email    
denizce@denizce.com

Konuk Defteri
 





Dost Köşesi
Ağız Tadı
Anı Köşesi
Besteciler
Boğaziçi Yalıları
Bulmaca / Oyun
Büyüklere Masallar
Çevre / Deprem
Fıkra Köşesi
Gezelim Görelim
Güncel
Güvenlik / Sağlık
Hukuk / Mevzuat
Kitap
Kültür/Sanat
Marinalar
Medya / Web / Link
Meteoroloji
Nerede Ne Yenir ?
Sigorta
Şiir Köşesi
Yazarlar-Yerli
Yazarlar-Yabancı
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

Sık kullanım

  Bağnazlık

  Hasan Figen     

 

Tarih boyunca, günümüzün özgürlüklere ve özgür düşünceye saygılı toplumlarının ne denli uzun ve çileli bir süreçte bugünkü konumlarına gelebildiklerini gördük.

İşimize geldiğinde kitaplı dinlerin ortaya çıkışıyla birlikte bağnazlığın artış gösterdiğini söyleye durmuşuz.

Bu görüşü bütünüyle inkar etmenin pek doğru olamayacağı gibi, demokratik düşüncenin günümüzde geldiği nokta ve onun sosyal boyutunun “Kopenhag Kriterleriyle” ifadesini incelediğimizde din adına akla hayale gelmeyen zulüm, işkence ve acımasızlıkları

sergilemiş, toleranssızlığın en uç noktalarında yüzyıllarca direnmiş bir Hıristiyan batı toplumunun büyük katkısını da görmezden gelemeyiz.

Örnek olarak Kathar’ların akıbetini, sonra Huguenot’ları ya da Yahudiler’in başına gelenleri gösterebiliriz. İspanya’da veya Sicilya’daki Müslümanların yok oluşları da incelenebilir.

Peki ama nasıl oldu da -ortaya çıkan sonuca göre- uzun bir hoşgörüsüzlük geleneği olan ve diğerleriyle birlikte yaşamaktan her zaman huzursuz olmuş bir Hıristiyan batı bu günün ifade özgürlüğüne son derece saygılı toplumlarını oluşturabildi de uzun zaman yan yana birlikteliği uygulamış olan Müslüman dünyası bugünün fanatizmini temsil edebiliyor. İşte araştırmamız gereken sorun budur.

Bana kalırsa dinlerin halklar üzerindeki etkisi fazlaca abartılarak değerlendirilirken halkların dinler üzerindeki etkisi pek dikkate alınmıyor.

Bu görüş - komünizmin Rusya’ya neler yaptığını irdelerken, Rusların da komünizme neler yaptığını göz önüne aldığımızda daha fazla belirginleşmektedir.

Bununla birlikte 20.yüzyıldaki despotizmin, işkencenin, her türlü özgürlüğün ve insan onurunun insafsızca ayaklar altına alınmasının dini bağnazlıklara değil ama dini ortadan kaldırmak iddiasıyla ortaya çıkan Stalin’ciliğe ya da siyasal açıdan ona zıt gibi görünse de Nazizm’e ve daha başka milliyetçi akımlara bağlı olduğunu da hatırlamanızı isterim.

Son yüzyıl bizlere hiçbir doktrinin – o iddialarla gelse bile – kendiliğinden özgürlükçü olamayacağını, hepsinin, komünizmin, liberalizmin, milliyetçiliğin, büyük dinlerden her birinin, laikliğin bile kontrolden çıkabileceğini, hepsinin yozlaşabileceğini ve hepsinin eline kan bulaşabileceğini gösterdi.

Maalesef hala da göstermeye devam edebiliyor. Hiç kimsenin fanatizmin tekeline sahip çıkamayacağı gibi insanlığın ve özgürlüğün de tekeline sahip çıkılması mümkün değildir.

Bu olgu kendi içimizde sahip çıkabileceğimiz bir olgudur.

Herkes bağnazlığa karşı çıkarak bağnazlıktan kurtulamayacağını bilmeli ve bu öldürücü illete kapılmamak için tarafsızlık konusunda titizlik göstererek hareket etmelidir.
 

                                                                  Hasan Figen'e teşekkürlerimizle

                                                                                  Denizce