|
Yaşı
elliyi geçtiğinde Çin bilgesi, filozof ve siyasal yönetici
Konfüçyüs önce bir kentin valiliğine daha sonra da adaletin
işleyişinden sorumlu bir kurumun başına getirilmişti. Ancak bu
görevi o dönemin siyasi çalkantıları nedeniyle kısa sürmüştü...
Konfüçyüs
için verdiğimiz bu örnek kötü sonlansa bile bizleri biraz olsun
umutlandırıyor. Demek ki hayalini kurduğumuz şey, yani bir
bilgenin yönetici tayin edilmesi yüzyıllar öncesinde benimsenen
bir tutummuş.
Düşünür
Platon’un konu hakkındaki fikirleri daha da zengindi. Devlet
isimli kurgusal ütopik eserinde bambaşka noktalara değinmişti.
Kendisine toplumun nasıl huzur bulacağı sorulduğunda yanıtı
Bilgeler kral olduğu zaman!… şeklindeydi. Herkesi
şaşırtabilecek bu küçük cümle tarihsel süreç içerisinde hep göz
ardı edildi. Siyaset ve politika ile uğraştığını iddia edenlerin
ya da bu konuda adım atmaya kalkanların Platon’un öğretisinden
haberleri yoktu. Belki de vardı da görmezlikten geliyorlardı.
Bir toplumun önderi ancak bilge kişiler olabilirdi.
Bilge sözcüğü filozofluk ile de eşdeğer tutulabilir ya da
bilge olarak gerçek bilginin sahibi, etik ve ahlâk
ilkelerini kendisinde toplamış ve yetişmiş bir insan anlamını
çıkarmak da mümkündür. Platon’un Devlet kitabında geliştirdiği
model doğruluk ve adalet sorunundan kökenle ortaya çıkmıştır.
Devlet, toplumdaki düzeni sağlayabilmek için, temel değerlerden
biri olan doğruluğu, herkesin kabul edeceği bir ilkeye oturtmak
durumundadır. Bunu sağlayacak kişiler siyasetçiler olamaz. Çünkü
siyasetçi nasıl siyaset yapılacağını bir oyun gibi anlamaya
çalışırken ayrıntıları ve işin özünü kaçırır. Evet, ne yazık ki
bugünün siyasetçileri ve politika ustaları aslında bir
bilgenin yapması gerekenleri üstlenmiş oluyorlar. Yani,
devletleri yönetmek! Bu kadar önemli ve sorumluluk isteyen bir
görevin sadece siyasetçi olduğunu düşünen kişilerin yapmaya
çalışması sığ sularda yüzmeye benziyor. Çünkü etik ve ahlâk
felsefesi ile bilinçlenmiş birisinin fikirsel derinliği ancak
devlet kavramının özüyle bütünleşebilir. O halde… O halde etik
ve ahlâk ilkeleri yönetimlerin ana teması olmalıdır. Bunu
bilge sağlayacaktır.
Bu yöndeki
örneklerin azlığı bilgelerin yönetici olması konusunda haklılık
gerekçesinin sona erdirilmesine neden olmamalıdır. Kolay mıdır
bir bilge gibi yaşamaya ve çabalamaya çalışmak? Okurken
ve yeni sentezlere ulaşırken vatanının en yüksek zirvelerde
gezinmesini ister bilge. Kaç kişi vardır böyle? Varsa
bile o insanların doğal isteği bilgi sahibi olmak ve bağlı
bulundukları toplumun mutluluğu için uğraş vermektir. Bundandır
ortada görülmemeleri, bundandır yadırganmaları.
Hindistan’ın
Britanya’ya karşı verdiği bağımsızlık mücadelesinde ruhani ve
siyasi lider olan Gandhi’nin (1868-1948) sözleri de bilge bir
devlet adamının nasıl etkili olabileceğini gösterir
niteliktedir.
Söylediklerinize dikkat edin, düşüncelere dönüşür,
düşüncelerinize dikkat edin, duygularınıza dönüşür,
duygularınıza dikkat edin, davranışlarınıza dönüşür,
davranışlarınıza dikkat edin, alışkanlıklarınıza dönüşür,
alışkanlıklarınıza dikkat edin, değerlerinize dönüşür,
değerlerinize dikkat edin, karakterlerinize dönüşür,
karakterlerinize dikkat edin, kaderinize dönüşür…Bu
arada Gandhi’nin Atatürk’ün başlattığı Kurtuluş Savaşına destek
verdiğini ve onun fikirlerinin üçüncü dünya ülkelerine ışık
tutacağını ifade ettiğini hatırlatmadan geçmemeliyiz.
Şimdi biraz
daha rahatlayarak düşüncelerimizi zenginleştirelim. Gerçekten de
etik ve ahlâkî öğretilere saygı duymuş, bu bilimin varlığına
gönülden inanmış bir kişi her hangi bir yönetimsel kademede
görev alsa neler olurdu? Böylesi önemli bir görevi bu tip bir
kişinin üstlenmesinin sosyal, kültürel, siyasal sonuçları ne
şekilde gelişim gösterirdi? Bunu biraz da kendi çalışma alanım
ve ilkelerim açısından kişileştirerek ortaya çıkacak sonuçları
olasılıklar açısından değerlendirmeye çalışacağım. Eğer bir
bilge yönetici olursa…
-Bu
yöneticinin görevli bulunduğu kademede “Her şeye rağmen etik”
söyleminden vazgeçmeden görevini kararlılıkla sürdüreceğinden
emin olabilirsiniz. Çevresinde kendisini bu yoldan saptırmak
isteyenler varsa bunları görevden alacak, yerine çalışkan,
bilgili ve etik ilkelere sahip kişileri tayin edecektir.
-Yönetimde
bulunduğu sürece etik ve ahlâkî kriterlere uygun bir yöneticinin
nasıl olması gerektiğini bildiğinden dolayı duyarlı, şefkatli
ama ciddi ve kararlı tavrını koruyacak, bundan ödün
vermeyecektir.
-Toplumun
en küçük birimi olan aileden başlayarak diğer üst kesimlere
kadar uzanan bir çizgide eğitime önem verecek, bu eğitimin
özellikle etik ve ahlâk motifleriyle bezenmiş olmasına dikkat
edecektir.
-Eğer
elinde yetkileri varsa (ki mutlaka belli yetkileri olacaktır)
yöneticilik yaptığı yerin düzenini hukukî prensiplerden önce
etik ve ahlâkî prensiplere göre yeniden oluşturacaktır.
-Politikanın etiğin emrine verilmesini sağlayacak önlemleri
alacak, etiği asla politikanın yozlaştırıcı yaklaşımlarına alet
etmeyecektir.
-Oturan
değil, sorunu yerinde bizzat gidip gören, izleyen, sonuca
ulaşması için uğraşısını sürdüren, bu amaç uğruna kendi sosyal
yaşamından gerekirse fedakarlık eden bir kişi olacağından ötürü,
etkisinin bulunduğu yerlerde toplumsal yaşamın içinde belirgin
ve olumlu düzelmeler yaşandığı rahatlıkla görülecektir.
-Kibirden
uzak duracak, sözüne sadık kalacak ve yönetimi süresince “ben
söylemedim” ya da “ben öyle demek istememiştim” gibilerinden
tavırlar ve söylemler içerisine girmeyecek, böylece bir güven
ortamının oluşmasını sağlayacaktır.
-Doğru
olan şeyi gördüğü zaman bunu yapmamanın cesaretsizlik ve
zayıflık olacağına inandığından ötürü doğruluk topluma hâkim bir
değer haline dönüşecektir.
-Merhamet
ve hayırseverlik onun önem verdiği konuların başında
gelmektedir. Onun yönetiminde insanların sebepsiz yere ıstırap
ve acı çekmeleri oldukça zordur. Hele bir yönetici olarak
kendisi bu ıstırap ve acının asla sahibi olmayacaktır.
-Adaleti
öncelikle etik ve ahlâkî sistemin varlığı ile sağlamayı
deneyeceğinden dolayı adaletsizlik kavramı giderek anlamını
yitirmeye başlayacaktır.
-Yönetimde
bulunduğu sürede ihtiyacı olanlar için eli açık davranırken bunu
asla aşırılığa kaçmadan gerçekleştirecek ve böylece maddi
konularda bir açmaza girilmesi söz konusu olmayacaktır.
-Dinlemeden ve iyice ölçüp biçmeden karar vermeyecek, kararı
ancak bundan sonra alacaktır. Bunun sonucunu ise gaddarca ve ön
yargılı olmayan bir yönetim şekliyle bütünleştirecektir.
-Bilgiye,
bilmeye ve tanımaya değer verecektir. Cahillik hüküm sürmeyecek,
cahilce işler yapılmasına izin vermeyecektir.
-Örnek
teşkil eden tavırlarını devam ettirdikçe belli bir sadakatin
doğması kaçınılmaz olacak, kendisini toplumuna sevdirecek ve
bağlı kılacaktır.
-Saygınlığı ve iyiliği elinden bırakmayacak ve böylece
yönetiminde bulunduğu kişilerin de iyiliği savunmalarına ve
benimsemelerine olanak tanıyacaktır.
-Yönetirken erdemli ve olgun insan olmaya çalışma ilkesini terk
etmeyecektir.
Bu benzeri
söylemlerin yer aldığı ya da buna benzeyen bir ülke var mıdır ya
da olmuş mudur diye hiç düşünmeyin. Çünkü Türkiye’de, Atatürk’ün
15 yıl içinde yaptıkları burada bahsettiklerimden farklı
değildi. Onun farklı, apayrı bir insan, devlet adamı ve komutan
olduğunu biliyoruz. Fakat onda başka özellikler de vardı
insanlığın kavramakta zorlandığı. O doğuştan bilge
özelliklere sahipti… Bu anlamda her zaman Atatürk’ün bilge
yönünü zenginleştirmek gerektiğine inandım. Olayın etik ve
ahlaki boyutunu irdeleyecek yaklaşımları desteklemek ve
geliştirmek gerektiğini kendi kendime tekrarladım. Acaba benim
de kurgusal bir öyküm olabilir mi? Türkiye’nin çağdaş ve modern
çizgide varlığını sürdürmesinde Atatürk öğretisini içinde
özümsemiş ve benimsemiş bir kişi olarak rolüm var mıdır? Bunu
zaman gösterecektir…
Amaç,
toplumun bir bütün içinde dirlik ve düzenini bozan her türlü dış
ve yabancı etkiye karşı var olmuş fikirleri yeni sentezlere
dönüşecektir. Bilge toplumun iç dinamiklerinin
zedelenmesinden kaygı duyar. Önündeki güzel örnekleri adeta
tekrar yaşayarak yaşatmaya çabalar. Politika bir yönetme sanatı
gibi gösterilse de, bilge kalpleri ve düşünceleri kazanma
yoluna gitmek ister. Bu tavırsal benzerlik Atatürk tarafından da
sıklıkla irdelenmiştir.
Şimdi
aklınıza şu düşünce takılabilir. Bilge sadece bilgi ile
uğraşmalı, düşünceler üretmeli ve siyasetin getirdiği
çirkinliklerin içinde olmamalıdır… Fakat bunun ile konumuzun bir
ilgisi yoktur. Çünkü zaten bilge siyasetin içine girmez.
O siyaset üstü bir kişi gibi davranarak böyle bir oyunun
oyuncağı olmaya izin vermez. Onun yönetimdeki yaklaşımı ilk
öncelikle saygıdır. Bilge bu saygıyı saygınlık şekline
çevirirken insanlar yüzyıllardır özlemle aradıkları bir tarzı
bulduklarından ötürü siyasetçilerin kendilerine özgü yaklaşım
biçimlerini kendiliğinden terk edeceklerdir. Dünyanın içinde
bulunduğu şu anki halin bununla çeliştiğini söyleyenler
olabilir. Ama bunlar boş laflardan ibarettir. Çünkü şu anki
dünya ülkelerini yönetenler bilge değildir. Dünya
toplumları bilge yöneticilere susamıştır adeta.
Politika’nın
çok yüzlülüğü içinde bilge tek olarak görünecek ve ilk
ödevinin önce bağlı olduğu vatanı sonra da tüm dünyayı
yanıltmamak olduğundan yola çıkarak arzulanan ve istenen hedefe
varacaktır.
Araya zaman
girince çoğumuz unutmuşuz. Bir zamanlar Türkiye Cumhuriyeti bir
bilge tarafından yönetildi. Hem de hiç siyaset
yapılmadan, hiçbir çıkar çatışması olmadan. Bu bilge
Atatürk idi. Onun benim ardımdan takipçiler gelecek diye haber
verdiği müjdenin gerçek olacağı gün mutlaka yaşanmalıdır.
Türk milleti
diğer bütün dünya milletlerinden farklı olarak ve onlara 20.
yüzyılın başlarında ispatladığı gibi yine bilge ya da
bilgeler tarafından yönetilmelidir.
Dr. Çağatay Üstün'e
teşekkürlerimizle
Denizce

02.01.2008 |