|
Baharat,
yemeklerin tadı, kokusu, rengi ve bir anlamda her şeyidir. Hayat
nasıl yemeksiz olmuyorsa, yemek de baharatsız olmaz…
Dünyanın farklı
topraklarındaki insanlar, birbirinden habersiz farklı tarzda
mutfak kültürleri oluşturdular asırlarca. Bu farklılığın
birincil etkeni, yaşadıkları coğrafyadaki bölgesel iklim oldu.
Diğer etkenler zaman aralıklarında şekillendi. Ama asıl
belirleyici, mutfak kültürünün oluştuğu coğrafya ve doğanın
oraya sunduklarıydı. Yerkürenin bazı bölgeleri, sadece et ve
balık ile beslenirken, bazı bölgeleri sadece sebze veya
bakliyatla beslendi. Bazı bölgelerde insanlar sadece deniz
mahsülleri ile beslenirken, bazıları deniz mahsüllerini tüketme
şansını belki de hiç bulamadı.
Bu farklılık
içerisinde birçok yemeğin hazırlığında baharatlar da,
birbirlerinden habersizce kullanıldı. Farklı yöntemlerle belki
ama, hep aynı amaç için; daha fazla lezzet için…
Hayatın Tadı
Günümüzde
baharatlar sadece yemeğin lezzet değerini ortaya çıkarması için
kullanılıyor. Fakat binlerce yıl öncesinde durum biraz daha
farklıydı. Belki bugün garip gelebilir; hayatın tamamı baharat
üzerine kuruluydu. Özellikle biber (tane), tarçın, zencefil,
hint cevizi (muskat), ticareti birçok imparatorluğun aklını
çeliyor, asırlarca süren savaşlara neden oluyor, semavi dinlerin
yayılmasını etkiliyor, soyluların zenginlik statüsünü
biçimlendiriyor, en önemlisi Avrupa’da yeniden doğuşun
ateşleyicisi oluyordu. İnsanoğlu asırlar boyunca sağlık ve
güzellik alanlarında da baharattan yoğun olarak faydalanmayı
ihmal etmiyordu.
Gastronomik
Olarak Baharat
Yemeksiz bir
hayat olamayacağı gibi, baharatsız bir yemek de söz konusu
olamaz. Hayatımızın derinlerine bu kadar yerleşmiş baharatın
tanımını gastronomik açıdan yapmak oldukça zor aslında.
Baharatlar, genelde tropik ve subtropik iklimlerde yetişen
bitkilerden elde edilir. Baharat, bitkilerin kurutulmuş yaprak,
kök, çekirdek veya kabuklarından da elde edilir. Oysa bu aromalı
bitkilerin taze yapraklarına, ot da denmektedir. Bu nedenle
baharat üzerine yazılan kitaplarda ve araştırmalarda baharatın
kesin tanımına pek değinilmez.
Baharat Yolu
Adriyatik’den
Çin’e kadar uzanan coğrafyada yaşananlar, dünya tarihinin önemli
bölümünü oluşturur. Bu coğrafya üzerinde gerçekleşen ipek ve
baharat ticareti ekonomi sisteminin temelini oluşturduğu gibi,
dünya siyasetine ve kültürlerine de yön vermiştir.
Biber, tarçın,
zencefil, hint cevizi, çubuk vanilya gibi baharatlar doğunun uç
noktasından birçok devletin kontrolündeki toprakları aşarak uzun
bir yolculuk sonrası Avrupa’ya taşınmış. Kullanılan güzergâhlar
zaman zaman değişmek zorunda kalmıştır. Batı Hindistan
kıyılarına getirilen ürünler gemilerle İran Körfezi’ne taşınıp
buradan Akdeniz pazarlarına dağıtılmıştır.
Uzun ve
tehlikeli bir yolculuk boyunca, birçok el değiştirirek Avrupa’ya
ulaşan baharat oldukça pahalıya mal olsa da ticareti oldukça
yoğundu. Çünkü, aristokratlar arasında bol baharatlı ve aromalı
yemekleri tüketmek modaydı ve baharatların önemli bir şifa
kaynağı olduğuna inanılmaktaydı.

Roma
İmparatorluğu’nun gerilemesi ve İstanbul’un Osmanlılar
tarafından fethi ile İpek Yolu’nun tarihteki etkin görevi sona
erdi. Avrupalılar kara yoluyla ticaret maliyetlerinin
karşılanamayacak boyutlara ulaşmasıyla, deniz yolundan
Hindistan’a ve diğer adalara ulaştılar. Bunu yeni dünyanın keşfi
takip etti. Eski dünyadan yeni dünyaya, yeni dünyadan eski
dünyaya birçok yeni yiyecek taşındı. Baharatın izindeki
insanoğlu yeniden doğuşu gerçekleştirdi.
İmparatorluk
Mutfaklarının Vazgeçilmezi
Özellikle Roma
İmparatorluğu mutfaklarında baharat çok yoğun kullanılırdı.
Günümüze aktarılan Roma imparatorluk yemeklerinin tariflerinde
oldukça karmaşık ve ağır baharat kullanımına rastlanır. Ortaçağ
batı mutfaklarında da hiç alışılagelmedik baharatlar tercih
edildiği görülür. Böylesine farklı ve ağır tatlar aslında,
Avrupa damak alışkanlıklarına uygun değildi. Bu nedenle
Avrupalılar mutfaklarında daha sonraki yıllarda yoğun baharat
kullanımından vazgeçtiler.

Türk toplumu
ise, tarih sahnesine çıktığı günden beri, daima baharat
coğrafyasında yaşadı. Dolayısıyla baharat kültürü Türk
mutfağının geleneksel yapıtaşlarından biri oldu. Ancak, baharat
yoğunluğu hiçbir zaman yemekteki ana malzemenin önüne geçmedi.
Özellikle
Osmanlı saray mutfağının ustaları, aromaları çok etkili
baharatları ustaca kullanarak görkemli bir o kadar da zarif
lezzetler yarattılar. Akdeniz ve Uzak Doğu baharatları ile bir
mutfak sentezi ortaya koyuldu. Bu sentezin baş aktörleri sakız
ve tarçındı. Günümüz mutfağında sakız ve tarçın ancak bir ya da
iki sütlü tatlı dışında pek tercih edilmese de, Osmanlı
mutfağında et, balık, tavuk ve pilav yemeklerinde sakız-tarçın
ikilisi mutlaka kullanılıyordu.

Baharat, dengesi
iyi ayarlanması gereken bir ustalıktır aynı zamanda. İyi
ayarlanamaz ise dünyanın en pahalı yemeği dahi keyiften uzak
olur. Bazı baharatlar vardır olmazsa olmaz; bazıları ise keyfe
kederdir. Ama baharat her zaman yemeğin lezzeti, rengi, kokusu,
tadı, kısacası büyüsüdür.
Yazı: Vedat Başaran
Foto: Ali Ethem Keskin
Kaynakça:
SkyLife - Mart 2008
Vedat Başaran ve
Önder Durmaz'a teşekkürlerimizle
Denizce

04.04.2008
|