Bilgilerin
beyindeki sinir hücrelerine yüklenmesine "öğrenme", yüklenen
bilginin yerleştiği yerden çağrılmasına da "hatırlama"
deniliyor. Bellek ise bilginin depolanabilmesi ve bilginin
depodan çağrılabilmesi, yani hem öğrenme hem de hatırlama için
gerekli unsur. Hafıza, hayatta kalabilmek için en gerekli
becerilerden biri. Bir canlıda bellek olmadığında veya zayıfsa
öğrenmek mümkün olmuyor. Öğrenmek ve hatırlamak da hayatta
kalmanın ve yaşamanın temeli. Belleği olmadığı veya çok zayıf
olduğu düşünülen canlılar çok kolay av olabiliyorlar. Örneğin,
oltanın kendisini avlamak için düzenlenmiş olduğunu birkaç
dakikadan daha uzun süre aklında tutamayan balıklar fazla uzun
yaşamıyorlar.
Belleğin ilk
bileşkesi öğrenme. Bilgiler ilk olarak duyular yoluyla dış
dünyadan alınıyor. Gözlerden resim, kulaklardan ses, burundan
koku, dilden tat ve ciltten dokunsal mesajlar alınıyor.
Organlarca algılanan bu sinyaller, elektrik uyarısına
dönüştürülerek çok karmaşık sinir ağlarıyla beyne iletiliyor.
Tüm bu mesajlar elektriksel olarak önce "çok kısa süreli"
hafızamızda toplanıyor. Bu alanda henüz elektrik sinyali olan
bilgi 20 saniye kadar bekleyebiliyor. Bu süre sonunda bu alan
boşaltılıyor ve yerlerine aralıksız olarak yeni mesajlar
geliyor. "Kısa süreli" hafızaya geçen bilgiyse elektrokimyasal
değişimlere yol açarak korunuyor. Bilginin bu alandaki yaşamı 20
dakika ile 1 gün arasında değişiyor. Eğer bilgi yeterince sık
veya gerektiği kadar tekrar edilirse veya öğrenilirken çok yoğun
bir enerjiyle yüklenirse, bu bilgi uzun süreli belleğe
yerleşiyor. Bu tür bilgiler beyin hücrelerinde, yani nöronlarda
kalıcı kimyasal değişikliklere yol açıyor ve nöronlar yaşadığı
sürece korunuyor.
Beynimiz her
dakika milyonlarca kimyasal işlem yapıyor. Tüm bu işlemler için
çok miktarda glikoz, oksijen ve bazı enzimleri kullanıyor.
Vücudumuzun tükettiği oksijenin ve enerjinin önemli bir bölümünü
beynimiz kullanıyor. Bu gereksinimleri zamanında ve tam olarak
sağlayamadığımızda beynimiz fonksiyonlarını sağlıklı
gerçekleştiremiyor. Bu durumlarda düşünebilme yeteneğimiz
olumsuz etkilendiği kadar, aldığımız bilgilerin hafızada
yerleşme süreci de olumsuz etkileniyor. Sağlıksız beslenmek,
düzensiz uyumak, aşırı yorgunluk veya tam aksine çok durgun
yaşamak en belirgin bellek düşmanları arasında yer alıyor. Son
yıllarda, bellek güçlendirme yöntemleri ve hafızayı destekleyen
ilaçlar üzerinde bir çok çalışma yapılıyor. Bir bitki özünden
elde edilen "Vinposetin" adlı ilacın hafızayı güçlendirdiği
düşünülüyor. Bu ilaç beyin kan akımını ve nöronların oksijen
kullanma kapasitesini artırıyor. Son yıllarda üzerinde çalışılan
diğer bir ilaçsa, "Ginkgo Biloba". Bu ilaç glikosid ve lakton
moleküllerini içeriyor. Nöronlar arasında iletiyi sağlayan
mesajcı moleküllerin salgılanımı ve beyindeki kılcal
damarlardaki kan akımını artırıyor. Ginkgo biloba, bellek kaybı
ve dikkat bozukluğunda kullanılıyor. Dekosaheksanoik asit (DHA)
hafızayı güçlendiren diğer bir ilaç. Bir omega 3 yağ asidi olan
DHA beyinde hücreler arasında ve hücre içerisindeki enerji
üretim merkezi olan mitokondrilerde bulunuyor.
"Dimetilasetilatinol" (DMAE) denilen diğer ilaçsa beyinde kolin
adlı maddenin yapımını artırarak hafızayı güçlendiriyor ve
öğrenmeyi geliştiriyor. Özellikle dikkat bozukluğu ve öğrenme
zorluğu olan hiperaktif kişilerde yararı olabiliyor.
Vitaminlerin de bellek üzerinde olumlu etkileri var. Örneğin, C
ve E vitaminleri, beyin hücrelerini kimyasal reaksiyonlar
sırasında oluşan zararlı atık maddelere karşı koruyor. Böylece
beyin hasarını azaltarak hafızayı güçlendiriyor. Son yıllarda
geliştirilen bir çok ilaca rağmen hafızayı korumanın ve
arttırmanın en önemli yolları dengeli beslenme, aşırı stres ve
yorgunluktan uzak durmak ve beynimizi düzenli olarak
çalıştırmak.