| |

Tarihimizdeki ünlü Prut bataklıklarını bulduk:
Metro ve Kent
Bizim evin
hemen köşesinde olunca metro istasyonu, tabii artık her yerlere
metro ile gitmenin yollarını aramaya başladım, bir de 0.50
kopik, sudan ucuz!! (2008-2009 krizinden sonra 4-5 kat arttı
maalesef)
Kiev’de
oldukça geniş bir metro ağı var. Eski kenti merkez alıp,
dıştaki mahallelere kadar önce artı ve ona bir de çapraz
yapıyor, yani toplam 3 ana hat var, onları mavi, kırmızı ve
yeşil olarak gösteriyorlar. Karşılaştırmak gerekirse,
Toronto’daki metro daha büyüktü doğrusu. Çünkü Toronto çok daha
yaygın bir kent, tek katlı evleri nedeniyle. Burada tek katlı ev
ancak kentin dışında görülüyor, bir miktar da Dinyepr kıyısında
varlar. Burada da kent çevresinde hafiften bir villa tipi ev
furyası (suburb) başlamış. Genel kent dokusuna bakarsanız:
tartışmasız apartman! Hem de en az 4-5 kattan başlayıp, uzayıp
gidiyorlar. Yeni apartmanlar da dahil, girişlerdeki çirkinlik ve
özensizlik insanı şaşırtıyor. Bu kente kesinlikle aklı başında
mimarlar lazım..
Gelelim metro
istasyonlarına: Merkezdeki istasyonlar gerçekten çok şık.
Çoğunlukla mermer iri ayaklar, şık abajurlar ve çeşitli
süslemeler var. Toronto ve İstanbul metroları bazılarının
yanında sönük kalır! Ama Toronto’nun merkezde yeni yapılan bir
iki istasyonu bunlar rekabet edebilir. Diğer semt metroları çok
sıradan. Metro istasyonlarından çıkış genelde bir yerden oluyor.
Öyle, her tarafa birer çıkış verelim kaygısı yok. Her metroya
3’er yürüyen merdiven iniyor, Ayrıca bir merdiven yok. Üçüncü
merdivenler genelde kapalı, anlaşılan yedek! Genelde trene iniş
o kadar uzun ki, bazı istasyonlarda yaklaşık 500 metre belki
daha da fazla. Tepeden ucunu görmenize imkan yok. Kısacası,
yerin yedi kat dibine inmişler.. Nükleer savaştan korunma
taktiği mi acaba: Bu nedenle de metroya inen ve çıkan yürüyen
merdivenler yüksek hızda ve 45 derecelik bir açı ile iniyorlar
ve de tabii ki tren gibi de ses yapıyorlar. Vaktin büyük bölümü
bu inme ya da çıkma eylemi ile geçiyor zaten. İstasyon araları
oldukça uzak, bu anlamda biraz İstanbul metrosu gibi, ama
örneğin Toronto’da metro araları buraya göre en az 2 misli daha
yakın.
Metro
girişlerinde her tür dilenci var, düzgün giyimli orta yaşlı
kadınlar kılık kıyafet satıyorlar, loteryacılar, çiçekçiler,
plastik bardaklara doldurdukları çeşitli böğürtlen ve meyveleri
satanlar.. Kısacası ne ararsan var. Satıcılar satış için bir
gayret göstermiyorlar, genelde bir yere oturuyorlar ve boş
bakıyorlar, ya da bira içiyor ve aralarında sohbet ediyorlar.
Nerdeee bizdeki satıcılar, adamların en azından sesi çıkar.
Mahmutpaşa, Kapalıçarşı esnafını saymıyorum, çığlık atarak ve
saldırgan bir tavırla üzerinize doğru geldiklerinde kendinizi
savaş alanında sanır, kaçacak delik ararsınız ya! Bunlar öyle
değiller kesinlikle!! Bir önemli eksik, alışveriş merkezleri ya
da yer altı çarşılarından metrolara giriş verilmemiş, illa ki
sokağa çıkıp metronun ana kapısından gireceksin.. Ayrıca her
metronun bir girişi var! Nasıl ama, tasarruf yapmışlar!
Toronto ve
İstanbul metrolarına göre bir konuda ise fark atmışlar: Metro
vagonlarının tavanlarına koydukları her vagon için 3’er tane
yaklaşık 55 ekran LCD TV ekranlarında çeşitli reklam filmleri,
turistik yöreleri tanıtıcı filmler oynatıyorlar, böylece o duvar
bakışlı insanlardan sıkılmaya gerek kalmıyor. Ama en önemlisi,
gelecek durağın adını ve hangi durakta olduğunu hem anons edip
hem de yazıyorlar, işte çok güzel bir hizmet!
Bu arada yer
altında, özellikle kent merkezinde geniş bir yer altı çarşısı
ağı var, öyle büyük ki, ben hep orada kayboluyorum zaten! Çünkü
güneş de yok ki yaklaşık ne tarafa doğru gittiğinizi bilesiniz!
İlk fırsatta bir pusula almaya karar verdim. Yoksa navigasyonum
kesinlikle iyidir de, alt çarşıda çalışmıyor..
Kentteki
yollar da insanı şaşırtan diğer bir unsur. Kavşaklarda öyle
bağlantılar yapmışlar ki, anlamsızlığı akıllara durgunluk
veriyor. Kesinlikle bilmece gibi ve mantık dışı. İstanbulda
bile biz bu kadarını başaramamışız doğrusu!
Bu kente, bir
öncekine ilaveten, kesinlikle aklı başında şehir planlamacıları
da lazım!!
Kent İçi
Taşımacılık
Metro dışında
boynuzlular (troleybus) ve midi-minibüsler var. Bunlara
Marşrutka diyorlar. Metro ve otobüsler 0.50 kopik (15 kuruş) ama
bu minibüsler 1.0 ya da 1.5 Grivna (25 kuruş). Yaklaşık her
yere gidiyorlar. Her mahallede bir genel marşrutka durağı alanı
var.
Ben önceleri
dillerini konuşamadığımdan bu araçlara binemedim, ama gerek de
olmadı zaten.. Ben bol bol yürüyerek dolaşıyorum yazın ama kışın
bu pek olanaklı görünmüyor.
Aynen
Toronto’daki ya da Maryland’daki ilk aylarımızda olduğu gibi,
haritasız yola çıkmamız imkansız. Adeta ayrılmaz parçamız oldu.
Ben arabayla gezerken de co-pilot’luk görevime aynen devam, ama
bu kentte başarısız oluyorum zaman zaman. Çünkü ben yol
levhasını (tabii Kiril alfabesiyle yazıldığından!) okuyuncaya
kadar geçip gidiyoruz, yetişmem olanaksız! Sonra da
kayboluyoruz. En kolay yol bulma metodu ise: Her binanın
üzerindeki sokak numarası levhalarında sokağın adı da yazıyor.
Bir binanın önünde durmak yeterli oluyor. Yerimizi hemen
haritada buluyoruz. Ne tarafa doğru gittiğimize ise, tabii ki
güneşe bakarak karar veriyoruz!!

Bukovel denilen Ukrayna’nın Karpat dağlarındaki tek ünlü kayak
merkezi
Güvenlik
Kiev genelde
güvenli bir kent, ev hırsızlığı, kap-kaç, oto hırsızlığı gibi
sektörler henüz hayatiyet kazanamamış. Kentin caddelerindeki
dev, masif dökme demirden şık işlemeli elektrik direkleri ve
ağaçların diplerine koydukları yine işlemeli dökme muhafazaları
bizim saç yol levhalarını bile kesip çalanlar görse, kendilerini
cennette sanırlar herhalde. Ancak o kadar devasa şeyler ki,
yerinden sökmek ve taşımak hayli profesyonel bir organizasyonu
gerektirir. Ayrıca alıcı da bulunmaz sanırım!! Çünkü buralarda
çok!!
Öyle cinayet
falan, pek duyulan bir şey değil. Yerel gazeteleri okuyamasam
da, Çağla Rusça bildiğinden ona soruyorum tabii.
Gece ve
gündüz tek başına bay ya da bayan, mini etekli ya da sonuna
kadar dekolte kılıkla çok rahat kentin her yerinde dolaşıp,
anlamsız saatlerde tek başına taksiye falan binip, hatta sokak
köşelerinde yine tek başına içki içebilirsin. (Hani hep de
yapmak isteriz ya !!) Sorun yok..
Restoranlar
Burada bir
tane tam kentin merkezinde kafeterya tarzı bir Türk restoranı
vardı. Mekan oldukça geniş ve Ukraynalı çalışanların oldukça
rağbet ettikleri bir yerdi. Aşçılar hariç çalışanlar
Ukraynalıydı. Ne yazık ki yemeklerin tadı da biraz ukraynalıydı
sanırım, çünkü bizim damak tadımızdan çok uzaktı. Kısacası bizi
bozdu! İlk zamanlar uzun süre düzgün bir turkish yemek bulamadık
Kievde. Zaten bu restoran da krizden önce kapandı. Bizim ilk ev
sahibimiz bir Türk restoranı açtı: adı Lale. Ama o da açılış
için çok uğraşmasına rağmen uzun süre dayanamadı. Tike açacak
söylentileri 1 yıl sonra gerçek oldu ve kentin eski bölümü
Podol’de açtı. Bir de daha sıradan bir atmosferde lezzetli kebap
mekanı olarak ‘Lider Kebap’ kapılarını açtı. Yaşa Ali usta!
Günlük
Gazete
Tabii
alışmışız her gün gazetelere göz atmaya ancak, hani şöyle
bizdeki gibi sabah kapınıza gelen ya da gidip köşedeki
gazeteciden aldığınız farklı medya devlerine ait farklı
görüşlerde onlarca sayfalı onlarca gazete! Kıymetini bilin!!
Satılmış, taraflı falan filan, olsun, siz yine de kıymetini
bilin.. Yok valla, bu nedenle de insanları burada politik olarak
yönlendirmek kolay, bir iki gazete ne diyorsa onu biliyor
insanlar bir de beş tane TV kanalı durumu!! İngilizce olarak
basılan ve yine çeşitli yerlerde ücretsiz olarak bulunabilen
haftalık Kyiv Post ve Kyiv Weekly diye bir takım kısa ve öz
gazeteler var bizim gibi yabancılara hitabeden... Türk
gazetelerini ancak Türkiyeden biri gelirse ve tabii ki
internetten okuyoruz, aynı şekilde yabancı gazete ve dergileri
de satışta bulmak çok zor.
Ben Ukrayna
haberleri için İngilizceleri de olan Kyiv Post ve Ukranien
Journal internet gazetelerine takılıyorum.
Mavi Göl!
Hafta sonu
kenti tanıma amaçlı turlara devam ediyoruz. Bu turlamalar
sırasında kentin bir ucundan diğer ucuna 15-20 dakikada
gittiğimizi söylemem gerek, kent gerçekten küçük! Bu kez
yakınlarda ama şehrin 25-30 km. dışında bir yerleşim yerine
kadar gittik. Merakımız, Kiev dışındaki yerleşim yerleri nasıl,
onu görmek. Bu, yakınlarında bir elektrik santralı olan Ukrainka
ve anlaşıldığı kadarıyla, orada çalışanlar için oluşturulmuş bir
kentcik olan Obuhov. Sovyet tarzı orta yaşlı apartman
bloklarından ibaret bir yer, tabii bir de Pazar yeri ve kültür
merkezi var. Pazar yeri en merak uyandıran yer tabii. Açık bir
Pazar bu, kurutulmuş balık başta olmak üzere çeşitli sebze ve
meyve satıyor insanlar, yerlerde ve kendi yaptıklarını tahmin
ettiğim son derece basit tezgahlarda.! Biz ayçiçeği
çekirdekçisini tercih ettik, tam aramızda Türkçe konuşurken,
adam bize Türkçe yanıt verince tabii şaşırdık.. Meğer Azeriymiş!
Siz siz olun hiç ama hiçbir yerde dilimizi anlamazlar diye
triplere girmeyin! Bir anlayan bulunuyor hiç ummadığınız yerde
bile! Amacımız aslında hemen oralardaki Mavi Göl denilen göl
kenarına gitmekti. Fakat nükleer santralın ‘göl’ ile olan yakın
ilişkisini görünce, biraz irkildik doğrusu! Ancak göle yaklaşmak
zaten mümkün değil, yolun kenarları park etmiş arabalar
tarafından neredeyse işgal edilmiş, herkes plajda yani gölde!
Tabii buraya plaj denilebilirse! Çünkü Dinyepr’ın
genişlemesiyle oluşmuş bu geniş su birikintileri oldukça durgun,
suyun üzeri nilüfer öbekleri ile örtülmüş, suyun rengi Çağla’nın
deyimiyle ‘gözlerimin renginde’. Tabii benim kahverengi gözlü
olduğumu hatırlatmaya gerek yok sanırım. Zor burada hayat!!
Çevrede güzel
bikinili kızlar ve kafaları 1 numara ile traşlı, file atletli,
neredeyse bir örnek koyu renkli şortlarıyla erkekler ve minik
taşbebekler hep suda!! Gölün ağaçlarla azıcık saklanmış bir
yerinde de yat kulübü ve birkaç yelkenli tekne bile gördük!
Harbiden!!
Dinyepr
Kıyısındaki Evler
Dönüşü kıyıya
daha yakın ama otoban olmayan bir yoldan yaptık. Otoban deyince
aklıma geldi, zaten otoban öyle ki burada, bariyerler ortada bir
yerde zaman zaman kesiliyor ve karşı istikamete dönüş
yapabiliyorsun!! Evet, hatta ışık falan hiçbir şey de yok,
ayrıca da legal!! Neyse konumuza dönelim: Otoban olmayan düzgün
yoldan dönerken Dinyepr kıyısına 50-100 metre gibi bir
mesafeden ona paralel gidiyoruz, siz deyin 100 ben diyeyim 500
son derece zengin görünüşlü, kocaman ormanlık bahçeli
villa-malikaneler!! Yol ile nehir arasında, duvarların
arkalarına saklanmışlar. Büyük bir kısmı yeni yapılmakta! Bir
tanesi bizi çok şaşırttı: Biri dışarıda biri de onun 10 metre
kadar içinde 2 yüksek duvarla çevrilmişti ki, pes!
Buralarda
para o kadar bol ki, tüm Rusya’nın kara parası buraya akıyor
diyorlar. Bu iddia insanı hiç de şaşırtmıyor.
Telefon
Bu kez burada
da telefon kaybetmeyi başardım. Nasıl diye sakın sormayın!
Kartım kontürlüydü. Tabii içindeki kontürü ve numaramı muhafaza
etmek isteyince Cemal’in iş yerindeki cici Kırım Türkü kızımız
Aliye’nin yardımına başvurdum. Life’ı (Turkcell’in Ukrayna’daki
şirketi) aradı ve aynı numaralı yeni bir kart istedi, yüklediğim
kontürler de duruyormuş. Yani alan uluslararası akrabalarını
aramayı akıl edememiş. Herhalde Ukraynalıydı. Cumartesi günü
Kreshatik denilen, buranın en ünlü alışveriş merkezi
caddesindeki Life mağazasından, Çağlanın ödünç verdiği telefona
yeni chip’imi taktırdım. 10 Grivna yeni kart ücretini hesabımdan
düştüler, oldu bitti!! Üstelik bu mağazada İngilizce konuşan
elemanlar mutlaka var, aklınızda olsun..
Kreshatik
Ünlü cadde
demiştim ya, bu cadde, Cumartesi ve Pazar günleri trafiğe
kapanıyor, herkes bu caddede. Cadedenin başında Arena denilen
eğlence ve alışveriş merkezi, ortalarında yeralan Meidan
Nezareshnosti de Globus denilen yine bir alışveriş merkezi var.
Evet Meydan! Onlar da öyle diyorlar! Globusun bulunduğu meydana
birkaç sokak açılıyor, bu sokaklarda bir çok restoran ve cafe
bulmak mümkün. Oldukça canlı bir yer. Bu Cumartesi de
Globus’daydık. Yabancı markalardan bolca bulunduğu, Cafe’leri,
foodcourt’u ile standart Amerikan tarzı bir alış veriş merkezi,.
Geniş bir yer altı sistemi de mevcut. Kreshatik’de yürürken, bir
cadde konseri ile her an karşılaşabilirsiniz. Bizim
rastladığımız, birkaç delikanlı, gitarları ve amfileri ile
caddeye yerleşmiş Amerikan pop çalıyorlardı. Ancak, şarkılarının
sona ermesini bekleyen polisler (bu konuda bizim polisimizden
kesinlikle daha medeniler!), yanlarına giderek onlara sessizce
ne söyledilerse, kimse tartışmadı! Çevreye toplanmış, yerlerde,
onları dinleyen kalabalık da tartışmadı! Biz saf turistler
birkaç sarhoş Ukraynalı ile polisleri alkışla protesto ettik
sadece. Ama polisler epeyce uzaklaştıktan sonra kalabalık
arkalarından kızgın bir şekilde söylendi!! Pop grubu ise çoktan
topanmıştı bile biz oradan ayrılırken..
Ayşe Mutlu Demetçi'ye
teşekkürlerimizle

10.03.2010
|
|