| |

Binlerce yılın
birikimini ve büyük göçün izlerini taşıyan bağlama, Anadolu’nun en
yaygın halk çalgısı, türkülere hayat veren imzadır.
Bağlama… Halk
müziğimizin kök hücresi ve ‘ozanlık geleneği’nin kültürel
hafızası. Soy kütüğümüz, parmak izimiz. Anadolu’nun özgün
motiflerinden biri ve en yaygın halk çalgısı. Toplumsal
genlerimize, müzikal şifreler kodlamış tarihsel bir enstrüman.
Ve kopuz…
Şamanlarca
kutsal sayıldığı için çeşitli ayinlerde kullanılan, Asya
kökenli, telli Türk çalgısı. Kıl kopuz, oklu kopuz, çertme
kopuz, çerti kopuz, kolca kopuz (kollu kopuz) gibi birçok türe
ismini veren ata sazımız.
Kopuzdan
Bağlamaya
Türklerin
batıya göç serüvenine tanıklık ederek gelir uygarlıklar beşiği
Anadolu’ya. Nehirler misali bir büyük denize akan gezgin
ozanlar, akıncılar ve ‘Horasan erenleri’ ile... Göç yollarında
yeniden yoğrulur, tanıştığı birçok kültürle etkileşerek.
Yetinmez, Anadolu’nun zengin kültür birikimiyle de kucaklaşır.
Değiştikçe gelişir, geliştikçe değişir. Büyük
Selçuklular ve Osmanlılarla Kafkasya’dan Balkanlar’a,
Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya dek yayılır. Ve bu uzun yolculuğun
her durağında, yeni yeni türevleri doğar kopuzun… Bozhidar
Abrashev ile Vladimir Gadjev’in birlikte kaleme aldıkları ‘The
Illustrated Encyclopedia of Musical Instruments’ ve İTÜ Türk
Müziği Devlet Konservatuvarı Öğretim Görevlisi İrfan Kurt’un 10.
Türk Müziği Günleri Müzik Araştırmaları ve Folklor Derlemeleri
Sempozyumu’nda sunduğu bildiri ile ‘Bağlamada Düzen ve Pozisyon’
(Pan Yayıncılık, 1989) adlı eserinden referansla, örneğin
Yunanlıların geleneksel sazı buzuki (bozuki), ‘bozuk sazı’ndan
türer.

MS 14. yüzyıla
gelindiğinde, evriminde önemli bir ivme yaşanır kopuzun.
Fiziksel özellikleri, tınısı, ses rengi ve çalma tekniği, köklü
değişimlere sancılanır. Kolca kopuzun sapına ‘perde’
bağlanmasıyla bağlama şekillenmeye başlar Anadolu’da. Önce iki
telliden üç telliye dönüşür. Tellerin yalnızca sayısı değil,
niteliği de değişir. At kılı, hayvan bağırsağı ve ipekten
üretilen tel yerine, metal kullanımına geçilir. Böylece, ‘şelpe’
tekniği olarak bilinen, parmaklarla çalma geleneği zamanla terk
edilir.

‘Tezene’ ya da
‘mızrap’ ile tanışılır. Derken, göğüs kısmının yapımında deriden
vazgeçilir ve madensel telin basıncını karşılayabilmek için ağaç
kullanılmaya başlanır. Zincirleme olarak, sazın boyutu büyür ve
sap boyu uzar. Bu gelişme, ‘düzen’ denilen akort zenginliğini
getirir beraberinde. O da, armonik yapının evrimini. Ezgiler,
giderek farklılaşır ve çeşitlenir. ‘Yöresel tavır’lar kişilik
kazanır böylelikle.
Kopuzun bazı
türlerine ‘saz’ denilmesi 15. yüzyıla rastlar. Binlerce yılın
birikimini ve büyük göçün izlerini taşıyan bağlama ise, benzeş
sazların ortak adı olur sonradan.
Bağlama Ailesi
Hayli kalabalık
olan bağlama ailesinin üyeleri; yapılarına, tel ve perde
sayılarına, boyutlarına, akort türlerine, çalınış biçimlerine,
aşiret ve kavimlere, bölgelere ve çalındıkları mekânlara, hatta
söyleniş biçimlerine göre meydan sazı, divan sazı, bağlama,
bozuk (Bozok Türkmenleri’ne ait), tambura, çöğür, âşık sazı,
cura, divan curası, bağlama curası, tambura curası, parmak
curası, karadüzen, kopuz, komus, kobus, kobız, komıssaz,
sazılak, çeşte, çangür, çağur, ruzba, ırızva, dombra (tambura),
dütar, dıngıra, dıngırdak, destek, ikitelli, çiftetelli,
bulgari, yelteme, baz, berene, harek vb. gibi birçok değişik
adla anılır. Bu terminolojik farklılıklar, yaygınlığını ve
çeşitliliğini gösterir bağlamanın...

Kolca kopuzun
-belki de- Anadolu’daki ilk evrim basamağı olan ‘cura’, ailenin
en küçük ve en ince ses veren çalgısıdır. En büyük ve en kalın
sese sahip olan versiyonu ise ‘meydan sazı’dır. Son dönemlerde,
daha çok bas partilerini icrada kullanılan ve ritm ağırlıklı
olarak çalınan ‘bas bağlama’nın yanı sıra, farklı ve güçlü bir
tınısı olan ‘elektro bağlama’ da yaygınlaşmaktadır.

Bağlama, aslen
üç ana bölümden oluşur: Tekne, göğüs ve sap... Sap kısmında,
misina ile bağlanmış ‘perde’ler vardır. Kopuzun perdesiz bir
çalgı olarak doğduğu, sonradan bağlanan ilk perdelerin ise
‘pentatonik’ olduğu bilinir. Yerleşik düzene ve toplu icralara
geçilmesiyle birlikte, tel ve perde sayıları artar. Günümüz Türk
Müziği’nde kullanılan ‘komalı sistem’e ait 24 ses, bağlamada da
kullanılmaya başlanır.

Günümüz
bağlaması, genellikle yedi tellidir. Tellerin, üzerinden
geçirilerek tekneden burgulara dek gergin bir şekilde
kullanılabilmesini sağlayan araçlara ‘eşik’, akort yapmaya
yarayan parçalara ise ‘burgu’ denir. İkişerli ve üçerli olarak
üç grup hâlinde takılan teller, istenen ‘düzen’e akortlanabilir.
Çeşitli yörelerde ve farklı adlarla kullanılan yirmi civarında
düzen vardır. Birçok alt grupları da bulunan ana düzenler, bozuk
düzeni, bağlama düzeni, misket düzeni ve müstezat düzenidir.
Bunlar, yörelerin tonal ve makamsal özellikleriyle doğrudan
bağlantılıdır.
“Ağaçlar Birbirini Sevmeli”
Gelelim, yaprak
veya oyma olarak üretilen bağlamanın yapımına: Özen gösterilen
ilk aşama ağaç seçimidir. Özgül ağırlığı fazla olan, sert yapılı
ağaçlar tercih edilir. İyi ses verebilme özelliği bulunan bu
ağaçlar titizlikle seçilir ve doğal ortamda kurumaları
sağlandıktan sonra sazın iskeleti oluşturulur. Bağlamanın tekne,
göğüs, sap, eşik ve burgu gibi farklı bölümlerinin yapımında
dut, ardıç, kestane, kavak, ceviz, gürgen, ladin, kayın, maun,
şimşir, sedir, abanoz, kelebek ve ıhlamur gibi değişik
ağaçlardan yararlanılır. Ancak, bağlama yapım ustaları, söz
konusu farklı kısımları üretirken bile, birbirine yakın
özelliklere sahip ağaçları kullanırlar.

Bunun önemini
de, “Ağaçlar birbirini sevmeli” diyerek ifade ederler. Yani,
bağlamanın bedeninde de, yüreğinde de aşk bulunmalı ve bu aşk,
yüzyıllar boyu söylenecek türkülerin ateşi olmalıdır.
Çok sözleri az,
az sözleri öz söylemek gerekirse; toplumsal öykülerimiz olan
türküler, bağlamanın gönderinde dalgalanan kültür
bayraklarımızdır. Onlara ilişkin bilimsel ve çağdaş araştırmalar
yapmak ise evrensel ufuklu bir çaba… Bağlama da, türküler de,
yalnızca ülkemizin değil tüm insanlığın, ‘Dünya’ adlı bu
gezegenin ortak kültür miraslarıdır.

Yeryüzünde
yaşam devam ettiği sürece aşk, umut, mutluluk, şikayet,
başkaldırı, acı, keder, sevinç gibi insani duygular bu sazın
havası, suyu olacak ve türküler yüreğimize akmaya devam
edecektir.
Çekimleri
gerçekleştirdiğimiz Kopuz Saz Evi’ne ve Kemal Eroğlu’na teşekkür
ederiz.
Yazı:
Fatih Kısaparmak
Foto:
Fatih Pınar
Kaynakça:
SkyLife -
Eylül 2006
Fatih Kısaparmak ve
Fatih Pınar'a
teşekkürlerimizle
Denizce

06.12.2006 |
|