e-mail    
denizce@denizce.com
 





A.I. Soljenitsin
Arthur Miller
Claude Simon
Doris Lessing
Ernest Hemingway
Federico Garcia Lorca
Franz Kafka
George Bernard Shaw
Heinrich Böll
Henry Miller
Ingeborg Bachmann
James Joyce
Jean-Paul Sartre
John Steinbeck
Marcel Proust
Maxim Gorki
Pablo Neruda
Rabindranath Tagore
Simone de Beauvoir
Sinclair Lewis
Thomas Mann
Toni Morrison
  Ana Sayfa Yelken Su Altı Denizcilik Toplumsal Hobiler
 
  Ayın Güzeli
Bağlar
Denizci Dili
Faydalı Bilgiler
Püf Noktası
Resim Galerileri

 

 Yüzyılın Yazarları  

  Simone de Beauvoir                                                           

 

 

 

09.01.1908 - 14.04.1986

 

"Eşit Haklar Savunucusu"

Fransız yazar yapıtlarını egzistansiyalizme (varoluşçuluğa) adamıştır. Roman ve denemelerinde, kadının kendi hayatıyla ilgili kararları kendi başına verebilmesi için öncülük ederek 70'li yıllarda kadın hareketinin başta gelen kuramcıları arasında yerini almıştır.

Beauvoir Paris'te doğdu ve burada burjuva bir ailenin kızı olarak büyüdü. Cours Désir adlı yatılı kız okulunda sıkı bir Katolik eğitim aldı. 1925'te 17 yaşına gelince, filoloji ve matematik eğitimine başladı. Ertesi yıl Sorbonne Üniversitesi'nde felsefe tahsiline başladı ve burada Jean-Paul Sartre ile tanıştı.

1943: İlk Romanı Beauvoir 1929'da üniversiteyi ikincilikle bitirdi; birinciliği Sartre almıştı. Arkasından, önce Marsilya'da, daha sonra da Rouen'de öğretmenlik yaptı. Her ne kadar Sartre'dan uzakta olmak ona zor geldiyse de, çoktandır istediği, anne-baba evinden bağımsız olmayı başarmıştı. Beauvoir 1936'da Paris'e döndü, yedi yıl sonra da Sartre ile beraber yaşamaya başladı.

Yine 1943'te, kıskançlık konusunu işlediği L'invitée (Konuk Kız) adlı ilk romanını yayınladı. Yazar varoluşçuluğun ana fikrini (insanın özgürlüğü kaçınılmazdır ve hayatına kendisi bir anlam bulmakla yükümlüdür) paylaşmakla beraber, yapıtları umut ve mutluluğu beklemek açısından Sartre'ınkilerden ayrılıyordu. İlk kitabıyla kadını edebiyatta yeni bir yere oturttu: Kadın, uyanık zekâsıyla çok duygulu bir biçimde hayatına bir anlam vermeye çalışarak erkeğin kurduğu dünyaya baş kaldırır.

1944'ten Sonra: Ahlaki Dönem 1944'te Le sang des autres (Başkalarının Kanı) adı altında yayınladığı romanında özgürlükle sorumluluk arasındaki bağlantı işlenmektedir. Beauvoir aynı yıl öğretmenliği bıraktı. Savaştan sonra ilk kez sahnelenen Les bouches inutiles (Yararsız Ağızlar) adlı oyunda genelin yararı için bireyin feda edilip edilemeyeceği sorusu tartışılmaktadır. Ne var ki, bu oyunu başarılı olamadı. 1946'da ölümsüzlüğe ulaşmış olan bir insanın öyküsünü işlediği Tous les hommes sons mortels (Bütün İnsanlar Ölümlüdür) adlı romanını yayınladı. Bu insan, zaman geçtikçe, kurtuluşu ancak ölümde bulabileceğini anlar. Beauvoir bu üç yapıtını sonradan "Ahlaki Dönem" adı altında bir araya topladı. Bunu izleyen zaman içinde, Sartre ile birlikte Batı'nın siyasetine karşı bir protesto gösterisi olarak algıladıkları çok sayıda seyahat yaptılar. Örneğin Vietnam ve Cezayir'deki savaşlara karşı çıktılar. Beauvoir, yaptığı gezilere ilişkin anılarını L'Amerique au jour le jour (Günü Gününe Amerika) adlı röportaj kitabında anlattı.

1949: Feminizmin "İncili" 1946-49 yılları arasında popüler bir bilimsel araştırma olan Le deuxiéme sexe (İkinci Cins) adlı yapıtında kadınların erkeklerle aynı haklara sahip olmasını talep etti. Bunun özünde yatan düşünce, insanın kadın olarak doğmayıp sonradan kadın haline getirildiğidir. Beauvoir, kadının hayatını kendi istekleri doğrultusunda biçimlendirebilmesini istiyordu. Kadına uygulanan baskının nedenlerini incelemekle modern feminizmin kuramsal temelini atmış oldu. 1953'te, kırk beş yaşına geldiğinde, başta tereddüt ettikten sonra, Marksizmi "kabul etti". Bir yıl sonra, entellektüel solcu yönetici tabakasının yıkılışını konu aldığı Les Mandarines (Mandarinler) adlı romanını yazdı. Bu yapıtı, çıktıktan kısa bir süre sonra, Prix Goncourt ile ödüllendirildi.

1958-63: Anıları 1958'de yayınlanan Mémoires d'une jeune fille rangée (Bir Genç Kızın Anıları), Beauvoir'ın burjuva bir hayattan kaçışını anlattığı üç otobiyografik yapıtının birincisidir. Kurtuluşun belgesi niteliğindeki bu yapıtın cinsel, toplumsal ve entellektüel sorunlarla çok açık bir biçimde hesaplaşması, birçok okuru şoke etti. Anılarının ikinci cildi La force de l'âge'dan (Olgunluk Çağı, 1960) sonra La force de choses'de (Koşulların Gücü, 1963) Beauvoir, Sartre ile geçen hayatını anlattı.

70'li Yıllar: Feminizmin Hizmetinde Beauvoir'ın, annesinin ölümünden sonra yazdığı Un mort trés douce (Sessiz Bir Ölüm, 1964) adlı yapıtıyla başlayarak yaşlılık ve ölüm, konularının odak noktası oldu; örneğin La vieillesse (Yaşlılık, 1970) adlı deneme yazılarında olduğu gibi. Beauvoir kendisini, kendi deyimiyle kadın hareketinin "hizmetine" vererek 1974'te kadın hakları birliğine başkan seçildi. Sartre'ın ölümünden bir yıl sonra (1980), birlikte geçirdikleri son on yılı anlatan La cérémonie des adieux (Veda Töreni) adlı kitabını yazdı. Beauvoir 1986'da, 78 yaşında Paris'te hayata gözlerini yumdu.

 

   Kaynakça: Yüzyılın 100 Yazarı (Yeni Binyıl)