|
Tarih boyunca, günümüzün özgürlüklere ve özgür düşünceye
saygılı toplumlarının ne denli uzun ve çileli bir süreçte bugünkü
konumlarına gelebildiklerini gördük.
İşimize geldiğinde kitaplı dinlerin ortaya çıkışıyla birlikte
bağnazlığın artış gösterdiğini söyleye durmuşuz.
Bu görüşü bütünüyle inkar etmenin pek doğru olamayacağı gibi,
demokratik düşüncenin günümüzde geldiği nokta ve onun sosyal boyutunun
“Kopenhag Kriterleriyle” ifadesini incelediğimizde din adına akla
hayale gelmeyen zulüm,
işkence ve acımasızlıkları
|
|
 |
sergilemiş, toleranssızlığın en uç noktalarında yüzyıllarca
direnmiş bir Hıristiyan batı toplumunun büyük katkısını da görmezden
gelemeyiz.
Örnek olarak Kathar’ların akıbetini, sonra Huguenot’ları ya
da Yahudiler’in başına gelenleri gösterebiliriz. İspanya’da veya
Sicilya’daki Müslümanların yok oluşları da incelenebilir.
Peki ama nasıl oldu da -ortaya çıkan sonuca göre- uzun bir
hoşgörüsüzlük geleneği olan ve diğerleriyle birlikte yaşamaktan her
zaman huzursuz olmuş bir Hıristiyan batı bu günün ifade özgürlüğüne son
derece saygılı toplumlarını oluşturabildi de uzun zaman yan yana
birlikteliği uygulamış olan Müslüman dünyası bugünün fanatizmini
temsil edebiliyor. İşte araştırmamız gereken sorun budur.
Bana kalırsa dinlerin halklar üzerindeki etkisi fazlaca
abartılarak değerlendirilirken halkların dinler üzerindeki etkisi pek
dikkate alınmıyor.
Bu görüş - komünizmin Rusya’ya neler
yaptığını irdelerken, Rusların da komünizme neler yaptığını
göz önüne aldığımızda daha fazla belirginleşmektedir.
Bununla birlikte 20.yüzyıldaki despotizmin, işkencenin, her türlü özgürlüğün ve insan onurunun insafsızca ayaklar altına
alınmasının dini bağnazlıklara değil ama dini ortadan kaldırmak
iddiasıyla ortaya çıkan Stalin’ciliğe ya da siyasal açıdan ona zıt
gibi görünse de Nazizm’e ve daha başka milliyetçi akımlara bağlı
olduğunu da hatırlamanızı isterim.
Son yüzyıl bizlere hiçbir doktrinin – o iddialarla gelse bile
– kendiliğinden özgürlükçü olamayacağını, hepsinin, komünizmin,
liberalizmin, milliyetçiliğin, büyük dinlerden her birinin, laikliğin
bile kontrolden çıkabileceğini, hepsinin yozlaşabileceğini ve hepsinin
eline kan bulaşabileceğini gösterdi.
Maalesef hala da göstermeye devam edebiliyor. Hiç kimsenin
fanatizmin tekeline sahip çıkamayacağı gibi insanlığın ve özgürlüğün
de tekeline sahip çıkılması mümkün değildir.
Bu olgu kendi içimizde sahip çıkabileceğimiz bir olgudur.
Herkes bağnazlığa karşı çıkarak bağnazlıktan
kurtulamayacağını bilmeli ve bu öldürücü illete kapılmamak için
tarafsızlık konusunda titizlik göstererek hareket etmelidir.
Hasan Figen'e teşekkürlerimizle
Denizce
 |