| |

Çevrede yolunuzu bulmak için gereken tek
şeyin iyi bir bellek olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak kimi bulgular,
insanların içgüdüsel bir yön duygusuna sahip olduklarını ortaya
koyuyor.
Hayvanların çoğuyla karşılaştırıldığında, insanların oldukça
zayıf bir yön duyusuna sahip olduğu gerçeğini görmezden gelmek biraz
zor. Göç eden kuşların yön bulma becerileri çok iyi bilinir.
Kovanlarından birkaç kilometre uzakta besin arayan arılar, dönüşte
arkadaşlarına tam olarak nerede besin bulmuş olduklarını işaretlerle
anlatırlar. İnsanlara gelince, evine dönerken yolunu hiç kaybetmemiş
olduğunu söyleyebilenlerin sayısı çok az olsa gerek.
Bir kentte ya da yapı içinde yönümüzü bulabilmemiz, gizemli
bir içsel yön duyusuna sahip olmamızdan çok, beyinlerimizin yolların,
yapıların, koridorların ve başka "işaretlerin" görüntülerini öğrenmiş
olmasından. Göç eden hayvanların çoğu, dünyanın manyetik alanını
hissedebilir; ya da en azından konumsal değişiklikleri izlemek gibi
işlevleri yerine getirebilen özelleşmiş sinir hücrelerine sahiptir.
Öte yandan, biz memeliler bunların her ikisine de sahip değiliz.
Yoksa sahip miyiz? Sinir sistemi üzerinde çalışan ve çok
farklı şekilde düşünen bilim adamları var. Fare ve maymunların
yollarını bulmalarını sağlayan beyin hücreleri üzerinde yapılan
ayrıntılı çalışmalar ve beyin görüntüleme tekniklerinden elde edilen
sonuçların da giderek artmasıyla oldukça donanımlı hale gelen bu
araştırmacılar, bu konuyu yeniden ele almanın zamanının çoktan
geldiğine inanıyor ve memeli beyninin yön bulma konusunda o kadar da
zayıf olmayabileceğini söylüyorlar. Manyetik bir alıcıya sahip olmasak
da, biz memelilerde gerçekten de yön duyusuna benzer bir "şey" var.
Ancak bu konudaki kanıtlar çok doyurucu değil; dahası bu duyunun beyin
özelindeki ayrıntıları üzerinde yapılan tartışmalar hararetle sürüyor.
İnsanları bir sandalyeye bağladıktan sonra gözlerini kapatıp, onlara
dönmelerini söylemek, ciddi anlamda bilimselliği çağrıştırmasa da kimi
zaman çok basit deneyler bile çok açıklayıcı olabiliyor. Brooklyn'deki
New York Eyalet Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Merkezi'nden James
Ranck ve arkadaşları, dönmekte olan deneklerine, dönmeye ilk
başladıkları açıda durmalarını söylemişler. Vardıkları sonuçsa,
çevremizde kendimize "işaret" olarak aldığımız şeylerin izini sürme
konusunda, hiç de başarısız sayılmayışımız. Deneklerin tahminleri,
kendi ayakları üzerinde döndüklerinde ya da gözlerindeki bant
çıkarıldığında doğal olarak daha fazla tutuyordu. Ancak, hiç bir
görsel ipucu bulunmaksızın sandalyede öylesine oturur halde bile,
birkaç dönüşten sonra durulan nokta, doğru açıyla yaklaşık 30°'lik bir
farkın ötesine geçmemiş.
İşin ucunda yiyecek varsa, laboratuvar fareleri de benzer
biçimde davranabilir. Fareyi karşısında yiyecek duran dönen bir
tablanın üzerine koyup tablayı döndürdükten sonra, hayvanın hiç
düşünmeksizin yiyeceğe yöneldiğini gözleyebilirsiniz. Hatta hayvan
döndürülmeden önce ışıkların söndürüldüğü durumlarda bile.
|
 |
|
Ranck'e göre
bu durumun vurguladığı önemli birşey var: duyusal alıcılarla
alınan bilginin, iç kulaktaki denge sisteminden çıkan sinirsel
uyarılarla sınırlı olduğu durumlarda bile, beyinde yön ya da
konuma (oryantasyon) ilişkin "işaretleri" izleyebilen bir
düzeneğin varlığı. Ranck, bunu "doğal oryantasyon duyusu" olarak
tanımlıyor. Peki bu nasıl bir duyu? Ayrıca nasıl işliyor? |
Bu konudaki ilk ipuçları yine farelerden geldi. 1984 yılında
bir Pazar akşamı, Ranck, beyinde bulunan ve "subiculum" adı verilen
yapıdaki sinir hücrelerinin etkinliklerini elektrod yardımıyla
izlerken, farelerden birinde, daha önceden tanık olmadığı bir
"davranış" sergileyen hücreler bulunduğunu farketti. Fare orada burada
gezindikçe kimi sinir hücreleri, yalnızca farenin başı belli bir yöne
döndüğünde etkin hale geçiyordu.
Sinir hücrelerinin bir kısmının, neye tepki verecekleri
konusunda inanılmaz derecede seçici olabildikleri bilgisi, yeni birşey
değil. Örneğin, beynin görmeyle ilgili bölgesinde, yalnızca belirli
renklere, ya da yatay değil de dikey çizgilere duyarlı hücreler var.
1971 yılında, Londra Üniversitesi'nden John O'Keefe, farelerin,
konumlarını bir oda, kafes ya da labirentin duvarlarına göre
belirlemesine yardımcı olan hücreler bulmuştu. Ranck'in bulgularının
yeniliği, bunların, bazı hücrelerin belirli "yönlere" de duyarlı
olabileceğinin ilk kanıtı olmalarıydı. "Zaten sinir sistemi üzerinde
yoğunlaşan bilimsel alanların (nöral bilimler/neuroscience) çoğu, var
olduğunu bildiğimiz davranışların niteliğini açıklamaya yönelik"
yorumunu yapıyor Ranck. "Ancak bu, kuşların göçü üzerinde çalışanları
dışında, çok az bilim adamının düşünebileceği birşeydi."
Ne var ki nöral bilimlerde, yalnızca tuhaf özellikler
gösteren hücrelerin belirlenmesi, yeterli değil. Bulgularınız, ancak
hücrelerin nasıl çalıştıkları, diğer hücrelerle ne gibi bağlantılar
kurdukları ve beyinde başka nerelerde bulunabileceklerine ilişkin
ayrıntılarla desteklendiğinde ciddiye alınabiliyor. Daha sonraki
yıllarda Ranck, çalışma arkadaşları Jeffrey Taube ve Robert Muller'le
birlikte bu "baş-yönü hücreleri"nin oluşturduğu ağları ortaya
çıkardılar. New Hamphshire'da, Dartmouth Üniversitesi'ndeki
laboratuvarında çalışmalarını sürdüren Taube, şimdilik beynin beş
bölgesinde bu hücrelerin varlığını belirlemiş durumda.
Bu araştırmacılar, hücrelerin yöne bağlı seçimlerinin,
hayvanın koşuyor veya duruyor olmasından, odanın büyük veya küçük,
kare veya/ve dikdörtgen, boş veya dolu olmasından bağımsız bir
şekilde, aynı kaldığını gösterdiler. Hatta karanlıkta bile, her bir
hücre seçtiği yönü "anımsıyor" gibiydi; baş yalnızca o yöne döndüğünde
etkinleşiyordu. Hücrelerarası bağlantı dizileri, örneğin "ön" veya
"kuzey"in neresi olduğuna ilişkin sanki kendilerince bir karar
veriyor, sonra da o yönü esas alarak hayvandaki konumsal değişikliği
izlemeye çalışıyorlardı. Hayvan oraya buraya döndükçe, seçimlerini
farklı yönde yapmış hücreler bir uyarılıyor, bir yatışıyor, böylece
başın yönü değiştikçe hareket odağı, her bir bağlantılı hücre
dizisinde hücreden hücreye kayıyordu.
Bazı hücreler, baş hareketlerini saniyenin onda biri kadar
bir süre içinde sezinleyebiliyorlar. Taube'a göre bu, hücrelerin, göz
ve iç kulaktaki denge düzeneğinden bilgi almalarının yanısıra, baş
hareketlerinin denetimi için beyinden boyun kaslarına gönderilen
uyarıları da "gözlediklerinin" bir göstergesi.
Fareciğin pek hoşuna gitmeyen durumsa, yer değiştirme çabası
içinde olduğu birkaç gün içinde, yön bulma hücrelerinin "kuzey" veya
"ön" duyularının yavaş yavaş sapmasıyla, hayvanın, yönüne ilişkin
ölçütlerini kaybetmesi. Neyse ki, farenin kapı veya pencere gibi
"tanıdık" birşey görmesi, düzeneği hızla yeniden harekete
geçirebiliyor. Bu görüntü aynı zamanda, fazla sayıda dönüş hareketinin
yön bulma hücrelerinde neden olduğu şaşırtıcı etkiyi de silebilir.
"Başınız döndüğünde hücreler her taraftan tetiklemeye başlar" diyor
Taube; ama tanıdık bir işaretle karşılaştığınızda bu tetiklenme
silsilesi normale döner."
Taube'un açıklamalarını ikinci çoğul şahısa ("siz")
yöneltmesi, yöne duyarlı hücrelerin, insanı da içeren primatların
beyinlerindeki varlığına olan inancını açık ediyor.
Yıllarca buna ilişkin yeterli sayıda doyurucu kanıt
bulunamadı. Ancak 1998 yılında Oxford Üniversitesi'nden Edmund Rolls
ve ekibinin, makak maymunlarında yöne duyarlı hücrelerin keşfini
açıklamaları, bu durumu değiştirmişti. Farelerde olduğu gibi bu
hayvanlarda da başın, hücrelerin "seçtikleri" yöne hareket etmesi, bu
hücrelerin hızlı bir şekilde tetiklenmesiyle sonuçlanıyordu. Rolls'un
inancı, bu hayvanların beyinlerinde bu konuda olup bitenlerin, insan
beyni için de iyi bir model oluşturduğu.
Şurası kesin ki, yön bulmak, başın hangi yöne baktığını
bilmekten fazlasını içeriyor. A noktasından B noktasına hareket etmek
için, uzamsal konumunuzu da izleyebiliyor olmanız gerekiyor. İşte
O'Keefe'in keşfettiği hücrelerin sahneye girdikleri nokta burası.
Memelilerdeki yön duyusunu, bu konuma-duyarlı hücreler hakkında bilgi
sahibi olmaksızın, anlamak olanaklı değil. Londra Üniversitesi'nde
O'Ke-efe ve Neil Burgess'in şu sıralar yapmaya çalıştıkları da bu.
Phillips, H., "Where Am I?",
New Scientist, 23 Ocak 1999
Kaynakça:
Bilim ve Teknik Dergisi
S: 399
Şubat-2001
|
|