Denizce
  e-mail    
denizce@denizce.com
 





Ahmet Serim
Ali Eser
Ali San
Ayşe Mutlu Demetçi
Cem Boyner
Çetin Kent
Çiğdem Tepecik
F.Şadi Gücüm
Haluk Işındağ
Martine Atalay
M.Tınaz Titiz
Recep Dönmez
Sahip Akosman
Tanju Berk
Turgay Tuna
Turgut Tülümen
Yılmaz Dağcı
Yusuf Köprülü

 
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

  Ayşe Mutlu Demetçi  / Kiev Mektubu - VI

Dost Köşesi    

 

 


Tarihimizdeki ünlü Prut bataklıklarını bulduk:

Metro ve Kent

Bizim evin hemen köşesinde olunca metro istasyonu, tabii artık her yerlere metro ile gitmenin yollarını aramaya başladım, bir de 0.50 kopik, sudan ucuz!! (2008-2009 krizinden sonra 4-5 kat arttı maalesef)

Kiev’de oldukça geniş bir metro ağı var. Eski  kenti merkez alıp, dıştaki mahallelere kadar önce artı ve ona bir de çapraz yapıyor, yani toplam 3 ana hat var, onları mavi, kırmızı ve yeşil olarak gösteriyorlar. Karşılaştırmak gerekirse, Toronto’daki metro daha büyüktü doğrusu. Çünkü Toronto çok daha yaygın bir kent, tek katlı evleri nedeniyle. Burada tek katlı ev ancak kentin dışında görülüyor, bir miktar da Dinyepr kıyısında varlar. Burada da kent çevresinde hafiften bir villa tipi ev furyası (suburb) başlamış. Genel kent dokusuna bakarsanız: tartışmasız apartman!  Hem de en az 4-5 kattan başlayıp, uzayıp gidiyorlar. Yeni apartmanlar da dahil, girişlerdeki çirkinlik ve özensizlik insanı şaşırtıyor. Bu kente kesinlikle aklı başında mimarlar lazım..

Gelelim metro istasyonlarına: Merkezdeki istasyonlar gerçekten çok şık. Çoğunlukla mermer iri ayaklar, şık abajurlar ve çeşitli süslemeler var. Toronto ve İstanbul metroları bazılarının yanında sönük kalır! Ama Toronto’nun merkezde yeni yapılan bir iki istasyonu bunlar rekabet edebilir. Diğer semt metroları çok sıradan. Metro istasyonlarından çıkış genelde bir yerden oluyor. Öyle, her tarafa birer çıkış verelim kaygısı yok. Her metroya 3’er yürüyen merdiven iniyor, Ayrıca bir merdiven yok. Üçüncü merdivenler genelde kapalı, anlaşılan yedek! Genelde trene iniş o kadar uzun ki, bazı istasyonlarda yaklaşık 500 metre belki daha da fazla. Tepeden ucunu görmenize imkan yok. Kısacası, yerin yedi kat dibine inmişler.. Nükleer savaştan korunma taktiği mi acaba: Bu nedenle de metroya inen ve çıkan yürüyen merdivenler yüksek hızda ve 45 derecelik bir açı ile iniyorlar ve de tabii ki tren gibi de ses yapıyorlar. Vaktin büyük bölümü bu inme ya da çıkma eylemi ile geçiyor zaten. İstasyon araları oldukça uzak, bu anlamda biraz İstanbul metrosu gibi, ama örneğin Toronto’da metro araları buraya göre en az 2 misli daha yakın.

Metro girişlerinde her tür dilenci var, düzgün giyimli orta yaşlı kadınlar kılık kıyafet satıyorlar, loteryacılar, çiçekçiler, plastik bardaklara doldurdukları çeşitli böğürtlen ve meyveleri satanlar.. Kısacası ne ararsan var. Satıcılar satış için bir gayret göstermiyorlar, genelde bir yere oturuyorlar ve boş bakıyorlar, ya da bira içiyor ve aralarında sohbet ediyorlar. Nerdeee bizdeki satıcılar, adamların en azından sesi çıkar.  Mahmutpaşa, Kapalıçarşı esnafını saymıyorum, çığlık atarak ve saldırgan bir tavırla üzerinize doğru geldiklerinde kendinizi savaş alanında sanır, kaçacak delik ararsınız ya! Bunlar öyle değiller kesinlikle!! Bir önemli eksik, alışveriş merkezleri ya da yer altı çarşılarından metrolara giriş verilmemiş, illa ki sokağa çıkıp metronun ana kapısından gireceksin.. Ayrıca her metronun bir girişi var! Nasıl ama, tasarruf yapmışlar!

Toronto ve İstanbul metrolarına göre bir konuda ise fark atmışlar: Metro vagonlarının tavanlarına koydukları her vagon için 3’er tane yaklaşık 55 ekran LCD TV ekranlarında çeşitli reklam filmleri, turistik yöreleri tanıtıcı filmler oynatıyorlar, böylece o duvar bakışlı insanlardan sıkılmaya gerek kalmıyor. Ama en önemlisi, gelecek durağın adını ve hangi durakta olduğunu hem anons edip hem de  yazıyorlar, işte çok güzel bir hizmet!

Bu arada yer altında, özellikle kent merkezinde geniş bir yer altı çarşısı ağı var, öyle büyük ki, ben hep orada kayboluyorum zaten! Çünkü güneş de yok ki yaklaşık ne tarafa doğru gittiğinizi bilesiniz! İlk fırsatta bir pusula almaya karar verdim. Yoksa navigasyonum kesinlikle iyidir de, alt çarşıda çalışmıyor..

Kentteki yollar da insanı şaşırtan diğer bir unsur. Kavşaklarda öyle bağlantılar yapmışlar ki, anlamsızlığı akıllara durgunluk veriyor. Kesinlikle bilmece gibi ve mantık dışı.  İstanbulda bile biz bu kadarını başaramamışız doğrusu!

Bu kente, bir öncekine ilaveten, kesinlikle aklı başında şehir planlamacıları da lazım!!

 

Kent İçi Taşımacılık

Metro dışında boynuzlular (troleybus) ve midi-minibüsler var. Bunlara Marşrutka diyorlar. Metro ve otobüsler 0.50 kopik (15 kuruş) ama bu minibüsler 1.0 ya da 1.5 Grivna (25 kuruş).  Yaklaşık her yere gidiyorlar. Her mahallede bir genel marşrutka  durağı alanı var.

Ben önceleri dillerini konuşamadığımdan bu araçlara binemedim, ama gerek de olmadı zaten.. Ben bol bol yürüyerek dolaşıyorum yazın ama kışın bu pek olanaklı görünmüyor.

Aynen Toronto’daki ya da Maryland’daki ilk aylarımızda olduğu gibi, haritasız yola çıkmamız imkansız. Adeta ayrılmaz parçamız oldu. Ben arabayla gezerken de co-pilot’luk görevime aynen devam, ama bu kentte başarısız oluyorum  zaman zaman. Çünkü ben yol levhasını (tabii Kiril alfabesiyle yazıldığından!) okuyuncaya kadar geçip gidiyoruz, yetişmem olanaksız! Sonra da kayboluyoruz. En kolay yol bulma metodu ise: Her binanın üzerindeki sokak numarası levhalarında sokağın adı da yazıyor. Bir binanın önünde durmak yeterli oluyor. Yerimizi hemen haritada buluyoruz. Ne tarafa doğru gittiğimize ise, tabii ki güneşe bakarak karar veriyoruz!! 


Bukovel denilen Ukrayna’nın Karpat dağlarındaki tek ünlü kayak merkezi 

Güvenlik

Kiev genelde güvenli bir kent, ev hırsızlığı, kap-kaç, oto hırsızlığı gibi sektörler henüz  hayatiyet kazanamamış.  Kentin caddelerindeki dev, masif dökme demirden şık işlemeli elektrik direkleri ve ağaçların diplerine koydukları yine işlemeli dökme muhafazaları bizim saç yol levhalarını bile kesip çalanlar görse, kendilerini cennette sanırlar herhalde. Ancak o kadar devasa şeyler ki, yerinden sökmek ve taşımak hayli profesyonel bir organizasyonu gerektirir. Ayrıca alıcı da bulunmaz sanırım!! Çünkü buralarda çok!!

Öyle cinayet falan, pek duyulan bir şey değil. Yerel gazeteleri okuyamasam da, Çağla Rusça bildiğinden ona soruyorum tabii.

Gece ve gündüz tek başına bay ya da bayan, mini etekli ya da sonuna kadar dekolte kılıkla çok rahat kentin her yerinde  dolaşıp, anlamsız saatlerde tek başına taksiye falan binip, hatta sokak köşelerinde yine tek başına içki içebilirsin. (Hani hep de yapmak isteriz ya !!) Sorun yok..

 

Restoranlar

Burada bir tane tam kentin merkezinde kafeterya tarzı bir Türk restoranı vardı. Mekan oldukça geniş ve Ukraynalı çalışanların oldukça rağbet ettikleri bir yerdi. Aşçılar hariç çalışanlar Ukraynalıydı. Ne yazık ki  yemeklerin tadı da biraz ukraynalıydı sanırım, çünkü bizim damak tadımızdan çok uzaktı. Kısacası bizi bozdu! İlk zamanlar uzun süre düzgün bir turkish yemek bulamadık Kievde. Zaten bu restoran da krizden önce kapandı. Bizim ilk ev sahibimiz bir Türk restoranı açtı: adı Lale. Ama o da açılış için çok uğraşmasına rağmen uzun süre dayanamadı. Tike açacak söylentileri 1 yıl sonra gerçek oldu ve kentin eski bölümü Podol’de açtı. Bir de daha sıradan bir atmosferde lezzetli kebap mekanı olarak ‘Lider Kebap’ kapılarını açtı. Yaşa Ali usta!

 

Günlük Gazete 

Tabii alışmışız her gün gazetelere göz atmaya ancak, hani şöyle bizdeki gibi sabah kapınıza gelen ya da gidip köşedeki gazeteciden aldığınız farklı medya devlerine ait farklı görüşlerde onlarca sayfalı onlarca gazete! Kıymetini bilin!! Satılmış, taraflı falan filan, olsun, siz yine de kıymetini bilin.. Yok valla, bu nedenle de insanları burada politik olarak yönlendirmek kolay, bir iki gazete ne diyorsa onu biliyor insanlar bir de beş tane TV kanalı durumu!! İngilizce olarak basılan ve yine çeşitli yerlerde ücretsiz olarak bulunabilen haftalık Kyiv Post ve Kyiv Weekly diye bir takım kısa ve öz  gazeteler var bizim gibi yabancılara hitabeden... Türk gazetelerini ancak Türkiyeden biri gelirse ve tabii ki internetten okuyoruz, aynı şekilde yabancı gazete ve dergileri  de satışta bulmak çok zor.

Ben Ukrayna haberleri için İngilizceleri de olan Kyiv Post ve Ukranien Journal internet gazetelerine takılıyorum.

 

Mavi Göl!

Hafta sonu kenti tanıma amaçlı turlara devam ediyoruz. Bu turlamalar sırasında kentin bir ucundan diğer ucuna 15-20 dakikada gittiğimizi söylemem gerek, kent gerçekten küçük! Bu kez yakınlarda ama şehrin 25-30 km. dışında bir yerleşim yerine kadar gittik. Merakımız, Kiev dışındaki yerleşim yerleri nasıl, onu görmek. Bu, yakınlarında bir elektrik santralı olan Ukrainka ve anlaşıldığı kadarıyla, orada çalışanlar için oluşturulmuş bir kentcik olan Obuhov.  Sovyet tarzı orta yaşlı apartman bloklarından ibaret bir yer, tabii bir de Pazar yeri ve kültür merkezi var. Pazar yeri en merak uyandıran yer tabii. Açık bir Pazar bu, kurutulmuş balık başta olmak üzere çeşitli sebze ve meyve satıyor insanlar, yerlerde ve kendi yaptıklarını tahmin ettiğim son derece basit tezgahlarda.! Biz ayçiçeği çekirdekçisini tercih ettik, tam aramızda Türkçe konuşurken, adam bize Türkçe yanıt verince tabii şaşırdık.. Meğer Azeriymiş! Siz siz olun hiç ama hiçbir yerde dilimizi anlamazlar diye triplere girmeyin! Bir anlayan bulunuyor hiç ummadığınız yerde bile! Amacımız aslında hemen oralardaki Mavi Göl denilen göl kenarına gitmekti. Fakat nükleer santralın ‘göl’ ile olan yakın ilişkisini görünce, biraz irkildik doğrusu! Ancak göle yaklaşmak zaten mümkün değil, yolun kenarları park etmiş arabalar tarafından neredeyse işgal edilmiş, herkes plajda yani gölde! Tabii buraya  plaj denilebilirse! Çünkü Dinyepr’ın genişlemesiyle oluşmuş bu geniş su birikintileri oldukça durgun, suyun üzeri nilüfer öbekleri ile örtülmüş, suyun rengi Çağla’nın deyimiyle ‘gözlerimin renginde’. Tabii benim kahverengi gözlü olduğumu hatırlatmaya gerek yok sanırım. Zor burada hayat!!

Çevrede güzel bikinili kızlar ve kafaları 1 numara ile traşlı, file atletli, neredeyse bir örnek koyu renkli şortlarıyla erkekler ve minik taşbebekler hep suda!! Gölün ağaçlarla azıcık saklanmış bir yerinde de yat kulübü ve birkaç yelkenli tekne bile gördük! Harbiden!!

 

Dinyepr Kıyısındaki Evler

Dönüşü kıyıya daha yakın ama otoban olmayan bir yoldan yaptık. Otoban deyince aklıma geldi, zaten otoban öyle ki burada, bariyerler ortada bir yerde zaman zaman kesiliyor ve karşı istikamete dönüş yapabiliyorsun!! Evet, hatta ışık falan hiçbir şey de yok, ayrıca da legal!! Neyse konumuza dönelim: Otoban olmayan düzgün yoldan dönerken Dinyepr  kıyısına 50-100 metre gibi bir mesafeden  ona paralel gidiyoruz, siz deyin 100 ben diyeyim 500 son derece zengin görünüşlü, kocaman ormanlık bahçeli villa-malikaneler!! Yol ile nehir arasında, duvarların arkalarına saklanmışlar. Büyük bir kısmı yeni yapılmakta! Bir tanesi bizi çok şaşırttı: Biri dışarıda biri de onun 10 metre kadar içinde 2 yüksek duvarla çevrilmişti ki, pes!

Buralarda para o kadar bol ki, tüm Rusya’nın kara parası buraya akıyor diyorlar. Bu iddia insanı hiç de şaşırtmıyor.

 

Telefon

Bu kez burada da telefon kaybetmeyi başardım. Nasıl diye sakın sormayın! Kartım kontürlüydü. Tabii içindeki kontürü ve numaramı muhafaza etmek isteyince Cemal’in iş yerindeki cici Kırım Türkü kızımız Aliye’nin yardımına başvurdum. Life’ı (Turkcell’in Ukrayna’daki şirketi) aradı ve aynı numaralı yeni bir kart istedi, yüklediğim kontürler de duruyormuş. Yani alan uluslararası akrabalarını aramayı akıl edememiş. Herhalde Ukraynalıydı. Cumartesi günü Kreshatik denilen, buranın en ünlü alışveriş merkezi caddesindeki Life mağazasından, Çağlanın ödünç verdiği telefona yeni chip’imi taktırdım. 10 Grivna yeni kart ücretini hesabımdan düştüler, oldu bitti!! Üstelik bu mağazada İngilizce konuşan elemanlar mutlaka var, aklınızda olsun..

 

Kreshatik

Ünlü cadde demiştim ya, bu cadde, Cumartesi ve Pazar günleri trafiğe kapanıyor,  herkes bu caddede. Cadedenin başında Arena denilen eğlence ve alışveriş merkezi, ortalarında yeralan Meidan Nezareshnosti de Globus denilen yine bir alışveriş merkezi var. Evet Meydan! Onlar da öyle diyorlar!  Globusun bulunduğu meydana birkaç sokak açılıyor, bu sokaklarda bir çok restoran ve cafe bulmak mümkün. Oldukça canlı bir yer. Bu Cumartesi de Globus’daydık. Yabancı markalardan bolca bulunduğu, Cafe’leri, foodcourt’u ile standart Amerikan tarzı bir alış veriş merkezi,. Geniş bir yer altı sistemi de mevcut. Kreshatik’de yürürken, bir cadde konseri ile her an karşılaşabilirsiniz. Bizim rastladığımız, birkaç delikanlı, gitarları ve amfileri ile caddeye yerleşmiş Amerikan pop çalıyorlardı. Ancak, şarkılarının sona ermesini bekleyen polisler (bu konuda bizim polisimizden kesinlikle daha medeniler!), yanlarına giderek  onlara sessizce ne söyledilerse, kimse tartışmadı! Çevreye toplanmış, yerlerde, onları dinleyen kalabalık da tartışmadı! Biz saf turistler birkaç sarhoş Ukraynalı ile polisleri alkışla protesto ettik sadece. Ama polisler epeyce uzaklaştıktan sonra kalabalık arkalarından kızgın bir şekilde söylendi!! Pop grubu ise çoktan topanmıştı bile biz oradan ayrılırken..      

 

Ayşe Mutlu Demetçi'ye teşekkürlerimizle


10.03.2010