http://www.yankiyazgan.com
Cimrilik ve açgözlülük üzerine çokça söz var. Cömertlik için
ne demeli? Cömertin bir tanımını yapmayı deneyeyim:“gerekenden
ya da alışılmıştan çok değer biçen ve veren”. Her yerde en
yüksek kabulü göreceğini sanırsınız, değil mi? Tam tersi.
Cömertlik makbul bir özellik sayılmayabilir. Deney amaçlı bir
oyunda yarışan iki takımın oyuncuları, kendi aralarındaki ortak
bir çanağa gönüllerinden koptuğu kadar para koyuyorlar. Belli
bir noktada, herkes çanaktan yine gönlünce para alıyor. Açık bir
hesap gibi düşünün. Bir sonraki oyuna geçmeden önce her takım,
içinden bir oyuncuyu oyundan çıkartıyor. Sizce takımlar
öncelikle hangi oyuncuyu çıkartmayı tercih ediyor? Çanağa en çok
koyup, en az almayı tercih eden kim ise, onu.
Cömertliğin sonu bu mu olmalı? Toplumsal kuralları hangi
yönden çiğnerseniz, karşılığını alıyorsunuz. Hediyeleri akla
getirin. Bir doğum günü ya da düğün için verilen hediyelerde
ölçüyü nasıl ayarlarsınız? Herkesin yüz liralık hediye getirdiği
bir yerde, on liralık hediye getirmek pek sevinç yaratmasa da,
“çam sakızı çoban armağanı” bu durumlar için üretilmiş olsa
gerek. Ama aynı yere, bin liralık hediye ile gelirseniz ne olur?
Cimrilik ya da cömertlik biçiminde eşitliği bozan her eylem
adaletsizlik duygusu doğurur. Bu duygunun er ya da geç ortaya
çıkacak sonuçları bir yana, ilk etkisi kızgınlık olur. Kızgınlık
hızla geçebilir; adaletsizliğin kalıcı sonuçları ise yıllarca
sonra görülür.
Güven ve kalp,
bir kere kırıldı mı…
Adaleti gerçekten istiyor muyuz? Yoksa işlerin, düzenin
bozulmadan devam etmesini tercih mi ediyoruz? Örneğin, YGS
sınavı iptal mi edilsin, yoksa ortalık karışacak diye bu konuya
hiç girilmese, tatsızlık çıkartılmasa daha mı iyi olur?
Gençlerin hayatı hangisinde daha fazla etkilenir? Kararlarımızı
kimin nasıl etkileneceğine göre mi, yoksa bir mutlak adalet
kavramına göre mi vermeliyiz? Bunlar felsefe ve hukukun konuları
gibi gözüküyor.
Mutlak adaleti arayışımızın kaynağı, güven duygusunun
zayıflaması olabilir. Annemiz kardeşimizin kasesine daha fazla
çorba koyuyor mu diye düşünüyorsak, annemiz ile aramızdaki güven
duygusunda bir berelenme olmuş demektir. Güvenmediğimiz
dükkanlarda para üstünü sayar, hesabı tek tek kontrol ederiz.
“Enayilik” sayılan birçok davranış, güven duygusuna dayanır.
Güven bir kez kırıldı mı, onarımı zordur. Bunu yazarken omzumun
üstünden yazdıklarıma bakan 16 yaşındaki kızım, “kalp de…” diye
ekledi. Kırık kalp, kırık güven.
Gençlerin güvenini kıranlar, kalplerini de kırmış
olabilirler. Üst üste gelen adaletsizliklerle güvenmeyi
umdukları büyükleri defterden silmek, kalp de kırıldığında
kolaylaşır.
Adaletsizlik değil de beceriksizlik olduğunda, güven nasıl
etkilenir peki? Kırılmaz, sarsılır. İkinci bir fırsat doğar.
Sınav skandalındaki yetkili büyükler, güven uyandırıcı bir sınav
yapmayı beceremediklerini söyleyebilselerdi…