|
Besin kaynaklarımızdan biri olan balın nasıl üretildiğini
biliyor musunuz? Balarılarının çiçekten çiçeğe uçarak nektar
topladığını, bunları kovan olarak adlandırılan kapalı kutular
içinde bala dönüştürdüğü süreci hiç düşündünüz mü? Yaklaşık
olarak %80’i şekerlerden oluşan balı, diğer şeker şuruplarından
ayıran özellikler nedir? Bal, açık krem renginden koyu amber
rengine kadar değişebilen rengini nereden almaktadır? Katkı
içerir mi? Şekerlenmesi saflığının mı yoksa katkılı olduğunun mu
işaretidir? Bala neden hile karıştırılır? Balın kalitesi nasıl
anlaşılır? Günümüzde, bu ve buna benzer pek çok soru, sağlıklı
ve dengeli beslenmeye dikkat eden, ayrıca bal seven
tüketicilerin cevabını aradığı sorulardan birkaçı. Aslında
arıların kendi ihtiyaçları için ürettiği bal, bugün insanlar
için vazgeçilmez bir besin kaynağı.
Balın tarihi insanlık tarihi kadar eskidir. Son yıllarda
Mısır’da firavun mezarlarında yapılan araştırmalarda 3200 yıllık
kurumuş bala rastlanmıştır. Okunan tabletlerden Eski
Mısırlıların 4000 yıl öncesinden beri balı hem besin ve ilaç
olarak hem de dini törenlerde kullandığı anlaşılıyor. MÖ 3000
yıllarında Mezopotamya’da yaşayan Sümerlerin de balı ilaç olarak
kabul ettiği biliniyor.
Arılar Nasıl
Bal Yapar?
Balarıları 450 g bal yapmak için 2 milyondan daha fazla
çiçekten nektar alır. Uzun dilleri ile topladıkları nektarı
karınlarında tutarlar. Balarıları kovana döndüklerinde
topladıkları nektarı diğer işçi arılara aktarır. İşçi arılar
balarılarının karınlarındaki nektarı ağızlarıyla emer. Bu arılar
nektarı yarım saat boyunca çiğner. Bu süre içinde enzimler
nektarın içindeki şekeri basit şekere dönüştürür. Bu aşamadan
sonra arılar, kanatlarını yelpaze gibi kullanarak, nektarın
içerdiği suyu buharlaştırıp peteklerdeki nektarı daha koyu
kıvamlı şurup haline dönüştürür. Bal kıvama geldiğinde arılar
petekte bulunan altıgen hücreleri balmumu ile kapatır. Bal
tüketilene kadar burada saklanır.

O halde balı, arıların çiçeklerin nektarlarını, bitkilerin
veya bitkiler üzerinde yaşayan bazı canlıların salgılarını
topladıktan sonra, kendilerine özgü maddelerle karıştırıp
değişime uğrattığı ve peteklere depoladıkları tatlı madde olarak
tanımlayabiliriz.
Balın İçeriği
Nedir?
Bal tamamen doğal bir üründür. Yaklaşık %80’i şekerlerden
oluşur. Baldaki şeker içeriğinin ise yaklaşık %80’nini fruktoz
ve glukoz oluşturur. Balda bulunan diğer şekerler sakaroz,
maltoz gibi disakkaritlerin yanı sıra diğer yüksek şekerlerdir.
Balın içerdiği nem oranı yaklaşık olarak %17’dir. Balın diğer
bileşenlerini proteinler, vitaminler ve mineraller oluşturur.
Balın mineral içeriği değişkenlik gösterir. Koyu renkli
ballar iz elementler açısından oldukça önemlidir. Bunun yanı
sıra besinsel anlamda çok yüksek bir öneme sahip olmamalarına
karşın balın yapısında bazı vitaminler de (pantotenik asit, B1,
B2, B6 ve C vitaminleri) eser miktarda bulunur.
Balın yapısında yer alan şekerlerin büyük bir kısmı
meyvelerde olduğu gibi kolaylıkla sindirilebilen basit
şekerlerdir. Bir besin maddesi olarak büyük bir öneme sahip olan
balın enerji değeri son derece yüksektir. 100 gram bal ortalama
325 kalori sağlar. Bu bakımdan, fazla enerji ihtiyacı duyan her
yaştaki kişi için ideal bir besin maddesidir.

Bal bitkisel kaynağına bağlı olarak az veya çok antioksidan
içermesi ve antimikrobiyal aktivite göstermesi nedeni ile sağlık
açısından önemlidir. Balın antimikrobiyal etkisi, sahip olduğu
yüksek ozmatik basınçtan, içerdiği asit değerinden, hidrojen
peroksit, flavonoidler ve fenolik bileşiklerden (kafeik ve
ferulik asit) kaynaklanır. Balın antimikrobiyal özelliği bitki
kaynağına bağlı olarak değişir. Bazı balların antibakteriyal
özelliğini sağlayan genellikle hidrojen peroksittir. Ballar
farklı antimikrobiyal etkilere sahiptir. Ayrıca, bal bitkisel
kaynağına bağlı olarak az veya çok miktarda içerdiği
flavonoidler ve fenolik maddelerden dolayı antioksidan özellik
gösterir. Bala uygulanan ısı ve ışık bu etkilerin azalmasına
neden olur. Çok eski çağlardan beri geleneksel olarak yaraların
iyileştirilmesinde ve sindirim sistemi hastalıklarının
tedavisinde bal kullanılmıştır. Yapılan bazı bilimsel
çalışmalarla da bu doğrulanmış ve balın tedavi amacıyla
kullanılabileceği belirtilmiştir.
Ancak çok nadir olsa da işlenmemiş balın, Clostridium
botulimun sporlarını taşıma olasılığı olduğundan, 1 yaşın
altındaki çocuklarda botulismusa ve duyarlı bireylerde alerjik
reaksiyonlara neden olabileceği belirtilmektedir.
Her Bal
Kristallenir mi?
Normal depolama koşullarında çoğu bal kristallenme eğilimi
gösterir. Buna karşın, halk arasında kristallenmiş balın
kalitesiz veya şeker katılmış hileli bal olduğuna dair yanlış
bir kanı vardır. Balın kristallenmesine yol açan ana unsurlar,
içeriğindeki şeker yoğunluğu ve su miktarıdır. Su içeriği düşük,
glukoz oranı yüksek olan ballar daha hızlı kristallenme eğilimi
gösterir. Sıcaklık da önemli bir etkendir. 25°C’nin üstünde ve
5°C’nin altında bekletilen ballarda kristallenme görülmezken,
14°C civarında bekletilen ballarda hızla kristallenme görülür.
Tartışılan diğer bir konu da değerli bir besin maddesi olan
balın doğallığıdır. Görünüşünden, tadından ve bakarak balın
doğal olup olmadığını veya katkı içerip içermediğini anlamak
güçtür. Bunun için balın bileşiminden yola çıkarak analitik
çalışmaların yapılması gerekir.
İşlenme
Sürecinde Balın Kalitesi Nasıl Korunur?
Balın işlenme süreci genel olarak petekli balın peteğinden
ayrıştırılması, eritme, süzme/filtrasyon, ısıtma/pastörizasyon
ve dolum aşamalarından oluşur. Balın işlenmesi aşamasında balın
kalitesini korumak için sıcaklık uygulamasının kontrolü
önemlidir. Yüksek sıcaklık, balın yapısında doğal olarak bulunan
diyastaz enziminin azalmasına, hidroksimetilfurfural oluşumunun
artmasına neden olur, buna bağlı olarak da balın kalitesi düşer.
Bu açıdan hem eritme aşamasında, hem de ısıtma ve dolum öncesi
dinlendirme tanklarındaki bekleme aşamalarında bal yüksek
sıcaklıklara maruz bırakılmamalıdır.
Kristallenmiş balların yeniden akışkan hale geçmesini
sağlamak için düşük sıcaklık (40-50°C) uygulamaları yapılır.
Süzme aşamasında ise balda kirlilik yaratan maddeler
uzaklaştırılır. Bu işlem sırasında uygun gözenek çapına sahip
filtrasyon malzemesi kullanılarak oluşabilecek polen kaybı en
aza indirgenir. Balın kalitesinin korunması için dolum sonrası
depolama sıcaklığının 18°C ile 24°C arasında olması gerekir.
Ayşe Bakan
Gıda Yüksek Mühendisi
TÜBİTAK, MAM Gıda Enstitüsü
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
Eylül 2009
Ayşe Bakan'a teşekkürlerimizle
Denizce

28.10.2009
|