|
Nereye ulaşmak istiyorsunuz?
Çalışma gününün belirli bir anında yapılmakta olan on binlerce
sunumun çoğu, bir ürünü veya hizmeti satmayı, bilgi aktarmayı,
düşünceleri açıklamayı veya yeni becerileri ortaya koymayı ve
geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Bu kitap, herhangi bir sunumun tüm hazırlık sürecinin yedi temel
adımı içerdiği varsayımına dayanır:
1. Neye ulaşmak istediğine karar verme.
2. Bu hedefe ulaşmanın en iyi yolunun resmî bir sunum olup
olmadığına karar verme.
3. Bir sunumla devam etmeye karar verdiyseniz, onun nasıl bir
biçim alması gerektiğine karar verme.
4. Bir metin hazırlama (ihtiyaçları en iyi karşılayacak bir
biçimde).
5. Görsel yardımcıları ve broşürleri tasarlayıp hazırlama.
6. Ezberleme ve prova yapma.
7. Gerçekleştirme.
Zayıf bir sunum yapmanın garantili tek yolu, yetersiz
hazırlıktır. En berbat sunumları yapan tecrübeli insanlar
gördüm; çünkü onlar birkaç temel beceri kazanmayı reddediyordu.
İyi bir sunum, iki ya da daha çok kişi arasındaki etkili
iletişimden daha öte bir şey değildir. Bu bir beceridir ve diğer
beceriler gibi öğrenilebilir. Umut vaat etmeyen insanlar bile,
kendi içlerindeki yeteneği açığa çıkarabilirler. Kekeleyip
pepeleyen kişiler, yine kekeleyip pepeleyecektir; fakat buna
rağmen, etkili biçimde sunum yapabilirler.
Bu kitap, her şeyden önce iletişim kurmayla ilgilidir. Kitap,
dinleyicilerinizi nasıl anlayacağınızı ve onlarla en etkili
biçimde nasıl ilişki kuracağınızı gösterecektir.
Nasıl iletişim kurarsınız?
Bir eylem planını savunan veya buna karşı çıkan, gerçekten çok
inandırıcı sunum yapmışken, yine de kimsenin söylediklerinizden
zerre kadar etkilenmemiş göründüğünü hissettiğiniz, hiç oldu mu?
Sözgelimi, siz diğer insanları etkilemeye çalışırken, vücut
dilinizin, sesinizi kullanma biçiminizin ve “tavrınızın”
(“cazibe” veya “karizma” olarak da bilinen, tam tanımı
yapılamayan kişisel özellik) ne kadar farkındasınız?
Britanya’da ve ABD’de yapılan çalışmalar, diğer insanlar
hakkındaki yargımızı, üç ana özelliğe dayandırma eğiliminde
olduğumuzu gösteriyor:
* Sözel (kelimeler)=%7
* Vokal (ses tonu)=%38
* Görsel (beden dili)=%55
Önemli olan söyleme şekliniz
Dinleyenler için sesinizi ilgi çekici kılacak şekilde farklı ses
tonlarını ve ses düzeylerini kullanıyor musunuz, yoksa (dürüst
olun) uzun süre konuşmanız gerektiğinde (örneğin, 4 ya da 5
dakikadan fazla sürekli konuşunca) sesiniz monotonlaşma eğilimi
mi gösteriyor?
Vereceğiniz yanıt, diğer insanların size verdiği tepki konusunda
oldukça açıklayıcı olabilir. Yavaş ve ortalamadan düşük tonda
konuşan biri, genellikle güçlü ve saygın bir kişi olarak
algılanır. Hızlı ve yüksek sesle konuşan kişi, heyecanlı, fakat
‘önemsiz’ ile ‘kesinlikle güvenilmez’ arasında bir kişilik
olarak görünecektir.
Peki ya vücut diliniz?
Sözgelimi, pek nadir el-kol hareketi yapan bir kişi güçlü,
ölçülü ve zeki olarak görünür. Sık sık ve heyecanlı el-kol
hareketleri yapan bir kişi ciddiyetsiz, hâttâ sokak
reklamcılığından öte iş yapamayacak biri olarak görünebilir.
Kısacası, en parlak konuşmanın bile başarısı, sonuçta
konuşmacının sunum tarzına bağlıdır; konuşmanın içeriğine değil.
Hangi durumda olursa olsun, eğer sunum tarzınız dinleyicileri
etkileyecek nitelikte değilse, içerik geçersiz hale gelmeye
başlar.
1960 yılında ABD başkanlık koltuğu için yarışmakta olan John F.
Kennedy ve Richard M. Nixon arasındaki seçim öncesi tartışma, bu
olgunun yaşanan çok güçlü bir örneği olarak sayılmalıdır. Bu
tartışmayı yalnızca radyodan duyanlar, algılarında sözel içeriğe
ve ses işaretlerine dayanmışlardı. Bu gruptaki insanların çoğu
Nixon’ı daha iyi bir aday olarak değerlendirdi. Tartışmayı
televizyonda gören; sözel içerik ile ses işaretlerini alan ve
aynı zamanda iki konuşmacının vücut dilini gören insanların
çoğunluğu, John F. Kennedy’yi çok daha güvenilir bir aday olarak
algıladılar.
Tarihin basit bir gerçeğidir; politikaları olan Nixon’dı, ama
başkanlığı Kennedy kazandı! Dinleyicileriyle sıcak ilişki
kurabilen sunumcu, bilinç ve bilinçaltı düzeylerinde etkili
oluyor.
Korkuyu hissettiğiniz an...
Ancak iyi bir sunumun beş kilit unsurunu göz önünde
bulundurmanız, size avantaj kazandıracaktır.
·
Amacınızı ana hatlarıyla belirleyin
·
Dinleyici kitlenizi analiz edin
·
İhtiyacınızı tanımlayın
·
Bilgilerinizi düzenleyin
·
İletişim yöntemlerinizi hazırlayın
Başarılı bir sunum gerçekleştirmek için sunumun neyle ilgili
olduğu konusunda net bir düşünceye sâhip olmalısınız. Konuyu tam
ve doğru anlamalısınız. Eğer gerekliyse, amacı her yönüyle
anladığınızdan emin olana kadar, bilgi edinmeye devam edin.
Her sunumun bir nedeni ve ihtiyaçları vardır. Bu gereksinimi
karşılayabilmek için sizin neye ihtiyacınız var? Bunu “gözü
kapalı” yapabilir misiniz? Yoksa biraz araştırmaya ihtiyaç
duyar mısınız?
Fakat gerekli sonuca ulaşmak için sunuma hangi bilgiler dâhil
edilmeli? Az bilgi verirseniz, sunum herkesin zamanını çalan bir
olay haline gelir. Öte yandan çok fazla bilgi verirseniz,
bilgilerin çoğu ertesi gün unutulur; yine herkesin zamanını
çalan bir etkinlik olur.
Eğer hedefinizi daha doğru biçimde tanımlarsanız, sunuma
alınması ve dışarıda bırakılması gerekenleri belirlemek daha
kolay olur.
İletişim
Hangi görsel yardımcıları (eğer varsa) kullanacaksınız? Sunum
nerede gerçekleşecek? Sunumda ne tür bir yol izlenecek?
Sunumunuzun çerçevesini planlayacağınız ve en önemli sorun
üzerinde düşüneceğiniz yer burasıdır: Sunumunuz dinleyicileriniz
tarafından nasıl algılanacak (Söylediğinizi ve demek
istediğinizi anlayacaklar mı? Ne söylediğinizi düşünecekler? Ya
da duyduklarını sandıkları şeyle neyi kast ettiğinizi
düşünecekler?)
Biraz kaygı hissettiğinizde, bu duyguyu “yeniden biçimlendirin.”
Başınıza geleni, gerçekten başarılı bir performansı hızlandırma
süreci olarak yorumlayın. Fazladan bir parça adrenalinin size
“performans üstünlüğü” vereceğini kendinize hatırlatın. Sonra da
en iyi sunumunuzu yapmak için gerekli olan şeylere yoğunlaşın.
Aşağıdaki liste, meslektaşları tarafından seçkin sunumcular
olarak kabul edilen kişilerce çok sık kullanılan beş beceriyi
sıralıyor:
İnce ayar
Sonuçlar
Sıralama
Sınırsız bakış açıları
Başarıya güven
* İnce ayar
Becerikli bir sunumcu, belirli bir dinleyici topluluğuna
olabildiğince uygun hale getirmek amacıyla, bilgilerini sürekli
olarak netleştirir ve ayrıntılandırır.
* Sonuçlara ulaşmak
En iyi sunumcular, planlama aşamasının başlangıcından itibaren
iki temel soruya doğru yanıtı vermek için çaba gösterir:
Sunumun neye ulaşmasını istiyorum?
Ben hedeflediğim sonuca ulaştığımda, dinleyiciler nasıl
davranacak?
* Etkili sıralama
Sıralama, “bilgileri yönetilebilir bölümler halinde sunma
işlemi” olarak tanımlanabilecek temel bir beceridir.
Bazıları genel bir bakışla başlamayı, ardından konunun özüne
inmeyi sever; diğerleri ise ayrıntılarla başlamayı ve genele
ulaşmayı tercih eder.
Usta sunumcular bilgileri aşağı doğru sıralar. Yâni genel bir
bakışla başlarlar ve sonra ayrıntılara inerler.
* Sınırsız bakış açısı
Birçok üst düzey konuşmacı, sunumlarını üç farklı konumdan
yaparlar: 1. konum, onların bakış açısı; 2. konum dinleyicilerin
bakış açısı; ve 3. konum “tarafsız gözlemci” veya “duvardaki
sinek” konumudur.
* Olması gereken olacak
En usta sunumcuların çoğunda ortak olan beşinci özellik, her
sunumun, ne olursa olsun başarı kazanmaya yazgılı olduğuna
ilişkin sarsılmaz inançtır. Sanki onlar kendi kendilerine,
tamamen bilinçdışı biçimde olsa da şöyle derler: “Benim bu
sonuca ulaşmam gerekiyor; öyleyse o gerçekleşecek.”
Kendi kendinize, bu sunumda yapabileceğiniz en iyi işi
çıkaracağınızı, başarılı olacağınızı ve o başarıyı hak
ettiğinizi telkin edin. Bu tekniği düzenli olarak uyguladığınız
zaman gelişen kendine inanç gücü sizi hayrete düşürecek.
Bu arada, sunumun gerçekleşeceği salonda biraz zaman
geçirirseniz, canlandırmanızın daha da etkili olduğunu fark
edeceksiniz. Eğer mümkünse, salonu “hissetme”-onun boyutlarını,
gürültü düzeyini, oturma düzeyini vb.-fırsatını kaçırmayın.
Sanki o yerin sahibiymiş gibi, salonun etrafında gezinin.
Güven sorunları
Bir sunumda asla yalnız olmazsınız, sâdece siz öyle
hissedersiniz
Bir telefon konuşması sırasında fiziksel, sözel olmayan
işaretler bütünüyle devre dışıdır ve ipuçlarımızı diğer kişinin
ses tonundan ve seçtiği kelimelerden almamız gerekir. Birçok
kişinin hayli farklı bir “telefon tarzı”na sâhip olduğu bilinir;
oysa bu sözel işaretler her zaman bütünüyle güvenilir değildir.
Bazılarının önemli ve hassas konuları telefonla görüşmemeyi
tercih etmesinin temel nedenlerinden biri budur.
Mektup yazmaya gelince, bu iletişim yönteminde kuşkusuz hiçbir
geribildirim almayız. Bu nedenle pek çok yetişkin, mektuplarını
hemen hemen bir telgraf gibi net ve kısa yazma eğilimindedir.
Sunum yapma,-alınan geribildirim anlamında-bir telefon görüşmesi
ile mektup yazma arasında bir yerde yer alır.
Önceden yaptığınız bir sunumu yeniden yapıyor olsanız bile, tüm
materyalinizi gözden geçirin.
Görsel yardımcılarınız olabildiğince net ve ilgi çekici mi?
Sunumdaki “olgu”ların herhangi biri, en son sunum yaptığınızdan
beri değişti mi? Yeni dinleyiciler için sunumu daha ilgi çekici,
daha yararlı ya da daha uygun hale getirecek herhangi bir şey
ekleyebilir, çıkarabilir ya da değiştirebilir misiniz?
Bakmak, hissetmek, işitmek
Dünyaya ilişkin görüşlerimizi bir dizi filtre-işitsel, görsel ve
duyusal-aracılığıyla geliştiririz. Sözgelimi, bir şeyin
açıklamasını yaparken, “Kulağa doğruymuş gibi geliyor” ya
da “Şimdi haklı olduğunu görüyorum” veya “Bunun iyi
bir fikir olduğunu hissediyorum” diyebiliyoruz. Nasıl
düşündüğümüzü ifâde ederken sözcüklerimizi bilinçdışı olarak
seçeriz-tercih ettiğimiz düşünme tarzı (TDT)-ve çoğu kez, bizim
kullanmayı tercih ettiğimiz filtreyi ya da filtreleri kullanıyor
gibi görünen kişilere olumlu yanıtlar veririz; şu ifadeleri sık
sık kullanırız: Aynı fikirde olmak, aynı dili konuşmak, ortak
duygulara sâhip olmak.
El işaretleri izlenmeli
İnsanlar sıklıkla küçük, ama kolayca fark edilebilir hareketler
yapar; bu hareketler onların belirli bir anda düşünme tarzını
güçlü biçimde ortaya koyar. Örneğin:
* Gözleri ovalamak veya göz bölgesi civarına işaret etmek görsel
bir TDT’yi vurgular. O kişi muhtemelen “demek istediğinizi
anlamıyor”dur. Ya da belki, daha ilgi çekici görünen tepegöz
asetatlarındaki bir şeye göze takılmıştır.
* Kulak ya da ağız çevresinde yapılan dikkat çekici herhangi bir
hareket, işitsel bir TDT’nin iş başında olduğunu gösterir.
Sözgelimi, birisi kulak memelerini çekiştirmeye başlarsa, bu
onun “işittiklerinden hoşlanmadığını” gösteriyor
olabilir; fakat öte yandan o kişi “çok şey söylediğinizi”
düşünüyor da olabilir.
* Kollar ve/veya ellerle yapılan hareketler (bir kolu veya
bacağı ovalamak ya da giysilerin çeşitli kısımlarını gerekli
olmadığı halde düzeltmek gibi) genellikle bir duyusal yanıta
eşlik eder. Bu kişi “söylediklerinizin altının doldurulması
gerektiğini” hissediyor olabilir ya da sizin görüşlerinizin
ona “konunun ayrıntılı bir açıklamasını” sağladığını
düşünebilir.
Derleyen:
Halit Yıldırım
Halit Yıldırım'a
teşekkürlerimizle
Denizce

11.04.2008 |