|
Dağıtım-Tüketim

"Keşke" demenin bir yararı yok. Deniz ürünleri açısından oldukça
zengin olan kıyılarımız talan edilmiş, ediliyor. Bir trolcü
abimiz "Zamanında trol torbalarının altına lastikler
yerleştirip, kurşun yakayı zincirle donatıp pina kaplı alanları
tahrip etmeseydik keşke" diyor.
Balıkçılığımızın yeteri kadar gelişmemiş olmasının en önemli
nedenlerinden biri dağıtım-ulaşım sorunudur. Ancak daha da
önemlisi toplumumuzun balık yeme alışkanlığının olmamasıdır.
Akdeniz'i
Karadeniz'den ayıran, Ege'de durup, Marmara Denizini kucaklayan,
beylik tanımı ile üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizde ne
yazık ki balık tüketimi yok denecek kadar azdır. Kanımca bunun
nedeni balık fiyatı değil. Çünkü yılın her döneminde, balık, et
ve tavuktan daha ucuz. Sadece biraz emek istiyor. Sanırım balık
tüketiminin az olmasının en büyük nedeni bu. Kırmızı et ve tavuk
temizlenmek istemiyor. Satın aldığımız gibi ızgaranın üstüne
atıyoruz. Yerken de sorun yok. Oysa balık, pulları ve
içi temizlenmek ister. Pişirirken özen ister. Yerken kılçıkları
ayırmak lazım. Hele bir de evde çocuk varsa... Yetişkinlerin
özveride bulunup çocukların balıklarını yiyecek duruma
getirmeleri gerekir. Ya kokusu, temizlerken, pişirirken, yerken
of be of yemek değil işkence... Hem koku komşuları da rahatsız
etmiştir. Bütün bunlar yetmezmiş gibi mahallenin bütün kedileri
de duvarın üzerine dizilmişler Menemen testileri gibi.

Fangri (Sparus pagrus) barınaklı
kayalıklarda, batıklarda ve pina kaplı alanlarda yaşar.
Ege ve Akdeniz balığıdır. Havaların ısınmasıyla birlikte daha
sığ sulara gelir.
Üreme boyuna ulaşmadan çok miktarda yakalandıkları için, bu tür
giderek azalmaktadır.
Yemek deyince
"ekmek" anlayan bir toplumuz. İşkembe kaynatırken, ızgarada et,
sucuk ve pastırma cazırdatırken kokusunu ne kendimiz duyarız ne
de komşular rahatsız olur. Koku balığa göre on kere daha fazla
olsa bile, buna aldırmayız. Çünkü o bildiğimiz alıştığımız bir
kokudur. Fasulye, bamya ayıklamak bir saatimizi alır. Zamanın
nasıl geçtiğini anlamayız. Ancak balık temizlemek için geçen 15
dakika bir ömür geçirmek gibidir. Yerken de zorlanırız. İkide
bir ağzımızda kılçık olduğunu fark ederiz. Ağzımıza aldığımız
her parçada "acaba kılçık var mı?" korkusunu yaşarız.

Fangri (Sparus pagrus) ekonomik
değeri yüksek,
ancak sorumsuzca avlandığı için giderek azalan bir tür.
Okullarda yaşamları boyunca hiç ihtiyaç duymayacağı özel
bilgiler insanların beynine doldurulur. Ancak yaşamsal önemi
olan beslenme konusu yeterince işlenmez. Balık denilince suda
yaşayabilen bir hayvandan fazlası öğretilmelidir. Sadece "balık
yemek faydalıdır" demek, balık yemeye yetmez. Balığın genel
anatomisi de öğretilmelidir. Balığın vücut yapısı hakkında
yeterli bilgisi olan biri için, balık temizlemek, pişirmek ve
yemek sorun olmaktan çıkar. Yapay besinlerle şişirilmiş, vıcık
vıcık yağ içindeki sığır etine 20 YTL. vermek yerine kilosu
zaman zaman 1-5 YTL olan balık türleri ile beslenmek daha
sağlıklı olmamızı sağlayacaktır. Fiyatı çok yüksek, gösterişli
ve adı meşhur balıklar ile isparoz, hamsi, sardalye, istavrit,
izmarit, uskumru vb. arasında besin değeri açısından fark
olduğunu sanmıyorum. Bu türlerin kilosu genellikle 2 YTL ile 10
YTL. arasındadır.

Ülkemizde yapılan, doğal balık stokları ile ilgili bilimsel
araştırmalar, balıkçılarımız tarafından bilinmemektedir. Bu
konuda araştırma yapan üniversiteler ve bilim insanları, elde
edilen sonuçları balıkçılarla paylaşmalıdır. Ne yazık ki bu
konudaki Devlet politikamız yasak koymaktan
ibarettir. Balıkçılığımızda eğitim sözcüğünün yeri yoktur.
Balıkçılık mı yapmak istiyorsunuz.
İki fotoğraf ve 10 YTL verin beş yıllık profesyonel balıkçı
ruhsatınızı alın.
Dağıtım
Balık
ihracatımızın nasıl artırılacağı konusunda bir fikrim yok. Ancak
donmuş Norveç uskumrusunun ülkemizde yaygın olarak satıldığını
biliyorum.
Balıkçılığımızın gelişmesi, öncelikle balık yemek isteyen
insanlarımızın çoğalmasına bağlıdır. Bunun olabilmesi için de
yakalanan balığın tüketiciye en kısa zamanda taze olarak
ulaştırılması gerekir. Balıkçıların iyi örgütlenmemiş olması,
kooperatiflerin pazarlama konusuna ilgisizliği sonucu balık
dağıtım ağı kurulamamıştır. Dağıtım-ulaşım işi tek tek kişiler
tarafından yapılmaktadır. Bu hem balık fiyatının yükselmesine
hem de ülkenin her yanına balık gitmemesine neden olmaktadır.
Oysa ülke genelini kapsayacak, bir merkezden yönetilen,
birbiriyle bağlantılı bir dağıtım ağı hem ulaşımı
kolaylaştıracak hem de balığın tüketiciye daha çabuk ve ucuz
gitmesini sağlayacaktır. Örneğin Foça'da yakalanan bin kasa
balığın nereye nasıl gideceği, daha gemi limana yanaşmadan
bilinmelidir. Gemi rıhtıma yanaştığında
vergisi-algısı-bürokrasisi halledilmiş olarak balık hemen
tüketileceği yere gönderilmelidir.. İletişimin bu kadar
geliştiği günümüzde bu olanaksız bir iş değildir. Şu andaki
işleyiş ise hantal, bürokrasinin kıskacındadır. Balık
kamyonlarla İzmir Balık Hali'ne gönderiliyor. Mezat yapılıyor.
Çevre illere gidecek kamyonlar mezatı bekliyor. İlçelere balık
götürecek esnaf (balık manavı) illerine gelecek kamyonları
bekliyor.Balıkların buzları eriyor. 15-18 kilo tepeleme balık
doldurulan kasaların alt kısmındaki balıklar -yaklaşık yarısı-
eziliyor. Ezilen balık satılamayacağı için onların maliyeti
ezilmeyenlerin üstüne ekleniyor. Balıkçıdan kasası 30
YTL -kilosu yaklaşık 2 YTL.- alınan balık, tüketiciye 10
YTL. satılıyor.
Sonuç olarak,
insanlarımızın balık yeme alışkanlığı edinmelerine ve düzenli
bir balık dağıtım ağına ihtiyacımız var.
Hoşçakalın
.
Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

08.11.2007
|