|
Rastgele
Gırgırların 15 Nisanda başlayan zaman yasağı, 31 Ağustos'ta
bitiyor. Dörtbuçuk aylık aradan sonra 1 Eylülde ağlar mola
edilecek. Çift ruhsat (trol-gırgır) taşıyan gemiler de gırgır
olarak çalışırsa, yaklaşık 950 gemi denize açılacak.
Kimi troller 15 Temmuz'da uluslararası sularda avlanmaya
başladı. Ancak, yakıt tüketiminin çokluğuna karşın, balık
üretiminin az olduğundan yakınılıyor. Ulusal sular ise 15
Eylül'e kadar trol avcılığına kapalı. Bu nedenlerle trol-gırgır
ruhsatı taşıyan gemilerin de 1 Eylül'de gırgır olarak çalışmaya
başlaması bekleniyor.
Talan Gibi
Her yıl 1 Eylül'de başlayan gırgır avcılığı eleştiriliyor.
İlk 15 gün yapılan avcılık bir talana benzetiliyor. Bir çok
gırgır sahibi ve kaptanının yakınmasına karşın bu talan
mantığının önüne geçilemiyor.
1 Eylül'de başlayan gırgır avcılığı, arz-talep esası dikkate
alınmadan yapılıyor. Denizden dönen her gemi çok miktarda (300,
500, 1000 ya da daha fazla kasa) balık da getiriyor. Ege' de
daha çok sardalya, hamsi, uskumru, kupes, istavrit gibi türler
yakalanıyor. Ancak avlanması hedeflenen sardalya ve hamsi.
İzmir balık haline o kadar çok balık geliyor ki balık taşıyan
kimi kamyonlar hale bile sokulmuyor. Konserve fabrikaları, balık
üretme çiftlikleri ya da yem fabrikalarına yönlendiriliyorlar.
Zaman zaman birçok balık kamyonu da yükünü çöplüklere
boşaltıyor. Yük dediğim, yüzlerce binlerce kasa sardalya ve ince
hamsi.
Konserve fabrikaları, çiftlikler ve yem fabrikaları da kısa
sürede ihtiyaçlarını karşılıyor, tek alıcı çöplük. Bu durumda
gemi sahibi ve pay karşılığı çalışan tayfalar bir çok nedenle
zarara uğruyor. Ana geminin, yardımcı geminin (bot) ışık
gemisinin (lamba) kullandığı yakıt, kamyon için ödenen nakliye
ücretine ilave olarak, balıkla dolu kasalar ve bir gece boyunca
yirmiden fazla insanın emeği çöpe atılıyor. Buna karşın, bütün
gemiler yine denize açılıyor. Yine balıklar yok pahasına
satılıyor. Yine çok miktarda balık çöpe atılıyor. Yine bu
durumdan herkes yakınıyor ve bir gün sonra yine bütün gemiler
denize çıkıyor. Yüzlerce ton yakıt, binlerce kasa balık ve
binlerce tayfanın emeği yine çöpe atılıyor. Bir gün sonra
yine.....
Ta ki bölgedeki son balık sürüsü de yakalanana kadar.
İzmir Körfezi, Gediz nehri açıkları ve Dış Körfez, o kadar
yoğun av baskısına hedef oluyor ki Eylül sonu gelmeden koca koca
gemiler denizden 20-30 kasa balıkla dönmeye başlıyor. Kuzey Ege,
Marmara ve Karadeniz'den de zaman zaman filolar halinde gırgır,
av için İzmir Körfezine iniyor. İzmir Körfezi (orta, dış)
geceleri büyük bir kent kadar ışık alıyor. Avcılığı
hedeflenmeyen bir çok türün ekonomik değeri olmayan yavruları da
bu talan sırasında katlediliyor.
1 Eylül'de başlayıp, bir süre devam eden bu talandan en karlı
çıkanlar, konserve fabrikaları, balık üretme çitlikleri, yem
fabrikaları ve martılar.
Geçen yıl içinde 15-18 Kg. sardalya olan kasalar 5,4,3 hatta
1 YTL.ye bile satıldı. Mantık şu; 5 yüz kasa balığı çöpe
dökmektense, kasasını 1 YTL.den satıp 5 yüz YTL. almak daha
karlı. Hiç olmazsa nakliye parasını karşılar.
Bu dönemde gırgır sahipleri de tayfalar da konuyu tartışır,
birbirlerine dert yanar ancak bir çözüm bulamazlar. "Kardeşim,
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nın kılı kıpırdamıyor. Bu işler
gizli saklı yapılmıyor, her şey ortada. Tutulan balık
satılmıyor. Beş bin kasa balık ihtiyacı olan İzmir haline 30 bin
kasa balık yığarsan olacağı bu. 'Balığı kırmayalım Eylül sonuna
kadar ya iki günde bir denize çıkalım ya da başka bir çözüm
bulalım' diyoruz, kimseden ses çıkmıyor. Adam 5 yüz kasa balık
tutuyor. Para etmediğini bile bile ikinci hatta üçüncü ağı da
sarıyor. Bizim çıkmamamız çözüm değil. Önceki gün balığımız çöpe
döküldü diye dün denize çıkmadık. Adam 2 bin kasa balık yükledi.
4 YTL'den sattı. 8 bin YTL. aldı. Balık kırılıp yok pahasına
satıldıktan sonra, biz çıksak ne olur, çıkmasak ne olur ?" Bu
yakınmalar sorunu çözmüyor. Eylül başında havalar sıcak olduğu
için, balığı hale, halden manava ve tüketiciye ulaştırmak çok
zor. Buzlansa bile, ince balık hale gidinceye kadar hışır olup
eriyor. Bu düzensizlik ve başıboşluk en çok da denizden
kilometrelerce uzaktaki Buca çöplüğünden karnını doyuran
martılara yarıyor. Eylül sonuna kadar denizde bulamayacakları
kadar balık bu çöplüğe geliyor.
Anlaşılmaz bir şekilde, sardalyanın kasası 5 YTL.'ye
satıldığı zaman bile tüketici kilosunu en az 2 YTL.'ye alıyor.
Bu bolluk tüketiciye yansımıyor. Ancak, et yeme şansı olmayan
insanlarımız için kilosu 2-5 YTL. olan sardalya ve hamsi önemli
bir besin kaynağı.
Yeni Kasa
Standardı
Sardalya ve hamsi balıklarının kasalanmasına yeni bir
standart getirmek gerekli. 18 kilo balığın altta kalan yaklaşık
yarısı, eziliyor. Kuşkusuz besin değeri açısından bir kayba
uğramıyor. Ancak özellikle sıcak havalarda -balık da biraz
inceyse- ezilmiş balığın alıcı bulması zor oluyor. 8-10 Kg.
balık alacak yeni bir kasa standardı balığın tüketiciye daha
sağlıklı ulaşmasını sağlayacaktır. Bunun için büyük yatırım
yapmak da gerekmiyor. "Ayaklı" denilen sardalya ve hamsi
kasalarının 6 Cm. olan ayakları 1 Cm.'ye, çevre tahtasının
genişliği de 8 Cm.'den 7 Cm.'ye indirilirse ve yan tahtaların
üst hizasına kadar balık doldurulursa bu sorun çözülmüş olur.
Sonuç
Kasa standardı daha sonraya bırakılabilir. Ancak, İzmir
Körfezi'nin eylül ayında talan edilmesinin önüne geçilmelidir.
Tarım ve Köyişleri Bakanlığı bu soruna çözüm bulacak tek kurum
olarak görülmektedir. Yasal olarak, başka bölgelerden gelip,
körfezdeki av baskısını daha da artıran gırgırlar yasaklanamaz.
Ancak en azından eylül ayı için körfezde avlanacak gemi sayısına
göre günlük belli bir balık miktarı kotası konulabilir. Bu,
başka bölgelerden gırgır gelişini azaltacağı gibi, Eylül
talanını da engelleyebilir. Böylece bölgede avlanan gırgırlar
sezon boyunca denizden boş dönmez, tuttuğu balığı yok pahasına
satmaz ve daha çok kazanma şansı yakalar. Tutulacak balık,
miktar olarak değişmese bile, avcılık tüm sezona dağılacağı için
en azından binlerce kasa balık çöpe dökülmeyecektir.
Rastgele.
Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

29.08.2007
|