|
Göl, gölet ve akarsularımızın nasıl denetlendiği, ya da
denetlenip denetlenmediği konusunda bilgim yok. Ancak
Almanya'daki bir arkadaşımın izin belgesi (Amatör Balık Avlama
Sertifikası) almadan, nehirde balık avladığı ve ayrıca avlanması
yasak olan bir türü yakaladığı için iki ayrı ceza ödediğini
biliyorum.
Aylığının yarısını ceza olarak ödeyeceğini gören arkadaşım,
"Etmeyin eylemeyin, ben
bunun yasak olduğunu bilmiyordum. vb. vb.." dese
de cezadan kurtulamıyor. Sonra bir de nasihat çekiyorlar.
"Bu nehirdeki balıklar
sonsuz değil. Kimi türler çok azaldığı için avcılığı yasak. Kimi
türleri belli mevsimlerde avlamak yasak. Kimi türler ise
belirlenmiş boy ve ağırlığın dışında yakalanabilir. Eğer kursa
katılıp sertifika alsaydınız, bunları öğrenmiş olacaktınız."
Bize gelince, kursa bilgiye gerek yok. İki fotoğraf ve on YTL.
verdizmi 5 yıllık balık avlama ruhsatı alırsınız. Hem de
profesyonel. Beş yıl sonunda ruhsatınızın yenilenebilmesi için
bir su ürünleri kooperatifinden "balıkçılık yapıyor" diye belge
gerekiyor. Hayır, hayır, yanlış anlamadınız. Ben de yanlış
yazmadım. İki fotoğrafla gidin tarım müdürlüğüne. On YTL verin
beş yıllık profesyonel balık avlama ruhsatı alın. Mesleğinizin
ne olduğu hiç önemli değil. İsterseniz bir bilim dalında
profesör olun. Ancak beş yıl sonra bir kooperatiften balıkçılık
yaptığınıza ilişkin belge getirmelisiniz. Yoksa ruhsat
alamazsınız. Diyelimki amatör bir ruhsat aldınız. O zamanda bir
balıkçı teknesiyle balık avlamaya gidemezsiniz.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın yıllara dayalı birikimi sonucu
düzenlediği 37/2 numaralı sirkülere baktığımızda, sorun
çözümlenmiş gibi görünüyor. Amatör balık avcılığı teorik olarak
oldukça iyi tanımlanıp, koşullara bağlanmış. Ancak, denetim
konusu amatörün bilincine ve insafına bırakılmış. Yasa,teorik
olarak, Sahil Güvenlik,Bakanlık denetim elemanları, jandarma,
ormancı, kır bekçisi, belediye zabıtası, muhtar ve o bölgedeki
aklınıza gelen tüm kamu çalışanlarını denetimle görevlendirmiş.
İyi hoş da, görevlilerin önce bu sirkülerden haberdar olmaları
gerekmez mi ?
İşte o öykünün tam zamanı. Yıllar önce bir gırgır gemisi 50 kasa
kadar kefal yakalamış. Ancak kefaller olması gereken boydan çok
küçük. Balıkçılar şikayet etmişler. Tesadüfen ben de mezat
yerine gittim. Tarım İlçe Müdürlüğü'nden bir görevli geldi.
Elinde sirküler, balıkçılara, "bu
hangi tür kefal ?" diye sordu. Pata Muharrem
abi, kimseden lafını esirgemez bir balıkçıydı. Görevliye
"bize soracağına balıklara
sorsana !" dedi. Hepimiz gülüştük. Çünkü
sarıkulak, diğer kefal türlerinden en kolay ayırt edilebilendi.
Kulağının (solungaçların en dışındaki sert dokulu kısım) üstünde
çok belirgin sarı bir kısım vardır. Pata Muharrem abinin
"bize soracağına balıklara
sorsana !" deyişi bundandı.
Görevlinin düştüğü duruma çok üzüldüm. O'na güldüğüm için de
kendime biraz kızdım. Çünkü, bu O'nun değil, O'nu bu göreve
atayan Bakanlığın, Bakanın ayıbıydı.
Denizlerimizde denetim Sahil Güvenlik botları tarafından
yapılmaktadır. Bakanlığın Koruma Kontrol diye bir birimi varsa
da onları denizlerde görmek oldukça zordur. Eskiden bazen
gemileri arızalı olurdu. Bazen kaptanları olmazdı. Kimi zamanda
geminin mazotu. Şimdi ne durumdalar iyi bilmiyorum. Ancak, eğer
Gediz Ağzı'nın sığ sularında tül ığrıpla tırnak büyüklüğünde
binlerce çipura yavrusu yakalanıyorsa, o yavrular yakalanırken,
diğer türlere ait binlerce yavru katlediliyorsa, yasak dönemde
balık hallerine trol balığı gelip satılabiliyorsa,
Bakanlığın Koruma Kontrol Şubesi'nin nasıl çalıştığını siz
değerlendirin.
Denizlerdeki denetimin tamamen Sahil Güvenlik botlarına
bırakılmış olması, denetim yetersizliğini de beraberinde
getirmiştir. Çünkü, Sahil Güvenlik yaklaşık yirmi kalem görevin
yanında bu işi de yapmaya çalışmaktadır. Kaldı ki işi sadece
balıkçıları denetlemek olsa bile, eğer karadaki bir kurum ile
birlikte çalışmaz ise, yeterli denetimi sağlaması olanaksızdır.
Bu
yıl 15 Nisan-15 Eylül tarihleri arasında trol yasağı
getirilmiştir. Oysa kimi trollerin uluslararası sulara çıktığı,
D (diğer) ruhsatlı gemilerle kıyıya balık sevkettiği yaygın
şekilde konuşulmaktadır. Hatta D ruhsatlı büyük gemilerin trol
takımıyla çalıştığı iddiaları var. Örneğin Midilli Adası'nın
arkasında
çalışan bir trol takımı, D ruhsatlı bir gemiyle kıyıya balık
gönderiyorsa, kıyıda bunu denetleyecek bir kurum yoksa, Sahil
Güvenlik ne yapabilir ?
Denetim eksikliği, balıkçılığımızın en büyük sorunu
olagelmiştir. Sahil Güvenlik ile eşgüdüm içinde çalışacak karada
(kıyılara, liman ve balık hallerine hakim) bir kurumun
yapılanması gerekmektedir. Ayrıca, Sahil Güvenlik personel, bot
ve diğer ekipmanlar açısından güçlendirilmelidir. Aksi halde,
yasadışı avcılık engellenemez. Çünkü, teknoloji yasadışı
avcılığı da kolaylaştırıyor. Cep telefonu aracılığı ile Sahil
Güvenlik botlarının ve denizdeki kuşkulu her trafiğin yasadışı
avcılık yapanlara bildirildiğini, bilmeyen yok.
Yasadışı balık avcılığının önlenebilmesi için, en azından yaşamı
denize bağlı insanların görevlilere yardımcı olması gerekir.
Kendini ülkesine karşı sorumlu sayan her yurttaş, denizde
yasadışı bir eylem gördüğünde, Sahil Güvenlik botlarını ya da
158'i aramalıdır. Gerçi 158'de karşınıza sizin acelenizden
haberi olmayan bir bant kaydı çıkar ya neyse. Ancak biraz
sabır.
Bir
tanıdığım üç gün önce, "Sözde
trol yasağı var. Yine trol balığı geldi." dedi.
"Kim, nereden, nasıl getirdi ? Söyle görevlilere haber verelim."
dedim. "Git işine be
abi. Benim başımı derde mi sokacaksın. Ben sana böyle bir şey
söylemedim." dedi. Bu sözler karşısında
şaşırdım. Adamın yüzüne baktım. Hani o mafya filmlerinde, mafya
aleyhine bilgi verenlerin yüzündeki ürkeklik ve korku vardır ya,
işte o yüzlerden birini görür gibi oldum. Yazık.
Memleketim, diyebileceğimiz bir tek Türkiye var. Havasından
suyundan, kıyısından dağından, balığından pulundan sorumlu
olduğumuz.
Hoşçakalın
.
Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

16.08.2007
|