demetçi

13.12.2006
|