|
Sosyal Güvenlik
Her mesleğin
kendine özgü zorlukları vardır. Ancak balıkçılık, en çetin
işlerden biridir. Sadece bedensel yorgunluk ve yıpranma
açısından değil, sosyal bakımdan da çağla örtüşmeyen, yüzlerce
yıl öncesinin yaşandığı bir işkoludur.
Reis, -kimi
yörelerde tay ya da kocareis de denilmektedir- tayfa toplar.
Reis-tayfa
ilişkisi, çavuş (amelebaşı)-tarım işçisi ilişkisi ile neredeyse
aynıdır. Aradaki tek fark, tarım işçisi yevmiye (günlük ücret),
tayfa ise bir sezon için aylık ya da pay üzerinden anlaşma
yapar. Anlaşma dedikse, öyle noterden yazılı pullu imzalı değil,
sadece söze dayalı bir anlaşma yapılır.
Troller ve az
sayıda tayfa çalıştıran diğer gemilerde, tayfa-gemi sahibi, ya
da tayfa-kaptan ilişkisi tarafların oluru ile yürür.
Gırgırlardaki tayfa-reis, ya da tayfa-mal sahibi ilişkisi ise
daha karmaşıktır.
Kimi gırgır
sahipleri, çalıştıracağı tayfaları kendileri bulur. Kimileri ise
tayfalarla hiç yüz-göz olmaz. Tayfa toplamak için birini
(reis-tayfabaşı)görevlendirir. Reis, tayfalarla aylık ya da pay
üzerinden sezonluk anlaşma yapar. Pay, ya da aylıkların toplamı
sezon sonunda ödenecek olduğundan, tayfalara bir miktar avans
verilir.
Reis aydan aya,
ya da haftadan haftaya tayfalara bir miktar harçlık verir.
Kimsenin
durumundan şikayet etmeye hakkı yoktur. Çünkü bilinir ki gemi
sahibi de kabzımala borçludur. Sezon sonunu beklemek
gerekecektir. Gerçi sezon sonunda da herkesi mutlu görmek pek
mümkün değildir. Alınan avans, harçlıklar hesaplandıktan sonra
elde kalan iki on paradır. Pay karşılığı çalışanlar ise,
genellikle çok balık tuttuklarını, haklarının yenildiğini gemi
sahibi ya da reisin pay hesaplamasında haksızlık yaptığını iddia
ederler ya
gerçeğin ne
olduğu bilinemez. Savlarında haklı bile olsalar, yokluk ve
yoksulluk bu insanları yine aynı gemilerde çalışmaya zorlar.
Birkaç kez tanık olduğum ve çok üzüldüğüm olay ise bir nedenle
reis ya da gemi sahibiyle anlaşamayan tayfaların gemiden
çıkarılıp, yatak ve eşyalarının rıhtıma atılışıdır. Rıhtımdaki
çaresiz tayfanın yüzünde, karşıdaki kaba kuvvet ve acımasızlığı
okumak zor değildi. O anda hak, hukuk ve adalet kavramları
utançlarından rıhtımın altına gizlenmişti.
Saygınlık
Sendikal
örgütlenmenin hiç sözünün edilmediği iş kollarından biri de
balıkçılıktır. Toplumsal yaşam bir bütün olduğu halde, nedense
kimi meslekler tükaka edilmiş, kimileri de taçlandırılmıştır.
Eğer ameliyat yapılacak bir mekan hademe tarafından
temizlenmiyorsa, yardımcılar hijyenik koşulları sağlamıyorsa,
operatörün yapacağı ameliyatın başarılı olması düşünülemez. Oysa
biz hademe ve diğer çalışanlara tepeden bakmaya, operatör
karşısında ise esas duruş göstermeye şartlanmış bir toplumuz. Bu
anlayış gemi sahibi, kaptan ve tayfa için de benzerlik gösterir.
Genel olarak da balıkçılık denilince, saygın olmayan bir meslek
dalından söz edilmiş olur. Hademe, çöpçü, işçi, köylü vb.
Bunların hiçbiri bir milletvekilinin konumundan daha az saygıya
layık değildir.
Planlama
Balıkçılığımızdaki düzensizlik, başıboşluk, plansızlık yüzünden
bir çok gemi sahibi de büyük borçlar altında sıkıntı
çekmektedir. ÖTV'si indirilmiş yakıt uygulaması, büyük gemi
(trol-gırgır) sahiplerini biraz soluklandırdı. Batmamak için,
mazotla çalışan motorlarda fuel-oil kullananlar bile olmuştu.
Ancak, ÖTV'si
indirilmiş yakıt uygulaması, sorunları çözmüş değil. Sadece
göreceli olarak bir rahatlama sağlandı. Eğer bilimsel verilere
dayalı bir planlama yapılmazsa, deniz ürünlerimizin stokları
belirlenip, türlerin devamlılığını sağlayacak bir av politikası
izlenmezse, gelecek bugünden iyi olmayacaktır.
Bu saptamaların
ardından, balıkçılar ve sosyal güvenlik kavramını ele alırsak,
yazının başında da belirttiğim gibi çağla örtüşmeyen bir
gerçeklikle karşı karşıya kalırız. DİE verilerine göre 18 bin
balıkçı gemimiz var. 510 gırgır, 688 trol, 443 trol-gırgır (hem
gırgır hem de trol ruhsatlı olan), 295 taşıyıcı ve 16 bin 460
tane de (D) plakalı(ruhsatlı) gemimiz bulunuyor. Bir başka
örneklemeyle 11 bin 230 küçük boydaki gemide sadece gemi
sahipleri çalışıyor. 7 bin 166 gemide ise gemi sahibinin dışında
tayfa da çalışıyor.
1-4 kişinin
çalıştığı 6 bin 305, 5-9 kişinin çalıştığı 445, 10-19 kişinin
çalıştığı 195, 20-29 kişinin çalıştığı 172 ve 30'dan fazla
tayfanın çalıştığı 53 gemimiz var. Peki bu insanların kaç tanesi
Sosyal Güvenlik Kurumu'nun güvencesi altında?
Gerçek usulde
vergi ödeyen büyük gemi sahiplerini saymazsak, sorunun cevabı ne
yazık ki hiç olacaktır. Gemicilerin ve tayfaların eğer yeşil
kartı da yoksa...
O Bir İnsan
O yanında
çalışan gemicilere hayt-huyt eden, arada bir, çok galiz olmasa
da küfürler savuran bir gemi sahibi. Yanında çalışan gemicinin
çocuğunun hastane masrafları için kesenin ağzını sonuna kadar
açan, bunu herkesten gizleyen biri. Gemicisi "Çocuğu hastaneden
çıkaracağız. Akrabaların para getirmesini bekliyorduk. Vallahi
ben bile şaşırdım. Akrabalardan yardım bulamazken O gelip
hastane masraflarını ödedi. Gerekir diye bir miktar da elime
sıkıştırdı. 'Aylığımdan azar azar kesersin abi' dedim. 'Hayır
ben senin hakkın olan parayı ödedim. Varsay ki seni sigortalı
yaptım vergi ve sigorta primi ödedim." dedi. Hem para
sıkıntısından kurtulduğum için hem de o asabi adamın içindeki
insanla tanıştığım için çok sevindim. Ben böyle şeyler filmlerde
olur sanırdım." diyor.
İnsanların
sağlığı ve sosyal güvenliği kimsenin insafına bırakılmamalıdır.
Çocuğunun hastane giderlerini ödediği için kaptanına saygı duyan
bu gemici yaşlandığında ne olacaktır? Bu sadece tayfaların
değil, sigortasız çalıştırılan tüm insanların sorunudur.
Devlet 8 yüz
YTL. açlık sınırı olduğu halde, tespit ettiği 645 YTL. brüt
asgari ücretten 264 YTL. vergi ve sigorta primi alarak, net 382
YTL ile insanların yaşayabileceğini varsayıyor. Aylık geliri
asgari ücretten bile az olan deniz emekçilerinin bu koşullarda
sigortalı olabilmesi olanaksızdır.
Yeşil Kart
siyasi bir ikram olmaktan çıkarılmalıdır. Vergi ve sigorta
primleri olabildiğince aşağı çekilmeli, dar gelirli denizciler,
tayfalar ve gemiciler Sosyal Güvenlik Kurumu koruyuculuğuna
alınmalıdır.
Çavuşun
Pazarlığı
Pamuk tarlasında
çalışmak için ırgat toplayan çavuş, kalabalık bir ailenin
reisiyle pazarlık yapmaktadır.
-Çavuş : Pamuğa kaç kişi vereceksin Hasan dayı?
-Hasan dayı : Yevmiye kaç para?
-Çavuş : 8 Lira. Biri benim payım 7 Lira.
-Hasan dayı : Senin payına diyeceğim yok ama 7 Lira az.
-Çavuş
: Az değil. Az değil. Beş kişi versen yedi kere beş 35 Lira
yapar.
On günde 350 Lira, ayda Bin 50 Lira, üç ayda 3 bin 150 Lira. Bu
az para mı?
Beş çocuğunun üç ay boyunca gündüz güneşin altında, gecenin
ayazında, derme çatma çadırlarda çekeceği sıkıntıyı bilen Hasan
dayı, 3 bin 150 Liranın az para olmadığını da bilmektedir.
Ancak, yevmiyeyi biraz daha arttırma çabasındadır.
-Hasan dayı : Hele yevmiyeyi az daha oynat Çavuş.
-Çavuş
: Hasan dayı, memlekette ırgat kıtlığı mı var?
Öküzgözü köyünden 6 liraya geliyorlar da ben bizim köylü
kazansın istiyorum. Sen bilirsin. Sonra Çavuş bana sormadı deme.
Hem sen bu beş kör boğazlıyı çalışsa da çalışmasa da
doyurmayacak mısın? Doyuracaksın. Eeee çalışırlarsa havadan 3
bin 150 Lira karın olacak. Sözümde yalan var mı?
-Hasan dayı :
Doğru söylersin. Çalışsalar da çalışmasalar da bunların karnı
doymak ister.
Bizde toprak yok ki işlesinler. Çalışsınlar bari...
Balıkçılar,
sosyal güvenlik bağlamında toplumun diğer kesimleriyle aynı
sıkıntıları yaşıyor. Çözümü Çavuşlara bırakmadan onurlu bir
çıkış bulmak gerekiyor. Yeşil kart ya da başkalarının karnesine
ilaç yazdırma ayıplarından insanlarımız kurtarılmalıdır.
Hoşçakalın
.
Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

27.09.2007
|