|
"Çete" sözcüğü, günümüzde halk arasında sözlük anlamından
farklı kullanılıyor. Yasadışı işler yapmak için bir araya gelmiş
kişilere, örgütlenmelere "çete" deniyor.
Yıllar önce kahve sohbetlerinde kulağıma takılan "çete" ve
"topal çete" tanımlamalarını balıkçılığa başlayınca öğrendim.
Çete, devlet görevlilerinin de içinde bulunduğu, pay aldığı
yasadışı işler yapan örgütlenmelere, topal çete ise devlet
görevlilerinden destek bulamayanlara deniliyordu. O yıllarda
densiz bir bot komutanı için el altından toplanan aylıklardan
sözedilirdi. Bu çeteye ve yasadışı balık avcılığına karşı
mücadele eden Kooperatif yöneticilerinin tehdit edilip
hırpalandığına da tanık olmuştum. Bir süre sonra yasadışı
avcılığa karşı olan trolcülerin gözleri ışıldıyordu. Bot
komutanı değişmiş, yeni komutan çeteye dahil edilememiş,
yasadışı avcılık yapanlara göz açtırmıyordu. Yani çete topal
kalmıştı. Artık yürüyemezdi.
Denizlerde kurulu balık çiftliklerine karşı değilim. Ancak bu
balık üretim biçiminin, hem kuruluş hem de üretim aşamalarında
yanlışlıklar yapıldığını biliyorum.
Kuruluş aşamasındaki temel yanlış, duyarsız devlet
görevlilerinin kıyılarımızdaki sığ sularda ve koylarda bu
işletmelerin havuz kurmasına izin vermesidir. Güçlü akıntıların
olmadığı sığ sularda ve koylarda deniz tabanının kısa sürede
kirlendiği, balık dışkıları ve yem artıklarıyla kaplandığı ve
bunun sonucunda tüm canlılığını yitirdiği artık kesinlikle
-tartışmaya gerek olmayacak bir şekilde- biliniyor. Devletin
ikinci yanlışı ise, kurulacak işletmelerden belli bir kapasiteye
kadar Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) raporu istememesidir.
Devlet bu uygulama ile açıkça "Kapasiteyi düşük tut. On havuz
için izin al. ÇED'le uğraşma. Üretime geçtikten sonra havuz
sayısını istediğin kadar artır. Bir kez üretime başladın mı
tamamdır. Ne yaparsan yap sana kimse engel olamaz." demektedir.
Gelinen nokta da budur. Kimi çiftlikler kurulduktan sonra karada
ve denizde alabildiğine yayılmış, herkese açık olması gereken
kıyı ve koylar kullanılamaz hale gelmiştir. Devlet bu yanlışını
düzeltmeli, çiftliklerin daha uygun alanlara taşınması için her
konuda çiftlik sahiplerine destek vermelidir.
Kimi çiftlik sahiplerinin doğadan tül ığrıpla tırnak
büyüklüğünde, çevirme ve diğer yöntemlerle yetişkin balık
toplamaları ise kimi zaman devlet destekli, kimi zaman ise adi
hırsızlık şeklinde yapılıyor. Doğadan balık toplayıp, bir süre
besleyip pazarlayan bu çiftliklere Balık Üretme Çiftliği demek
de doğru değil.
Yasalara uygun çalışan çiftlikler bu suçlamadan rahatsız
olmamalıdır. Ancak 3-5 bin yavru çalmak için diğer türlere ait
milyonlarca yavruyu katladenlere karşı, onlar da mücadele
etmelidir. Özellikle Tarım ve Köy İşleri Bakanlığındaki üst
düzey görevlerinden ayrılıp çiftliklerde çalışan uzmanlar bu
mücadelede etkin rol alabilirler. Çünkü sistemin nasıl
işlediğini en iyi onlar bliyor. Unutulmamalıdır ki doğada
yokedilecek türlerin çiftliklerde uzun süreli devamlılığını
sağlamak mümkün değildir.
- Bir balıkçı: Gediz'den yine çipura yavrularını
çalıyorlarmış. Toplanıp gidip şu heriflerin elini kolunu
kıralım. Hangi çiflik sahibi göndermişse o çiftliği de
dağıtalım.
- Kooperatif başkanı: Olur mu öyle şey? Biz eşkiya mıyız?
Sahil Güvenlik ve Jandarmaya haber vereceğiz. Yakalanıp adalete
teslim edilmelerini sağlayacağız.
Yukarıdaki diyalogda Kooperatif Başkanının sözleri Demokratik
Hukuk Sistemine, hukukun üstünlüğüne olan inancını, balıkçının
ise yıllardır süren yasadışı balık yavrusu hırsızlığı
karşısında sabrının tükendiğini gösteriyor. Bu balıkçı devletin
doruklarından söylendiği gibi yanlış düşünüyor. Yasadışı işler
yapan kim olursa olsun, sivil yurttaşlara silah kullanmaları
konusunda göz kırpmak anarşizmi doğurur. O koşullarda da bir
devletin varlığından söz edilemez. Sorunlarımızın tek adresi
hukuk sistemimizdir. Bu konuda sabrımızın sınırı sonsuz
olmalıdır.
Çiftlikçi Topal
Çete
Bir süre önce, Gediz nehrinin ağzındaki sığ sularda tül ığrıp
ile çipura yavrusu çalan birileri yakalandı. Topal Çetenin başı
açığa çıkartılamayan bir çiftlik sahibi olmalıydı. 09 D 8599
plakalı kapalı kasa kamyonet tipi içinde oksijen tüpü, yavru
balık tankları ile donatılmış araçla kaçarken yakalanan Nuri
Çakır ve İzzet Aksak "biz yasak olduğunu bilmiyorduk" dediler.
Topal Çetebaşının kim olduğunu ise söylemediler. Çetebaşının
bir çiftlik sahibi olduğunu kestirmek zor değil. Ülkemizin,
doğamızın ve geleceğimizin düşmanı bu kişi, aramızda kasıla
kasıla dolaşıyor olmalı. Tabi "sus payı" olarak adamlarının tüm
masraflarını karşılamış ve bir miktar da ceplerine koymuştur.
3-5 bin çipura yavrusu için diğer türlere ait milyonlarca
yavruyu katletmekten kaçınmayan bu topal çete Foça Su Ürünleri
Kooperatifi, Jandarma ve Sahil Güvenlik işbirliği ile yakalandı.
3 bin kadar yavru balık doğaya geri bırakıldı. Sonuç olarak eğer
yasadışı işler yapan birileri, bir örgütlenme, yaptığı işi uzun
süreli sürdürebiliyorsa, ilgili makamlara yapılan şikayetlere
karşın o yasadışı işler devam ediyorsa, durumun bildirildiği
makama kadar ilgili devlet görevlileri de bu oluşumun içinde
vardır. Aksi halde sonları doğadan yavru çalan bu kişiler gibi
olur. Bu olayda Çetebaşının yakalanamamış olması bir
eksikliktir. Ancak bundan sonra doğadan yavru çalması o kadar
kolay olmayacaktır. Ya kendi kuluçkahanesini kuracak ya da adam
gibi parasını ödeyip kuluçkahanesi olan üretici firmalardan
yavru alacaktır.
Bizim için bir tek yurt var Türkiye dediğimiz. Taşından,
toprağından, balığından pulundan sorumlu olduğumuz bir tek
Vatan, gelecek kuşaklara tahrip etmeden, kirletmeden bırakmak
zorunda olduğumuz.
Şevki Avcı
FOÇA
Şevki Avcı'ya
teşekkürlerimizle
Denizce

13.11.2008
|